Blog Arşivleri

The Wall Nedir? Ne Anlatır?

Roger Waters’ın 2013 Ağustos ayınıda ülkemizde de sergilenen büyük The Wall albümü ve şovu hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için bazı temel bilgileri topladım. Yazı albüm hakkında daha önce detaylı düşünmeyenleri veya pek bilgisi olmayan genç dinleyicileri hedeflemektedir. Bu yazının geri kalanını okuyun

Another Brick In The Wall 1.Bölüm

Duvarda Başka Bir Tuğla Bölüm 1

Baba, okyanus ötesine uçtu…

…tek bir anı bırakmış geride.

Bir kare fotoğraf, aile albümünde!

Baba, bana başka ne bıraktın?

Baba, ardında bana ne bıraktın?

Hepsi, hepsi sadece…

…duvardaki bir tuğlaydı!

Hepsi, hepsi sadece

duvardaki tuğlalardı!

Another Brick In The Wall Part 1Yumuşak Gilmour`un delayli (tekrarlama efekti) gitar rifi “The Thin Ice” geçişiyle albümde üçleme halinde yer alan parçaya bağlar. Önceki parçalarda söylenen hayata dair kırıklıklar ve yaşama dair direktifler bu parçada sembolleştirilerek ilk kez bir “duvar” metaforuna dönüştürülür.

Fiziksel dünyada duvar iki veya daha fazla bölümü ayırmak için kullanılan malzeme grubudur. Albümdeki duvar metaforu da bu tanımı hayata adapte eder. Hayatın yıldırıcı anlarında hepimizin kendimizi yaşamdan uzak tutmak istediğimiz zamanlar olur. Televizyon, alkol, uyuşturucu; hepsi bizi hayatın gerçeklerden koparan örneklerdir. Hislerimize iyi yada kötü yönde etki eder. Sonuçta toplumsal hayatta pek çok şey uzun vadede bizim yararımıza da olsa hepimiz o anki acıdan uzak durmaya programlıyızdır. Bunun sonucu olarak da etrafımızda her olay üzerimizde bir tuğla benzetmesiyle anlatılan etki bırakır. Yaşadığımız acıları bir daha yaşamamak için her olayın etkisiyle kendimizi daha korumak adına duvarımıza, savunma mekanizması olarak bir tuğla daha ekleriz. Bu tuğlalar giderek artarsa bizi etrafımızdan ayıran bir duvara dönüştürür. Kendimizi o duvarın ardında daha korunaklı, daha rahat hissedeceğimizi zannederiz. Eğer bu duvar çok büyürse, artık etrafımızla ve yaşamla ilişkilerimiz kopar.

Parçanın bu birinci bölümü sadece metaforik duvar tanımı yapmakla kalmıyor aynı zamanda daha sonra gelecek “Duvardaki Tuğla” bölümlerinde kullanılacak müzikal temayı da seslendiriyor. Kullanılan ortak gitar rifindek değişim albümün 1. yüzündeki Pink`in kişiliğindeki değişimin de yansıması. “Fa” notasındaki tekrar efektli değişimler Pink`in yaşamıyla da orantılı gibi duruyor. “The Thin Ice”`ın son akorundan başlayarak gelişen gitar tekrarları (delayler) esnasında, Pink de kendi durumunun farkına varırken, yaşamın üzerine yüklediği

yükleri algılar ve bunların altında ezilmeye başlar. Hayatının monotonluğu, hepsi birbirine benzeyen tuğlalar gibi ardı ardına eklenir. Bu monotonluğa rağmen “Daddy, what d`ya leave behind for me?” satırında olduğu gibi ilerde daha sık yaşayacağı duygusal çıkışlara rastlanır. Babasından ona geri kalan tek şeyin sadece albümdeki bir kare resim olduğunu söylerkenki acı hissi vurucudur. Babasını ölümünden dolayı suçlayacak kadar psikolojisini bozma aşamasına gelmiştir artık.

Duvar metaforundan sonra “Another Brick in the Wall, 1. bölüm” ile birlikte albüm boyunca rastlayacağımız tema da karşımıza çıkmaktadır: Uçma. “In The Flesh?” de bomba atan pilotla karşımıza çıkan bu gönderme, “Brick… 1.bölüm`de “Baba, okyanus ötesine uçtu” sözleriyle kendini gösterir. Albümdeki diğer pek çok mecazi anlamlar gibi burada da farklı ve ters anlamlar içerir. Bir örnekte uçuş genç Pink`in elinde uçakla oynarken göründüğü gibi macera anlamını taşırken diğer örnekte (“Nobody Home – Evde Kimse Yok”) sorunlardan kaçış benzetmesidir. Madalyonun öbür yüzündeyse, uçuş ölüm ve terk edilmişliği anlatır (Pink`in babası uçar ve geri gelmez, “Goodbye Blue Sky” da gösterilen bombardıman uçaklarının yarattığı harabe şehirler). Öte yandan “Mother – Anne” de söylenen “Seni uçurmayacak ama şarkı söyletecek” satırıyla baskıcı bir kontrole gönderme ile bağlantı kurulur. Bazı durumlarda her iki anlamı da aynı anda geçerli olur. “Goodbye Blue Sky” da kediden ürküp havalanan beyaz güvercin daha sonra havada patlayarak ölüm saçan bir Alman savaş uçağı “Kartal” a dönüşür(ölüm sembolü).

Anıtta babasının birliğiDVD`de yaptığı yorumlara göre Waters, kilisedeki sahnelerin tamamen kendi hayatındaki gerçek olayların değiştirilerek uyarlandığını söylüyor. Bir çocuk olarak büyük dedesi tarafından (filmdeki gibi annesi değil) savaşlarda hayatlarını kaybedenlerin anısına, Londra`daki 1. ve 2. Dünya Savaşı anıtlarına ve kiliselere götürüldüğünü söyler. Babasını yitirmiş bir çocuk olarak onun ismini anıtta babasının ismini bulmasından çok etkilendiği bellidir.

Pink`in annesini kilisede muhtemelen ölen kocasına dua ederken görürüz. İlerde aşırı korumacı olarak göreceğimiz annenin bu davranışı bize, onun kendini eşine ne kadar adadığı ve sevdiğini, ailesine aşırı düşkünlüğünü ve Pink`in zaten kaybettiği bir sevdiğinden sonra diğerini kaybetme korkusunu anlatır veya anlatması gerekir. (en azından fikirsel olarak, zira bir Türk olarak bu filmi izlerken insan filmdeki görüntülerden, annenin aşırı korumacı bir yanı olduğunu anlaması mümkün olmuyor. Filmin en başarısız yanı bence Anne – Oğul arasındaki ilişkinin yeterince doğru – yada bizim anlayacağımız dilde anlatılmamış olması olabilir. Bu konuya daha sonra döneceğiz).

Daha sonraki sahnede Pink`i çocuk bahçesinde görürüz. Filmin üzücü sahnelerinden biridir. Babasız olarak orada

neşeyle oyun oynamak isteyen çocuğun bir başka çocuğun babası tarafından uzaklaştırılması, terk edilmişliğini bir kez daha yüzüne vurur ve yalnız başına salıncakta sallanır. Bu duygularla “When the Tigers Broke Free, ikinci bölüm” başlar.

Mother

Mother – Anne

[Roger Waters]

Anne bombayı atacaklar mı sence?
Anne şarkıyı sevecekler mi sence?
Anne hayalarımı parçalamaya çalışacaklar mı sence?
Anne bir duvar öreyim mi?
Anne başkanlığa aday olayım mı?
Anne hükümete güveneyim mi?
Anne beni cepheye sürerler mi?
Aaaaah, bu yalnızca zaman kaybı mı?
(alternatifi: Oooooh aaah. Anne gerçekten ölüyor muyum??)
[David Gilmour]
Sus şimdi bebeğim, ağlama
Annen senin tüm kabuslarını
Gerçeğe dönüştürecek
Annen kendi korkularının tümünü sana aşılayacak
Annen seni burada koruyacak
Kanatlarının altında
Uçmana izin vermeyecek ama şarkı söylemene belki
Annen her zaman bebeğini rahat ve sıcak tutacak
Aaaah bebeğim aaaaah bebeğim aaaaah bebeğim
Tabii ki annen duvarı örmeye yardım edecek

[Roger Waters]
Anne o bana göre bir kız mı sence?
Anne o benim için tehlikeli mi sence?Anne o paramparça edecek mi senin küçük oğlunu?
Aaaah anne o kıracak mı kalbimi?

[David Gilmour]
Sus şimdi bebeğim, bebeğim ağlama
Annen tüm kız arkadaşlarını senin için denetleyecek
Annen pis birinin hayatına sızmasına izin vermeyecek
Annen uyanık bekleyecek dönüşünü
Annen her aman öğrenecek
Nerede olduğunu
Annen her zaman seni sağlıklı ve temiz tutacak
Aaaaah bebeğim aaaaaah bebeğim aaaaah bebeğim
Sen her zaman benim bebeğim olarak kalacaksın

[Roger Waters]
Anne, bu kadar yüksek olması gereklimiydi duvarın?

Pink büyüdükçe annesinin farkında olmadan üzerine fazla düşmesi onun duvarlarına yeni tuğlalar eklerken, kendi bireyselliğinin önemi ve dünyaya karşı ilgilisi artar

Eğer Sigmund Freud 40 yıl daha yaşayıp 123 yaşına bassaydı, psikoanaliz çalışmalarının vücut bulduğu rock tarihinin en anne merkezli şarkısına da tanıklık etmiş olacaktı. Oidipus kompleksindeki şaşırtıcılık veya albümün devamındaki melodram’a karşın, Mother – Anne şarkısı daha düşük profillidir. Müzik kasvetli sözlerle çocuk şarkıları arasında gidip gelecek şekilde bölünmüştür. Sürekli değişen tempolar, gitar soloları ile bağlanarak sarsıcı sözleriyle bütün olarak Floyd şizofrenisine mükemmel bir örnek teşkil eder. Mother1

İlk kıtadaki basit gitar akorlu gidişin ve anlaşılır sözlerin Pink’in çocukluk masumiyetini simgelediğini, onun genç meraklı halini tasvir ettiği söylenebilir. 3-4 yaşlarındaki gelişme çağında yaşadığı sorgulamaları, Pink yetişkinlik döneminde de yaşamaktadır. Psikiyatristler 13 yaşında çocuğun annesiyle ilgili sorularının 3 yaşındaki bir çocuk düzeyinde olmasını sorgulayabilirler ancak biz daha sonra onun sorunlarının göründüğünden çok daha ileri olduğunu anlarız. Hükümet’e (veya Devlet) güveni (tema ilk olarak “When the Tigers Broke Free” adlı parçada geçmişti), kendine güveni, savaş sonrası halkın paranoyasını bir teenage gözüyle sorgulaması başlar. Kendini keşif çağı olarak kabul edilen ergenlik, kişinin kendini yeni bilgilerle yeni döneme adapte ve keşfetme dönemidir. Bu düşünceyle şarkıdaki Pink soruları ve “Anne”‘nin cevapları bu dönemin kendini bulma çabalarıyla çok uygun düşmektedir. Büyük Yunan filozofları da kişisel gelişim için benzer sorgu/cevap metodlarını faydalı bir zihinsel ilerleme formu olarak görmüşlerdi. Ancak Pink’in şüpheci soruları ve annesinin kaçamak, ninni tarzı cevapları, klasik felsefi tekniğin ironik olarak The Wall’da onun kendisini içine hapsedecek bir derse dönüşür.

Müzikte olduğu kadar sözlerde de bir huzursuzluk, rahatsızlık vardır. Her ne kadar doğrudan bir soru cevap tekniği içerse de psikolojik etkisi daha fazladır. En başından itibaren Pink annesine “bombayı” sorar ve bu doğrudan bize albümün başlarındaki savaş sahnelerini hatırlatır. 1945 yılındaki savaşın sonuna denk gelse bile, nükleer savaş batılıların bilinç altına yerleşmiş ihtimaldir. Soğuk savaş dönemi savaştan başka herşeyin yaşandığı, karşılıklı toptan savaş tehditlerinin yapıldığı bir dönemdi. O yüzden bu düşmanlıkların ışığında Pink’in düşüncesinde Müttefiklerin düşmanları olan “onlar” yani Almanya, Sovyet Rusya veya Çin, savaş sonrası henüz oluşmamış huzuru bozabilecek bir bombayı atabilirlerdi. Sözleri bu bilgiler ışığında okunduğunda Pink’in küresel farkındalığının başladığını ve kişiliğinin olgunlaştığını görüyoruz. Onlar diye öznelleştirdiği anlatımıyla Pink’in milliyetler üstü bir bakış açısına sahip olmaya başladığı görülüyor. Devam eden satılarda, Pink “şarkımdan hoşlanacaklar mı” veya “hayalarımı patlatacaklar mı,” benzetmeleriyle kişisel eleştirisini yapar. Bu satırlara göre, Pink’in korkuları global olmaktan daha çok şahsidir. Burada sözü edilen “bomba” filmin başında tasvir edilen babasının öldürülmesi gibi hayatında yıkıcı etki bırakacak bir semboldür. Benzer şekilde ilk satırdaki”onlar” artık kimlikleri belirsiz ve “Another Brick in the Wall, Part 2.”deki gibi kalıplaşmıştır. Artık gözardı edilmeyecek bir düşman vardır. Onlar toplumsal yaşamda olabilecekleri gibi insanın yakın bir arkadaşı da olabilir. Pink Floyd’un “Dark Side of the Moon” albümündeki gibi “Them – Onlar” bizden olmayıp bize zarar verebilecek olanlardır. Savaş, Pink’in öğretmeni, ve annesi, hepsi onun hayatındadırlar. Bu yüzden fark ederki bu “öteki” her pozisyonda olabilir, kişi olabilir veya birşey olabilir. Onlar her an (hayatına zarar verebilecek) “bombayı atabilirler”. Bu yüzden dış dünyadan çok büyük bir korkuya – veya paranoya’ya – sahip olmaya başlar. Böyle düşünerek dış dünyanın çok büyük tehlikelerle dolu olduğunu düşünerek, annesine “duvar’ı inşaa etmeyi” sorar. Ancak bu şekilde dışarıdan gelen tehditlere ve gerçeklere karşı güvende yaşayabilecektir.

Ergen alaycılığına karşı, Pink gençlik umuduyla parlayan bir anlık soru ile “ülkeyi yönetmeye aday” olmayı sorar. Yanlış anlaşılmayı düzeltmek için çokça sorulan soruya cevaben, bunun Amerikan başkanlığına adaylık olarak yorumlanabilecek bir rüya olduğu şüphelidir, çünkü Pink bir İngiliz vatandaşıdır. Buna karşın “başkan” sözü güçlenen görüşlerine rağmen Pink’in hala bir genç ve çocuksu hayallere sahip oluşu gerçeğidir. Herkes hayatında bazen büyük ve önemli biri olmayı hayal eder ve Pink de bunlardan biridir. Yine de bu anlık büyük politik hayalleri birden değişir ve “hükümet’e (yada devlete) güvenip güvenemeyeceğini” veya onu savaşta “ateş hattına koyup koymayacaklarını” sorgular. Bir kez daha “onların” hükümet veya karşıt, güç sahiplerini sorgulayanlar olup olmadığı belirsizdir. Pink gittikçe güç ve büyüklüğün kişinin kırılganlığını artırır. Spotun altında olan kişi kamuda saldırıya daha açıktır.Annesinden önceki son nakarat’da, Pink albümde “bu bir vakit kaybı mı,” diye sorarken “bu” tartışmalı bir şekilde hayattaki şüphe duyduğu herşey’e gönderme olabilecekken, filmde “ben gerçekten ölüyor muyum?” olarak değiştirilmiştir. Bu “Comfortably Numb”‘da anlatılacak olan çocukluk hastalıklarına bir göndermedir. The Wall’un konser versiyonunda ise, Waters muhtemelen yetiştiği fırtınalı ergenlik dönemindeki savaş sonrası postmodern dünyayı kastederek “ne deli zamanlar” diye söymemişti. Hangi satırı kullanırsa kullansın her biri her biri Pink’in parçalanmış ve kafası karışmış kişiliğini yansıtır.

Ancak bu noktada annenin yaklaşımı farklıdır. Oğluna cevaplar vermek yerine gerilimi sürdüren, onun arayışlarına, korku, kabus ve kontrol paranoyalarına “pış pış ağlama bebeğim” sözleriyle ciddi olmayan cevaplar vermeye çalışır. Fakat, albümün Pink’in perspektifinden anlatıldığını düşünürsek – daha önce “the Thin Ice” analizinde de anlatıldığı gibi – izleyici olan bizler karakterlerin ne kadar gerçekçi olduğundan emin olamıyoruz. Emin olduğumuz tek şey annesinin zihinsel duvarındaki tuğlalardan birinin nedeni olduğu oluyor. Bu sözler oğlunu yetiştiren bir annenin söyleyebileceği sözler miydi yoksa çocuğunu aşırı korumacı yetiştiren bir anneyi simgeleyen sözler mi? Yoksa hayata küsen Pink’in hafızasında kalan haksız veya abartılı anılar mıydı? Sözlerdeki kayıp birinci tekil şahıs “ben”, üçüncü şahıs “anne’nin” ve “o” olarak değiştirilmiş ve o bebekler gibi konuşur ninniler söyler, Ancak bir de sözler muhtemelen onun tarafından söylense bile, denilebilir ki üçüncü kişi olan annesine atıfta bulunarak, Pink de nakarat bölümünde şarkıya katılmaktan kendini alamaz. Nihayetinde kendi bağımsızlığını arayan bir genç olarak onun davranışlarına karşı duyurmak ister sesini.

1979 yılında Tommy Vance ile yaptığı söyleşide, Waters “eğer annelere bir suçlama yapacaksak bu onların çocuklarını aşırı derecede koruma eğilimlerinden olmalıdır. Çok fazla ve çok uzun, hepsi bu.” diye açıklamıştı. Savaşta kocasını kaybetmiş biri olarak, Pink’in sözlerinden onun oğlunu “kanatlarının altında” tutmak istediğini ve kocasının kaderinden korumak istediğini kolayca anlarız. Yanlız ne yazık ki Pink’e göre bu aşırı korumacılık sonucunda annenin bu kabus ve korkuları oğluna da geçmiştir. Kocasını ölümden koruyamayan ondan kalan oğlunu aynı kaderden korumak için herşeyi yapabilecektir. Yine Waters’ın düşüncesine göre bu anlaşılabilir analık içgüdüsü, özgürlük arayan kişi için boğucu olabilir. “She won’t let you fly, but she might let you sing, – uçmana değil ama şarkı söylemene izin verebilir” sözlerini annesini tanımlarken söylerken kişisel özgürlüğüne ve kendini ifade etmesine çok kısa süreler izin verdiğini anlatır. Annesi ona büyük şeyler için ilham vermektense onu “sıcak ve rahat” tutmaya çalışır. Nihayetinde de şarkının (özellikle ilk bölümünde yöneltilen) soruya cevap gelir, anne “help build the wall -duvarın yükselmesine yardım” teklif eder. Pink’in zihninde onu sürekli olarak dış dünyadan koparıp izole etmeye çalışan bir anne oluşur. Elbette zarar görmesini engellemek için.

“Anne, sence o kız benim için yeterince iyi mi?” diye sorarken önceki sözlerdeki bilinmez onlar öznesi bu kez “o kız” olmuştur. Buradaki “kız” arkadaşı olabilir, gelecekteki karısı veya genel olarak kadınlar olabilir, bu belli değildir. Fakat solodan sonra annenin gördüğü düşmanlar değişmiştir artık. “Anne, sence kız bana zarar verir mi?” diye sorarken annesinin koruyuculuğuyla dalga geçerek devam ettirir “küçük bebeğini parçalar mı?”. Bu kahramanlığa karşı yaşadığı içsel güvensizlikle onu yanlız bırakması ihtimaline karşı sorar “benim kalbimi kırar mı?.”

Pink’in ilk ve ikinci yarılarda yaklaşımı değişirken Anne’nin hayali sesi aynı kalır. O ödünsüz koruyuculuğu ile “tüm kız arkadaşlarını Pink’in yerine kontrol eder” ve “zararlı kimsenin ulaşmasına izin vermez” olarak tasvir edilir. “Sen gelene kadar bekleyecek” ve “daima nerde olduğunu merak edecek” bir anne olduğunu belirtir ve Pink’i “sağlıklı ve temiz” tutacağını söylemesiyle aşırı koruyuculuğu belirtmesi kimileri için takıntılı şekilde üzerine düştüğü fikrini uyandırır. Sonuçta “sen bana her zaman bebek kalacaksın” sözüyle birinci kişi hüviyetinde konuşur. Hernekadar Pink dış dünyayı ve ülkeleri keşfetme arzusunda olsa bile annesi onu sonsuza kadar bebeği gördüğünü belirtir. Şarkının kıtaları ve nakaratı, arkadaşları ve kendisi için Pink olsa bile annesi için hep “Baby Blue” kalacak olması, onun özgürlüğü ve annesinin koruyuculuğu arasında gidip gelen şizofrenik bir gerilime sahiptir.

Şarkı, Pink’in ümitsizce sorduğu “bu kadar yüksek olmalı mıydı?” sorusuyla biter. Şarkı boyunca süren şimdiki zaman yerine geçmiş zaman (did) kullanılır, bu da annesine yöneltiği bir suçlamaların geçmişten geldiğini vurgular ve bu ona göre duvarın yüksek olmasının nedenidir. Burada duvarı yüksek yapan şey konusu ilgilenenler arasında fikir ayrılığı yaratmıştır. Kimileri bunu annenin gerçekçi olmayan beklentileri ve oğlu için uyguladığı sınırlamalar olarak görürken başka bir grup albümdeki diğer şarkılarda olduğu gibi genel anlamda hayat olduğunu düşünüyor. Bu perspektiften bakınca, Pink hayattaki basit mutlulukların çok az olmasına karşın zorluklarının çok fazla olmasını sorgulamaktadır. Fakat belkide en geniş kabul gören görüş duvarın kendisidir. Annesi, tuğla ekleyerek aşılmaz, kaçınılmaz bir duvara tuğlalarıyla yardım etmiştir. Albüm boyunca olduğu gibi, Pink bir kurban rolü oynayarak tuğlalarındaki her suçu başkalarına atar.. Bu aşamada duvar’ı bu kadar yüksek yapan “Anne”nin davranışlarıdır (ama onun defansif reaksiyonları değil.) İşin özünde Pink annesine “Anne, bunu bana neden yaptın?” demektedir.

Şarkının film versiyonunda, albümdeki basit kasvetli akustik gitarın yerini ksilofonla çalışı almıştır. Sonuçta çocuksu sesler, sözlerdeki ninni hislerine uygun düşerken, annenin “oğlunu kanatlarının altında saklayacağı” duygusunu kuvvetlendirir. Üstüne eklenen yavaş kalpatışı, The Dark Side of the Moon albümünün başı ve sonunu hatırlatır. İlk Floyd albümlerinden farklı olarak oradaki vuruşlar yaşamla ölüm arasındaki temaları temsil ederken, burada rahatlık ile klostrofobi arasındaki farkı yaratır. Bir yerde Pink’in anne karnında duyduğu etrafını saran kalp atışlarıdır. Benzer şekilde filmin son bölümündeki “The Trial” de, Pink’in sürekli suçladığı şekilde annenin onu kucağından rahmine hapsedişe dönüşen görüntülerine tanık oluruz.

“Anne”nin karakterinin derinliğine girmeden önce şarkının Pink’in karısının görüntüleriyle başladığına dikkat etmek gerekir. O güne gelmeden önce poloroid fotoğrafta karısıyla birlikte çekilmiş bir fotoğrafı çalan telefonun yanında görürüz. Hattın öbür ucunda Pink, otel odasında daha sonra tekrarlanacak dokunaklı bir sahneyle, cevap vermeyen eşine telefondan ulaşmaya çalışmaktadır. Bu Waters için kişisel (Pink’in biten evliliği) duvarına olduğu kadar toplum’un duvarına da (Pink’in babasının ölümü, telefondan düşen el toplumsal iletişimsizliğe gönderme) yeni tuğlalar eklenmesine neden olacak iletişim kopukluğunu simgeleyen çok önemli bir görüntüdür. Karısına ulaşamayan Pink telefonu kapatmayla kendini de dış dünyaya kapatır. Kendi başına yastığa sarılması, gençliğinde annesinin göğsüne sarılmasına benzer. Şarkının sözleri bile başlamadan önce, anne koruyuculuğu ve Pink’in duygusal yapısı belirtilir.

Bilinen Freudian akımında, anne hakkındaki düşünceler daha sonraki eş için de karşılıklı tetikleyici olur. Aralarında Sigmund Freud’un da bulunduğu pek çok psikoanalizcinin iddia ettiği gibi, insanlar romantik ilişkilerini, kendi ebeveynlerine fiziksel benzeyen veya onları hatırlatan kişiler ile yaşarlardı. Freud yaşanan bu fenomeni Oidipal / Elektra kompleksinin uzantısı olarak gördü ve çocuğun ilk aşkını (kişinin cinsine bağlı olarak) karşı cinsteki ebeveyn ile yaşadığı şeklinde teoriye dönüştürür. Dolayısıyla bir yetişkin her zaman bilinçaltında ona anne veya babasını hatırlatacak bir eş arama dürtüsüne sahiptir. Fakat “Mother” şarkısında ilk kez gördüğümüz “Pink’in eşi”nin anne ile hangi aynı özellikleri taşıdığını söylemek zor olsa da, ikisinin düşünce yapıları kafasında bir şekilde birbirine benzer gördüğünü anlaşılır. (Bu konudan biraz daha bahsedelim.)

Devam eden sahnede genç Pink’i “Happiest Days of Our Lives” şarkısında gördüğümüz beyaz ve kırmızı kaplı koridorda görürüz. Cezalandırılmış çocuk bilinmeyen bir nedenle (muhtemelen sınıfta yazdığı daha çok şiir yüzünden) azarlanıp müdür’ün odasından çıkıp oturur. Bu bölüm filmin dışında gibi görünse de, izleyiciye okul renkleri ve annesinin düşünceleriyle “Happiest Days” / “Another Brick in the Wall, 2” gibi belli bir zaman arasında bağ kurulmasına çalışılır. Başka bir deyişle, aynı hocaların Pink’in kişisel ifade arzularını engelleyerek “duvardaki tuğlalardan biri olmaları gibi,” anlıyoruz ki en başından beri de anne benzer bir şekilde bir tuğla daha olacaktır. Buna tipik bir örnek: devam eden sahnelerde genç Pink’in komşu kızın elbise değiştirişini izleyişi ile karısının soyunmasına karşı ilgisizliği görüntüsüdür. [Karısı hakkında bir not: Pink’in gölgesinden gördüğümüz eşinin soyunduğu sahneyi daha sonra “Don’t Leave Me Now” parçasında yeniden görürüz. İlaveten, büyük oranda gölgesiyle görünüp Pink’i kaplamasına rağmen dikkatini çekememektedir.] Genç yetişkin doğası nedeniyle, dürbünü ve sigarasıyla ışıkları söndürüp komşusunu izlerken bir röntgenci görünümüne bürünür. Oysa gariptir ki aynı Pink televizyonun önünde soyunan eşi ile hiç ilgilenmemektedir. Pink’in normal seksüel gençliği ile yetişkin halinin aseksüelliği çarpıcı bir şekilde yanyana getiriliyor. Sahne ilerledikçe izleyici Pink’in neden bu şekilde olduğunu anlamaya başlar. Genç Pink kendini komşu kızın stripshow’una kaptırmışken annesi odasının kapısını açar ve sigarasını atarak çalışıyor annesine gözükür. Aynadan yansıyan yüzde annesi herşeyi gören güç haline gelmeye başlamıştır.

Yukarıdaki söz analizlerinde bahsettiğimiz gibi , bir sonraki çekimde yatağın yanında doktorla birlikte duran annesine şüpheci bakan Pink “gerçekten ölüp ölmediğini – really dying” diye sorar. Doktor annesini işaret ederek (bazıları bu bölümde doktorun Pink’in hastalığından dolayı anneyi suçladığını düşünür) onu yalnız bırakarak birlikte odadan çıkıp kapıyı kapatırlar. Sahnelerin bütünündeki endişe hissine katkı yapan bir kaç ilginç bilgi var. İlk olarak anne Pink’in odasının kapısını kapattığı zaman, oda soğuk, mavi bir ışıkla Pink’in halihazırdaki halinin annesinin gözüne görünen “baby blue – mavi bebek” görüntüsüne büründürülür. Kabus ve korkularla ilgili sözlerle, tavanda “Another Brick in the Wall 2″deki maskeleri andıran fantastik gölgeler oluşur. Aynen belli bir tipte öğrenci yaratmaya çalışan öğretmenlere benzer şekilde bu kez annesi korku ve kabuslarla belli bir kalıp uyguluyor gibidir. Psikoanaliz dilinden konuşursak anne kendi arzu veya korkularını yada her ikisini birden oğluna aktarmaya, kendi kişiliğini çocuğunun üstüne empoze etmeye çalışıyor . Bazıları annenin çocuğunun sağlığına ve iyiliğinde çok düşkün annenin, Pink’in korkuları içselleştirerek hasta olmasına neden olabileceğinin anlatıldığını düşünüyor. Diğerleri ise bu sahnenin annenin obsesif aşırı koruyuculuğunun bir parçası olduğunu, Pink’in hastadan çok korkmuş olmasına bu yüzden basit bir ateş yüksekliğinde dahi doktor çağıran annesinin, Pink’in korkularını artırdığını düşünüyorlar. Yine o kesim daha sonra gelecek olan “Comfortably Numb” sahnelerinde ve nakaratında, Pink’in gerçekten hasta olduğunu gösterdiğini, bunun da sonraki parçalarda annenin tek oğlunu kaybedeceği düşüncesiyle, ona daha fazla koruma güdüsü verdiğini düşünürler. “Ölüyor muyum?” sözüne alternatif manalar bu üç benzer ancak farklılaşan manaları taşır. Pink, Annenin kabus’u andıran projeksiyonlarında onun büyük korkularını veya belki de ikinci senaryoya göre annesinin, hipokondrisinin gerçekte Pink’in ateşini önemini olduğundan daha fazla abartmasının nedenidir. Bu bilinmez ancak eğer hastalığı gerçekten ağır ve ona “Comfortably Numb,” daki gibi halisinasyonlar görmesine neden oluyorsa, belki de bu bir ölüm korkusunu da içermektedir. Hangi teori alınırsa alınsın annenin aşırı korumacılığı eşit oranda vurgulanmaktadır.

Daha sonraki sahnede gösterildiği gibi, sadece anne Pink’i bebek olarak görmez. Genç Pink de annesinin yanına gelip kıvrılarak ondan şefkat beklediğini gösterir. Burada hemen benzer bir sevgi arayışını karısının omzuna dokunuşunda da mavi ışıklı sahnede görürüz. “Burada kafasında annesiyle kız arkadaşını (karısını) birbirine karıştırmaktadır” (Gerald Scarfe DVD yorumunda). Yanına yattığında zor uyanan annesi gibi karısı da gerçek ve mecazi anlamda öteki yana dönerek Pink’e sırtlarını dönmüş oluyorlar. Pink onu yalnız bırakanlara mahkum kalmıştı ancak belki de daha sonraki Pink Floyd albümü The Final Cut’daki The Hero’s Return parçasında belirtildiği gibi o kadar duygusal korku altındaydı ki onu reddedemeyecekleri uyku anlarında açılabilir hale gelmişti. Tahminen 2. dünya savaşı gazisi olan anlatıcının “The Hero’s Return”deki “Sevgilim sevgilim derin uykuda mısın? İyi, Çünkü tek an bu seninle gerçekten konuşabildiğim, Ve birşey var gizleyip sakladığım bir anı ki çok acı veren” sözlerine göre bu sahneyle benzerlik kurulmuş. Final Cut’un The Wall’a göre anlatımsal tarzdan çok tematik bir devam olduğu şeklindeki yanlış fikre rağmen Pink’in duygularıyla savaş gazisinin duyguları arasında benzerlikler bulabiliriz: Her iki karakter de kendi iç duygularının dışarıya aksetmesinden korkmaktadır ve sevdiklerine sadece uykularında, onu eleştiremeyecekleri anlarda kendini açar.

Xsilafon ile devam eden şarkı neyseki gitar solo’da orjinaline döner. Bu sırada yeni imajlar devreye girer. Annesinin koynuna yatmak için merdivenlerden inen Pink annesinin yanında yatan çürümüş bir cesetle karşılaşır. Görüntü muhtemelen hasta Pink’in halisinasyonları olarak algılanabileceği gibi, annesinin ona yaptıklarının sonucu olarak da düşünülebilir. Görsel olarak kocasının ölümünü engelliyememiş olmasının ötesinde, çocuğuna yaptığı korumacılığın sonu gibi de görünmektedir. Gitar soloyu, Pink’in bireysel patlayışının bir tezahürü olarak ele alırsak, Pink’in iskelet’i keşfi – daha önceki kendi yatışına benzemektedir – annesinin korumacılığının onda yaratabileceği etkiyi sezgisi olarak da düşünülebilir. Bu yüzden gitar solo böyle bir farkındalığa işaret etmek de istemiş olabilir. Annesinin bu tavırlarının bu gidişatın neticesinde kişiliğini bu hale sokacağını hayal eder ve bunun sonucunda kendisini annesinin “edepsiz” ve “tehlikeli” bulacağı kızlara atar. Annesinin tutucu fikirlerine karşı yapılan bu eylemi ileriki yaşlarına yapılan flashforward geçişle yaptığı duygusuz düğün töreni görüntüsüyle belirtilir. Yeni evlilerin öpücüğü bile romantik olmaktan çok formalite icabıdır. Freudcu psikoanalizciler muhtemelen Pink’in annesinden sonra kendisine benzeyen korumacı bir başka kadının hakimiyeti altına girme fikrine karşı çıkabilecekleri düşünülse de, hayatındaki bu iki baskın kadın’ın ortak noktaları olduğunu söylemek zor görünmektedir. Tüm göstergelerden, eşinin kişiliğinin farklı olduğu belli olmaktadır. Gitar solonun bitişiyle Pink’in karısı piyano başında onun dikkatini çekmeye çalışır. Neşeli ve ilgili yaklaşımına rağmen Pink’in kullandığı ilaçlardan ve uyuşturucu şaşkınlığından bunu başaramaz. Bu bölümdeki davranışları karısını annesinden ayırır. Annesi her an onu gözlerken, eşi zaman zaman ilgi gösteren kişidir. Belki de kopukluk burada yatmaktadır. İkinci kıtanın bize belirttiği gibi, Pink annesinin ona söylediklerine hiç uymayan bir kız arkadaş veya eş bulmaya çalışır. Ancak, böyle bir başkaldırı gerçek aşktan çok bir evlilik oyununu andırır. Annesinin veya anneye benzer karısının onu koruyup, sevgiyle kollamasına karşı çıkarak kendisini şöhretin getirdiği seks, uyuşturucu ve rock’n’roll tarzı yaşam tarzına iter. Okulda müdürün odasının dışında olduğu gibi, sonraki balo salonundaki dans son derece duygusuzca sahnelenir. DVD’de Waters’ın yaptığı yoruma göre bu sahnenin ilhamı, annesiyle gittiği bir çocukluk anısından gelmektedir. Hernekadar annesinin filmdeki anne kadar koruyucu olmadığını söylese de kısa pantalonla gittiği baloda (filmde pantalon kullanılmış) kendisini aşağılanmış hissettiğini söyler. Bu aşağılama filmde oldukça abartılarak kendisinden büyük bir kızla dans etmeye başlaması ve görsel olarak da uygun olmayan bir çift oluşturarak yaratılmaya çalışılmış. Waters yine de bu baloların o yaştaki teenagerlar için karşı cinse dokunmadaki tek fırsat olduğunu söylüyor.

Geçmişte anlatılanlardan sonra görüntü daha yeni zamana döner ve tekrar karısına turnesi esnasında ulaşmaya çalışıp başaramayınca yatağında bebek gibi kıvrılan Pink’i görürüz. Bize şarkı boyunca düşündürdüğü duygusal halini yansıtır. İzleyici yaşanan olaylardan sonra şarkının son satırı söylenirken hiç şaşırmadan neden karısına ulaşamadığını anlar. Büyüyen büyük duvar’ına karşın biz bir tuğla daha görürüz: karısının sadakatsizliği. Daha önceki sahnelerde annesinin görünmeyen yüzü belirtilmeyen kişiliğine benzer olarak yatakta bacakları görünen iki sevgili tam belli olmaz. Ancak karısı ve savaş karşıtı grubun lideri arasındaki görünmeyen yüzlere karşın ilişkileri okyanusun öbür tarafından telefon hatlarından bile anlaşılmaktadır. Şarkı bittiğinde, Pink hala karısına ulaşmaya çalışmaktadır ancak telefona karısının sevgilisi cevap verir. “In the Flesh?”deki babasının ölüm sahnesine benzer şekilde Pink’in eli telefondan kayar ve kendini duvarının arkasındaki yalnızlığına terk eder. Bu sahneler hayatın hem babasına hem de Pink’e vurduğu darbelerdir. Babası fiziksel olarak yardım birliği çağırırken ölür, Pink ise metaforik olarak.

[Bu telefon görüşmesinin “Young Lust”a benzeyen bir anısı var. DVD’de bunu bir ölçüde yalanlasa veya hatırlamadığını söylese de artık doğruluğu ortaya çıkan hikayesinde duyulan telefon görüşmesi gerçektir ve hesaplanmış birşey değildir. Plana göre Amerika’dan yapılacak bir aramadan sonra telefona çıkan arkadaşı telefonu kapatacaktı. Ancak telefonları o yıllarda bağlayan telefon operatörü bunun bir senaryo olduğundan habersiz olarak eşini arayan bay Floyd’a eşi bayan Floyd yerine telefona bir başka “erkeğin” cevap verdiğini, orada öyle bir erkeğin olmasını şaşırarak söyler ki bu da bayan operatörün otomatik olarak olayda bir aldatma olabileceği izlenimine kapılması açısından çok ilginçtir. Yapılan kayıttaki “karınızın yanında bir erkek olması normal mi?” şeklindeki endişeleri ise kayıttan çıkartılmış. Waters operatör bayanın bu tepkisinden çok hoşlandığını söyler.

Young Lust

Young Lust – Gençlik Şehveti

[David Gilmour]
Ben yeniyim buralarda
Bir yabancıyım bu şehirde
Nerede iyi vakit geçirilir?
Kim etrafı gösterecek bu yabancıya?
Aaaaah kötü bir kadına ihtiyacım var
Aaaaah kötü bir kıza ihtiyacım var
Bu ıssız yerde bir kadın var mı?
Kendimi gerçek bir erkek gibi hissetmemi sağlayacak
Al bu rock & roll kaçkınını
Aaah bebek özgür kıl beni
Aaaaah kötü bir kadına ihtiyacım var
Aaaaah kötü bir kıza ihtiyacım var

Kısaca Anlamı

Pink artık bir rock yıldızı olmuştur ve kendini seks, uyuşturucu ve rock’n’roll’un zevk dünyasına atar.

Albümde kendinden önceki “Empty Spaces” filmde ise “What Shall We Do Now?” olan “Young Lust” turnede olan herhangi bir rock and roll grubunun yaşadıklarını anlatır (Waters 1979 söyleşisi). Müzik klişe rock formatındadır ve bildik vokaller, cinsel içerikli, büyük gitarlı rock şarkıları ve döneminin gruplarını hicveden yapısına rağmen çok sahicidir. YoungLust6Her ne kadar Waters’ın yazdığı orjinal hali Pink’in okul sonrası porno filmler ve kitaplar arasında geçirdiği zamanı anlatsa da şarkıya Gilmour ve Ezrin’in katkılarıyla formatı eğlenceli bir melodiyle sahip oldu. Konuşur gibi anlatılan bir şekle dönüşen parça, annesinin yanından ayrılan tanınmış bir rock yıldızının yeni keşfetmeye başladığı seksüel özgür yaşantısını anlatır (Waters, 1979 söyleşisi). Geçmişine ait yaşadığı tüm o anıları ve kişisel baskıları gördükten sonra Pink’in bu değişiminin nedenini anlamak o kadar zor değildir. Albümdeki akış açısından bakılacak olursa, kendisini aşırı koruyan annesinden, okulundan, hayata dair bildiği ve ona kendi bireyselliğini bastırmış hissettiren her şeyden ayrılalı henüz fazla bir zaman olmamıştı. Bu herhangi bir sınırlamanın olmadığı ortamda yeni elde ettiği şöhretiyle, kontrolsüzce daha önce hiç izin verilmeyen yeni deneyimlerini yaşar. Şarkı devam ettikçe standart bir rock şarkısında, Pink’in kendini seks, uyuşturucu ve rock’n’roll batağına atışını görürüz. (Pink’in nasıl rockstar olduğu, nasıl keşfedildiği, gecelik bir şöhret mi yoksa evinden ayrıldıktan sonra mı yada yıllar süren bir emeğin ardından ulaştığı bir başarı mı olduğuna dair en ufak bir ipucu yoktur. Sanırım bunlar anlatılmak istenenin dışında konular olduuğu için bahsedilmemiştir.) YoungLust4

Şarkı anlatım bakımından oldukça basit olsa da, grubun iletmek istediği mesajla albümün temel fikrine büyük katkıda bulunur. Başarılı bir hicivsel anlatıma sahip olan şarkıyı Waters’in bir pastiş (- taklit ederek hiciv) olarak görmesi ilginçtir. Bazı sanatçılar belli bir tarzı veya bir sanat akımını çok fazla aşağılayarak eleştirmemek için (pastiş – taklit ederek hiciv) yöntemini kullanırlar. Edebiyattan örnek vermek gerekirse James Joyce’un başyapıtı Ulysses‘in bölümlerinde, entellektüel düşünce ve edebiyat dejenerasyonu olarak gördüğü döneminin kimi diğer yazar, kitap ve kültürel akımları taklit ederek onları eleştirirdi. Her ne kadar Joyce kastettiği yazar veya kitabın adından bu pastişlerinde bahsetmese de, amacı çok bellidir. Dolayısıyla burada da Pink Floyd’un “Young Lust” şarkısı, şöhretini kişisel zevkleri için kullanan, egosu imajı kadar büyümüş ve tek düşündüğü cinsel hazzı olan rocker’ların taklidini yapmaktadır. Ve basit bir taklit’den fazla bir teknik içermektedir. Şarkıdaki 1970lerin popüler rock müzik benzetmesi, Pink’in o dönem içinde bulunduğu kişilik sorununu da göstermektedir. Bu ana kadar, kişisel ve sosyal güçler onun kişisel yapısıdaki farklılıkları yok ederek sıradan bir vatandaş haline sokmak için ellerinden gelen herşeyi yaptılar. Bu güçlere mümkün olduğu kadar karşı koyabileceğine inansa da, bu tuğlaları içselleştirmesi sayesinde kişiliği çürük bir maskeden fazlasını içeriyordu. Buna uygun olarak bu yeni bağımsızlığının ilk şarkısı – sert, seksi vokal, akılda kalıcı melodik yapısı ve cilalı gitar solosuyla – kişisel bir ifade yerine tam olarak rock klişeleriyle dolu ucuz ve değersiz müzikal etkiye sahipti. Roger Waters’ın 1979 yılında Tommy Vance ile yaptığı söyleşiye göre parçada sadece o dönemin popüler müzikal eğilimleri değil, vokallerde Floyd’un ilk dönem sert rock çalışması “the Nile Song”un da izleri vardı. Pink sadece 70’lerin rock’n’roll’unun bir yansıması değil onu yaratanların ilk dönem müziklerinin de bir gölgesi gibiydi. YoungLust8Hatta sahip olduğu moda bile kendi geliştirdiği bir akım değil aksine ona yapılması söylenen şeylerdi. Bunların ışığında, Pink sürekli “kötü bir kadına” ihtiyacım var dediğinde aslında bir “genç şehveti” mi yoksa bir kaç şarkı önce söylediği “hiçbir kötünün ona ulaşamayacağı” sözünü söyleyen annesine bilinç altı bir isyan mı olup olmadığı bilinmez.

Şarkı ironik olarak Pink’in aldatma sonrası yaşadığı ezikliği atmak için kendisini sonsuz bir seksüel bağımsızlığın içine atışını anlatır. Hikayedeki bu “Genç Şehvet”in zamanı tam olarak belirli değildir. Kendini evden ayrıldıktan sonra yaşadığı telefon konuşması neticesinde duvarının arkasına izole edip etmediğinin zamanlaması tam olarak belirli değildir. Belki de duvarı ayrılışı sırasında bitmeye yakındı ve bu yaşadıkları sırasında karısı evde oturuyordu. Her ne olursa olsun şarkı / telefon konuşmasının yeri Pink’in o sıralarda aklının kadınlar ve kişisel sadakat üzerine yoğunlaştığı kesindir. YoungLust5

Şarkının albümdeki yerleşimi ile – yıllarca bastırılmış seksüel arzuların aniden patlaması – karısının onu aldatmasından sonra ortaya çıkışı nedeniyle hafif bir öc alma duygusu içerir gözüktüğü için ironiktir. Şarkıda sözü edilen genç bir rock yıldızının cinsel istismarı olmasına rağmen filmdeki görüntülerde Pink yer almaz. Onun yerine bir grup genç kadının Pink konserinin sahne arkasına geçebilmek için yaptıkları / yapabilecekleri gösterilmektedir. Waters DVDde bu bölümü bir rock şarkıcısının hayatından bu bölümü “ciddi olarak romantikleştiğini” söyler. Şampanya şişelerinin patlaması bir cinsel göndermedir ve bu şişelerin patlaması karşılığında alınan sahne arkasına geçiş kartları görünür. Bu sırada Pink’in menejeri (Bob Hoskins tarafından oynanan) ananas’dan büyük bir ısırık koparır. Kadınlar konserin güvenlik görevlileri, turne çalışanları ve grubun diğer sülüklerini selamlayarak şarkıda bahsi edilen “iyi vakitlerini” geçirirlerken biz sonunda tüm olup bitenleri kendi karavanının camından izleyen rock yıldızını görürüz. Sadece kendini fiziksel olarak izole etmesi, izleyiciyle kendisi arasında da bir ayrım yaratırken, Pink’in aldatılma duygularıyla bir paralellik de kurulmuştur. Partide eğlenenler gibi biz de Pink’i bir pencerenin ardında siyah gözlüklerinin arkasından bakarak kendini fiziken soyutlamış bir şekilde görürüz. Hatta YoungLust3şarkının sonuna doğru karavanın’dan dışarı çıksa bile bir hayranının imza arayışı ve ısrarcı çabası nedeniyle inzivasına geri döner. Bu genç fan ısrarcılığı yüzünden (“[onun] soğuk gözlerin ardında neler olduğunu anlamaya” çalışıp) gözlüklerini çıkarmaya çalışırken kendisini rahatsız ettiğini göstermesine rağmen ısrarını sürdürüp karavanın ve otel odasının içine kadar onu takip eder. Kızı reddedip dışarı atmaması, belki de en azından onunla otel odasında yaşadığı aldatmanın öcünü almak isteyebileceği için izin verdiği hissini uyandırır. Hatta bazıları bunu kızın karısına benzediği için yaptığını düşünürler. Sonuç olarak, kızın kararlılığı Pink’in kafasında duvarının arkasında ona ulaşmaya çalışan karısına benzer bir his yaratmıştır. Pink’in gerçek niyeti ise gözlerinin kapalı bakışları arasında izleyiciye bırakılmıştır. Kafasının arkasında odasında kızdan cinsel bir öc alma duygusu mu vardı? Yoksa yıllardır yerine koyamadığı gerçek karısını mı bulmuştu? Belki de bilerek onu içeri alarak kendi “nöbetlerinden” birini gösterme tuzağına alarak benzerlerine sembolik bir uyarı yapacaktı. Sonraki iki şarkıda geçen intikam, pişmanlık, kendine acıma ve öfke krizleri arasında gidip gelmesi düşünüldüğünde, sebebin hepsinin toplamı olduğu düşünülebilir.

One Of My Turns

One of My Turns – Krizlerimden Biri

Roger Waters

Günden güne griye dönüşüyor aşk
Ölüm döşeğindeki bir adamın derisi gibi
Geceden geceye,
Her şey yolundaymış gibi davranıyoruz,
Fakat ben gitgide yaşlandım,
Ve sen gitgide soğuklaştın
Ve hiçbir şey çok eğlenceli değil artık
Ve hissedebiliyorum
Krizlerimden birinin daha yaklaştığını
Kendimi bir jilet kadar soğuk
Bir sargı bezi kadar sıkı,
Bir cenaze davulu kadar kuru hissediyorum.

Yatak odasına koş,
Soldaki bavulun içinde
En sevdiğim baltamı bulacaksın
O kadar korkmuş görünme
Bu yalnızca geçici bir evre
Yalnızca kötü günlerimden biri
Tv izlemek ister misin?
Ya da çarşafların arasına gömülmek?
Ya da sessiz çevre yoluna dalıp gitmek?
Bir şeyler yemek ister misin?
Uçmayı öğrenmek ister misin?
Beni denerken görmek istermisin?
Aynasızları çağırmak istermisin?
Durmamın zamanı geldimi sence?
Niye kaçıyorsun benden?

Kısaca Anlamı

Evi arayıp karısının bir ilişki yaşayıp kendisini aldattığını öğrenince, Pink bir groupie’yi otel odasına alır ve yaşadığı duygusal bir krizle etrafı dağıtıp kızı kovalar.

Her ne kadar albümün başından buraya gelene kadar Pink’in karanlık taraflarının belirtilerini gördüysek de, “One of My Turns” bize ilk kez görünmeyen tarafındaki kötü yanını gösterir. Bu ana kadar, albüm bir şekilde genç Pink’in yetişkinliğe geçişinin (en azından geçmeye çalışmasının) anlatımıyla geçmişti. Hatta “In the Flesh?” ve “the Thin Ice” gibi şarkılarda bile alaycı, didaktik bir anlatım belli ölçülerde öğreti ve bilgilendirici mahiyetteydi. Önceki şarkıların anlamlarının altında ne kadar yanlış olursa olsun bir çeşit merak, kendini keşfetme ve dünyadaki anlamını anlama çabası vardı. OneTurns2 “What Shall We Do Now?” ve “Young Lust” gibi şarkılar Pink’in hayatın fiziksel zevk arayışlarını incelerken, bunun büyüme arzusundan kaynaklandığını da gösteriyordu. Bununla birlikte şimdi göreceğimiz “One of My Turns” şarkısında artık kendi dünyası ile dış dünyanın fiziksel bir çatışma haline girdiği bir noktaya varır.

Genç groupie’nin Pink’in otel odasının ihtişamı ve eşyalarıyla ilgili yarı teatral yarı şımarık sözlerinin ardından (“What Shall We Do Now?”daki materyalist tuğlaları andıran), Pink muhtemelen karısının aldatması ile bu odasına getirdiği kızla kuramadığı kontağın etkisiyle bir çeşit trans haline girer. (İlginçtir, bu kız Pink dışında kendi sesiyle duyulan tek karakterdir. – Çevirmen notu: Bob Hoskins’in Comfortably Numb’da çok az duyulan sözleri hariç tutulduğunda – Tüm diğer karakterler Pink’in ruhunun eseridir. ) Şarkının sonraki sözleri dehşete kapılan hayran kıza ithaf edilir görünse de asıl olarak şarkının ilk sakin bölümünde Pink’in ruhsal durumu daha çok karısını hedef alır. “Young Lust”ın analizinde de belirttiğimiz gibi grubun kızı (groupie) için söylenen sözler karısına söylenen sözlerin devamıdır ve kadınların sürekli aldatan insanlar olduğuna inanılarak söylenir, bu yüzden hem zihninin derinliklerindeki sözleri hem de eleştirilerini paylaşır. 1979 yılında röportajı yapan Tommy Vance’e verdiği söyleşide Roger Waters, albümün bu aşamasındaki Pink’i “herşeyi olan ama hiçbirşeyi yokmuş gibi yaşayan” biri olarak tanımlar. Pek çok kişinin gıpta edeceği bir şöhret’e, hayranlara, zengin eşyalara, kısacası dünyada yaşayan herkesin arzu edeceği bir zenginliğe sahiptir. Fakat o artık hayatta en önemli şeyin ne olacağını anlamıştır; bu karısıyla gerçekten anlaşabilmiş olmalıydı. Öneminiyse ancak onu kaybettiği zaman anlayabilmişti. Karısını bu duruma yönlendiren şeyin o zamanki hataları olduğunu bilse de öfkesini, sevgi ve hayatın değişkenliğine yani bir çeşit kadere yönlendirir. Hayattaki tüm hayal kırıklıklarına yaptığı gibi, bulabildiği tek çözümü uygulamak, yani kendi duvarına yeni bir tuğla olarak eklemekti. Pink için bu ihanet artık ilişkisinin sonlanması anlamına gelir. İlişkisini “ölen bir adama – dying man”e, diğer hususları (gitgide yaşlanma – growing older ve soğuma – colder) benzetmeleriyle kendisini suçlamaktan kaçınır. Zihninde bu dünyadaki herşeyin sonlanacağı ve zamanla yarardan çok zarar getireceğine inanmışlık vardır artık. Bu bozulma fikirleri “jilet” olarak tasvirlenen ölüm, “damar turnikesi” ile anlatılan uyuşturucu ve “cenaze davuluyla” metaforlanan ölüm imgelemesiyle tanımlanır. Bu son üç mecaz albümün bundan sonraki gidişatını da belirler: “Jilet” Pink’in sadece şarkıda alacağı saldırgan hali değil daha sonra dönüşeceği faşist dönemi için de çok iyi bir benzetmedir. “Turnike – tourniquet” o dönem Pink’in kullandığı uyuşturucular kadar “Comfortably Numb”da da karşılaşacağımız kendisine metamorfoz yaşatan enjeksiyonların teşbihidir. Ve son olarak da duvarın arkasında inzivada yaşayacağı ölüm, “cenaze davulu” olarak tasvir edilir. Pink’in yaşayacağı patlamanın en iyi göstergesi ise turnike ve cenaze davulu gibi iki gergin kavramın kullanılmış olmasıdır. Turnike kola sıkı bir şekilde sarılarak ana damardaki kan akışını engellerken (muhtemelen Pink’in duyularını ve hislerini kapatmasını simgeleyen) davulun yüzeyi ise doğru tınlaması için gergin tutulmalıdır (Pink’in basit kişiliğinin sembolü). Her iki durumda da, gerginlik temasının kullanılması izleyiciye gelecek olanın habercisi olması düşünülmüş olmalıdır: Kırılma Noktası.

Synthesizer’in yükselişi ile o ana kadar sakince koltuğunda oturan Pink duygu patlaması yaşamaya başlar. Bir anda korkuya kapılan ve muhtemelen karısının ve onun kendisini yalnızlığa sürükleyen halinin yerine koyduğu yüzeysel hayatı temsil eden kıza döner. Aynı parçanın ilk yarısında karısını ve genel olarak yaşadığı ilişkileri suçladığı gibi, bu ikinci yarıda da şöhretinin ona kazandırdığı materyalist ihtişamından etkilenmesi yüzünden odasındaki kızı suçlar. Nerdeyse kızın sorduğu her soruya alaycı bir cevap verir. En favori baltasını (argoda gitar) (“Are all these your guitars? – Bunların hepsi senin gitarların mı?”), TV izlemek istediği (“What are you watching? – ne izliyorsun?”), “or get between the sheets? – veya yorgana girelim mi?” (seksi çağrıştıran “Wanna take a bath?’ – Duş almak ister misin?” e cevap), kişisel bağlantısını düşündürerek tasvir ettiği “sessiz otoyollar?” (“Are you feeling okay? – Kendini iyi hissediyor musun?”) veya “birşey yemek ister misin?” (“Can I get a drink of water? – sana su getireyim mi?”). Tüm bu bahsedilen konular eğer ortada bir saldırı olmasaydı masumane cevaplar olacaktı. Hatta gitarı için kullandığı argo kelime axe – balta – bile yaşadığı şiddet patlamasının bir yansımasıdır. Aralıklı çığlık ve kırılan eşya sesleri sahnedeki kaotik atmosferi desteklerken Pink’in kadına şiddet yoluyla onu uçuracağını (muhtemelen onu balkondan atarak) veya en azıdan kendisi yaparken bunu izlettireceğini ima eder. Yine önceki “In the Flesh?”, “Another Brick in the Wall, Part 1” ve “Mother” şarkılarında olduğu gibi özgürlük ve sınırsızlığı çağrıştıran “uçma” kelimesi burada şiddet, zulüm ve ölüm ile ilişkilendirilmiştir.
Bu şekildeki bir şiddetin gerçekliği veya duygusal boşalma neticesi zararsızlığı tartışılabilir olsa da, herkes bu tehditlerin onun duvarının arkasındaki karanlık tarafını yansıttığında hemfikirdir. Pink bu patlamayı “Krizlerimden biri” olarak belirtmiş (başkaları da olduğunu düşündürerek), “kötü günlerimden birinden bir dönüm” olarak şarkının içerisinde belirtmesi, önceki şarkılardan “When the OneTurns5Tigers Broke Free”deki suçlamaları ve “Mother” da gitar solonun başlamasıyla albümün/ filmin içinde yaşadığı diğer patlamaları hatırlatır. Eğer gerçekten bu “turn – kriz” bir patlamaysa tüm örneklere bakınca gittikçe daha büyük ve daha şiddetli, daha kontrolsüz olmaya başlamıştı. Duvarı büyüdükçe altında kaldığı duygusal baskı artıyor, büyük bir içsel birikime neden oluyor bunun da sonucundaki herşeyi içeren bir patlama yaşıyordu. Ancak ister gerçek ister karanlık bir espri anlayışı olsun sözleri yorumlayan biri için gerçek olan birşey vardır ki bu kızla ilişkisi de diğerleri gibi sona erecektir. Terk edilmiş, bir kez daha dünyadan uzaklaşmış Pink giden kadının arkasından çığlık atar: “Neden benden kaçıyorsun?”. Pink’in içinde bulunduğu durum düşünüldüğünde alaycı kalan bu soru ilişkilerinin de bitişinin nedenlerini açıklıyordu. Bunun sonucu olarak bir kez daha kişisel bağlantı kurma çalışması başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Sözlerindeki anlatımın açıklığı sayesinde bu parçanın detaylı açıklamasına fazla bir gerek yoktur. Pink içine kapanık bir şekilde TV izlerken odasına hayran kalan groupie’yi yaşadığı patlama sonucunda odayı tahrip edip kızı kovalarken, kız da bulabildiği yerlere saklanmaya çalışır. Pink’in duygu boşalması halini yansıtan bu şiddet, doğrudan sadece kadına karşı olmayıp başarısının neticesinde edindiği malına mülküne karşı bir saldırı gibidir. Genç kadın farkında olmadan Pink’in “passing phrase – geçiş dönemine” denk gelip bardağı taşırmıştır. Ancak hiddetini çıkarttığı eşyalar yaşadığı içsel ızdırabın sembolik yansımasıdır. Filmin başından beri kendini kaybetmiş şekilde izlemeye başladığı TV nihayetinde kendi davranışlarını da etkilemeye başlamıştır. Gerçekten de televizyon bu krizlerinde onun ilk ve son OneTurns6 kurbanı olur.

Ve TVde olan ve daha özelinde bir groupie ile birlikte duş almasını engelleyen, kendini alamadığı TV’deki film nedir? The Wall boyunca kendini tutkuyla izlemekten alamadığı film 1955 yapımı İngiliz savaş filmi the Dam Busters’dır. 2. Dünya Savaşıında geçen gerçek bir hikayeden uyarlanan film Barnes Wallis’in geliştirdiği fırlayan bombalar kullanılarak Almanlara ait barajı yıkıp neticesinde askeri endüstri alanlarını yok etme planı üzerine düzenlenen Chastie operasyonunu anlatır. Pink’in film boyunca 2. dünya savaşı hakkındaki bir filme odaklanması şaşırtıcıdır. Ancak onun “One of My Turns”de kullanımı ise savaş bağlantısının da ötesine geçerek hikaye ile aynı zamanda ironik ve sembolik bağlantıları vardır. Ironik olarak filmde barajları (yada duvarları) yıkmak için çalışan kahramanlar yerine Pink hikayede şu ana kadar kendi savunma sistemini kurmayla ilgilidir. Sembolik olarak ise, filmin kendisi tam da bu noktada Pink’in savunmasını çatlatan, bilinç altı duygularını yıkıp sel gibi sertbest kalmasını sağlayan bir aşamadadır. Ancak kısa vadede bu dönüşün ona savunmasını güçlendirip, tamamen içine kapanmasını sağlayan olumsuz etkileri olacaktır. Ancak filmdeki bu olaylar zincirinin ve Pink’deki duygular onu sarsar ve duvarının daha da yükselmesine neden olur. OneTurns7

Görüntüler Pink’in rahim’i andıran odasının penceresini kırıp TVsini aşağı atmasıyla sonuçlanır. Bazıları bunu dış dünya ile iletişim kurma çabasının son denemesinin sembolü olarak görürler ancak gerçekte delirmişcesine tüm dünyaya en savunmasız haliyle (hatta kesilen damarları sayesinde şiddetli bir kanamayla otel penceresinden tehlikeli bir şekilde sarkarak) duyabilen herkesi tehdit ederek bağırır “Gelecek sefere pislikler”. Son bir bağlantı çabasından çok bu son tuğlalarını oluşturan bir adamın görüntüsüdür. Ancak komik bir şekilde son sahnede yankılanan bu sözlere karşı şehirde kendisine savaş açan bir rock yıldızının bu çığlığından habersiz, son derece sakin, kendi akışında, umarsız hayat devam etmektedir.

Dont Leave Me Now

Dont Leave Me Now – Beni Terk Etme Şimdi

[Roger Waters]
Aaaah bebek
Beni şimdi terk etme
Yolun sonunda olduğumuzu söyleme
Hatırla gönderdiğin çiçekleri
Sana ihtiyacım var bebek
Lime lime etmek için seni
Arkadaşlarımın önünde
Aaaah bebek
Beni şimdi terk etme
Nasıl gidebilirsin?
Sana ihtiyacım olduğunu bildiğin halde
Pestilin çıkana dek dövmek için bir Cumartesi gecesi
Aaaah bebek
Beni şimdi terk etme
Bana nasıl böyle davrana bilirsin?
Benden kaçarak
Sana ihtiyacım var bebek
Niye kaçıyorsun benden?

[David Gilmour]
Aaaah bebek!

Kısaca Anlamı

Pink’in kendisini aldatan karısına zihninde geri dönmesi için yalvarması ve aynı zamanda onu tehdit etmesi.

“Don’t Leave Me Now”, “One of My Turns”deki manik patlamaya karşın depresif bir cevap gibidir. Yavaş piyano ritmi üstüne reverbli synthesizerlerin yarattığı sonik yapıyla Pink’in yarattığı duvarın her yerine yayılır. Atmosferdeki ağırlık şarkının yavaşlığı ile vurgulandığı gibi üstüne yerleştirilen nefes sesleriyle de depresif hava tamamlanır. Karısının sadakatsizliğinden sıkıntı yaşayan Pink, içine bir yandan “yolun sonu olmadığına” dair mesajlar verirken öte yandan “onu Cumartesi gecesi hamur gibi dövmekle” tehdit eder. DontLeave8Bu görüntü Pink’in gerçekten karısına böyle bir şiddet uygulayıp uygulamadığı sorusunu da ortaya çıkarır. Sözünü ettiği dövme gerçek midir? Tommy Vence ile yaptığı söyleşide Roger Waters, ruh hali bozulmuş ve kendini derin bir ahlaki çöküntüde hisseden Pink’in söylediği sözlere bakarken bu halini göz önünde bulundurmak gerektiğini söyler. Buna rağmen dinleyici kendi çıkarttığı sonuca davet edilse de, Pink’in dayak sözlerinin gerçekliği tartışmalıdır. Bu sözleri daha çok duvarındaki son boşlukları dolduran, yaralarını saran, yalnız bırakıldığı dünyada öcünü almaya çalışan bir adam; Pink’in halet-i ruhiyesinde değerlendirmek gerekir.

Pink’in bu içinde bulunduğu bu ruh halinde, gergin ilişkisindeki kendi sorumluluğunu görmezden gelerek yakınmasında bir ironi de var. Şarkının daha başındaki ismi “Beni Terk Etme Şimdi” hedefi (dolayısıyla ilişkinin bitişinin nedenini) karısına atarak suçlama yapmaktadır. Ona (karısına) “kendisini bırakmamasını”, “yolun sonu olduğunu söylememesini”, “kendisini bırakıp nasıl gideceğini” ve “bırakıp kaçarak”, “kendisine nasıl böyle davranabileceğini” sorar. Bu duvarın yapımı esnasında defalarca gördüğümüz üzere Pink bir kez daha bir başka tuğlanın zavallı kurban’ını oynar ve sorumluluğu başkalarının üzerine atar. Pink’in zihninde, o tüm çabaları gösteren, eşine çiçekler alan, ona ne kadar ihtiyacı olduğunu söyleyen kişi kendisidir. DontLeave1 Ancak ne zaman kendisini bu yaşadığı depresyondan kurtarmak için gerekli olan kişisel bağlantılarla bunu aşabileceğine inansa içindeki yönetici sesi kontrolü ele alıp dışa açılmasını kontrol edip içine dönmesine neden oluyordu. Her “sana ihtiyacım var” deyişinde belli bir seviyede dışarıya bağlanma isteği ve kırılganlık belirtisi göstermiş olsa da birden kendini geri çekip intikam hayalleriyle dolar ve şiddet dolu baskın özgüveni kontrolü ele alır. Aynı “What Shall We Do Now?”daki katile dönüşen bebek animasyonunda olduğu gibi Pink’in kendini üzgün ve şefkate muhtaç hissettiği anlarda acı çektirip ve kötülük yapan birine dönüşebiliyor. “What Shall We Do Now?” şarkısında küçük bebeğin katil’e döndüğü animasyondaki gibi kötülük ve acılı ortamlarda sapıklaşan Pink birden sevgi dolu ve özür dileyebilen kişiye dönüşebiliyordu. Hatta duygusal olarak en çöktüğü bir an özgür olmayı ve başka birinin yardımına ihtiyaç hissettiğini söylüyordu fakat gururu çok değerliydi, o yüzden duvarı yükseldi.

Albümün ve filmin bu bölümüne kadar seyirci Pink’in yaşadıkları ve bundan dolayı yaptığı suçlamalarla saldırgan bir tavır görmeye başladıysa da “Don’t Leave Me Now”da sürekli tekrarlayan “Oooooh, bebek” sözleri onun “the Thin Ice” ve “Mother”daki tavrını hatırlatır. Önceki şarkı Mother’da Pink’e söylediği “baby/babe – bebek” sözleri aşırı korumacılığın getirdiği bir duygusal annelik içgüdüsündendi. Burada ise aynı söz şarkının doğası gereği çift taraflıdır: sevgi ve tepeden bakış’ı simgeler. Aynen annenin söylediği gibi karısı bu kez ona “Oooo bebeğim” sözüyle hitap ederek annenin önceden hissettirdiği koruyuculuğu hissettirir ve izleyiciye neden bir zamanlar annenin “kötü kızlara müsade etmeyeceği” sözünü hatırlatır. Herşey daha önce annesinin söylediği gibi olduğundan anlamlanır. Şimdi artık oğluna ektiği tohumdan bir nevroz çiçeği oluşmuştur. Başa dönersek – “the Thin Ice” ve “Mother”da anneyi seslendiren – David Gilmour şarkının müzikal kapanış sözünü söyler. Şarkıda attığı solonun tarzı da bu anne koruyucu şefkatini göstererek Pink’in yapısında oluşan bağlanmışlığı hissettirir.

Benzer bir temada Pink’in söylediği “shredder – öğütücü” sözüyle karısına dayak atmayı hayal ediyor. Bu anlatılan benzetmeler Pink’in İngiliz eğitim sistemine karşı getirdiği suçlamalara benzemektedir. Hernekadar özellikle albümde bundan bahsedilmese de “Another Brick in the Wall, Part 2” videosunda yüzleri olmayan öğrencilerin kıyma makinasında öğütülüşünü anımsatır. Doğrudan veya bilinçli olmasa da bu şarkıda geçen “öğütme” ve “hamur haline getirme” söz ve benzetmeleri kişisel aşağılamanın The Wall’ın önceki şarkılarında geçen yüzleri olmayan kişiliksiz öğrencilerin yaratılmasına benzer bir aracı olarak anlatılıyor. Bu düşünceyle, Pink’in hayalinde karısına vermek istediği şekil ile öğretmenlerin ona yapmak istemedikleri arasında benzerlik bulunmaktadır. Annesinin daha önce bahsettiğimiz takıntıları da eklenince Pink döngüsel olarak bir zamanlar yaşayıp şikayet ettiklerini ileride göreceğimiz değişimi ile kendi uygulamaya başlayacaktır.DontLeave6

Şu ana kadar “Don’t Leave Me Now” şarkısına biz Pink’in karısıyla ilgili hayalleri açısından baktık. 1979 yılındaki Tommy Vence söyleşisinde en azından Waters, Pink’in şarkıyı “groupie kıza veya karısına söylemediği herhangi birine söylediğini söylüyor. Bir çeşit erkekten kadına söylenmiş bir söz bir his olarak yansıtılmak istenmiş. Şarkıyı bu açıdan genelleştirdiğimizde Waters, Pink’in hayatı boyunca ilişkisinin bir çeşit aşk-nefret gitgellerine sahip olduğunu söylemekte. Evet karısına söylenen sözlerde bu anlaşılır ancak duygusal tonu babasını kaybettiği zamanki haline benzemektedir. Annesinin onu çok koruyucu şekilde yetiştirmesi ve etrafında yıkmaya çalıştığı halde oluşan şöhret, hatta onu bir yandan gömmeye çalışan duvarı bile ona koruma sağlamıştır. Pink’in geçmişindeki tüm ilişkileri sorunlu, hepsini hayal kırıklığı ve beklentilerine çözüm olmayan birliktelikler olarak kabul ediyordu. Örneğin, “Don’t Leave Me Now” geçmişine ait suçlama ve onun savunmalarıyla doluydu. Ne zaman bir yardım istemeye çalışsa duvarı ona geri adım attırır ve ona kimseye güvenemeyeceğini hatırlatırdı, sonuçta herkes kaçtı ve o yalnız kaldı.

“One of My Turns” sahnelerinde ustaca gösterildiği gibi sözlerdeki Pink’in duygusal manik patlaması ve “Don’t Leave Me Now”daki sahneler ile Pink’in tuğlaları arasındaki boşluklar katmanlar şeklinde dolmaktadır. Şarkı Pink’in harap olmuş odasındaki kırık cam, ters dönmüş masalar ekranda kırılmış gitarlardan oluşan enkazına yakın çekim ile başlar. DontLeave4 Odasında meydana gelen görüntü özel havuzunda uzanmış duran kahramanın hayatında düzenlemeye çalıştığı olaylar sayesinde mevcut zihinsel yapısıyla da paralellik gösterir. İlk olarak kana bulanmış elleriyle yakın çekim başlayan görüntülerden geniş açıya geçtiğinde yüzme havuzunun mavi suyunun kan rengine dönmüş ve çarmıh’a gerilmiş gibi duran Pink’i görürüz. O çarmıhtaki görüntünün üzerine tam bir tezat gibi duran karısı ile sevgilisinin hayvansı sevişme sahneleri ile büyük etki uyandırır. Hernekadar Pink’in anti-Christ görüntüsü daha önce söylenmiş olsa da görüntüler sanki zihninde tersini söylüyor gibidir. En azından zihninde sevdiği tarafından işkence gören biridir. İsa’nın kızıl saçlı Yahuda tarafından ihanete uğraması gibi, Pink hayalinde kendi kızıl saçlı karısı tarafından onun yatağında ihanete uğramaktadır. Ancak karısının günahlarından ve İngilteredeki evine turneden telefon ettiğinde telefona cevap veren adam ile karısının hangi pozisyonda olabileceğini hayal ederek ayrıntılı şekilde düşünerek kendi zihninde kendini çarmıha germiş günah çıkartmaktadır.

Bir sonraki sahnede İsavari duruşuyla parmaklarından akan kan otel halısına düşerek sarsıcı bir yanku meydana getirir. O sırada hala TV’de oynamakta olan the Dambusters filmi sayesinde normal hayata dönmüşken yine bir Pink halisinasyonu ile karşı karşıya kalırız. Bu kez şarkının başındaki parçalanmış odanın yerine Pink’in zihnindeki çok büyük duvarlarla çevrili, çok az döşenmiş büyük beyaz bir odadayızdır. Filmde canlı oyunculukla animasyonu birleştiren yeni sahnede, Pink’in karısının gölgesi duvarda belirir. Ardından eşi karısı tarafından avlandığı senaryosuna uygun olarak yırtıcı bir peygamber devesine dönüşürDontLeave7. Peygamber devesinin yüzü daha sonra Gerald Scarfe’ın DVD’de bahsettiği “What Shall We Do Now”da kadın vajinasının dudaklarını andıran kadınlık sembolü dişi çiçeğe dönüşür. Önünde büyük bir canavar, düşüncelerinde karısının onu aldattığı sahneler eşliğinde Pink bir köşeye siner. Kendini saldırı karşısında çaresiz gören Pink bir zamanlar masumiyet sembolü olan mavi otel odası duvarları arasında cenin şeklini alır. Zihninde dünya günahlarından çarmıha gerilmiş İsa kadar masumdur.

Şarkının son sahnesinde (savaş temalı filmler geçmişine ait, öpüşen çiftlerle karısına ait hatıralarla) kurbanı olduğunu inandığı üstündeki psikolojik yüklere karşı bir patlama yaparak gitarıyla (materyalist şöhretinin sembolü – gitarı çekiç gibi kullananarak) televizyonu parçalar. Televizyonunu parçalayarak hayatının simgesel görüntülerini ortadan kaldırarak onu kendisi yapan geçmişteki olaylara karşı sırtını dönüyor. Bir çeşit geçmişini reddetme haline giriyor. Bunu yaparak artık anti mesih görüntüsüne dönerek onu tamamen yanlızlaştıracak dış dünyadan kopuş rolüne geri dönüyor.

Another Brick In The Wall Part 3

Another Brick In The Wall Part 3 – Duvardaki Diğer Bir Tuğla Bölüm 3

[Roger Waters]
Çevremde silahlara ihtiyacım yok
Beni sakinleştirecek uyuşturuculara ihtiyacım yok
Gördüm duvarın üzerindeki yazıyı
Bir şeye ihtiyacım olduğunu sanma sakın
Hayır bir şeye ihtiyacım olduğunu sanma sakın
Hepsi hepsi duvardaki tuğlalardı
Hepsi hepsi duvardaki tuğlalardınız siz

Kısaca Anlamı

Duvarına en son tuğla olan -Karısının sadakatsizliğinin açığa çıkmasının – etkisiyle Pink tamamen zararlı dünyadan kendini izole etmeye karar verir.

Brick3-2“Duvardaki Tuğla” üçlemesinin son bölümü, dünyayı reddeden Pink’in eski savaş filminin oynadığı TV’yi parçalamasıyla başlar. Patlama bir kaç kere tekrar eder. En sonuncusu ile tanıdık gitar rifi bu kez ne “birinci bölümdeki” gibi yumuşak ne de “ikinci bölümdeki” gençlik anarşisinin marşı gibi çalmaktadır. Bu kez phazer efektli dönen ses ve synthesizer destekli, kalp atışına benzer bas davul desteğiyle adrenalini artırmaktadır. Her kıtanın sonu sözlerde geçen kişisel yalnızlığının vahşi deklerasyonu ilan eden, vurguyu artıran keskin akor patlamalarıyla desteklenmektedir. Diğer iki bölümden farklı olarak Pink bu parçada, daha önce dış dünyaya sakladığı tüm suçlamaları açıkça yapmaya başlar. Bu artık onun tüm dünyayla yaşadığı bir cephe savaşıdır.

1979 yılındaki Tommy Vance söyleşisinde, Waters bu üçüncü tuğla bölümünü Pink’in “kendini tüm dünyadan izole etmeye ikna ettiği bölüm olarak” tanımlıyor. Bu, dünyanın ona dışsal yaralarını iyileştirmek için sunduğu empatik insan ilişkileri sağlayan eğlence hayatı veya ağrı kesici benzeri farmakolojik ilaçları tümüyle reddedilişinden anlaşılıyor. Brick3-3 Uyuşturucu deneyimi onu çevresine yaklaştırıp kollamak yerine çevresinden ve dünyadan daha da koparıyordu. Annenin sevgiyle kucaklaması aşırı bir koruyuculuk, karısının kucaklaması ise büyük bir ihanet içeriyordu. Ve sonunda Pink “sarılmış kollar istemiyorum” söylemi onun bu durumu bir kafes’e benzettiğine işaret ediyor. Tevrat’a gönderme yapan Pink, “duvarda yazılanları gördüm” sözüyle sadece kafasındaki albüm boyunca inşa ettiği metaforik duvara değil, eğer kendini izole etmezse lanetleneceğine de inanmaya başlamıştır.

Çünkü Tevrat’ın hikayesinde, “son babil kralı. Balthasar, tertiplediği gece alemlerinden birinde, Nebukadnezar’ın bir zamanlar kudüs tapınağından almış olduğu kutsal kitapları getirtir. Yapılan bu saygısızlığın ardından hükümdar, “bir elin duvara, sarayda hiç kimsenin okuyamadığı esrarengiz harfler çizdiğini” dehşet içinde görür. Huzura çağrılan Daniel, krala “bu eli tanrı gönderdi, el de mene, tekel, feres yazdı. mene, tanrı hükümdarlığının günlerini saydı, sonunu belirledi; tekel, terazinin kefesine kondun, pek hafif kaldın; feres, krallığın paylaşılacaktır” der ve gerçekten de Balthasar aynı gece öldürülür” (Ekşisözlük’ten alıntı).

Pink’e dönersek zihninde “duvara yazılı sözler” dış dünyaya karşı bir uyarı içerirken, tuğlalar hayatın getirdiği acının sabit hatırlatıcılarıdır. Kendine hikayedeki Daniel rolü uygun duruyor gibi görünse de aslında onun duvarı ironik olarak kendisine lanetli Balthasar rolünü biçmiş gibidir. Brick3-4

Hem müzik hem de Pink’in sözlerindeki öfkenin en doruğa çıktığı “hepiniz duvardaki bir tuğla idiniz” sözleriyle geldiği son aşamadan dolayı etrafındaki her şeyi suçladığını ve çektiği acılardan tüm çevresini sorumlu tuttuğunu belirtir. Eğer dünya ile bağlantıları ona daha fazla acı çektiriyorsa o zaman Pink’in son tuğlayı da yerleştirip kendisini o dünyadan soyutlaması en doğrusu olacaktı.

Şarkının sözlerinde anlatıldığı gibi adeta bilinç altı mesaj verircesine hızlı geçişlerle filmin başından beri suçlama yapılan tüm metaforik tuğlalara sembolik gönderiler yapılarak mevcut ruh hali tasvir edilmeye çalışılır. Evliliğinden, karısının aldatmasına, okuldaki öğretmeninden, yatakta annesine sarılan Pink’e, babasının bombalanan mevzisine kadar, kişiliğindeki tüm psikolojik yaralar hızlı bir şekilde hatırlatılır. Her biri Brick3-10 kesişen sahneleri bir çatışmada polislerin kurduğu duvar benzeri bariyerine atılan molotof kokteyl görüntüleri tamamlar. Çatışma sadece “In the Flesh?”in de gördüğümüz konsere gidenleri hatırlatarak filmin ilk yarısını tamamlamakla kalmaz aynı zamanda Pink’in anlatımdaki farklı noktalarından duygusal halini de yansıtır. Buradaki çatışma sahnesiyle – insanların mevcut duruma karşı ayaklanması – Pink’in içinde hayatta kalmak için dış dünya ile kişisel bağlantısını sürdürmek zorunda olduğu ortak fikri karşı isyanı anlatmak istemiş olabilir. Sözle nedeni belirtilmeyen bu kavga sahnelerinin kişisel anılarla birleştirilmiş olmasının bir nedeni de suçlamayı küçük ve basit bir tartışmanın büyüyüp kontrolden çıkması ve neticesinde hayattaki pek çok acının buna benzer şekilde bu kontrolden çıkmanın bireylerin duygusal yıkımına neden olduğu sonucunun çıkartılmak istenmesi olabilir.Brick3-7 Kavgaların tekil girişimlerin toplanıp aralarındaki kaotik enerji etkileşimiyle oluşması gibi Pink’in duvarının da başlangıçta masum tuğlaları teker teker birleşerek bir gün onun da önüne geçerek zihninin ufuklarını kaplayacak kadar engin ve ulaşılamaz bir yüksekliğe erişmesine neden oldu.

Albümde “Hey You” şarkısına kadar bahsedilmese de kurtlar defa “Another Brick in the Wall, Part 3,” de akıl hastanesinde Pink’e yapılan elektro sok ile (karısı olduğu düşünülen) kadın çığlığı görüntülerinin üst üste bindirilmesi sırasında görünürler. Bir çokları Pink’in kavga sahnesi görüntülerinin “the Funny Farm”a dair kanıtlar içerdiğini öne sürse de (“Empty Spaces” parçasınıda ters olarak kaydedilmiş mesaj) karşıt fikirdekiler çatışma sahnelerindeki gibi bu görüntünün de sözlü anlatımdan çok duygusal çağrışıma önem verdiğini söylerler. Solucan yığınlarının yuvarlanış görüntüsü doğallıktan çok sürrealist bir mana içermektedir. Brick3-5Batı edebiyatında olduğu gibi The Wall’da da solucanlar ölüm ve çürümenin mecazi sembolüdürler. Pink’in kendini dış dünyaya kapanması ve kendi duvarının arkasına çekilmesi nedeniyle ilk olarak bu sahnede (ölümün tasviri) görünmektedir. Tuğlalarının altında duygusal yapısının yıllarca körelmesine rağmen, duvarın tamamlanması onun akıl hastalığının karanlık köşelerine doğru daha hızlı şekilde çürümesinde bir katalizör görevi görür.

 

Goodbye Cruel World

Goodbye Cruel World – Güle Güle Zalim Dünya

[Roger Waters]
Güle güle zalim dünya
Terk ediyorum bugün seni
Güle güle
Güle güle
Güle güle
Hoşçakalın tüm insanlar
Söyleyebileceğiniz hiçbir şey yok
Değiştirebilmek için fikrimi
Güle güle

Kısaca Anlamı

Pink dış dünyaya veda ederken, kendini otel odasına kilitler ve zihinsel duvarının son tuğlasını yerleştirir.

Sıradan bir dinleme ile “Goodbye Cruel World” Pink’in intihar edeceğine inandığı bir şarkı izlenimi verebilir ancak şarkı fiziki bir ölümden çok mecazi bir ölümü anlatır. Kendini dış dünyadan tümüyle izlole eden Pink veda şarkısını kalan son tuğlarları yerleştirirken söyler. GoodbyeWorld1Waters’ın 1979’daki söyleşisinde anlattığı gibi, “Pink bir çeşit şizofreniye doğru gitmektedir…. artık dolmuştur ve bu bir sondur.” “Another Brick in the Wall, Part 3,”deki herşeyi kapsayan suçlamalara benzer olarak Pink “tüm insanlara” sakin bir hoşçakal diyerek bir anlamda onun duvarına katkıda hayatında herkesi kastediyor ancak (ironik olarak kendi duvarını tamamlarken) bizi yani seyirciyi tartışılmayan bir başka dördüncü duvarı kırmaya götürüyor. Albümün ilk yarısı “In the Flesh?” şarkısında böyle bir hedefle başlıyordu. Pink konsere gidenlere yani bize hayatın soğuk gözlü bir maske olduğu uyarısında bulunuyordu. Şimdi artık benzetmeye gerek kalmadan, basit bir uyarı yerine “those million tear-stained eyes – milyonlarca gözyaşıyla ıslanmış” kahramanımızın dünya ile ciddi ilişkisi yani gerçek anlatılacaktır. Fakat manik öfkeli “One of My Turns,”çift taraflı ayrılığı işleyen”Don’t Leave Me Now” ve öfkeli taşkınlığı anlatan “Another Brick in the Wall, Part 3,”dan farklı olarak albümün ilk bölümünün son şarkısı Pink’in kader olarak gördüğü bastırılmış yaşamından tümüyle ayrılışını anlatır. Bu kadar uzun süre yaptığı savaştan ve uğradığı ihanetlerden sonra, kendini tümüyle ayırma fikri küçük bakışlı zihnine huzur verecekti. Öfkeli davul ritimleri, keskin gitar riffleri ve dikenli sözleri geride kalmıştır. Onların yerine, sakin bir nefes alan, sabit hızda hareket eden bas gitar riffi ve herhangi bir yapay maske gerektirmeyen, bir süre için engellenmeyen basit, düz vokal vardır. Son “hoşçakal” sözüyle vedasını yapan Pink son tuğlayı yerleştirir yerleştirmez müzik kesilir ve duvarının dışarıda olan bizlerle ve tüm geri kalan”zalim dünya” ile ilişkisi kopar. Albümde hemen her şarkı bir diğerine enstrumental veya ses efektleri aracılığıyla geçerken bu şarkı sarsıcı bir şekilde aniden sessizliğe dönüşür. Pink’in duvarının muazzam genişliği nedeniyle müzik hayatı saniyeler içinde boşlukta hissedilir. Mecazi konuşursak duvar herşeyi susturur.

“In the Flesh?” ve “Another Brick in the Wall, Part 3,”deki kavga görüntülerine benzer olarak, “Goodbye Cruel World”ün açılış sekansı da Pink’in parmağında tamamiyle küle dönmüş sigarasıyla TV izlediği katatonik (bir çeşit şizofren) haline geri dönüşüm yapar. Görüntü bize tüm olanların geçmişte olduğunu düşündürüp, filmin başı ile ilk bölümünün bitişi arasında bağlantı kurar ve bugüne döndürür. Sahnenin yeniden gösterilmesi seyirciler gelmeden önce Pink’in duvarının tamamlandığını ve bir farklılık olmayacağını göstermiş oluyor. “Goodbye Cruel World”de görüntülerin sırasının değiştirilmesi, kelimelerin ve cümlelerin yerlerinin değiştirilmesinin hikayeye daha büyük bakılmasına dikkat çeken bir dil bilimi tekniğidir. “When the Tigers Broke Free, Part 1” rugby sahası görüntüsü (A) ile başladığında görüntü kesilir ve Pink’in sigarasına geçilir (B). Ardından Pink’in genel çekimi (C) ve gözüne zoom yapıldığı bölüme geçilir (D). “Goodbye Cruel World” de ise bu sıranın tersi uygulanarak sigara (B)den Pink’e (C) ardından Pink’in gözüne(D) ve oyun sahasındaki hatıraya geçilir (A). Böylelikle film başa döndürerek ilk yarısını tamamlar. GoodbyeWorld7

Her ne kadar albümde “Goodbye Cruel World”ün sonundaki ani sessizlik ile Pink’in dünyanın geri kalanı ile arasındaki bölünmeyi vurgulasa da filmde biten şarkı onun kalbinin içine bir başka belirti gösterir. Sadece “When the Tigers Broke Free, Part 1″de biraz kendini belli eden oyun sahası görüntüsü filmin bu bölümlerinde önemli bir rol oynar. Sahanın bir ucundan diğerine yaptığı koşu sonrası yerde birşey bulur. Seyircide neden son tuğlasını yerleştirmekle meşgul olan Pink’in hatıralarında bu sahneye takıldığı ile ilgili sorular oluşur. Kendini bu kadar izole ettiği bir zamanda zihnine çocukluktan gelen bu hatıranın nedeni neydi? Cevabı bulabilmek için, izleyicinin şimdi onun duvarının arkasındaki ruhsal karanlığın içine onunla bir maceraya girmesi gereklidir.