Blog Arşivleri

Grantchester Meadows – Grantchester Çayırı

Gecenin buz gibi rüzgarı dindi bu senin bölgen değil
Gökyüzünde bir kuşun çığlığı duyuldu

Bu yazının geri kalanını okuyun

Pink Floyd Louder Than Words Türkçe Sözleri

Şarkıyı dinlemek için tıklayın

Kelimelerden Güçlü

Şikayet ve kavga ederiz
Dalga geçeriz görür görmez birbirimiz
fakat bu yaptığımız…
Birlikte geçen o zamanlar Bu yazının geri kalanını okuyun

To Kill The Child Çevirisi

To Kill the Child” şarkısı 2004 yılında “Leaving Beirut” ile birlikte internet üzerinden bir süre bedava indirilebilen ve sadece Japonya’da CD olarak piyasaya çıkan Roger Waters parçalarıdır. Bu yazının geri kalanını okuyun

Syd Barrett – Here I Go Türkçe Sözleri

The Madcap Laughs albümünden Pink Floyd’a olan kızgınlığını doğrudan yansıttığı şarkılardan biridir. 

This is a story ’bout a girl that I knew
Bu tanıdığım bir kız hakkında bir hikaye

Bu yazının geri kalanını okuyun

This Heaven Türkçe Çevirisi

All the pieces fall into place when we walk these fields
Buralarda yürürken tüm parçalar yerine oturmaya başladı Bu yazının geri kalanını okuyun

The Wall Nedir? Ne Anlatır?

Roger Waters’ın 2013 Ağustos ayınıda ülkemizde de sergilenen büyük The Wall albümü ve şovu hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için bazı temel bilgileri topladım. Yazı albüm hakkında daha önce detaylı düşünmeyenleri veya pek bilgisi olmayan genç dinleyicileri hedeflemektedir. Bu yazının geri kalanını okuyun

The Thin Ice

The Thin Ice

Annen seni seviyor bebeğim…

ve baban da!

Ve deniz sana ılık görünebilir bebeğim.

Ve gökyüzü masmavi!

Ooh, ooh, ooh…

…bebeğim!

Ooh, ooh, ooh…

…masmavi bebeğim!

Ooh, ooh, ooh…

…ooh, ooh, bebeğim!

Modern yaşamın ince buzunda…

…paten yaparsan…

…peşinden sürüklersin…

…gözyaşından kirlenmiş,

milyonlarca gözün…

…sessiz sitemini, ardında!

Ayaklarının altında, o çatlak…

…bir anda oluştuğunda…

…sakın şaşırma!

Arkandan uğuldayarak gelen korkunla…

…buzu tırmalarken…

…aklını kaçırırsın,

derinliklerinden uyanıp çığlık çığlığa!
The Thin Ice

“The Thin Ice” bebek Pink`in ağlamasıyla başlar. Hernekadar “In The Flesh?” de Pink hikayesini bir yetişkin olarak anlatmaya başlatsa da, fiziksel olarak geri dönüşü ilk olarak bu parçada görürüz. Şarkı izleyiciye bugünkü yetişkin`i değil onun doğumuyla başlayan olaylara götürür. Ancak şarkı klasik bir geçmişe dönüş eski olayları hatırlayış değildir. Hayatın, annenin belki de ikisinin de ona söylediği bir ninnidir. Hernekadar basit bir melodiyle başlamış da olsa, sözler ve müzik Floyd`un pek çok parçasında olduğu gibi değişerek daha şizofrenik bir hal alır.
The Thin Ice savaş sahnesi

“In The Flesh?” parçasındaki patlamalar, yükselen sesler ile savaşı canlandırsa da, “The Thin Ice” dinleyiciler birden piyano ve synthesizer`in yumuşak ve yatıştırıcı notalarıyla sakinleştirilir. Gilmour`un yumuşak, nerdeyse femine vokaliyle parçanın ilk bölümünde sakin ve huzurludur. İster Pink`in annesi isterse yaşam tarafından söylenmiş olsun, Gilmour`un söyleyişi bize Pink`in annesi ve babası tarafından sevildiği hissi verir ve özellikle “In The Flesh?” karamsarlığından sonra onun hakkında bir umut uyandırır. Bu huzur dolu duygular albümün ilk kısmındaki renk ve
sembol olan blue – mavi ile tanımlanır. Psikoanaliz yapılırsa şayet, mavi saflığın, masumiyetin ve hayatın sembolüdür. Rüya ve edebiyatta ise bu renk okyanus ve gök yüzünü ile ilişkili olarak hayatın ve yaradılışın sembolüdür. Evrimcilerin hayatın okyanusdan geldiğini söylemesi psikoanalizcilere okyanus ve suyu hayatın kaynağı analığın sembolü olarak görmelerine neden olmuştur. Mavi gökyüzü, bu yüzden dünyadaki yaşamın sürekliliğini sağlayan su döngüsü=yaradılış=hayat ilişkisini sağlayan yağmur kadar doğurgan, üretkendir. Bu mavilik çoğunlukla suyun rengini, rengin kendisi de sık sık suya ilişkin sembolleri çağrıştırır.

Thin Ice tabakasının altı

Şarkıya dönecek olursak, genç Pink`e yapılan “Baby Blue – Mavi Bebek” çağrışımı ona annesi veya hayat tarafından verilen doğuşu ve masumiyetini destekliyor. Burada müzik ve sözlerin doğum ve masumiyetle direkt bir ilişkisi görülse de parçanın ilk bölümünde bir düzensizlik vardır: ilk bölümdeki bu ilk dalga sadece parçanın ikinci bölümünde değil Pink`in tüm yaşamında etki edecek büyük dalgaların habercisidir. Hernekadar “may – olabilir”, “but – fakat” gibi kelimeler (“and the sea may look warm to you, babe”…”But oooh babe”) sakin söylense de şarkının ilk bölümünde yaratılmış huzuru
irkilterek bozan şüphelerin ipuçlarını vermeye başlar. Dil bilimince konuşacak olursak, dinleyici “the sky may look blue – gökyüzü mavi görünebilir” sözünü duyduğunda peşinden gelecek bir “fakat…” beklentisi içine girer. Bu cümlenin başındaki inancımızı yıkan ters bir bildirmedir.(mavi görünebilir ama siyah gibi..)

Waters parçanın ikinci yarısını hayat yorgunu birinin alaycılığıyla seslendirir. Bu mazoşist ses yaşamın Pink`i hedef alan sözleridir. İlk bölümde masumiyeti ve yaradılışı sembolize eden su bu bölümde anlamını tamamen değiştirir ve bu kez hayatın yıkımın her çeşidini çağrıştırır. Bitkilere can veren su, sel ile onların yok oluşuna da sebep olur. İnsana hayat veren su onu boğabilir. Hayat veren anaç su form değiştirerek canlıyı dondurur veya yok eder. İşte Pink bu çeşit bir yaşamın içine girer. Sıcak ve saf bir okyanus olacağını düşündüğü hayattan soğuk ve steril bir ortama ilerlemektedir. Sevgi dolu anne ve kucaklayan hayat, donmuş ve boyun eğmez hale gelmiştir. “Deniz sıcak görünebilir” fakat gerçekte o ince buz tabakasının altında soğuk ve donuk bir ortama bulunur.

İnce buz tabakasındaki Pink

Psikoanalitik teoriye göre, su kendi fikirlerini de sembolize eder. Genellikle su kişinin zihnindeki derin, dipsiz su görüntüler ile kişinin en içsel, fark edilmeyen bilinç altı gerçekleri ile ilintilidir. Bu bağlamda bir kişinin zihni bir aysberge benzetilebilir: kişiliğinin sekizde biri ancak suyun dışında geri kalan yedisiyse şahsiyetinin batık tabanıdır. Buna göre Pink`in ruhunun ince buzun (thin ice) üstünde kalan kısmı bize onun ne kadar sert ve duygusuz bir kişi olduğunu veya olabileceğini gösteriyor ve belki de haber veriyor. Fakat işte aynı zamanda, bu ince buz tabakası onun aynı zamanda bilinçaltının keşfedilmemiş derinliklerine kaymasını ve şimdilik bastırılmış, yaşanamamış duyguların sonucu çöküp, delirmesini de önlüyor.

Yaşamı üzerinde görünen çatlak ve tuzakların nedeni sadece buzun üstündeki ağırlığından değildi. “Silent reproach of a million tear-stained eyes – milyonlarca gözyaşıyla ıslanmış gözlerin sessiz sitemi” doğuştan otomatik olarak oluşmuştur. Yaşam haksızlıklarla, hor görmelerle, imrenmelerle ve daha pek çok şeyle suçlanabilir. Beklentilerimizdeki fazlalık ne kadar haklı yada haksız olursa olsun, kaldırabileceğimizden çok daha fazla ağırlık bizi çökertir. Her beklenti başka bir yük bindirir üzerimize ve buzu çok daha kırılgan bizi de kırılma noktamıza karşı çok daha tehlikeye sokar. Her geçen dakika, Pink`de olduğu gibi aşağıda çağlayan sulara daha yaklaştırır. Fakat Pink`in yaşantısıyla çoğunluğun farkı, filmin başında da olduğu gibi, onunki yıllarca topladığı tuğlalar sayesinde artık çatlamış ve bilinçaltının sularına karışmıştır. Buna bağlı olarak bilinci, depresyon ve delirmeye yol açıp kontrolden çıkıp, şarkının başındaki Pink`in çocukluğunun masumluk göstergesi olarak söylenen “mavi” tanımı daha sonraki hayatında dönüşüm geçirir. Çocukça söylenen “blue – mavi” artık melankolik bir varlığın tanımıdır.

İki bölümlü şarkının çelişkili anne ile bağıran şizofrenik sesli tonları, görüntüdeki savaş ve kundaktaki Pink ile görüntülenir. Animasyonları hazırlayan Gerald Scarfe`ın DVD`deki yorumlarında, çatışma sonrası görüntülerin bütünüyle 2. Dünya savaşının korkusuz savaş fotoğrafçısı ve Normandiyadaki D-Day resimleriyle tanınan Robert Capa`nın çalışmalarından etkilenerek hazırlandığını söylüyor.

Capanın fotoğraflarını temel alan Alan Parker, bir yandan savaşın etkisini yaşayan insana odaklanırken diğer yandan tüm vahşiliğini gözler önüne seriyor. Bunun bir örneği başındaki yumuşak piyano akorlarıyla gösterilen çatışma sonrası kan havuzu içindeki askerlerin görüntüleri arasındaki gidip gelen paradoks. Savaş sahneleriyle sonraki birbiriyle zıtgörüntüler parçanın ilk yarısındaki sakin fakat acılı sözleriyle de kendini belli eder. Sahne otel odasında depresyon halindeki Pink`e geçer. Aynı parçanın sonunda savaştan dönen acımasız bir sis içinde kaybolan askerler gibi kişiliği silinmiş bir halde TV izlemektedir.

The Thin Ice

İki sahne arasındaki geçiş, Pink`in hayatında yaşadığı savaş ve yıkıma dair paralelliğe işaret eder. Bir kişinin hayatının savaşın ağırlığıyla kıyaslamak saygısızlık gibi görünse de savaşın nedeni kişisel nedenler değil miydi?(Hitler`in kişisel tutkuları vs.) Bu yüzden savaşın vahşeti ilk çağlardan beri gelen kişisel hayatlardan farklı değildi. Bu yüzden bu olağan gerçek, Pink`in otel odasında, TV de birbirlerine saldıran Tom & Jerry çizgi filmi ile yansıtılır.

Buna bağlı olarak otel odasından veranda da Pink`in havuzun yüzeyinde duruşunu görürüz. Bu bize başta anlatılan “mavi” ve “su” sembollerini hatırlatır. Gilmour`un muhteşem solosuyla su mavi`den kırmızıya dönüşür ve Pink suyu yumruklar, kafasında savaş ve babası vardır. Mavi ve kırmızı renk şarkıya ait bir çok şeyi çağrıştırır. Kırmızı genellikle çok genel duyguların sembolüdür; tutku, kızgınlık, hayal kırıklığı, şehvet, güvensizlik. Ancak bunların neden Pink`in zihninde oluşunun nedenlerini anlamak zor değildir. “The Thin Ice” parçasınında görülen havuz sahnesi Pink`i deliliğe götürecek olan derindeki duyguların sadece küçük bir patlamasıdır.

Su hayatın ve yaratılışı temsil ettiği gibi, kırmızı renk de ona kanın can verdiği yaşama göndermedir. Dolayısıyla kırmızı sular (kan) rahim göndermesi ile birlikte Pink`in şiddetle ilgili bir çağrışımıdır. Kırmızı kan ayrıca onun içinde halden deliliğe doğru dönüşümünü temsil eder. Hem yaratıcı hem yok edicidir. Kan kaybı birinin ölümüne neden olduğu gibi bir çok kanla ilgili soruna da neden olur. Kafasında savaş ve babasıyla ilgili düşünceler olan Pink muhtemeldirki o kanda boğulma veya ölme düşüncelerine sevk etmiştir.

kanlı havuz sahnesi

Kan havuzunda Pink

Dolayısıyla kırmızı havuz, dengesiz kişiliğinin doğuşunu eski halinin ölümünü düşündürür. Ancak bu oluşmakta olan duvarın tamamlanmasıyla gerçekleşebilecektir. Bir sonraki sahnede söylenecek “snopshot in the family album” Pink`in duvarındaki ilk tuğladır. Havuzdaki çarmıha gerili İsa duruşu ise bir çağrışım yapsa da, hikayede pek dini öğelere rastlanmaz.

What Shall We Do Now?

What Shall We Do Now? – Şimdi Ne Yapacağız?

Boş yerleri doldurmak için ne kullanacağız?
Açlık dalgaları nerede kükrer?
Yüz denizine karşı mı koyulmalı yola?
Daha daha çok alkış arayışında?
Yeni bir gitar almalı mıyız?
Daha güçlü bir araba sürmeli miyiz?
Gece boyunca çalışmalı mıyız?
Kavgalara karışmalı mıyız?
Işıkları açık bırakmalı mıyız?
Bombalar bırakmalı mıyız?
Doğuya geziler yapmalı mıyız?
Salgına mı yakalanmalıyız?
Kemikleri gömmeli miyiz?
Evleri ayırmalı mıyız?
Telefonla çiçek göndermeli miyiz?
İçkiye götürmeli miyiz?
Psikiyatriste gitmeli miyiz?
Et yememeli miyiz?
Az mı uyumalıyız?
İnsanları ev hayvanı mı yapmalıyız?
Köpekleri eğitmeli miyiz?
Sıçanları yarıştırmalı mıyız?
Tavan arasını paralarla mı doldurmalıyız?
Hazine mi gömmeliyiz?
Boş vakit depolamalı mıyız?
Ama hiç mi rahatlamamalı
Sırtlarımız duvarda

Kısaca Anlamı

Pink’in duvarında kalan boşlukları nasıl dolduracağına dair merakına doğrudan cevap, kötü modern alışkanlıklar ve bizi birbirimizden koparan diğer şeylerin listelenmesi.

Bir çok hayran “What Shall We Do Now?”ı “Empty Spaces”in film için yazılmış genişletilmiş versiyonu olduğunu zanneder. Gerçek ise farklıdır. Parça albüm için yazılan bir şarkı olmasına karşı plağa zaman sınırlaması nedeniyle konamadığı için kısaltılmış olarak yerine “Empty Spaces” hazırlanmıştır. 1979 yılında Tommy Vance ile yaptığı röportajda Roger Waters şöyle açıklar: “Şarkı oldukça uzundu ve çok fazla birşey söylemiyordu.” Süresinden ayrı olarak da Waters’ın tema düşünüldüğünde neden bu parçayı çıkarttığını anlamak da kolaylaşıyor. Şarkının sözlerindeki anlatım şeklinin Pink ve duvarı ile doğrudan bir ilişkisi yoktur. Kahramanımız, Waters’ın anlattığı modern tüketim kültürüyle ilgili eleştiriler yaparken Pink olayın biraz dışında kalmıştır. Neyse ki şarkı tamamen dışlanmayıp konserlerde çalınmış filmde de yerini almıştır. Ancak kısa versiyon “Empty Spaces” sadece ne ile dolduracağını sorarken, “What Shall We Do Now?” nelerle doldurabileceğini adeta listelemiştir.

Belirtilen söyleşide Roger Waters “bu seviyede bir hikaye anlatımı oldukça basite indirgenmiştir” diyor. Ancak bu gerçekten de basit anlamında değildir. “What Shall We Do Now?” şarkısının temelinde tüketici kültürüne yaptığı saldırıyla insanların kendilerini sahip olduklarıyla değerlendirmelerini ve sosyal eğilimler tarafından belirlenen eğilimlerle yönlendirilmelerini kınamaktadır. İnsanları kendi değerlerini ve kişiliklerini harici, tatminsiz ve daima fazlasını isteyen “açlık dalgalarına” dönüştükleri benzetmesini yaparak değerlendirir. Toplum içerisinde kendi yerimizi oluşturabilmenin koşullarını yanlış bir şekilde süslü arabalar, tasarımcı elbiseleri ve işkolik hayatlar olduğunu ve ancak o sayede hayatta ilerleme sağlayabileceğimize inandığımız tespitini yapar. Bundan önceki “Another Brick in the Wall, Part II,” gibi şarkıların ışığında insanların kişiliklerini (bu durumda materyalis/tüketimci yapıları) sadece toplumsal ticari normlara uygun olursak elde edebileceğimizi zannettirir. Genel medya bize bu anlayışı bırakmamız halinde yeni tatminsizlikler, takıntılar arama döngüsüne gireceğimizi, hayatınızı tanımlayacak ve yönetecek yeni gereksiz ayrıntılarla uğraşacağımızı empoze eder. EmptySpacesNow3

Herkesin fark ettiği gibi şarkıda sözü edilen şeylerin zararlı olmayabileceği gibi sözü bile edilmeyecek davranışlar söz konusu edilmiştir. Elbette ki takıntılı “yeni gitar(lar) almak veya “daha güçlü araba sürmek” tatmin olmama kültürünün lirik bir simgelemesidir ve bu toplumu her ölçüde zararlara sürükleyen “kavgalara”, “bombalara” ve “ayrılıklara” neden olur ama “et vermek”, “ışıkları açık bırakmak veya “telefonla çiçek göndermek” ne anlama gelebilir ki? Daha önce bahsettiğimiz söyleşide Roger Waters bunları “gerçekten insanın kendisi için bir gereği olup olmadığını düşünmeden vejetaryen olma takıntısı” olarak tanımlıyor. Bunlar doğal olarak yanlış değildir – ancak, kişinin kendisini başkalarının standartlarına göre tanımlama saplantısı kişisel ve sosyal açıdan çürümesine yol açar. Şarkıda basit gereksinimlerle gereksiz olanları karıştırarak (“köpek eğitimi” ile abartılmış “insanları ev hayvanı yapmak” gibi) başkalarının fikirlerini kendi üzerimizde nasıl içselleştirebileceğimize dair alaycı detaylar verir. Gerçeklikten uzak davranışlarımız neticesinde neden “içki alıp, psikiyatriste gidip, hiç rahatlamadığını” anlamak zor değildir. Bunları bilmeden önce “duvara sırtımızı dayamış” tüm maskelerimizi takarak o çöplüğe kendimizi adapte ediyorduk.

Şarkı her nekadar the Wall’a özel anlatımdan biraz uzaklaşmış gibi dursa da, konsept bütünüyle Pink’in pozisyonuna uygulanabilir durur. Pink’in ünü ve başarısı yükselse de, bütün bu birikimlerin neticesinde o, tüm eşyalarıyla birlikte dünyadan kopuk bir şekilde duvarının arkasına gömülür. Hatta tıpkı Roger Waters’ın kafasında The Wall fikri oluşmaya başladığı zamandaki gibi onun yorgun klişe rock yıldızı yaşantısı ve hayranlarının ondan beklediği yarı tanrı maskesi ile kendi duvarın arkasında rahat olduğuna inandığını bile söylenebilirdi. Ayrıca “What Shall We Do Now?”daki liste, Pink’in daha sonraki şarkılarından “Nobody Home,”daki takıntılı diğer bir listeyle ironik bir şeklide benzeşiyordu. Şarkıdaki sayılan aktivitelerden “kemikleri gömmek” fiili, seksüel (üstü kapalı cinsel ilişki), istifçilik (kemik argo da para anlamına da geliyor) ve gizleme (birinin kemiklerini ortadan kaldırmak o kişinin geçmişte yaptığı akılsızlıkları saklamak) anlamlarına da gelmesi açsından farklı manalar içeriyor. Fakat “Nobody Home,” şarkısında, “ben iyi bir köpek olduğumda bana bazen kemik atarlar” sözünü söyleyen Pink buradaki mecazi anlamı nostaljik bir şekilde hayatın küçük mutluluklar üzerine kurulduğu ve bizim için bir lütuf olduğu fikrine yönlendirir. Bunun da ötesinde cümlenin devamındaki “yuva yıkma” fikri de “the Trial” de karısının alaycı bir şekilde Pink’e söylediği “herhangi bir yuvayı yıktı mı?” sorusuyla aynı paraleldedir. EmptySpacesNow7Karısı onu teknik olarak aldatan olmasına rağmen(en azından albümde ve filmde, Pink’le cinsel uyumsuzlukları da vardı) eşinin duygusuz ve umursamaz tavırları da onu bu yöne itmişti. Duygusuzluk şüphesiz ki şarkıda anlatılan sebepleri belirtilen sebeplerle oluşturulan tuğlalar nedeniyle meydana gelmişti.

“What Shall We Do Now?” film görüntülerinde eleştirdiği takıntılı tüketim kültürünün yapıları anlamsız eşya yığınları sonunda çöplüğe dönüşür ve amplifier yoluyla hoperlörden çıkar. Bu sırada duvarda bugün artık ikon haline gelen çığlık atan yüz ve seksüel çağrışımlar yapan çiçeklerin dansı/sevişmesi/sevişememesi Waters’ın sosyal mesajlarının Gerald Scarfe tarafından klasikleştirilmiş ifadesidir. Sahne artık The Wall filminin en çok bilinen fakat yine de zaman zaman yanlış yorumlanabilen bölümlerinden olmuştur. Biri erkek diğeri dişi iki çiçek başlangıçta birbirleriyle çiftleşme öncesi çekinerek dans ederler. Çiftleşme veya cinsel ilişki insancıldan hayvansı iki yaratığa dönüşmeyle sonuçlanır. Erkek kadını vahşice ısırır, fakat kadının çiçek halini almasıyla hızla geri çekilir. Bu kadını daha ışıltılı, zafer kazanmış hale sokar ve dudaklarıyla erkeği yutarak gök yüzünde yeni bir forma dönüşür. Feminist düşünce sahneye kolayca, kadın düşmanı bir saldırıya dominant kadının cevabı olarak bakıp kızdırılan hayvanların canavarlaşması olarak tasvir ederler. Bu belki doğrudur fakat sıkça belirtildiği üzere şunu akılda tutmak gerekir ki, “the Wall” kusurları olan bir kahramanın üzerine kurulmuş büyük bir hikayedir. Daha önce de bahsedildiği gibi “What Shall We Do Now?” dikkati bir süreliğine Pink’den çeşitli muhalif görüntüler eşliğinde ayırmasına rağmen çiçeklerin sahnesi karısının sadakatsizliğinden haberdar olduğu sahneden sonra gelmektedir. Pink’in kafasında, kadınlar (veya en azından karısı) tam olarak çiçeklerin düşündürdüğü gibidirler. Başlangıçta çekingen hatta seven ve besleyen ancak daha sonra hain ve aldatıcıdırlar. Annesinin aşırı koruyuculuğundan karısının sadakatsizliğine, Pink kendisini daima hayatındaki kadınların bir kurbanı olarak görür ve onların kendi zevkleri uğruna kendi ruhunu zayıf düşürdüğüne inanır. Pink’in zihninde son görüntüde görünen canavar görülümlü dişi çiçeğin saldırgan hali ile “Goodbye Blue Sky,”daki Alman savaş kartallarının ülkeye yayılan kanatları arasında bir fark yoktu. İkisi de onun yaşadığı travmalar sonrasında oluşan duvarının tuğlalarından biriydi artık.

Yaşadığı bu aldatmanın da yaralayıcı, materyalist dünyanın arzu patlamaları ekrana yüksek binalar, televizyonlar, radyolar, Harley Davidson motorsikletleri, Mercedes, Cadillac ve BMVler duvarı olarak neticelenir. EmptySpacesNow5“(İnsan) yüzler(inin) denizi – sea of faces”, “Another Brick in the Wall, Part 2.”daki her biri kimliksizleştiren maske takan öğrenciler gibi bu oluşan duvarı izlerler. Tüketicilerin büyük açgözlülüğünün neticesinde oluşan duvar, kırsalda barış içinde yaşayan insanların arasına dalarak (“the people caught up in the wall” Scarfe, DVD yorumu) onların çığlıklar içinde dağılmalarına neden olur. Duvarın girdiği her yer bozulmaktadır. Çiçekler dikenli tellere, masum çocuk önce canavara sonra masum bir seyirciyi sopayla öldüren bir Nazi benzeri üniformalıya dönüşür (bu üniforma filmin sonraki bölümlerinde Pink’in faşist idaresinde görünecektir.) Kan duvara sıçrar. Duvar ilerlemesini sürdürdükçe toplumun mevcut dini inancının yok edilmesini simgeleyen kilise parçalanır yerine “casino benzeri neonlarla kaplı yeni tanrı” misali inşa edilir. Bu yeni bina ise yeni neon tuğlalar üretir (Scarfe’ın DVD açıklaması). Mesaj açıktır ve kişisel olduğu kadar da evrenseldir. Etrafımızda – mal düşkünlüğü ve takıntılarımızla ürettiğimiz – bu şahsi ve sosyal bariyerler, bireyselliğimizi bastırır, toplumsal kavramlarımızı böler ve sonunda toplumsal çürümeye, kişilik bozulmasına ve şiddete yol açar.

Sonraki bazı görüntüler, hem önceki sahnelere eklemeler hem de Pink’in yetişkin olarak tuğla listesine yeni eklentiler yaparak bir kaç şeyi anlatmaya çalışır. Pembe figürü – ” özellikle the Trial” gibi şarkılarda da daha sonra benzetileceği bez bebek gibi – hızla yuvarlak kıvrımlı kadın şekline (“Mother”da anlatılan kadın aldatması ve cinsel kararsızlığı anlatan şarkısı “Young Lust”ı hatırlatan), ardından hızla Pink’in yaşam tarzındaki şehvetli aşırılıkları simgeleyen kadınsı büyük dondurma parçalarına dönüşür. Dondurma sonra yeniden kadınsı bir şekle ardından da sırasıyla
– (daha sonra filmde ortaya çıkacak Pink’in potansiyel şiddet patlamalarının habercisi) makinalı tüfeğe,
– (onun uyuşturucu kullanımını anımsatan) iğne ve şırıngaya,
– (müzikal tarafını ve Roger Waters’ın Pink Floyd’da bas çalmasını ima eden) bas gitara
– ve son olarak da siyah bir BMW (sadece sahip olduğu şöhretle edindiği pahallı bir mal iması değil aynı zamanda görsel olarak da daha sonra diktatörel kişiliğinde ortaya çıkacak görsel siyah araba çağrışımını yapan) dönüşür.
Şarkı topraktan kalkıp kırmızı bir çekiç’e dönüşen yumrukla son bulur. Güzergahındaki herşeyi nasıl bozup değiştirdiğini gördükten sonra yerden kalkan yumruk için de, çiçeklerin dikenli tele dönüşümüne benzetme yapılabilir. Duvarın varlığıyla yerküre bile kendine zarar verebilecek (kendi kişiselliğini yok edebilecek) hale dönüşebilmiştir. Bu sahneyi bir başka okuma da yerden yükselen yumruğu “dünyanın döngüsel bir kehanetle insanlığın zalim hükümdarlığı altında kalacağını simgelemesi” şeklinde düşünülebilir. EmptySpacesNow6 Neticede çimlerin asfalt arasından yükselişi veya havanın insanlığın en büyük yaratılarını aşındırması gibi doğa da zamanla yükselip insanlığıın tüm kişisel ve sosyal duvarlarını yıkacaktır.

Animasyonları gerçek hayatla bağlamak için yükselen yumruktan dönüşen çekiç vitrin camını kırarak yağmacıların tüketici ürünlerini yürütmesini sağlar. Ancak o pozisyonda bile çalınan eşyalar ihtiyaç duyulan değil fakat lüks sayılabilecek ürünlerdir. Bu yaygın tüketiciliğin duvarlar tarafından üretilen bir şiddet olduğu fikrini işaret eder. Polisler hırsızları yakalayıp götürseler de oradan geçen iki yaşlı kadın bu kez kendileri kırık camlar arasından, polise görünmeden hırsızlık yaparlar. Bu da toplumun materyalist tuğlalarla inşa edildiğini, kimsenin “daha, daha fazla”sına sahip olma fikrinden tamamiyle arınmış olmadığının göstergesidir.

Comfortably Numb

Keyifli Uyuşukluk

[Roger Waters]
Merhaba, İçerde kimse var mı?
Yalnızca başını salla beni duyabiliyorsan
Evde kimse var mı? Bu yazının geri kalanını okuyun