Blog Arşivleri

Bir Görsel Olay: ‘’Pink Floyd – Duvar’’

Yavuzer Çetinkaya
Sanat camiasında doktor lakabı ile anılan, 1992 yılında 44 yaşında Boğaziçi üniversitesinin havuzunda geçirdiği kalp kriziyle aramızdan ayrılan yurt dışında sinema doktorası almış önemli filmlerin oyuncusu, yönetmeni ve sinema adamıdır.

Bu yazının geri kalanını okuyun

In The Flesh?

Etin İçinde?

Demek öyle…
Gösteriye gitmek istedin (geldin)
Gerçeklerden kaçmanın ışıltısı ile…
…kargaşanın o sıcacık heyecanını hissetmek istedin. Bu yazının geri kalanını okuyun

The Thin Ice

The Thin Ice

Annen seni seviyor bebeğim…

ve baban da!

Ve deniz sana ılık görünebilir bebeğim.

Ve gökyüzü masmavi!

Ooh, ooh, ooh…

…bebeğim!

Ooh, ooh, ooh…

…masmavi bebeğim!

Ooh, ooh, ooh…

…ooh, ooh, bebeğim!

Modern yaşamın ince buzunda…

…paten yaparsan…

…peşinden sürüklersin…

…gözyaşından kirlenmiş,

milyonlarca gözün…

…sessiz sitemini, ardında!

Ayaklarının altında, o çatlak…

…bir anda oluştuğunda…

…sakın şaşırma!

Arkandan uğuldayarak gelen korkunla…

…buzu tırmalarken…

…aklını kaçırırsın,

derinliklerinden uyanıp çığlık çığlığa!
The Thin Ice

“The Thin Ice” bebek Pink`in ağlamasıyla başlar. Hernekadar “In The Flesh?” de Pink hikayesini bir yetişkin olarak anlatmaya başlatsa da, fiziksel olarak geri dönüşü ilk olarak bu parçada görürüz. Şarkı izleyiciye bugünkü yetişkin`i değil onun doğumuyla başlayan olaylara götürür. Ancak şarkı klasik bir geçmişe dönüş eski olayları hatırlayış değildir. Hayatın, annenin belki de ikisinin de ona söylediği bir ninnidir. Hernekadar basit bir melodiyle başlamış da olsa, sözler ve müzik Floyd`un pek çok parçasında olduğu gibi değişerek daha şizofrenik bir hal alır.
The Thin Ice savaş sahnesi

“In The Flesh?” parçasındaki patlamalar, yükselen sesler ile savaşı canlandırsa da, “The Thin Ice” dinleyiciler birden piyano ve synthesizer`in yumuşak ve yatıştırıcı notalarıyla sakinleştirilir. Gilmour`un yumuşak, nerdeyse femine vokaliyle parçanın ilk bölümünde sakin ve huzurludur. İster Pink`in annesi isterse yaşam tarafından söylenmiş olsun, Gilmour`un söyleyişi bize Pink`in annesi ve babası tarafından sevildiği hissi verir ve özellikle “In The Flesh?” karamsarlığından sonra onun hakkında bir umut uyandırır. Bu huzur dolu duygular albümün ilk kısmındaki renk ve
sembol olan blue – mavi ile tanımlanır. Psikoanaliz yapılırsa şayet, mavi saflığın, masumiyetin ve hayatın sembolüdür. Rüya ve edebiyatta ise bu renk okyanus ve gök yüzünü ile ilişkili olarak hayatın ve yaradılışın sembolüdür. Evrimcilerin hayatın okyanusdan geldiğini söylemesi psikoanalizcilere okyanus ve suyu hayatın kaynağı analığın sembolü olarak görmelerine neden olmuştur. Mavi gökyüzü, bu yüzden dünyadaki yaşamın sürekliliğini sağlayan su döngüsü=yaradılış=hayat ilişkisini sağlayan yağmur kadar doğurgan, üretkendir. Bu mavilik çoğunlukla suyun rengini, rengin kendisi de sık sık suya ilişkin sembolleri çağrıştırır.

Thin Ice tabakasının altı

Şarkıya dönecek olursak, genç Pink`e yapılan “Baby Blue – Mavi Bebek” çağrışımı ona annesi veya hayat tarafından verilen doğuşu ve masumiyetini destekliyor. Burada müzik ve sözlerin doğum ve masumiyetle direkt bir ilişkisi görülse de parçanın ilk bölümünde bir düzensizlik vardır: ilk bölümdeki bu ilk dalga sadece parçanın ikinci bölümünde değil Pink`in tüm yaşamında etki edecek büyük dalgaların habercisidir. Hernekadar “may – olabilir”, “but – fakat” gibi kelimeler (“and the sea may look warm to you, babe”…”But oooh babe”) sakin söylense de şarkının ilk bölümünde yaratılmış huzuru
irkilterek bozan şüphelerin ipuçlarını vermeye başlar. Dil bilimince konuşacak olursak, dinleyici “the sky may look blue – gökyüzü mavi görünebilir” sözünü duyduğunda peşinden gelecek bir “fakat…” beklentisi içine girer. Bu cümlenin başındaki inancımızı yıkan ters bir bildirmedir.(mavi görünebilir ama siyah gibi..)

Waters parçanın ikinci yarısını hayat yorgunu birinin alaycılığıyla seslendirir. Bu mazoşist ses yaşamın Pink`i hedef alan sözleridir. İlk bölümde masumiyeti ve yaradılışı sembolize eden su bu bölümde anlamını tamamen değiştirir ve bu kez hayatın yıkımın her çeşidini çağrıştırır. Bitkilere can veren su, sel ile onların yok oluşuna da sebep olur. İnsana hayat veren su onu boğabilir. Hayat veren anaç su form değiştirerek canlıyı dondurur veya yok eder. İşte Pink bu çeşit bir yaşamın içine girer. Sıcak ve saf bir okyanus olacağını düşündüğü hayattan soğuk ve steril bir ortama ilerlemektedir. Sevgi dolu anne ve kucaklayan hayat, donmuş ve boyun eğmez hale gelmiştir. “Deniz sıcak görünebilir” fakat gerçekte o ince buz tabakasının altında soğuk ve donuk bir ortama bulunur.

İnce buz tabakasındaki Pink

Psikoanalitik teoriye göre, su kendi fikirlerini de sembolize eder. Genellikle su kişinin zihnindeki derin, dipsiz su görüntüler ile kişinin en içsel, fark edilmeyen bilinç altı gerçekleri ile ilintilidir. Bu bağlamda bir kişinin zihni bir aysberge benzetilebilir: kişiliğinin sekizde biri ancak suyun dışında geri kalan yedisiyse şahsiyetinin batık tabanıdır. Buna göre Pink`in ruhunun ince buzun (thin ice) üstünde kalan kısmı bize onun ne kadar sert ve duygusuz bir kişi olduğunu veya olabileceğini gösteriyor ve belki de haber veriyor. Fakat işte aynı zamanda, bu ince buz tabakası onun aynı zamanda bilinçaltının keşfedilmemiş derinliklerine kaymasını ve şimdilik bastırılmış, yaşanamamış duyguların sonucu çöküp, delirmesini de önlüyor.

Yaşamı üzerinde görünen çatlak ve tuzakların nedeni sadece buzun üstündeki ağırlığından değildi. “Silent reproach of a million tear-stained eyes – milyonlarca gözyaşıyla ıslanmış gözlerin sessiz sitemi” doğuştan otomatik olarak oluşmuştur. Yaşam haksızlıklarla, hor görmelerle, imrenmelerle ve daha pek çok şeyle suçlanabilir. Beklentilerimizdeki fazlalık ne kadar haklı yada haksız olursa olsun, kaldırabileceğimizden çok daha fazla ağırlık bizi çökertir. Her beklenti başka bir yük bindirir üzerimize ve buzu çok daha kırılgan bizi de kırılma noktamıza karşı çok daha tehlikeye sokar. Her geçen dakika, Pink`de olduğu gibi aşağıda çağlayan sulara daha yaklaştırır. Fakat Pink`in yaşantısıyla çoğunluğun farkı, filmin başında da olduğu gibi, onunki yıllarca topladığı tuğlalar sayesinde artık çatlamış ve bilinçaltının sularına karışmıştır. Buna bağlı olarak bilinci, depresyon ve delirmeye yol açıp kontrolden çıkıp, şarkının başındaki Pink`in çocukluğunun masumluk göstergesi olarak söylenen “mavi” tanımı daha sonraki hayatında dönüşüm geçirir. Çocukça söylenen “blue – mavi” artık melankolik bir varlığın tanımıdır.

İki bölümlü şarkının çelişkili anne ile bağıran şizofrenik sesli tonları, görüntüdeki savaş ve kundaktaki Pink ile görüntülenir. Animasyonları hazırlayan Gerald Scarfe`ın DVD`deki yorumlarında, çatışma sonrası görüntülerin bütünüyle 2. Dünya savaşının korkusuz savaş fotoğrafçısı ve Normandiyadaki D-Day resimleriyle tanınan Robert Capa`nın çalışmalarından etkilenerek hazırlandığını söylüyor.

Capanın fotoğraflarını temel alan Alan Parker, bir yandan savaşın etkisini yaşayan insana odaklanırken diğer yandan tüm vahşiliğini gözler önüne seriyor. Bunun bir örneği başındaki yumuşak piyano akorlarıyla gösterilen çatışma sonrası kan havuzu içindeki askerlerin görüntüleri arasındaki gidip gelen paradoks. Savaş sahneleriyle sonraki birbiriyle zıtgörüntüler parçanın ilk yarısındaki sakin fakat acılı sözleriyle de kendini belli eder. Sahne otel odasında depresyon halindeki Pink`e geçer. Aynı parçanın sonunda savaştan dönen acımasız bir sis içinde kaybolan askerler gibi kişiliği silinmiş bir halde TV izlemektedir.

The Thin Ice

İki sahne arasındaki geçiş, Pink`in hayatında yaşadığı savaş ve yıkıma dair paralelliğe işaret eder. Bir kişinin hayatının savaşın ağırlığıyla kıyaslamak saygısızlık gibi görünse de savaşın nedeni kişisel nedenler değil miydi?(Hitler`in kişisel tutkuları vs.) Bu yüzden savaşın vahşeti ilk çağlardan beri gelen kişisel hayatlardan farklı değildi. Bu yüzden bu olağan gerçek, Pink`in otel odasında, TV de birbirlerine saldıran Tom & Jerry çizgi filmi ile yansıtılır.

Buna bağlı olarak otel odasından veranda da Pink`in havuzun yüzeyinde duruşunu görürüz. Bu bize başta anlatılan “mavi” ve “su” sembollerini hatırlatır. Gilmour`un muhteşem solosuyla su mavi`den kırmızıya dönüşür ve Pink suyu yumruklar, kafasında savaş ve babası vardır. Mavi ve kırmızı renk şarkıya ait bir çok şeyi çağrıştırır. Kırmızı genellikle çok genel duyguların sembolüdür; tutku, kızgınlık, hayal kırıklığı, şehvet, güvensizlik. Ancak bunların neden Pink`in zihninde oluşunun nedenlerini anlamak zor değildir. “The Thin Ice” parçasınında görülen havuz sahnesi Pink`i deliliğe götürecek olan derindeki duyguların sadece küçük bir patlamasıdır.

Su hayatın ve yaratılışı temsil ettiği gibi, kırmızı renk de ona kanın can verdiği yaşama göndermedir. Dolayısıyla kırmızı sular (kan) rahim göndermesi ile birlikte Pink`in şiddetle ilgili bir çağrışımıdır. Kırmızı kan ayrıca onun içinde halden deliliğe doğru dönüşümünü temsil eder. Hem yaratıcı hem yok edicidir. Kan kaybı birinin ölümüne neden olduğu gibi bir çok kanla ilgili soruna da neden olur. Kafasında savaş ve babasıyla ilgili düşünceler olan Pink muhtemeldirki o kanda boğulma veya ölme düşüncelerine sevk etmiştir.

kanlı havuz sahnesi

Kan havuzunda Pink

Dolayısıyla kırmızı havuz, dengesiz kişiliğinin doğuşunu eski halinin ölümünü düşündürür. Ancak bu oluşmakta olan duvarın tamamlanmasıyla gerçekleşebilecektir. Bir sonraki sahnede söylenecek “snopshot in the family album” Pink`in duvarındaki ilk tuğladır. Havuzdaki çarmıha gerili İsa duruşu ise bir çağrışım yapsa da, hikayede pek dini öğelere rastlanmaz.

Another Brick In The Wall 1.Bölüm

Duvarda Başka Bir Tuğla Bölüm 1

Baba, okyanus ötesine uçtu…

…tek bir anı bırakmış geride.

Bir kare fotoğraf, aile albümünde!

Baba, bana başka ne bıraktın?

Baba, ardında bana ne bıraktın?

Hepsi, hepsi sadece…

…duvardaki bir tuğlaydı!

Hepsi, hepsi sadece

duvardaki tuğlalardı!

Another Brick In The Wall Part 1Yumuşak Gilmour`un delayli (tekrarlama efekti) gitar rifi “The Thin Ice” geçişiyle albümde üçleme halinde yer alan parçaya bağlar. Önceki parçalarda söylenen hayata dair kırıklıklar ve yaşama dair direktifler bu parçada sembolleştirilerek ilk kez bir “duvar” metaforuna dönüştürülür.

Fiziksel dünyada duvar iki veya daha fazla bölümü ayırmak için kullanılan malzeme grubudur. Albümdeki duvar metaforu da bu tanımı hayata adapte eder. Hayatın yıldırıcı anlarında hepimizin kendimizi yaşamdan uzak tutmak istediğimiz zamanlar olur. Televizyon, alkol, uyuşturucu; hepsi bizi hayatın gerçeklerden koparan örneklerdir. Hislerimize iyi yada kötü yönde etki eder. Sonuçta toplumsal hayatta pek çok şey uzun vadede bizim yararımıza da olsa hepimiz o anki acıdan uzak durmaya programlıyızdır. Bunun sonucu olarak da etrafımızda her olay üzerimizde bir tuğla benzetmesiyle anlatılan etki bırakır. Yaşadığımız acıları bir daha yaşamamak için her olayın etkisiyle kendimizi daha korumak adına duvarımıza, savunma mekanizması olarak bir tuğla daha ekleriz. Bu tuğlalar giderek artarsa bizi etrafımızdan ayıran bir duvara dönüştürür. Kendimizi o duvarın ardında daha korunaklı, daha rahat hissedeceğimizi zannederiz. Eğer bu duvar çok büyürse, artık etrafımızla ve yaşamla ilişkilerimiz kopar.

Parçanın bu birinci bölümü sadece metaforik duvar tanımı yapmakla kalmıyor aynı zamanda daha sonra gelecek “Duvardaki Tuğla” bölümlerinde kullanılacak müzikal temayı da seslendiriyor. Kullanılan ortak gitar rifindek değişim albümün 1. yüzündeki Pink`in kişiliğindeki değişimin de yansıması. “Fa” notasındaki tekrar efektli değişimler Pink`in yaşamıyla da orantılı gibi duruyor. “The Thin Ice”`ın son akorundan başlayarak gelişen gitar tekrarları (delayler) esnasında, Pink de kendi durumunun farkına varırken, yaşamın üzerine yüklediği

yükleri algılar ve bunların altında ezilmeye başlar. Hayatının monotonluğu, hepsi birbirine benzeyen tuğlalar gibi ardı ardına eklenir. Bu monotonluğa rağmen “Daddy, what d`ya leave behind for me?” satırında olduğu gibi ilerde daha sık yaşayacağı duygusal çıkışlara rastlanır. Babasından ona geri kalan tek şeyin sadece albümdeki bir kare resim olduğunu söylerkenki acı hissi vurucudur. Babasını ölümünden dolayı suçlayacak kadar psikolojisini bozma aşamasına gelmiştir artık.

Duvar metaforundan sonra “Another Brick in the Wall, 1. bölüm” ile birlikte albüm boyunca rastlayacağımız tema da karşımıza çıkmaktadır: Uçma. “In The Flesh?” de bomba atan pilotla karşımıza çıkan bu gönderme, “Brick… 1.bölüm`de “Baba, okyanus ötesine uçtu” sözleriyle kendini gösterir. Albümdeki diğer pek çok mecazi anlamlar gibi burada da farklı ve ters anlamlar içerir. Bir örnekte uçuş genç Pink`in elinde uçakla oynarken göründüğü gibi macera anlamını taşırken diğer örnekte (“Nobody Home – Evde Kimse Yok”) sorunlardan kaçış benzetmesidir. Madalyonun öbür yüzündeyse, uçuş ölüm ve terk edilmişliği anlatır (Pink`in babası uçar ve geri gelmez, “Goodbye Blue Sky” da gösterilen bombardıman uçaklarının yarattığı harabe şehirler). Öte yandan “Mother – Anne” de söylenen “Seni uçurmayacak ama şarkı söyletecek” satırıyla baskıcı bir kontrole gönderme ile bağlantı kurulur. Bazı durumlarda her iki anlamı da aynı anda geçerli olur. “Goodbye Blue Sky” da kediden ürküp havalanan beyaz güvercin daha sonra havada patlayarak ölüm saçan bir Alman savaş uçağı “Kartal” a dönüşür(ölüm sembolü).

Anıtta babasının birliğiDVD`de yaptığı yorumlara göre Waters, kilisedeki sahnelerin tamamen kendi hayatındaki gerçek olayların değiştirilerek uyarlandığını söylüyor. Bir çocuk olarak büyük dedesi tarafından (filmdeki gibi annesi değil) savaşlarda hayatlarını kaybedenlerin anısına, Londra`daki 1. ve 2. Dünya Savaşı anıtlarına ve kiliselere götürüldüğünü söyler. Babasını yitirmiş bir çocuk olarak onun ismini anıtta babasının ismini bulmasından çok etkilendiği bellidir.

Pink`in annesini kilisede muhtemelen ölen kocasına dua ederken görürüz. İlerde aşırı korumacı olarak göreceğimiz annenin bu davranışı bize, onun kendini eşine ne kadar adadığı ve sevdiğini, ailesine aşırı düşkünlüğünü ve Pink`in zaten kaybettiği bir sevdiğinden sonra diğerini kaybetme korkusunu anlatır veya anlatması gerekir. (en azından fikirsel olarak, zira bir Türk olarak bu filmi izlerken insan filmdeki görüntülerden, annenin aşırı korumacı bir yanı olduğunu anlaması mümkün olmuyor. Filmin en başarısız yanı bence Anne – Oğul arasındaki ilişkinin yeterince doğru – yada bizim anlayacağımız dilde anlatılmamış olması olabilir. Bu konuya daha sonra döneceğiz).

Daha sonraki sahnede Pink`i çocuk bahçesinde görürüz. Filmin üzücü sahnelerinden biridir. Babasız olarak orada

neşeyle oyun oynamak isteyen çocuğun bir başka çocuğun babası tarafından uzaklaştırılması, terk edilmişliğini bir kez daha yüzüne vurur ve yalnız başına salıncakta sallanır. Bu duygularla “When the Tigers Broke Free, ikinci bölüm” başlar.

Happiest Days Of Our Lives

Hayatımızın En Mutlu Günleri

Büyüyüp, okula gittiğimizde,..
…bazı hocalar vardı
çocukları her fırsatta üzen.
Yaptığımız herşey ile dalga geçen!
Çocukların özenle gizlediği her zaafı…
…açığa çıkarıp, alay eden!
Ama şehirde herkes bilirdi ki…
…akşam eve gittiklerinde,
şişman ve psikopat karıları…
…yaşamlarının her anını karartırlardı..

Güvercin yeniden doğar
Hayata gelişiyle başlayan sorunlar ve kayıplarının ardından, Pink okul hayatına başlar. Bir çoğumuzun yaşadığına benzer kötü olaylar yaşamaya başlar. Bunların sonucu içinde biriken yabancılaşma gittikçe artar. “The Happiest Days of Our Lives” tamamen ironik bir başlıkla anlatılan Pink`in Gramer okulunda yaşadıklarına dair çok sert bir şarkıdır.

Yaşadıkları ise mutluluktan başka herşeydir. Bas, gitar ve davulun sert köşeli vuruşların yanısıra Waters`ın alçak sesle sanki arkadaşlarına anlatıyormuşcasına fısıldayarak söylediği alaycı ancak nefret dolu söylem sistemi adeta lanetler. Sözler direkt anlatımlıdır ve okuldaki “bazı hocaların – certain teachers” çocukların kişiliklerini ezmek için herşeyi yapacaklarını ve onları sessiz, kişiliksiz ezik birey olarak sistemin “sessiz üretici vatandaşları” olarak yaratmasına yardımcı olmaktadır. Fakat izleyenin burada dikkat ederek eleştirinin tüm eğitim sistemine olmadığını anlaması gerekir.

Her kurumda iyi ve kötüler vardır. Buna göre ciddi olarak kimin ne yaptığı iyice gözlenerek masumun üzerindeki saldırganlığın gözlenmesi gerekir. DVD yorumunda Waters, şarkının öğrencilerini kötüleyen, motivasyonunu kıran, belli kalıplara zorla sokmaya çalışan öğretmenleri hedef aldığını söyler. Ancak şarkının ikinci yarısında anlatıcı aynı hocaların söylentilere göre evlerinde düştükleri aciz durumlarını anlatarak onlardan bir çeşit öc alır ve bunu yaparken de haz duyar.

Bazı hocalar

“Another Brick in the Wall, Part 1” ın bitişiyle tekrar eden gitar rifinin helikopter efektiyle kesilirken beraberinde arka planda çığlıklar eşliğinde yağdırılan emirler duyulur. Pink`in öğretmenini (belki de öğrenim hayatında tanıdığı öğretmenlerin birleşkesi karakteri) bize helikopter ve megafon sesleri arasında tanıştırması ilginçtir çünkü bunlar kolay kolay birbirlerini çağrıştırmazlar.

(Siteyi tercüme ettiğim www.thewallanalysis.com sitesinin yorumuna göre bu öğretmenin helikopter gibi tepeden bakışını simgelemektedir. Oysa ki bir Pink Floyd dinleyicisi olarak bu konuyu pek de hikayeyle birleştirmiş değilim. Floyd her zaman ses efektlerini çok önemserdi ve deneysel bir çabayla bu efekti bu albümde denemek istediklerini düşünüyorum. Sitedeki yazılar her şeyi hikayeyle ilintilendirmeye çalıştığı için bu olayı da bağlıyor. Nitekim film versiyonunda helikopter yerine etkisi daha az olsa da tren kullanılmıştır.)

Ancak o sırada verilen komutlardan, örneğin öğretmenin “stand still, laddie! – dik dur oğlum” diye bağırışı asıl şarkı başlamadan önce Pink (yada Waters)`ın savaş sonrası İngiliz eğitimindeki askeri disipline yaptığı sembolik bir göndermedir.

Tekrar eden pickin tarzı gitar önceki parça “Another Brick in the Wall, Part 1,” ile organik bağlantıyı sağlar. Ancak bu kez önceki parçada olmayan Waters`ın hırçın bas gitarı da devreye girerek yeni bir katman oluşturur.

Çocukluk çağlarının geçtiğini, ninnileri andıran melodilerden daha sert tınılara geçişle bile anlamak olasıdır artık. Aile ve sosyal sistemin altında yetişkinliğe geçişinin izlerini müzikte bile yakalamak mümkündür. Waters’ın parçanın başındaki sakin fakat nefret dolu söylemi, sözlerdeki alaycılıkla okul arkadaşları arasındaki söylenişe benzetilir. Sözler “bazı hocaların” çocukların kişiliklerini parçalayıp onları sessiz, kişiliksiz üretilmiş vatandaşa dönüştürmek için herşeyi yapabilecek olduklarını hakkında oldukça direkt anlatım içerir (Waters, DVD yorumu).

Onları eğitip, aydınlatmak yerine Pink sistemin acıtan, alay eden ve ortada bırakan halini anlatır. Sonuç olarak çocuklar kişiliklerini, aslında zekayla dolu zayıflıklarını üretken bir alana yönlendirmek yerine etraflarına duvar benzeri savunma sistemleri oluştururlar, bunları hocalardan alay edilme endişesiyle “carefuly hidden – dikkatle saklarlar”dı. Pink sözleriyle öcünü, o hocaların ortak bir inanışla evlerine gittiklerinde “şişman ve psikopat karıları” tarafından hayatlarının her bir miliminde onlara sözel (ve belkide fiziksel) cehennem hayatı yaşattıklarını söyleyerek alıyor.

Albümde şu ana kadar gördüğümüz tüm tematik döngüler arasında “Happiest Days” yaşanan tüm olayların ve yapılan eylemlerin döngüsel olarak pozitif ve negatif etkisiyle onları yaratanlara geri döneceği fikrine daynan Karma düşüncesine bir göndermedir.

En basitçe, Karma ne ekersen onu biçersin temelinde, iyilik yapan iyilik bulur, kötülük yapan bunun eşit orandaki sonuçlarına katlanmak zorundadır fikrine dayanır. Temel olarak sebep sonuç felsefesi olarak herkesin yaptıklarından sorumlu olduğunun öğretisidir. “Happiest Days,” de Pink parçanın sonundaki ilahi göndermelerle de öğretmeninin yaptığı cezlandırmanın günün sonunda ona nasıl geri döndüğünü vurgular. Ancak albümün ilerleyen bölümlerinde, yavaş yavaş sebep sonuç ilişkisinin kendi davranışlarının neticesindeki negatif geri dönüşlerini de yaşamaya başlayacaktır.

Parça her nekadar zafer kazanmış edasıyla bitse de, Pink’in bu küçük keyifinde karanlık noktalar bulunmaktadır. Hocasının hak ettiği davranışı görmesiyle tatmin olmasına karşın Karmik döngü albümün devamında yıkıma yol açacak şekilde sunulacaktır. Pink hakkında şu anadeğin bildiğimiz genç hayatıyla daha yetişkin ve onun eski öğretmeninin hayatı hakkında pek çok açıdan paralellikler kurulabilir. Her ikisi de kendi kişisel acılarını başka yerlerden çıkarmaktadır ve hayatlarındaki kişilerin yarattıkları boşlukları yaşamaktadır.

Bazı hocalar

Öğretmenin mevcut hali büyük ihtimalle kendi benzer geçmişe sahip baskı altında geçen bir çocukluk eğitiminin yansımasıdır. Çocuklardan kişisel mutlusuzlukları, kendini azarlanmış hissedeceği mutsuz evliliği bu tatminsizliğin okulda çocuklar üzerindeki otoritesiyle kapatmaya çalışır.
Bu davranışlar ne onunla sona erecek ne de ondan sonrakilerle. Çocuklar üzerinde yarattığı etki bir sonraki ve ondan sonraki jenerasyonlara sarkarak kendini tekrar edip aynı acıların aktarılmasına devam edecektir. Daha sonraki hayatındaki Pink gibi öğretmenin bu şiddet döngüsünü durdurma gücü vardır. Bu yüzden kendisini kendi duvarının arkasında savunmayı seçer sıkıntıları hayata geri döndürerek korunmayı seçmektedir. Ne yazık ki kendi duvarını savunurken öğretmen öğrencilerinin eğitimi sırasında kendilerini duygularından ve dünyadan kopmalarına neden olacak kendi küçük duvarlarına tuğlalar sağlar.

Şarkının sonundaki çifte anlattım – doğrudan Karmik adaletsizlik döngüsüyle ironik olarak – şarkının adıyla anlatılır. Sadece sözler açısından düşünüldüğünde dinleyen biri “the Happiest Days of Our Lives – Hayatımızın En Mutlu Günleri” adını, 9-5 arası şuursuzca çalışma hayatının, ödenecek faturaların, taksitlerin, morgıçların, ilişkilerin kısacası tüm hayatın ağırlığının insanların omzuna çökmeden önceki çocukluğun en mutlu yaşandığı dönemin nostaljik fikrine alaycı bir gönderme olduğunu düşünebilir. Waters’in sunduğu gerçek ise acılar, hayal kırıklıkları, korku, bastırılmış duygular ve şüphelerle dolu bir çocukluktur. Bu yetişkinlikteki herhangi bir dönemde olabileceği kadar yoğun olabilir. Ancak öte yandan biz bunun Pink için karşılaşacağı parçalanmış yaşamının en iyi dönemi olabileceğini biliyoruz. Hocası ona farkında olmadan utanç ve aşağılama yoluyla hayattaki pek çok şey gibi “Mutluluk” tanımının da göreceli olabileeği kavramını öğretmiştir artık.

Devamında gelen film görüntüleri Pink Floyd’un günlük yaşamla yüksek duygusal yoğunluğu harmanlayıp vurgulayabildiğini gösterir. Buna en güzel örnek şarkı tam olarak başlamadan önce Pink ve iki arkadaşıyla “When the Tigers Broke Free, Part 2” sırasında elbise dolabında bulduğu mermileri tren raylarında trenin geçişi esnasındaki patlamalarda görürüz. Patlamalar esnasında tünel duvarına yapışan Pink vagonlarda yüzleri olmayan insanları – öğrencileri görür. O esnada tünelin ucunda görülen öğretmeni ona bağırmaktadır “stand still, laddie! – düzgün dur çocuk!”.
Domuz Öğrenciler
Dış gerçeklikle Pink’in hayal dünyası arasındaki geçiş öyle doğrudan ve kesintisizdir ki izleyici (ve belki Pink’in kendisi bile) buna şaşırarak tepki verir. Fantazi ile gerçek arasındaki bu efekt izleyiciyle Pink arasında bir bağ oluşturur.
Biz ilk elden Pink’in tek başına yaşadığı çelişkileri görür ve hissederiz. Ekranda “gerçek gibi duran Pink’in parçalanmış zihninin yarattığı en fantastik görüntüdür. Bu örneğin hayali yönü oldukça aşikar olmasına rağmen, filmdeki diğer olaylar daha az fark edillebilir niteliktedir ve gerçekte izleyiciyi Pink’in yaşadığı çelişkili pozisyonuna koymasını sağlar. Bu filmde sadece bir bölüm olmaktan başka izleyiciye hikayenin filmdeki anlatımında sadece gerçekleri değil hissi de yakalayabilmesi için yapması gereken tek şey “claw through the disguise – bu riyakarlığı parçalamak” tır.

Şarkıdan önceki sahnede patlayan kurşunlar eşliğinde görünen yüzü olmayan yolcular ile 2. Dünya Savaşında toplama kamplarına gönderilen milyonlarca yahudi arasındaki paralelliktir. Elbette ki Waters’in baskı altındaki öğrencilerle ölüm kamplarına gönderilen yahudiler arasında bağlantı kuracağını düşünmek saçmalıktır ancak benzerlikler olduğunu düşünmemizi istemesi muhtemeldir. Her iki oluşumda da (bazı okullar ve toplama kamplar) insanların kişiliklerini yok edip haklarının gasp edildiği makineler olarak düşünülebilir. Domuz görünümlü maske aslında ağızsız ve gözsüz insanları tasvir eder. Kabaca kesilmiş gözler ve ağızdan oluşan maskeli insanlar insandan çok niteliksiz insan kitlelerine göndermedir. Korku ve nefret tabanlı sistemler insanların ruhlarını etkisiz hale getirmek ve karşıtlarını engelleyebilmek için kişiliklerini öldürmeye çalışırlar. Bu sistemde tünelin ucundaki okul yöneticisi büyük gençlik kitlelerini istenen formata sokmak açısından totaliter mekanizmanın dişlileri içinde büyük bir önem taşır. Sonunda “The Thin Ice” parçasındaki askerlerin bilinmez bir sis bulutunun içine doğru yürüşleriyle benzer olarak Pink de trenin bıraktığı dumanın arkasından kişiliğini kaybetmiş halde okul günlerinin hatıralarına döner.

Tünel sahnesinden hemen sonra öğretmen odalarında öğretmenlerin derse hazırlanışını görürüz. Sabah zilinin çalışından sonra her öğretmen kalkıp üstünü düzeltir ve savaşa hazırlanan asker görüntüsünde hazırlanırlar. Pink’in hocasının komutasında askeri düzende birlik halinde odayı terk Evdeki Öğretmenler edip koridorlarda çift sıra sınıflara yürürler. Genellikle fark edilmeyecek bir konu da koridorun renk düzenidir. Duvarların üsttü beyaz altı ise kırmızı yapısıyla daha sonra Pink’in çapraz çekiçli diktator davranışlarının işaretinin fonu olacaktır. Bu arada beyaz’ın genel olarak masumiyet simgesi, kırmızının ise kan ve günah simgesi olması ilginçtir. Bunları bir araya getirmek, günah ve masumiyet, kırmızıyla beyaz…. sonucu Pembe – Pink’dir.
Bir sonraki sahnede, öğretmen Pink’in şiirler yazdığını fark eder ve sınıfta yüksek seesle bunları okur. Bu arkadaşlarının gülüşmesine ve hocası tarafından ders dışı konularla ilgilendiği için eline cetvelle vurur. Pink’in gelecekteki rock yıldızı haline gönderme yapan Pink Floyd’un zengin ve ünlü yaşamı hakkındaki kurgusal “Money,” şarkısının sözleridir okunan. Pink’in kişiliği üzerinde durmayan hoca Geomeri dersine ezberci bir şekilde devam eder. Bu şekilde ezberci eğitim sistemi Aldous Huxley’in A Brave New World – Yeni Dünya kitabında anlattığı uykuda tekrarlanan derslerin uykudaki bebeklere makinalar yoluyla defalarca tekrarlanmasının çocuklar tarafından formül olarak kabul edilmesini anlatan “hypnopedia” kitabına göndermedir. Bu şekilde bilinçaltı beyin yıkama Pink’in hocası tarafından kullanılan “uygun vatandaş” yetiştirme yöntemi için kitapta anlatılana benzeyen yöntem bio-mühendislikle şekillendirilen model öğrenci yaratmayı amaçlar. (Daha fazla Huxley göndermesine “Goodbye Blue Sky” parçasında rastlayacağız.)

Waters’ın buradaki söyleyişinde akşam psikopat eşiyle yemek yerken hayal ettiği o hoyrat hocasından aldığı intikam’ı hissettirir. Sözlerdeki “şişman” vurgusu gerçek fiziksel durum değil ancak otoriter baskıcı hanımları kastetmiş. Filmde bunu kamera açısıyla psikopat eşin öğretmenden büyük göründüğü sahneyle anlatır. Çarpık depresif bir yemek odası, mavi duvar kağıdı, karısının gerçekten çok daha büyük mor gölgesi, hepsi sürrealist bir atmosfer bize bir kez daha Pink’in hayal dünyasından gerçekle karışık bir imaj yansıtır. Ardından gelen hızlı görüntüler fazla bir söze gerek bırakmadan bir çeşit Karma gerçekleşerek okulda dayak yiyen öğrencinin öcünün akşam aşağılanan kocadan çıktığını söyler ve öğretmen yutamayacağı bir et yemiştir, gizlice çıkarıp atar.

Mother

Mother – Anne

[Roger Waters]

Anne bombayı atacaklar mı sence?
Anne şarkıyı sevecekler mi sence?
Anne hayalarımı parçalamaya çalışacaklar mı sence?
Anne bir duvar öreyim mi?
Anne başkanlığa aday olayım mı?
Anne hükümete güveneyim mi?
Anne beni cepheye sürerler mi?
Aaaaah, bu yalnızca zaman kaybı mı?
(alternatifi: Oooooh aaah. Anne gerçekten ölüyor muyum??)
[David Gilmour]
Sus şimdi bebeğim, ağlama
Annen senin tüm kabuslarını
Gerçeğe dönüştürecek
Annen kendi korkularının tümünü sana aşılayacak
Annen seni burada koruyacak
Kanatlarının altında
Uçmana izin vermeyecek ama şarkı söylemene belki
Annen her zaman bebeğini rahat ve sıcak tutacak
Aaaah bebeğim aaaaah bebeğim aaaaah bebeğim
Tabii ki annen duvarı örmeye yardım edecek

[Roger Waters]
Anne o bana göre bir kız mı sence?
Anne o benim için tehlikeli mi sence?Anne o paramparça edecek mi senin küçük oğlunu?
Aaaah anne o kıracak mı kalbimi?

[David Gilmour]
Sus şimdi bebeğim, bebeğim ağlama
Annen tüm kız arkadaşlarını senin için denetleyecek
Annen pis birinin hayatına sızmasına izin vermeyecek
Annen uyanık bekleyecek dönüşünü
Annen her aman öğrenecek
Nerede olduğunu
Annen her zaman seni sağlıklı ve temiz tutacak
Aaaaah bebeğim aaaaaah bebeğim aaaaah bebeğim
Sen her zaman benim bebeğim olarak kalacaksın

[Roger Waters]
Anne, bu kadar yüksek olması gereklimiydi duvarın?

Pink büyüdükçe annesinin farkında olmadan üzerine fazla düşmesi onun duvarlarına yeni tuğlalar eklerken, kendi bireyselliğinin önemi ve dünyaya karşı ilgilisi artar

Eğer Sigmund Freud 40 yıl daha yaşayıp 123 yaşına bassaydı, psikoanaliz çalışmalarının vücut bulduğu rock tarihinin en anne merkezli şarkısına da tanıklık etmiş olacaktı. Oidipus kompleksindeki şaşırtıcılık veya albümün devamındaki melodram’a karşın, Mother – Anne şarkısı daha düşük profillidir. Müzik kasvetli sözlerle çocuk şarkıları arasında gidip gelecek şekilde bölünmüştür. Sürekli değişen tempolar, gitar soloları ile bağlanarak sarsıcı sözleriyle bütün olarak Floyd şizofrenisine mükemmel bir örnek teşkil eder. Mother1

İlk kıtadaki basit gitar akorlu gidişin ve anlaşılır sözlerin Pink’in çocukluk masumiyetini simgelediğini, onun genç meraklı halini tasvir ettiği söylenebilir. 3-4 yaşlarındaki gelişme çağında yaşadığı sorgulamaları, Pink yetişkinlik döneminde de yaşamaktadır. Psikiyatristler 13 yaşında çocuğun annesiyle ilgili sorularının 3 yaşındaki bir çocuk düzeyinde olmasını sorgulayabilirler ancak biz daha sonra onun sorunlarının göründüğünden çok daha ileri olduğunu anlarız. Hükümet’e (veya Devlet) güveni (tema ilk olarak “When the Tigers Broke Free” adlı parçada geçmişti), kendine güveni, savaş sonrası halkın paranoyasını bir teenage gözüyle sorgulaması başlar. Kendini keşif çağı olarak kabul edilen ergenlik, kişinin kendini yeni bilgilerle yeni döneme adapte ve keşfetme dönemidir. Bu düşünceyle şarkıdaki Pink soruları ve “Anne”‘nin cevapları bu dönemin kendini bulma çabalarıyla çok uygun düşmektedir. Büyük Yunan filozofları da kişisel gelişim için benzer sorgu/cevap metodlarını faydalı bir zihinsel ilerleme formu olarak görmüşlerdi. Ancak Pink’in şüpheci soruları ve annesinin kaçamak, ninni tarzı cevapları, klasik felsefi tekniğin ironik olarak The Wall’da onun kendisini içine hapsedecek bir derse dönüşür.

Müzikte olduğu kadar sözlerde de bir huzursuzluk, rahatsızlık vardır. Her ne kadar doğrudan bir soru cevap tekniği içerse de psikolojik etkisi daha fazladır. En başından itibaren Pink annesine “bombayı” sorar ve bu doğrudan bize albümün başlarındaki savaş sahnelerini hatırlatır. 1945 yılındaki savaşın sonuna denk gelse bile, nükleer savaş batılıların bilinç altına yerleşmiş ihtimaldir. Soğuk savaş dönemi savaştan başka herşeyin yaşandığı, karşılıklı toptan savaş tehditlerinin yapıldığı bir dönemdi. O yüzden bu düşmanlıkların ışığında Pink’in düşüncesinde Müttefiklerin düşmanları olan “onlar” yani Almanya, Sovyet Rusya veya Çin, savaş sonrası henüz oluşmamış huzuru bozabilecek bir bombayı atabilirlerdi. Sözleri bu bilgiler ışığında okunduğunda Pink’in küresel farkındalığının başladığını ve kişiliğinin olgunlaştığını görüyoruz. Onlar diye öznelleştirdiği anlatımıyla Pink’in milliyetler üstü bir bakış açısına sahip olmaya başladığı görülüyor. Devam eden satılarda, Pink “şarkımdan hoşlanacaklar mı” veya “hayalarımı patlatacaklar mı,” benzetmeleriyle kişisel eleştirisini yapar. Bu satırlara göre, Pink’in korkuları global olmaktan daha çok şahsidir. Burada sözü edilen “bomba” filmin başında tasvir edilen babasının öldürülmesi gibi hayatında yıkıcı etki bırakacak bir semboldür. Benzer şekilde ilk satırdaki”onlar” artık kimlikleri belirsiz ve “Another Brick in the Wall, Part 2.”deki gibi kalıplaşmıştır. Artık gözardı edilmeyecek bir düşman vardır. Onlar toplumsal yaşamda olabilecekleri gibi insanın yakın bir arkadaşı da olabilir. Pink Floyd’un “Dark Side of the Moon” albümündeki gibi “Them – Onlar” bizden olmayıp bize zarar verebilecek olanlardır. Savaş, Pink’in öğretmeni, ve annesi, hepsi onun hayatındadırlar. Bu yüzden fark ederki bu “öteki” her pozisyonda olabilir, kişi olabilir veya birşey olabilir. Onlar her an (hayatına zarar verebilecek) “bombayı atabilirler”. Bu yüzden dış dünyadan çok büyük bir korkuya – veya paranoya’ya – sahip olmaya başlar. Böyle düşünerek dış dünyanın çok büyük tehlikelerle dolu olduğunu düşünerek, annesine “duvar’ı inşaa etmeyi” sorar. Ancak bu şekilde dışarıdan gelen tehditlere ve gerçeklere karşı güvende yaşayabilecektir.

Ergen alaycılığına karşı, Pink gençlik umuduyla parlayan bir anlık soru ile “ülkeyi yönetmeye aday” olmayı sorar. Yanlış anlaşılmayı düzeltmek için çokça sorulan soruya cevaben, bunun Amerikan başkanlığına adaylık olarak yorumlanabilecek bir rüya olduğu şüphelidir, çünkü Pink bir İngiliz vatandaşıdır. Buna karşın “başkan” sözü güçlenen görüşlerine rağmen Pink’in hala bir genç ve çocuksu hayallere sahip oluşu gerçeğidir. Herkes hayatında bazen büyük ve önemli biri olmayı hayal eder ve Pink de bunlardan biridir. Yine de bu anlık büyük politik hayalleri birden değişir ve “hükümet’e (yada devlete) güvenip güvenemeyeceğini” veya onu savaşta “ateş hattına koyup koymayacaklarını” sorgular. Bir kez daha “onların” hükümet veya karşıt, güç sahiplerini sorgulayanlar olup olmadığı belirsizdir. Pink gittikçe güç ve büyüklüğün kişinin kırılganlığını artırır. Spotun altında olan kişi kamuda saldırıya daha açıktır.Annesinden önceki son nakarat’da, Pink albümde “bu bir vakit kaybı mı,” diye sorarken “bu” tartışmalı bir şekilde hayattaki şüphe duyduğu herşey’e gönderme olabilecekken, filmde “ben gerçekten ölüyor muyum?” olarak değiştirilmiştir. Bu “Comfortably Numb”‘da anlatılacak olan çocukluk hastalıklarına bir göndermedir. The Wall’un konser versiyonunda ise, Waters muhtemelen yetiştiği fırtınalı ergenlik dönemindeki savaş sonrası postmodern dünyayı kastederek “ne deli zamanlar” diye söymemişti. Hangi satırı kullanırsa kullansın her biri her biri Pink’in parçalanmış ve kafası karışmış kişiliğini yansıtır.

Ancak bu noktada annenin yaklaşımı farklıdır. Oğluna cevaplar vermek yerine gerilimi sürdüren, onun arayışlarına, korku, kabus ve kontrol paranoyalarına “pış pış ağlama bebeğim” sözleriyle ciddi olmayan cevaplar vermeye çalışır. Fakat, albümün Pink’in perspektifinden anlatıldığını düşünürsek – daha önce “the Thin Ice” analizinde de anlatıldığı gibi – izleyici olan bizler karakterlerin ne kadar gerçekçi olduğundan emin olamıyoruz. Emin olduğumuz tek şey annesinin zihinsel duvarındaki tuğlalardan birinin nedeni olduğu oluyor. Bu sözler oğlunu yetiştiren bir annenin söyleyebileceği sözler miydi yoksa çocuğunu aşırı korumacı yetiştiren bir anneyi simgeleyen sözler mi? Yoksa hayata küsen Pink’in hafızasında kalan haksız veya abartılı anılar mıydı? Sözlerdeki kayıp birinci tekil şahıs “ben”, üçüncü şahıs “anne’nin” ve “o” olarak değiştirilmiş ve o bebekler gibi konuşur ninniler söyler, Ancak bir de sözler muhtemelen onun tarafından söylense bile, denilebilir ki üçüncü kişi olan annesine atıfta bulunarak, Pink de nakarat bölümünde şarkıya katılmaktan kendini alamaz. Nihayetinde kendi bağımsızlığını arayan bir genç olarak onun davranışlarına karşı duyurmak ister sesini.

1979 yılında Tommy Vance ile yaptığı söyleşide, Waters “eğer annelere bir suçlama yapacaksak bu onların çocuklarını aşırı derecede koruma eğilimlerinden olmalıdır. Çok fazla ve çok uzun, hepsi bu.” diye açıklamıştı. Savaşta kocasını kaybetmiş biri olarak, Pink’in sözlerinden onun oğlunu “kanatlarının altında” tutmak istediğini ve kocasının kaderinden korumak istediğini kolayca anlarız. Yanlız ne yazık ki Pink’e göre bu aşırı korumacılık sonucunda annenin bu kabus ve korkuları oğluna da geçmiştir. Kocasını ölümden koruyamayan ondan kalan oğlunu aynı kaderden korumak için herşeyi yapabilecektir. Yine Waters’ın düşüncesine göre bu anlaşılabilir analık içgüdüsü, özgürlük arayan kişi için boğucu olabilir. “She won’t let you fly, but she might let you sing, – uçmana değil ama şarkı söylemene izin verebilir” sözlerini annesini tanımlarken söylerken kişisel özgürlüğüne ve kendini ifade etmesine çok kısa süreler izin verdiğini anlatır. Annesi ona büyük şeyler için ilham vermektense onu “sıcak ve rahat” tutmaya çalışır. Nihayetinde de şarkının (özellikle ilk bölümünde yöneltilen) soruya cevap gelir, anne “help build the wall -duvarın yükselmesine yardım” teklif eder. Pink’in zihninde onu sürekli olarak dış dünyadan koparıp izole etmeye çalışan bir anne oluşur. Elbette zarar görmesini engellemek için.

“Anne, sence o kız benim için yeterince iyi mi?” diye sorarken önceki sözlerdeki bilinmez onlar öznesi bu kez “o kız” olmuştur. Buradaki “kız” arkadaşı olabilir, gelecekteki karısı veya genel olarak kadınlar olabilir, bu belli değildir. Fakat solodan sonra annenin gördüğü düşmanlar değişmiştir artık. “Anne, sence kız bana zarar verir mi?” diye sorarken annesinin koruyuculuğuyla dalga geçerek devam ettirir “küçük bebeğini parçalar mı?”. Bu kahramanlığa karşı yaşadığı içsel güvensizlikle onu yanlız bırakması ihtimaline karşı sorar “benim kalbimi kırar mı?.”

Pink’in ilk ve ikinci yarılarda yaklaşımı değişirken Anne’nin hayali sesi aynı kalır. O ödünsüz koruyuculuğu ile “tüm kız arkadaşlarını Pink’in yerine kontrol eder” ve “zararlı kimsenin ulaşmasına izin vermez” olarak tasvir edilir. “Sen gelene kadar bekleyecek” ve “daima nerde olduğunu merak edecek” bir anne olduğunu belirtir ve Pink’i “sağlıklı ve temiz” tutacağını söylemesiyle aşırı koruyuculuğu belirtmesi kimileri için takıntılı şekilde üzerine düştüğü fikrini uyandırır. Sonuçta “sen bana her zaman bebek kalacaksın” sözüyle birinci kişi hüviyetinde konuşur. Hernekadar Pink dış dünyayı ve ülkeleri keşfetme arzusunda olsa bile annesi onu sonsuza kadar bebeği gördüğünü belirtir. Şarkının kıtaları ve nakaratı, arkadaşları ve kendisi için Pink olsa bile annesi için hep “Baby Blue” kalacak olması, onun özgürlüğü ve annesinin koruyuculuğu arasında gidip gelen şizofrenik bir gerilime sahiptir.

Şarkı, Pink’in ümitsizce sorduğu “bu kadar yüksek olmalı mıydı?” sorusuyla biter. Şarkı boyunca süren şimdiki zaman yerine geçmiş zaman (did) kullanılır, bu da annesine yöneltiği bir suçlamaların geçmişten geldiğini vurgular ve bu ona göre duvarın yüksek olmasının nedenidir. Burada duvarı yüksek yapan şey konusu ilgilenenler arasında fikir ayrılığı yaratmıştır. Kimileri bunu annenin gerçekçi olmayan beklentileri ve oğlu için uyguladığı sınırlamalar olarak görürken başka bir grup albümdeki diğer şarkılarda olduğu gibi genel anlamda hayat olduğunu düşünüyor. Bu perspektiften bakınca, Pink hayattaki basit mutlulukların çok az olmasına karşın zorluklarının çok fazla olmasını sorgulamaktadır. Fakat belkide en geniş kabul gören görüş duvarın kendisidir. Annesi, tuğla ekleyerek aşılmaz, kaçınılmaz bir duvara tuğlalarıyla yardım etmiştir. Albüm boyunca olduğu gibi, Pink bir kurban rolü oynayarak tuğlalarındaki her suçu başkalarına atar.. Bu aşamada duvar’ı bu kadar yüksek yapan “Anne”nin davranışlarıdır (ama onun defansif reaksiyonları değil.) İşin özünde Pink annesine “Anne, bunu bana neden yaptın?” demektedir.

Şarkının film versiyonunda, albümdeki basit kasvetli akustik gitarın yerini ksilofonla çalışı almıştır. Sonuçta çocuksu sesler, sözlerdeki ninni hislerine uygun düşerken, annenin “oğlunu kanatlarının altında saklayacağı” duygusunu kuvvetlendirir. Üstüne eklenen yavaş kalpatışı, The Dark Side of the Moon albümünün başı ve sonunu hatırlatır. İlk Floyd albümlerinden farklı olarak oradaki vuruşlar yaşamla ölüm arasındaki temaları temsil ederken, burada rahatlık ile klostrofobi arasındaki farkı yaratır. Bir yerde Pink’in anne karnında duyduğu etrafını saran kalp atışlarıdır. Benzer şekilde filmin son bölümündeki “The Trial” de, Pink’in sürekli suçladığı şekilde annenin onu kucağından rahmine hapsedişe dönüşen görüntülerine tanık oluruz.

“Anne”nin karakterinin derinliğine girmeden önce şarkının Pink’in karısının görüntüleriyle başladığına dikkat etmek gerekir. O güne gelmeden önce poloroid fotoğrafta karısıyla birlikte çekilmiş bir fotoğrafı çalan telefonun yanında görürüz. Hattın öbür ucunda Pink, otel odasında daha sonra tekrarlanacak dokunaklı bir sahneyle, cevap vermeyen eşine telefondan ulaşmaya çalışmaktadır. Bu Waters için kişisel (Pink’in biten evliliği) duvarına olduğu kadar toplum’un duvarına da (Pink’in babasının ölümü, telefondan düşen el toplumsal iletişimsizliğe gönderme) yeni tuğlalar eklenmesine neden olacak iletişim kopukluğunu simgeleyen çok önemli bir görüntüdür. Karısına ulaşamayan Pink telefonu kapatmayla kendini de dış dünyaya kapatır. Kendi başına yastığa sarılması, gençliğinde annesinin göğsüne sarılmasına benzer. Şarkının sözleri bile başlamadan önce, anne koruyuculuğu ve Pink’in duygusal yapısı belirtilir.

Bilinen Freudian akımında, anne hakkındaki düşünceler daha sonraki eş için de karşılıklı tetikleyici olur. Aralarında Sigmund Freud’un da bulunduğu pek çok psikoanalizcinin iddia ettiği gibi, insanlar romantik ilişkilerini, kendi ebeveynlerine fiziksel benzeyen veya onları hatırlatan kişiler ile yaşarlardı. Freud yaşanan bu fenomeni Oidipal / Elektra kompleksinin uzantısı olarak gördü ve çocuğun ilk aşkını (kişinin cinsine bağlı olarak) karşı cinsteki ebeveyn ile yaşadığı şeklinde teoriye dönüştürür. Dolayısıyla bir yetişkin her zaman bilinçaltında ona anne veya babasını hatırlatacak bir eş arama dürtüsüne sahiptir. Fakat “Mother” şarkısında ilk kez gördüğümüz “Pink’in eşi”nin anne ile hangi aynı özellikleri taşıdığını söylemek zor olsa da, ikisinin düşünce yapıları kafasında bir şekilde birbirine benzer gördüğünü anlaşılır. (Bu konudan biraz daha bahsedelim.)

Devam eden sahnede genç Pink’i “Happiest Days of Our Lives” şarkısında gördüğümüz beyaz ve kırmızı kaplı koridorda görürüz. Cezalandırılmış çocuk bilinmeyen bir nedenle (muhtemelen sınıfta yazdığı daha çok şiir yüzünden) azarlanıp müdür’ün odasından çıkıp oturur. Bu bölüm filmin dışında gibi görünse de, izleyiciye okul renkleri ve annesinin düşünceleriyle “Happiest Days” / “Another Brick in the Wall, 2” gibi belli bir zaman arasında bağ kurulmasına çalışılır. Başka bir deyişle, aynı hocaların Pink’in kişisel ifade arzularını engelleyerek “duvardaki tuğlalardan biri olmaları gibi,” anlıyoruz ki en başından beri de anne benzer bir şekilde bir tuğla daha olacaktır. Buna tipik bir örnek: devam eden sahnelerde genç Pink’in komşu kızın elbise değiştirişini izleyişi ile karısının soyunmasına karşı ilgisizliği görüntüsüdür. [Karısı hakkında bir not: Pink’in gölgesinden gördüğümüz eşinin soyunduğu sahneyi daha sonra “Don’t Leave Me Now” parçasında yeniden görürüz. İlaveten, büyük oranda gölgesiyle görünüp Pink’i kaplamasına rağmen dikkatini çekememektedir.] Genç yetişkin doğası nedeniyle, dürbünü ve sigarasıyla ışıkları söndürüp komşusunu izlerken bir röntgenci görünümüne bürünür. Oysa gariptir ki aynı Pink televizyonun önünde soyunan eşi ile hiç ilgilenmemektedir. Pink’in normal seksüel gençliği ile yetişkin halinin aseksüelliği çarpıcı bir şekilde yanyana getiriliyor. Sahne ilerledikçe izleyici Pink’in neden bu şekilde olduğunu anlamaya başlar. Genç Pink kendini komşu kızın stripshow’una kaptırmışken annesi odasının kapısını açar ve sigarasını atarak çalışıyor annesine gözükür. Aynadan yansıyan yüzde annesi herşeyi gören güç haline gelmeye başlamıştır.

Yukarıdaki söz analizlerinde bahsettiğimiz gibi , bir sonraki çekimde yatağın yanında doktorla birlikte duran annesine şüpheci bakan Pink “gerçekten ölüp ölmediğini – really dying” diye sorar. Doktor annesini işaret ederek (bazıları bu bölümde doktorun Pink’in hastalığından dolayı anneyi suçladığını düşünür) onu yalnız bırakarak birlikte odadan çıkıp kapıyı kapatırlar. Sahnelerin bütünündeki endişe hissine katkı yapan bir kaç ilginç bilgi var. İlk olarak anne Pink’in odasının kapısını kapattığı zaman, oda soğuk, mavi bir ışıkla Pink’in halihazırdaki halinin annesinin gözüne görünen “baby blue – mavi bebek” görüntüsüne büründürülür. Kabus ve korkularla ilgili sözlerle, tavanda “Another Brick in the Wall 2″deki maskeleri andıran fantastik gölgeler oluşur. Aynen belli bir tipte öğrenci yaratmaya çalışan öğretmenlere benzer şekilde bu kez annesi korku ve kabuslarla belli bir kalıp uyguluyor gibidir. Psikoanaliz dilinden konuşursak anne kendi arzu veya korkularını yada her ikisini birden oğluna aktarmaya, kendi kişiliğini çocuğunun üstüne empoze etmeye çalışıyor . Bazıları annenin çocuğunun sağlığına ve iyiliğinde çok düşkün annenin, Pink’in korkuları içselleştirerek hasta olmasına neden olabileceğinin anlatıldığını düşünüyor. Diğerleri ise bu sahnenin annenin obsesif aşırı koruyuculuğunun bir parçası olduğunu, Pink’in hastadan çok korkmuş olmasına bu yüzden basit bir ateş yüksekliğinde dahi doktor çağıran annesinin, Pink’in korkularını artırdığını düşünüyorlar. Yine o kesim daha sonra gelecek olan “Comfortably Numb” sahnelerinde ve nakaratında, Pink’in gerçekten hasta olduğunu gösterdiğini, bunun da sonraki parçalarda annenin tek oğlunu kaybedeceği düşüncesiyle, ona daha fazla koruma güdüsü verdiğini düşünürler. “Ölüyor muyum?” sözüne alternatif manalar bu üç benzer ancak farklılaşan manaları taşır. Pink, Annenin kabus’u andıran projeksiyonlarında onun büyük korkularını veya belki de ikinci senaryoya göre annesinin, hipokondrisinin gerçekte Pink’in ateşini önemini olduğundan daha fazla abartmasının nedenidir. Bu bilinmez ancak eğer hastalığı gerçekten ağır ve ona “Comfortably Numb,” daki gibi halisinasyonlar görmesine neden oluyorsa, belki de bu bir ölüm korkusunu da içermektedir. Hangi teori alınırsa alınsın annenin aşırı korumacılığı eşit oranda vurgulanmaktadır.

Daha sonraki sahnede gösterildiği gibi, sadece anne Pink’i bebek olarak görmez. Genç Pink de annesinin yanına gelip kıvrılarak ondan şefkat beklediğini gösterir. Burada hemen benzer bir sevgi arayışını karısının omzuna dokunuşunda da mavi ışıklı sahnede görürüz. “Burada kafasında annesiyle kız arkadaşını (karısını) birbirine karıştırmaktadır” (Gerald Scarfe DVD yorumunda). Yanına yattığında zor uyanan annesi gibi karısı da gerçek ve mecazi anlamda öteki yana dönerek Pink’e sırtlarını dönmüş oluyorlar. Pink onu yalnız bırakanlara mahkum kalmıştı ancak belki de daha sonraki Pink Floyd albümü The Final Cut’daki The Hero’s Return parçasında belirtildiği gibi o kadar duygusal korku altındaydı ki onu reddedemeyecekleri uyku anlarında açılabilir hale gelmişti. Tahminen 2. dünya savaşı gazisi olan anlatıcının “The Hero’s Return”deki “Sevgilim sevgilim derin uykuda mısın? İyi, Çünkü tek an bu seninle gerçekten konuşabildiğim, Ve birşey var gizleyip sakladığım bir anı ki çok acı veren” sözlerine göre bu sahneyle benzerlik kurulmuş. Final Cut’un The Wall’a göre anlatımsal tarzdan çok tematik bir devam olduğu şeklindeki yanlış fikre rağmen Pink’in duygularıyla savaş gazisinin duyguları arasında benzerlikler bulabiliriz: Her iki karakter de kendi iç duygularının dışarıya aksetmesinden korkmaktadır ve sevdiklerine sadece uykularında, onu eleştiremeyecekleri anlarda kendini açar.

Xsilafon ile devam eden şarkı neyseki gitar solo’da orjinaline döner. Bu sırada yeni imajlar devreye girer. Annesinin koynuna yatmak için merdivenlerden inen Pink annesinin yanında yatan çürümüş bir cesetle karşılaşır. Görüntü muhtemelen hasta Pink’in halisinasyonları olarak algılanabileceği gibi, annesinin ona yaptıklarının sonucu olarak da düşünülebilir. Görsel olarak kocasının ölümünü engelliyememiş olmasının ötesinde, çocuğuna yaptığı korumacılığın sonu gibi de görünmektedir. Gitar soloyu, Pink’in bireysel patlayışının bir tezahürü olarak ele alırsak, Pink’in iskelet’i keşfi – daha önceki kendi yatışına benzemektedir – annesinin korumacılığının onda yaratabileceği etkiyi sezgisi olarak da düşünülebilir. Bu yüzden gitar solo böyle bir farkındalığa işaret etmek de istemiş olabilir. Annesinin bu tavırlarının bu gidişatın neticesinde kişiliğini bu hale sokacağını hayal eder ve bunun sonucunda kendisini annesinin “edepsiz” ve “tehlikeli” bulacağı kızlara atar. Annesinin tutucu fikirlerine karşı yapılan bu eylemi ileriki yaşlarına yapılan flashforward geçişle yaptığı duygusuz düğün töreni görüntüsüyle belirtilir. Yeni evlilerin öpücüğü bile romantik olmaktan çok formalite icabıdır. Freudcu psikoanalizciler muhtemelen Pink’in annesinden sonra kendisine benzeyen korumacı bir başka kadının hakimiyeti altına girme fikrine karşı çıkabilecekleri düşünülse de, hayatındaki bu iki baskın kadın’ın ortak noktaları olduğunu söylemek zor görünmektedir. Tüm göstergelerden, eşinin kişiliğinin farklı olduğu belli olmaktadır. Gitar solonun bitişiyle Pink’in karısı piyano başında onun dikkatini çekmeye çalışır. Neşeli ve ilgili yaklaşımına rağmen Pink’in kullandığı ilaçlardan ve uyuşturucu şaşkınlığından bunu başaramaz. Bu bölümdeki davranışları karısını annesinden ayırır. Annesi her an onu gözlerken, eşi zaman zaman ilgi gösteren kişidir. Belki de kopukluk burada yatmaktadır. İkinci kıtanın bize belirttiği gibi, Pink annesinin ona söylediklerine hiç uymayan bir kız arkadaş veya eş bulmaya çalışır. Ancak, böyle bir başkaldırı gerçek aşktan çok bir evlilik oyununu andırır. Annesinin veya anneye benzer karısının onu koruyup, sevgiyle kollamasına karşı çıkarak kendisini şöhretin getirdiği seks, uyuşturucu ve rock’n’roll tarzı yaşam tarzına iter. Okulda müdürün odasının dışında olduğu gibi, sonraki balo salonundaki dans son derece duygusuzca sahnelenir. DVD’de Waters’ın yaptığı yoruma göre bu sahnenin ilhamı, annesiyle gittiği bir çocukluk anısından gelmektedir. Hernekadar annesinin filmdeki anne kadar koruyucu olmadığını söylese de kısa pantalonla gittiği baloda (filmde pantalon kullanılmış) kendisini aşağılanmış hissettiğini söyler. Bu aşağılama filmde oldukça abartılarak kendisinden büyük bir kızla dans etmeye başlaması ve görsel olarak da uygun olmayan bir çift oluşturarak yaratılmaya çalışılmış. Waters yine de bu baloların o yaştaki teenagerlar için karşı cinse dokunmadaki tek fırsat olduğunu söylüyor.

Geçmişte anlatılanlardan sonra görüntü daha yeni zamana döner ve tekrar karısına turnesi esnasında ulaşmaya çalışıp başaramayınca yatağında bebek gibi kıvrılan Pink’i görürüz. Bize şarkı boyunca düşündürdüğü duygusal halini yansıtır. İzleyici yaşanan olaylardan sonra şarkının son satırı söylenirken hiç şaşırmadan neden karısına ulaşamadığını anlar. Büyüyen büyük duvar’ına karşın biz bir tuğla daha görürüz: karısının sadakatsizliği. Daha önceki sahnelerde annesinin görünmeyen yüzü belirtilmeyen kişiliğine benzer olarak yatakta bacakları görünen iki sevgili tam belli olmaz. Ancak karısı ve savaş karşıtı grubun lideri arasındaki görünmeyen yüzlere karşın ilişkileri okyanusun öbür tarafından telefon hatlarından bile anlaşılmaktadır. Şarkı bittiğinde, Pink hala karısına ulaşmaya çalışmaktadır ancak telefona karısının sevgilisi cevap verir. “In the Flesh?”deki babasının ölüm sahnesine benzer şekilde Pink’in eli telefondan kayar ve kendini duvarının arkasındaki yalnızlığına terk eder. Bu sahneler hayatın hem babasına hem de Pink’e vurduğu darbelerdir. Babası fiziksel olarak yardım birliği çağırırken ölür, Pink ise metaforik olarak.

[Bu telefon görüşmesinin “Young Lust”a benzeyen bir anısı var. DVD’de bunu bir ölçüde yalanlasa veya hatırlamadığını söylese de artık doğruluğu ortaya çıkan hikayesinde duyulan telefon görüşmesi gerçektir ve hesaplanmış birşey değildir. Plana göre Amerika’dan yapılacak bir aramadan sonra telefona çıkan arkadaşı telefonu kapatacaktı. Ancak telefonları o yıllarda bağlayan telefon operatörü bunun bir senaryo olduğundan habersiz olarak eşini arayan bay Floyd’a eşi bayan Floyd yerine telefona bir başka “erkeğin” cevap verdiğini, orada öyle bir erkeğin olmasını şaşırarak söyler ki bu da bayan operatörün otomatik olarak olayda bir aldatma olabileceği izlenimine kapılması açısından çok ilginçtir. Yapılan kayıttaki “karınızın yanında bir erkek olması normal mi?” şeklindeki endişeleri ise kayıttan çıkartılmış. Waters operatör bayanın bu tepkisinden çok hoşlandığını söyler.