167 Pink Floyd Şarkısının Kişisel Yorumu

Bu listenin ortaya çıkış hikayesi biraz ‘kötü komşu insanı ev sahibi yaptırır’ sözüne benziyor. Ultimate Classic Rock’ın (UCR) hazırladığı 167 Pink Floyd şarkısı sıralamasında 164. sırada Two Suns In The Sunset’i görünce tepem nasıl fırlamışsa aklıma adamlara kızgınlığımı satırlara dökme düşüncesi geldi ve milletin listesine laf etme otur kendi listeni yap dedim. Madem 167’sini de sıralamış. Zaten ciddiye alınacak bir liste olmadığını yerdiği parçayı 60. sıraya, beğendiği parçayı altlara koymasından belli. Elin Amerikalısı, İngilizi, elin İngilizinin yaptığı müzikten anlamıyorsa bunu onlara anlatmak bize düşüyor demektir. Kuzeyin soğuk rüzgarları kulak – beyin arası algı bölümünü işlevsiz hale getirdiyse Antalya sıcağında gerçeği bilene bilmeyene hatırlatmak gerçek bir Floydian için görev çağrısıdır.

Pink Floyd özellikle The Wall ile tek tek parçalara ayrılıp dinlenip incelenecek bir grup olmasa da bu saçma işe madem birileri kalktı biz de düzeltelim.

  1. “The Grand Vizier’s Garden Party (Parts 1-3),” Ummagumma (1969)

Listede sırasına itirazım olmayanlardan. Geçen gün Ummagumma’yı şöyle bir tararken diğer üçünün yaptıkları yanında Nick’in ne kadar etkisiz kaldığını görüp adeta üzülmüştüm. Gerçekten de Nick’i davul partları ve diğer Floydish tasarım, tavır, yaklaşım, dizayn katkıları dışında beste işlerine bulaştırmama nedenlerini açıklayan çalışmalar. Evet albümde diğerlerinin yaptıklarında da çok (Waters hariç) fazla bir etkileyici bir yan yok ama en azından bir takım ufak pırıltılar bulunuyor. Nick’in Sadrazam’ın Bahçe Partisi elle tutulur hiçbir şey içermiyor ne yazık ki. Flüt çalan o zamanki karısıyla stüdyoda eğlendikleri belli ama dinlemek o kadar kolay değil. UCR 167

  1. “A New Machine (Part 1),” A Momentary Lapse of Reason (1987)

Listede sırasına itirazım olmayanlardan. Gilmour’un Waters’dan kurtulduktan sonra özgün tarafını sergilerken uğuldamasından bir şey çıkmamış. UCR 166

  1. “A New Machine (Part 2),” A Momentary Lapse of Reason (1987)

Bkz Part 1 UCR 165

  1. “Terminal Frost,” A Momentary Lapse of Reason (1987)

İşte utanmaz Ultimate Classic Rock sitesi veya dergisi (her ne karın ağrısıysa buraya Two Suns In The Sunset’i koymuştu. Oysa hazır berbat Momentary bölümünden giderken yukarıdaki iki parça arasında yer alan gelmiş geçmiş en kötü Floyd parçalarından Terminal Frost’u neden atlıyorsun ki? UCR 163

  1. “Crumbling Land,” Zabriskie Point soundtrack (1970)

Hali hazırda UCR’nin bile Floyd’un Crosby Stills and Nash olamayışı diye nitelendirdiği bu parçayı neden kalkıp 101. sıraya koyduklarını kendileri bile açıklayamaz. Yıllar sonra dinlediğimde bu kadar kötüsüne de rastlamadım demiştim. UCR 101

  1. “A Spanish Piece,” More (1969)

Utanç verici UCR listesinde buraya kalkıp The Wall’dan “Don’t Leave Me Now,” koyan zihniyete şiddetle karşı çıkarak yerine 1 dakikalık bu More çalışmasını koyayım. Gilmour’un İspanyol klasik gitarına kötü bir yaklaşımı olarak nitelenen bu çalışma onun Floyd’daki ilk bestesiymiş.

  1. “Party Sequence,” More (1969)

More’dan bir kaç parça en kötü listesinde kendine yer bulabilir. Bunlar süre olarak da çok kısa olduklarından pek bir şey ifade etmiyorlar.

  1. “TBS14,” The Endless River (Deluxe Edition) (2014)

More’a yüklenmeyi bırakıp (ne de olsa film müziği) araya yakın dönemden bildik vasat bir şey koyalım dediğimizde The Endless River’deki bu aslında demo olan ama hayranlar nasılsa ne varsa istiyor dendiği için videosuyla beraber Deluxe versiyona eklenen kod adlı bu çalışma konabilir. Buna kötü demek de yanlış neticede bitmiş bir çalışma da değil, çalışma sırasında ortaya çıkan bir akor dizisi.

  1. “Chapter 24,” The Piper at the Gates of Dawn (1967)

İngilizlerin (UCR’ın 60. sırasındaydı) yere göğe koyamadığı ilk albümden en sevmediklerimden. Biri oturup saatlerce anlatsa kulağıma giren seslerin uyumsuzluğunu açıklayamaz.

  1. “The Gnome,” The Piper at the Gates of Dawn (1967)

Yok Barrett şarkı yazışına çocukça yaklaşıyormuş da aptallıkla şapşallık arasında gidiyormuş, çok sevimliymiş. Adam dinleyecek bunları adam. Hiçbir şey ifade etmeyen bir çalışma neticede.

  1. “Up the Khyber,” More (1969)

Aslında dönemin saykodelik havalarına ve filme de çok uygun düşse de süresi çok puan vermeme yetmiyor.

156.“Heart Beat, Pig Meat,” Zabriskie Point soundtrack (1970)

Deneyselliklerinin zirvesindeyken Antonioni ile yaptıkları çalışma aslında onların ileride yapacakları için güzel pratiklerdi. Yine de bugün dinlenmesi zor olan çalışmalar.

  1. “See-Saw,” A Saucerful of Secrets (1968)

Bu şarkıyı 88. sıraya koyanın müzik zevkinden endişe duyarım. Wright’ın kendisi bile herhalde unutmak istiyordur. Muhtemelen sarhoşken besteledi, diğerleri de durduk yerde klavyeciden olmayalım şimdi diye kabul ettiler herhalde.

  1. “Quicksilver,” More (1969)

Rick Wright’ın filme gayet uyan bir rüya sekansı. Echoes’un içine uyarladığınızda bayılıyorsunuz ama tek başına bu bölüm film dışında bir etkileyicilik sunmuyor. En azından ayık kafayla.

  1. “Sysyphus (Parts 1-4),” Ummagumma (1969)

Wright’ın Yunan mitolojisindeki Sisifos karakterinden adını koyduğu bu çalışma kılıç seslerinden 2. bölümde piyanoya, oradan perküsyon seslerine oradan da drone benzeri bir bölüme döner. UCR bu çalışma için kolejin müzik profesörünü etkilemek için yazılmış yorumunu yapsa da lisedeyken gece yarısı kulağımda walkmende bu parça çalarken yatmıştım. Siz sakın yapmayın. Aşırı tehlikelidir.

  1. “Pow R. Toc H.,” The Piper at the Gates of Dawn (1967)

Kaçıncı sırada olduğu önemsiz. Alt sıralarda olsun yeter.

  1. “The Scarecrow,” The Piper at the Gates of Dawn (1967)

Nasıl oluyor da 94. sıraya koyabiliyorlar bunu anlamak mümkün değil. Müzik dünyamıza ne katıyor da o sırayı hak ediyor acaba? UCR’a göre yok efendim Syd bizi tik taklarla çocuk şarkısı estetiğindeki mooduyla korkuluk varoluşçuluğu kıyaslamasına sokuyormuş da bilmem ne. Ya yürü git!

  1. “Matilda Mother,” The Piper at the Gates of Dawn (1967)

Akıl alır gibi değil ama UCR bu sıraya yine utanmadan “Goodbye Cruel World,” koymuş. Tabi ki ben öyle bir şey yapmam. Çek ordan ilk albümden bir şey. UCR bu şarkıya Wright’ın çocuk masalı anlatımının hayali ve zarafet dolu ihtişamı diye nitelendirip 57. sıraya koymasına diyorum ki, iyi ki bu albümle büyümedim.

  1. “More Blues,” More (1969)

Burada haklı bir yorum var. Seamus’dan bir farkı yok. Tek eksiği köpek demişler. 🙂

  1. “Wine Glasses,” Wish You Were Here (Experience/Immersion Box Set) (2011)

Bu box set parçasını neden sıralamaya koydular bilmem çünkü bildiğim kadarıyla sadece Shine On altyapısında kullanılmıştı. Bence haksızlık yapılmış, bu parça olarak olmamalıydı. Yine de sıralamayı bozmamak için buraya koydum.

  1. “Get Your Filthy Hands Off My Desert,” The Final Cut (1983)

The Final Cut parçalarının çoğunluğunu çok sevsem de herhalde albümün en zayıf parçası olarak bir stereo efekt canavarı ile başlayan bu parçayı çok yukarılara koymam mümkün görünmüyor.

  1. “Seamus,” Meddle (1971)

More Blues’dan tek artısı köpek uluması 🙂

  1. “Nick’s Boogie,” London ’66-’67 (1995)

Parça Piper öncesi Tonite Lets Make Love In London filmi için hazırlanıp kaydına da konmamış bu çalışma ancak on yıl sonra ortaya çıkan bir boogie bile değil. Bol bol melodisiz efektli gitarlar klavye ve davul emprovizesi ile saykodelik dönemin klasiklerinden. UCR buna da bayılmış 85. yapmış. Gerçek bir Floydian varlığının bile farkında değil oysa.

144  “Alan’s Psychedelic Breakfast,” Atom Heart Mother (1970)

Müzikal açıdan UCR’deki yerine itiraz etmeyeceğim ancak yaratıcılık açısından çok daha yukarıları hak eden bir parça. Efekt kullanımı müziğin içine entegre edilişi, stereo etkisi. Çok sık dinlenmese de ilk dinlediğimde beni etkilemişti.

  1. “TBS9,” The Endless River (Deluxe Edition) (2014)

Yine tamamlanmamış bir çalışma. The Big Spliff ambient albüm çalışmasının neticesi albüm artığı.

  1. “Yet Another Movie,” A Momentary Lapse of Reason (1987)

Gilmour’un berbat bir besteyi bile solomla adam ederim deneyinin başarısızlığı. Öyle kolay değilmiş dediğimiz anlardan.

  1. “Love Scene (Version 6),” Zabriskie Point soundtrack re-release (1997)

Wrigh’ın Antonioni’yi memnun etmek için sınırsızca gezindiği piyano notalarından oluşuyor.

  1. “It Would Be So Nice,” single (1968)

UCR parça için Floyd’u 3. sınıf Hollies’in pop şarkısı olarak nitelemiş katılıyorum. Ama o zaman niye kalkıp 115. sıraya koydunuz şapşallar.

  1. “Love Scene (Version 4),” Zabriskie Point soundtrack re-release (1997)

Bir Wright katkısı daha. Kimbilir ne istediler de yaptı. Gereksiz. Ama filmi de bir türlü izleyemedim belki güzel gitmiştir. Nitekim bu tarz çalışmalar diğer film müziklerine gayet uymuştu.

  1. “Take Up Thy Stethoscope and Walk,” The Piper at the Gates of Dawn (1967)

Öyleymiş böyleymiş. Piper at the gates işte. Zaten Barrett hastasısınız neden aradaki Waters’ı da listede tepelere taşırsınız anlamam. 91. sırada olacak şarkı mı bu şimdi?

  1. “The Hard Way,” The Dark Side of the Moon (Immersion Box Set) (2011)

Yine bir haksız çalışma konmuş listeye. Çünkü bu da bitmiş bir parça değil. Floyd olsun da ne olursa olsun diyen hayranlar için box sete konmuş parçayı diğerleriyle kıyaslamak haksızlık. Buna rağmen arada dinlerim. Tonu hoş gelir.

  1. “Crying Song,” More (1969)

Evet Wright’ın uzak akorları ve yankılı vibrafonu, Waters’ın ilerlemiş söz yazarlığı ve Gilmour’un yumuşak slide solosu ile bitişi parçayı güzel bir folk balad yapıyor ama yine de daha gidilecek yol var ve henüz tatmin edici seviyelerde değiliz.

  1. “Jugband Blues,” A Saucerful of Secrets (1968)

UCR yorumu: Syd Barrett’in Pink Floyd’a vedası olan bu şarkıda bir psikiyatri sempozyumunda konuşulabilecek kadar çok malzeme vardır. Zihninde giderek artan bulanıklık sayesinde şarkıdaki tempo anlayışına da yeni perspektif getirmeye başlar. Sözlerde ‘’Size burada olmadığımı söylemekle yükümlüyüm’’ diyerek güldürür ama şaka değildir. Belki de bilinçli olarak kafası karışıktır. Belki de veda ediyordur. Neticede Syd’in hayaleti Floyd’un peşinden koşmaya devam ederken, “Jugband Blues”un gizemli gizemleri hayranlarını büyülemeye devam ediyor.

Benim yorumum: Evet gerçekten de bir esrar (!) perdesi var ama hikayesinin müziğe ya da müziğinin hikayeye büyük bir katkısı olduğunu düşünmüyorum. Böyle düşündüren parçalar için daha üst sıradaki şarkılara bakılmalı.

  1. “Bike,” The Piper at the Gates of Dawn (1967)

Aman efendim neymiş? ‘Barrett, “Bike – Bisiklet” ile, çocuklara dair bakış açısını, meraklarını ve cömert ruhlarını ayrıntılarıyla çok doğru bir şekilde tespit etmiş (bir sepet, bir çan ve “things to make it look good – iyi görünmesi için gerekli şeyler”) ve esprilerini (“Bilmem neden ona Gerald diyorum? ) sözlerinde yansıtabilmiş. Böylece kendi isteklerini bir kadına anlatırken (‘sen de bir şeyler istersen’) çocukların bu saf yanlarıyla paralellik kurmuşmuş. Çocukların büyükleri etkileme ihtiyacı ile genç birinin kız arkadaşını etkilemesi arasındaki paralellikmiş. İyi de bütün bunlar beni etkilemiyor ki kardeşim? Parçada bir halt yok. Sadece bir belgeselde Waters’ın da söylediği sözlerindeki ‘sana verirdim ama ben de birinden aldım’ şeklinde havada bırakan yanı Barrett’den Waters’a miras kalıyor.

  1. “Unknown Song,” Zabriskie Point soundtrack re-release (1997)

Tımbır tımbır bir arka plan gitarı üstüne Wright ve Gilmour’un gitar, klavye kombinasyonlarına birden Mason ve Waters’ın Atom Heart’da tekrar karşılaşacağımız bas davul hattıyla birleşiyor. Gelecek için ip uçlarının dağınık hali.

  1. “Corporal Clegg,” A Saucerful of Secrets (1968)

Waters’ın 2. Dünya Savaşı tutkusunun ilk kez bir şarkıya yansımasının yanı sıra Mason’u da ilk kez vokal olarak duyduğumuz parçada Waters, Barrett’in yerini doldurmaya çalışıyor. Videosunu izlemenizi öneririm. Waters – Gilmour gelecekteki kapışmanın ilk izlerini de bu videoda fiziken gösteriyorlar.

  1. “Country Song,” Zabriskie Point soundtrack re-release (1997)

Satranç temalı bu parça Floyd’un folk ve country temalarına hiç de yabancı olmadığın gösterip prograsif sınırlarında dolaşır.

  1. “Ibiza Bar,” More (1969)

Floyd’un en sert rock çalışmaları ilginçtir ki bu albümde yer alır. Nile Song kadar olmasa da gitar fazlarını inleterek sert Mason davulunun nasıl olabildiğini görürüz. Yine de çok bir şey beklenmemeli.

  1. “Apples and Oranges,” single (1967)

Süpermarkette gördüğü güzel kızı bile böylesi saykodelik fırlama şarkı yazarak anlatmak Syd Barrett için elma ve portakal almak kadar basitti deyip övgüler düzen UCR tahmin edeceğiniz gibi onu 56. sıraya koymuş. Benim içinse yüz yıl dinlemesem aramayacağım bir şey. Basit 60lar müziği.

  1. “Biding My Time,” Relics (1971)

Her ne kadar Floyd’un içindeki blues yanını başarıyla yansıttıkları bir çalışma olduğunu düşünsem de bana pek etkileyici gelmez. Çok daha iyi örnekleri var çünkü. UCR gibi ne çaldılarsa övüp 72. yapacak halim yok.

  1.  “Candy and a Currant Bun,” b-side (1967)

Plak şirketi yöneticileri, Barrett’den  şarkıdaki uyuşturucu referanslarını çıkarmasını teklif ettiklerinde (Çünkü şarkının ilk adı “Let’s Roll Another One – Hadi Bir Tane Daha Saralım” idi) itiraz etmedi ama aynı zamanda sözlerine fuck kelimesini ekledi. Çünkü herkes onun “Arnold Layne” deki öteki yüzüne odaklanmıştı, ağzı bozuk bu uzun seks içerikli sözler sansürden çıkmayı becerdi. Floyd’un aksi ve ters yapısının yansıması.

  1. “The Nile Song,” More (1969)

UCR’nin elemanı mest olmuşmuş, Wright olmasa bile Gilmour- Waters-Mason üçlüsü ne güzel power trio olurmuşmuş. Yahu ortada şarkı yok ki kardeşim! Tamam sert bir rock var biliyoruz ama bu sizdeki işe yaramaz yüzbinlerce İngiliz – Amerikalı grubun bin yıldır yaptığı bir şey. Hiç bir özelliği yok. Acaba sen fazla Hendrix, Cream ile büyümüş olmayasın? Elemana göre 51. sırada. Hadi canım sen de.

  1.  “Point Me at the Sky,” single (1968)

Birinci kişi ile üçüncü kişi arasında geçen sözler Waters ile Gilmour arasında seslendirilerek uzaya çıkan birinin seyahatini anlatıyorsa da uzay-Floyd ilişkisinden fazla bir anlam, kıymetli bir müzikal içerik sunmuyor. Ama çözemediğimiz Anglo-Sakson kafa bunu 49. numaraya koymaya çekinmiyor.

  1. “San Tropez,” Meddle (1971)

Deniz kenarında içkisini yudumlayıp eğlencesine bakanlar için bu jazzy format eğlenceli ve hoş olabilir ama Echoes’lu bir albüme hiç yakışmaz. Amaa Floyd için sınırları göstermesi açısından ilginçtir eyvallah. Bir dönem çok zaman geçirdikleri bu bölge için belki de bir selam duruşu ama o kadar. UCR 82.

  1. “Stay,” Obscured by Clouds (1972)

Steely Dan ayarında değiller dedikleri parçayı 100. sıraya koymuşlar. Yalnız yoruma da şöyle hak verdim, gerçekten de Floyd bu parçada Steely Dan’e yakın konumuna gelmiş. Dikkat edilirse Wright’ın yorumu Donald Fagen’i çok andırıyor. Yine de Floyd kategorisinde vasat bir çalışma.

  1. “Paint Box,” b-side (1967)

Eğlenceli ve artık Wright yüzünden hüzünlü hale gelen parçanın klasikleşen Floyd akorları barındırmasının yanında Mason’un da ilginç ataklarıyla süslüdür. Kendini virtüöz havasına kaptırdığı parçadaki atakların şiddetini bir daha bu ölçüde görmeyeceğiz.

  1. “Flaming,” The Piper at the Gates of Dawn (1967)

UCR buna hem ‘Barrett’den bir grup uyuşturucu kaynaklı saçmalık.’ diyor hem de kalkıp 61. sıraya koyuyor. Uzun yıllar dinlemedim, yine dinlemesem olur.

  1.  “Nervana,” The Endless River (Deluxe Edition) (2014)

The Endless River’in albümüne hiç uymadığı için bonus olarak elde ne var yoksa koyalım mantığında konulmuş bir çalışma. Müzikal olarak da kalite olarak da zaten Floyd seviyesinde olmadığı için doğru düşünülmüş. UCR çalışmayı Neil Young & Crazy Horse çalışmasına benzetmiş. Demek ki Young’u o yüzden fazla sevemiyorum. Vasat bir rock çalışması. Onlar muhtemelen bu yüzden 92. sıraya koymuşlar.

  1.   “Cirrus Minor,” More (1969)

Girişteki kuş sesleri 2023 Baykoca Destanı parçasına muhtemelen nasıl olsa o tarihte grup Türkiye’de de bilinmiyordur diye düşünerek olduğu gibi koyan Barış Manço’nun şarkısında ne kadar uymuyorsa bu parça ile de alakasızdır ama Wright’ın klavyeleri yine akıcı tınısı ve overdublarıyla hayallere sürükler.

  1. “Several Species of Small Furry Animals Gathered Together in a Cave and Grooving with a Pict,” Ummagumma (1969)

Bu parçanın sırası buralar mı bilmem ama 80li yılların başında bir lise öğrencisi olarak dinlediğimde Ummagumma’da efektleriyle beni en çok etkileyen parça olmuş defalarca dinlemiştim. The Wall’un korkunç okul müdürü Waters’ın İskoççasıyla ilk kez karşımıza çıkıyor.

  1.   “Side 3: The Lost Art of Conversation/On Noodle Street/Night Light/Allons-y (1)/Autumn ’68/Allons-y (2)/Talkin’ Hawkin’,” The Endless River (2014)

The Endless River’ın bölümlerini ayırarak yazmışlar ama hangi birinin diğerine bir üstünlüğü ya da geriliği var bilmiyorum. Albümde burası şurasından iyi diyebileceğim bir bölüm olmadığı için listede aşağılarda yer alması benim için yeterli. Bu albümden hiç bir beklentim olamaz, neticede bir tür tribute albüm.

  1. “Side 2: Sum/Skins/Unsung/Anisina,” The Endless River (2014)

Bkz 117

  1. “Side 4: Calling/Eyes to Pearls/Surfacing/Louder than Words,” The Endless River (2014)

    Bkz 117

 

  1.   “Learning to Fly,” A Momentary Lapse of Reason (1987)

Şarkının adında olduğu gibi hobi olarak pilot olan Gilmour ile Mason, Waters’sız uçuşu öğrenirken, geride mekanik bir tat bırakan hit yaratmayı başardılarsa da benim açımdan basit melodik yapısıyla zayıf bulup önemseyemediğim bir çalışma. Abartılı UCR 41. sıraya koymuş. Dağlar kadar zevk farkı var aramızda.

  1.  “Fat Old Sun,” Atom Heart Mother (1970)

Oldum olası sevmediğim, sevemediğim bir parça. Çok bayık. Neredeyse dinlerken midemde sıkıntılar oluşuyor. Çok bayık. Kusura bakma Gilmour ama bu parçayı nasıl çaldıysan hiç birini sevemedim.

  1. “Summer ’68,” Atom Heart Mother (1970)

Girişinin hoşluğundan sonraki nakarat kısmıyla oldum olası hiç sevmediğim biraz Beatles Tomorrow Never Knows tarzı gürültülü bölüm ve arkasından gelen braslarla komplike yapısı hiç de bir yaz şarkısı havası vermediği gibi çok da etkilemiyor. UCR bunu 36. yapabiliyor. Hadi buradan buyurun. Adamlar için en iyi Floyd albümü Atom Heart falan herhalde.

  1. “Absolutely Curtains,” Obscured by Clouds (1972)

İkinci film müziği albümleri için yaptıkları bu çalışma drone tarzı girişten heyecan ve merak uyandıran geçişle Mapuga yerlilerinin söyledikleri ilahiye bağlanır.

  1. “Give Birth to a Smile,” Music from The Body (1970)

Bir Pink Floyd şarkısı olmamasına rağmen Waters’a bir ayrımcılık yapılıp solo film müziğinden alınıp listeye konmuş. Tabi bunun nedenini albümde belirtilmese de parçada diğer Floyd elemanlarının da çalmış olmasını esas almışlar. Gerçekten de parçada arkada Floyd ve onun klasik kadın vokallerinin oluşuyla kendilerine özgü havasına kavuşur. Parçayı keşfettiğimde neden bu parça meşhur olmamış demiştim. Çok özel olmasa da alıntılandığı The Body soundtrack albümdeki en dinlenilir bir kaç parçadan biridir.

  1. “Burning Bridges,” Obscured by Clouds (1972)

Bayık melodisine Gilmour/Wright’ın yumuşak vokalleri de eklenince iyice mayışan bir şarkı. Tek artısı Gilmour’un güzeller güzeli gitarı. Ama o da kurtarmaya yetmiyor. Gitarın en son notalarından hep bir Once Upon A Time In The West havası almışımdır 🙂

  1. “Mudmen,” Obscured by Clouds (1972)

“Burning Bridges”in enstrümental hali. Klavye ve orgların üstüne Gilmour’un gitarı girdiği zaman Floyd’un klasik soundunu yansıtan bir parça. Gitarın tonu en az beğendiğim tonlarından. Listede buradan itibaren sevmediğim parça sayısının azalmaya başladığını söyleyebilirim. UCR 126

  1.  “Dramatic Theme,” More (1969)

Filmdeki mooda çok uygun düşen bendli ekolu Gilmour gitarına stabil Mason davulu. Çok şık.

  1.   “Main Theme,” More (1969)

Dramatic Theme’in bir benzeri, Eugene ile Echoes’un orta kısmı kadar etkileyici dekoratif saykodelik – progresif arası sesler. Floyd ürettiğinde insan hiç bitmesin bile isteyebilir.

  1. “One Slip,” A Momentary Lapse of Reason (1987)
    İlk dönemlerden sonra en vasat düzeyde parça olsa olsa One Slip olabilir. Aslında başka bir grup için (Mesela Queen The Miracle 1989. Şu tesadüfe bak ki aynı dönem.) idare edebilir bir parçadır ama konu Floyd olunca seviyesi çok zayıf kalıyor. Yalnız şarkının benim için ise ekstra özel bir yeri var ki o da eşsiz Tony Levin’in bas gitarı ve solosu.
  1.  “Round and Around,” A Momentary Lapse of Reason (1987)

Çok kısa olmasına rağmen ne hikmetse benim Momentary’den Sign of Life ile birlikte en çok sevdiğim parça veya bölümdür. İnternette tekrara alınmışını bulunca sevinmiştim 🙂

  1. “A Saucerful of Secrets,” A Saucerful of Secrets (1968)

Parça bildiğim kadarıyla 2-3 bölümden oluşuyor. İlk bölümü çocukken bana (çocuk dediğim ortaokul) gece dinleyip sapıttırıp plağını kırdıttıysa da Pompeii’deki Celestial Voices bölümünün ilahi seviyesi yüzünden zamanla fikrimin değişmesine neden oldu. Pink Floyd’un kıymetini yeterince bilip kullanamadığı bu bölümün çok az bilinmesine üzülürüm.

  1. “A Great Day for Freedom,” The Division Bell (1994)

A New Machine’deki gibi vokalli bir giriş, Gilmour’un yardım almadan yazdığı sözler, Berlin duvarının yıkılışıyla dünyada oluşan değişim umutları ancak bunun beklentileri karışamayışının yarattığı hayal kırıklığı falan. Gitar solosu ve orkestral klavye düzenlemelerine karşın albümdeki vasat şarkılardan biri.

UCR 128.

  1. “Lost for Words,” The Division Bell (1994)

The Division Bell’in (bazılarının çok sevdiği) en az sevdiğim parçası. Sözleri Gilmour’un Polly ile birlikte yazdığı şarkı kin ateşi ve affetme üzerine Waters’a atfedilerek yazılmış gibidir ve gitaristin uzlaşma girişiminin, düşmanı tarafından kaba bir şekilde reddedildiğini anlatarak sona erer. Yani, gerçekten de, Gilmour’un Floyd fanlarına, yeniden toplanma için umutsuzluğa sürüklediği mesajını veriyor: “Gördünüz mü? Denedim. Onu suçlayın. ” Tamam da aga parça da pek olmamış yani onun için kimi suçlayalım? 101. sıra bile çok sana.

  1.  “Speak to Me,” The Dark Side of the Moon (1973)

Floyd bunu şarkı olarak kabul ettiği için listeye konmuş. Aslında bir intro olan parça introların olsa olsa şahı olabilir. Olduğundan daha yukarılarda yerleri hak ediyor ama yine de çok kısadır bu yüzden bu kadarı yeterli.

  1.  “Side 1: Things Left Unsaid/It’s What We Do/Ebb and Flow,” The Endless River (2014)

The Endless River’ı dinlemeye başladığımızda sanki yeni bir WYWH ile karşılaşacakmışız hissi veren intro ve devamı albümün en başarılı kısmıydı. Ancak benim için bu beklenti 3. parçadan itibaren söndü. Çok daha iyi yerlere gidebilirdi ama zaten bitik bir gruptan ne elde etmişsek kar hanemize yazmalıydık. Bu gerçeği kabullenmek zor oldu. Şu albümün teması olan müzikle iletişim sağlıyorlar meselesini de fazla büyütmemek gerek aslında. Overdub diye bir şey var ve Floyd bunu herkesten çok yapar. UCR 81. sırada.

  1. “Free Four,” Obscured by Clouds (1972)

Floyd’un sonraki albümlerinde göreceğimiz Waters’ın ölüm, pişmanlık, babası ve müzik endüstrisi gibi konular eğlenceli formuyla Floyd’un karanlık yanını gizler ama yine de UCR gibi 53. sıraya koymam. Bir folk şarkısına VCS3 synthesizer uygulaması Floyd’un yapabileceği bir şey ama yine de Gilmour’un güzel solosunun kurtarmadığı, albümün vasat parçalarından biri.

  1. “On the Turning Away,” A Momentary Lapse of Reason (1987)

En alt düzeyde bir Floyd formülü uygulanarak hazırlanan parçada yumuşak Gilmour vokali, akustik gitarı ve ardından yükselen güçlü davullar, güçlü klavyelerin üstüne ana sos Gilmour gitarını aklınızda çalan hangi melodiye uyarlasanız zaten aşağı yukarı bu ayarda bir şarkıya ulaşırsınız. Biterken yine bir Gilmour klasiği ile iki katına çıkan tempo. Hem UCR’de hem bende 97. sırada oluşu büyük tesadüf.

  1. “Take it Back,” The Division Bell (1994)

The Division Bell yılları U2-Simple Minds müzik dünyasını domine ederken Gilmour biz de bundan parsamızı kapalım diye düşündüyse şayet böyle bir netice çıkmış ortaya. Bol delayli, reverbli gitar üstüne Gilmour’un çevreyle ilgili (UCR’nin deyimiyle) utandırmayan sözleri ile etkisiz bir hit. Ne kadar hittiyse artık.

  1. “If,” Atom Heart Mother (1970)

‘Waters, Rudyard Kipling’den bir fikir alır ve keyifli bir pastoral iç gözlem sunar’ diyor UCR yorumu. Sözleri güzel elbette ama ne hikmetse çok da ısındığım, sevdiğim bir Waters parçası değildir. Oysa hem basit ve anlaşılır bir melodisi vardır hem yumuşak ama etkili sözleri. UCR’de 70.

  1. “Paranoid Eyes,” The Final Cut (1983)

Gerçekten de herhangi başka bir Floyd üyesinin katkısı olmadan, Waters’ın tek başına söylediği dinamikten yoksun, sönük bir Final Cut şarkısı. Buna karşın albüm çıktığında ağzından çıkan her şıkırtıyı bile bire bir kopyalamak için ne uğraşırdım. Yine de hamasi duygularla savaşa gidip, dönüşünde yaşadığı travma karşısında alkole sığınan askerin zafer hikayeleri anlatanlara karşı halini dramatik bir şekilde anlatır. UCR 121

  1. “Interstellar Overdrive,” The Piper at the Gates of Dawn (1967)

İlk dönem düşkünleri tabi ki bu parçada başla Barrett’in yaptıkları olmak üstüne grubun saykodeliğin dibine vurduğu bu parçayı yere göğe koyamayacaklardır. Esasen benim de sevdiğim veya sevdiğimi sandığım bir parça ama kimse sağlam binanın temelini övmez. Benim için de Floyd’un köklerinde yaptıkları üst katların yanında önemsiz kalıyor. UCR içinse tabi ki ilk dönem. Öv öv dur. 31. sıraya koymuşlar.

  1. “Remember a Day,” A Saucerful of Secrets (1968)

Wright’ın en güzel bestelerinden biri olan parçanın en davulunu Mason beceremeyince prodüktör Norman Smith çalmış. Wright hayattayken sadece 2 kere bis olarak Mayıs 1968 de çalınan bu parçayı ölümünden sonra TV programında Gilmour, onun anısına çalmıştı. Kanımca Wright’ın en güzel bestelerinden biridir. UCR 77.

  1. “Come in Number 51, Your Time is Up,” Zabriskie Point soundtrack (1970)

“Careful With That Axe, Eugene” ile peş peşe gelmesi boşuna değildir, çünkü formu film için biraz değiştirilmiş, süresi azalmıştır. Filmin sonunda, infilak eden bir binanın yavaş çekim görüntüleri eşliğinde duyulmaktadır. çığlık, Waters’ın attığı en iyi çığlıklardan biridir.

  1. “Arnold Layne,” single (1967)

İplere asılı iç çamaşırları kaçıran travesti Arnold için yazılan bu şarkıda yine İngilizler gibi Barrett’in şarkı yazarlığına, melodi anlayışına  övgüleri düzemeyeceğim ama piyasaya çıkarttığı ilk şarkının BBC sansürüne veya yerleşik ahlak anlayışına karşı kararlı durup kendi istedikleri gibi davranan bir müzik grubuna ve ona destek olan plak şirketine övgüler düzebilirim. Olay 1967’nin tutucu İngiltere’sinde geçmektedir dikkatinizi çekerim. Mesela bizim de dahil olduğumuz coğrafyalarda muhtemelen 100 yıl sonra bile olmayacak bir durum olsa gerek. UCR için farklı anlamlar taşıdığından bayıla bayıla 14. sıraya koymuşlar.

  1. “Embryo,” Picnic: A Breath of Fresh Air (1970)

1983 yılı Mart ayında yayınlanan yeni albüm The Final Cut’dan sadece üç ay sonra piyasaya sürülen  Works adlı toplama albümünde dinlediğim bu çalışma o güne kadar hiç yayınlanmamış 1968 yılından kalma bu şarkıyı içeriyordu. Melodisiyle beni yakalamıştı ve albümdeki ezberlediğim şarkıların çoğunu atlayıp bunu dinlemeyi tercih ediyordum. UCR 98.

  1.  “Southampton Dock,” The Final Cut (1983)

Bu kez çığlıklarını arka planlara gömen Waters’ın fikirlerini sakin bir dilde anlattığı yumuşak bir parçadır. Hatta bazı kısımları The Wall’dan Nobody Home’u andırır. Savaşa gidip geri dönüşü belli olmayan askerleri yolcu ederken mendil sallayan kadının hüznü belki de ancak bu kadar anlatılırdı. UCR 93.

  1.  “Astronomy Domine,” The Piper at the Gates of Dawn (1967)

‘’Enter Sandman’’ metal müziğinin nesiyse ‘’Astronomy Domine’’ de saykodelik müziğin o’sudur herhalde. Daha girişinde o dönem için çok uçuk sayılabilecek elektronik ses ve konuşma efektleriyle uyandırdığı etkiyi, güçlü sounduyla da devam ettirerek dönemin uzay modasının etkisiyle de Floyd’a space rock etiketinin yapışmasına neden oldu. UCR’nin de dediği gibi Barrett, dinleyicileri sadece yıldızlara değil, hayal gücünün oluşturmakta zorlanacağı görüntülerle dolu bir dünyaya götürür. Elbette bu parçayı öve öve bitiremeyip 14. sıraya koyarak klasik bir İngilizlik yapmışlar ama benim için bu sıradan fazlası zor.

  1. “Cymbaline,” More (1969)

Hem albümü hep Floyd’u dönemi itibariyle parlatan bir şarkı. Waters’ın müzik dünyasında yaşadıklarını kabus olarak görüp şarkıya aktarma denemelerinin belki de ilkidir. Bu yüzden The Man konserlerinde adı Nightmare idi. UCR 62.

  1.  “Coming Back to Life,” The Division Bell (1994)

Klasik bir Gilmour bestesi ve nadir olarak ilk kez tümünü yazdığı sözleriyle pek bir yere varmayan, solo ile durumu kurtarmaya çalışan vasat bir çalışma. 95. sıraya koyan UCR’nin de dediği gibi Floyd standartlarında basit sözler.

  1.  “Green is the Colour,” More (1969)

İlk film müziklerinin en başarılı şarkısı ve uzunca bir süre de konserlerde çaldıkları bu parçayı yapısı ve melodisi itibariyle sevmemek zor. Sağ kanalda Nick Mason’un o zamanki eşi Lindy tarafından bozuk çalan flüt ise çok hoştur. Waters filmdeki İbiza adası ve muhtemelen kız için yazdı. UCR 106

  1. “Outside the Wall,” The Wall (1979)

Bir The Wall şarkısı asla bir  şarkısı değildir, bütünün bir parçasıdır derim. Ancak böyle bir listede zorunlu olarak yerleştirmek gerekirse hafif veda melodisiyle benim için ancak bu kadar alt seviyeye inebilir. Mükemmel bir kapanıştır.

Ancak UCR’nin yazdıkları da ilginç 🙂
‘’Onca öfke, hüzün, kadın düşmanlığı, faşizm, savaş ve ruhsal hastalıklarla dolu olan albümün sonunda Roger Waters’ın, tüm bu çirkinliği dengelemek için ağıza çaldığı bir kaşık bal, şey, hiç yoktan iyidir’’ diyor, kabulümdür, ama 124. sıraya da asla koyamam. The Wall’dan bir şarkıyı koyabileceğim en düşük basamak.

  1.   “When You’re In,” Obscured by Clouds (1972)

Enstrümantal, tekrara dayalı melodisiz bir akor dizisine sahipsede sert gitarı, sağlam rifi ve davuluyla Pink Floyd kalitesinin kulağınızda çınladığı şarkıdır. Floyd büyük oynamaya başlamaktadır. UCR’de 113. sırada

  1. “The Fletcher Memorial Home,” The Final Cut (1983)

Waters’ın Nazi taktiklerini 80’lerin liderlerine uygulama teorisi üzerine yazdığı parça

  1.  “Cluster One,” The Division Bell (1994)

The Division Bell’in en az Momentary girişi kadar güzel enstrümantal parçası. (Tamam Sign of Life’ı daha çok severim.)

  1. “Signs of Life,” A Momentary Lapse of Reason (1987)

Floyd’un Waters’sız da çok başarılı albüm introları yapabileceğinin göstergesi. Floyd’a özgün bir çok ses ve efekt kolajı ile gelmekte olanın gizemini sağlamayı başaran bir çalışma. Devamında albüm bu gizemi çok iyi koruyamasa da zaten bugüne kadar beğenmediğim bir Floyd albüm introsu olmadı. Parça 70’lerden bu yana grubun ilk enstrümantal çalışmasıydı.

  1.  “The Hero’s Return,” The Final Cut (1983)

‘’One of the Few’’ ile birlikte The Wall’dan arta kalan bu şarkıyı Waters, eski kahraman bir  asker olan okul öğretmeninin onu buruk bir adam yapan kötü hatırasını anlatır. Kahraman savaşta ölen askerinin haberini karısına haber vermekte zorlanır. Hikayesi bile dokunaklı.

  1.  “The Gold It’s in the…,” Obscured by Clouds (1972)

Pink Floyd bir rock grubudur dedirten bir şarkı. Belki de Gilmour’un içinde yatan gerçek müzik buydu. Saf bir rock’n’roll. Kararlı davul, cızırdayan gitarlar, bir tür Status Quo. Ama dikkate değer bir sonuç.

  1. “Bring the Boys Back Home,” The Wall (1979)

Amaçsız bir rock şarkısından savaş karşıtı bir marşa geçiş tuhaf görünse de sıradaki parça bir şarkı değil bir marştır. Tek sözüyle savaşa gönderilen çocukların geri getirilmesini haykırır. Utanmaz UCR buna şarkıya benzemiyor demiş. Bak sen istersen ninni de yapsın sizin için. O zavallı beyniniz ne anladıysa artık. 141. sıraya koymanızdan belli. Savaş çığırtkanları sizi. Waters’ın düşman olduğu her şeye bir sempatiniz vardır herhalde.

  1. “The Dogs of War,” A Momentary Lapse of Reason (1987)

Aslında Sign of Life ile birlikte Momentary’deki en sevdiğim şarkıdır. UCR, Gilmour’un eleştirel, politik Animals’in bir benzerini 80’lerde yaratma çabasının başarısız bir örneği olarak görse de ben intro synth ritmini, konser ve videosundaki köpek ve savaş görüntüleriyle birleşimini Waters’ın mükemmel işçiliğinden yoksun bulsam da kadın vokaller ve gitar işini gayet beğene gelmişimdir. UCR 136 demişse de saygı duyarım, herkese çok bir şey ifade etmeyebilir. Konserdeki Rachel Fury bile yeterli bana gerçi 🙂

  1. “The Narrow Way (Parts 1-3),” Ummagumma (1969)

Umma Gumma’da Grantchester Meadows’dan sonraki en dikkate değer parçadır. Gerçekten de UCR’nin yazdığı gibi önceki bölümlerde kullandığı melodiyi George Harrison vari bir şekilde zirveye ulaştırır. Gilmour’un hiçbir konserinde kullanmıyor olması da ilginç. UCR ile aynı sırada.

  1. “One of the Few,” The Final Cut (1983)

The Final Cut’un en basit, en kısa ama en akılda kalıcı melodilerinden biri. Sinir ve asabiyet dolu Waters’ın şarkıyı söyleyiş şekli en az şarkı kadar etkileyicidir. Hikayesinde her ne kadar The Wall’daki öğretmenin bir savaş kahramanı olduğuna dair yönlendirmeler varsa da bunu bugüne kadar anlayan kaç kişi olmuştur kim bilir. UCR 143

  1. “Stop,” The Wall (1979)
    Bu kez sırada The Wall’un en kısa parçalarından biri var. Stop sadece albümde gidişe bir dur isyanı çekmekle kalmıyor, ağıtımsı söyleyişiyle albümden taşıp hayat olumsuzluklarına dahi genel bir söylem içeriyor. Bizim anladığımız şekliyle olup bitenler bir dursun allah aşkına isyanı. UCR yine The Wall ile dalga geçtiği için utanmadan 156 ya koymuş. Bir de demiş ki Broadway tarzı iki parçayı birbirine bağlıyor o kadar. Küfür etmeden nasıl cevap vericem. Be adam kalk kendin yaz bakalım böyle birbirine bağlayan bir şey hem de hikayesi de içinde olsun. Yürü gidin ya siz ingilizlerin bir yarısı da salaksınız (belki de Amerikansınız ne bileyim.)
  2. “Wearing the Inside Out,” The Division Bell (1994)

The Division Bell’in en güzel parçalarından biri olmasının yanı sıra, Rick Wright’ın da kanımca en güzel bestelerindendir ve onca sene sesini özlediğimiz için ilk dinleyişimde hasretle karşılamıştım. Ne yazık ki Pink Floyd için bestelediği son şarkı da oldu. UCR 120

  1. “The Show Must Go On,” The Wall (1979)

Başlangıçta The Beach Boys’un söylemesi planlanan şarkı, grubun kayda gelirken son anda vazgeçmesi nedeniyle aralarında yine The Beach Boys’dan Bruce Johnson’un da olduğu başka bir ekip tarafından Los Angeles’de kaydedildi ve o havayı gayet iyi yakaladıklarını düşünüyorum. Yaklaşan faşist olayları öncesi mükemmel bir tezat. Ama Waters ağzı ile kuş tutsa UCR’ye yaranamaz o ayrı. Adamlar 110. sıraya koyarlar.

  1. “On the Run,” The Dark Side of the Moon (1973)
    Floyd teknolojiyi öyle kullanmış ki, bu parçadaki kayıt albümden 45 yıl sonra dahi o zamanki sesler hala teknolojiyi ve bir uzay yolculuğunu andırır derecede modern kalıp zamana karşı inanılmaz direnç gösteriyor. Kullanılan cihaz çoktan klavye müzelerinde yerini aldı ama kimileri de sırf bu parçada kullanılmasından dolayı VCS3’lerini depolarına kaldıramıyordur. Hayatın koşuşturmasının mükemmel anlatımı.
  2.  “See Emily Play,” single (1967)

UCR’nin de dediği gibi 60’ların saykodelik halinin müziğe bu kadar iyi yansıdığı çok az şarkı vardır. İngiliz basını için kendi gençliklerinin adeta bir sembolü haline gelen bu stil için Syd Barrett ve onun Pink Floyd’unu allayıp pullamak için bulunmaz bir nimettir. Yaşım gereği nedense çocukken David Bowie versiyonuna denk gelip onu çok daha sevip benimsediysem de Syd’in melodiyi çok iyi yakalayıp gitar efektleriyle uzay çağına adapte ettiği parça Syd’in gelecekteki uyuşturucu problemlerinin de habercisi gibi ‘’başkasının rüyasını ödünç almak’’, ‘’nehirde sonsuza dek süzülmek’’ gibi sözler içerir. İlk döneme ait en başarılı Floyd çalışmasıdır. Ama UCR için bir İngiliz tapınak müziği olarak 6. sıradadır.

  1.  “Lucifer Sam,” The Piper at the Gates of Dawn (1967)

Aslında sadece gerçekten de Syd’in kedisi hakkında yazdığı bir şarkı olmasına rağmen, Barrett’in yaratıcılığı ile Floyd’un gücü birleşince çok akılda kalıcı James Bond müziğine benzer akılda kalıcı tam Syd tarzı bir bir tema ortaya çıkmış. UCR için tabiki Syd dönemi hassasiyetinden 33. sırada.

  1. “Sorrow,” A Momentary Lapse of Reason (1987)

Parçanın en büyük hatta belki de tek özelliği benim için devasa şekilde gürleyen bir gitar soundunun kullanılmış olmasıdır. Devamında gelen parçanın gitarın o devasalığına hizmet etmediğini, devam ettirmediğini düşünürüm. Ama fena da değildir. UCR 52.

  1. “Let There Be More Light,” A Saucerful of Secrets (1968)

İlk dinlediğim anda Floyd’un bu şarkısı neden tutmamış acaba diye düşünmüştüm. Tabi o yılları hatırlayacak şekilde bir dinleyici değildim ama Floyd’un yeniden ayağa dikilişi esnasında kaybolan bir parçası diye düşünüyorum. Sadece Waters tarafından Andrew Lloyd Webber tarafından çalındığını düşünülen bas rifi bile bu parçayı özel yapıyor. Floyd’daki ilk Gilmour solosuyla da tanıştığımız parça elbette UCR gibi benim 39. sıramda olamaz. Ama kıymetli bir çalışmadır.

  1. “When the Tigers Broke Free,” single (1982)
    The Wall filminde yer almasına rağmen albümde ve hatta ilk basım The Final Cut’da bile yer almayan parça hatırladığım kadarıyla 94 yılı basımlarında TFC albümüne eklenmişti. Babasının ölüm hikayesini ve yaşadıkların özetle açıkladığı için filme konması tercih edilmiş olmalı. Bu yüzden fazla kişisel bir parça ve bu yüzden de grup yapısına pek uymuyor. Ama mükemmel bir eleştiri ve savaş karşıtlığı.

 

UCR yorumu ‘’Bu kademeli olarak yükselen, oldukça orkestral şarkının güzelliği de tam olarak kişisel oluşundadır. Roger, II. Dünya Savaşındaki Royal Piyade Tugay Z Bölüğü’nün trajik sonunu anlatıyor ve böylece savaşta insanların ödediği acı bedeli dile getiriyor. Waters’ın çınlayan öfke dolu sesi, şarkının bitişindeki söylediği ”İşte yüksek komuta babamı benden bu şekilde aldı” sözlerinde daha iyi kullanılamazdı.’’ UCR 24. sırada.

  1. “Keep Talking,” The Division Bell (1994)

Waters’ın bıraktığı konsept oluşturma ve kullanma geleneğini kendince sürdürmeye çalışan Gilmour’un bu konuda çok başarılı olduğunu, albüme güçlü bir hikaye ekleyebildiğini düşünmüyorum. (Keza Waters’da bunu KAOS’da pek başaramamıştı.) Buna karşın iletişim problemleri üstüne olan albüme bu parçada eklenen Stephan Hawking’in ‘konuşmanın insanlar üzerindeki etkisi’ hakkındaki sözleri fazladan bir zorlama hatta kolaycılık gibi gelmiştir. Fazla bir derinlik bulamam. Ancak parçanın dönemin loop kullanma modasının fazlaca etkisinde kalmış güzel bir örneği olarak hoşuma gider. UCR 58. sırada.

  1. “Atom Heart Mother,” Atom Heart Mother (1970)
    Bana göre Floyd’un geleceğe dair soundunun işaretlerini verdiği ilk albüm ilk çalışmadır. Özellikle de içindeki beş bölümden biri olan blues Funky Dung daha çocukluk zamanımdan beri beni çok etkilemeyi sürdürür. Gitarda Gilmour ile Wright’ın atışması müthiştir ama sonra araya giren korolarla falan bu biraz bozulur. Yine de geceleri dinlemesi çok zevkli gelirdi. UCR 104.
  1. “The Trial,” The Wall (1979)

Buna şarkı demek haksızlık olur çünkü karşımızda müzikal yapısı ve konusuyla tam bir Rock opera bulunuyor. Albümde işlenen karakterlerin dile gelip sahneye çıktıkları, isteklerini sıraladıkları muhteşem bir hesaplaşma zirvesinin mükemmel bir müzikal sunumu. Evet oturup her gün bunu evinizde (albüm çıktığında ben yapmıştım) dinlemezsiniz ama her dinleyişte bir hikaye bu kadar mı güzel toparlanır ve güzel bağlanır diye düşüncelere dalarsınız. UCR 122

  1. “What Do You Want From Me,” The Division Bell (1994)

UCR yorumunda şöyle güzel bir benzetme var, ‘’Gilmour’un gitarı dalgalı deniz ortasındaki bir fener ışığı gibi parlıyor.’’ Gerçekten de şapka çıkarılası bir benzetme olmuş. Hakikaten de Division Bell albümünde klasik Floyd moodunu sağlamak için uğraşırlarken yakaladıkları damarın üstüne Gilmour’un cığıldayan, ağlayan gitarını koyarsanız elde edeceğiniz şey böyle bir parçadır. Ancak sanırım Floyd tarihinde kadın geri vokallerin bu kadar ağırlıkta olduğu bir parça daha yok neredeyse. Buna karşın albümün en sağlam çalışmalarından biri olduğunu düşünüyorum. UCR şöyle devam ediyor, ‘’Yükseliş ve rahatlama: Bir Pink Floyd uzmanlığı.’’ Sonraki yazdıkları laf salatası saçmalamalar olsa da bu dedikleri gerçekten öyle. Adamlarla yine aynı fikirde değiliz. Sevmeme rağmen 60. sıraya koyduğum parçayı amcalar abartıp 35. sıraya koymuşlar.

  1. “Poles Apart,” The Division Bell (1994)

İlk dinleyişimde The Division Bell’in en sevdiğim şarkısı olduğunu düşündüğüm bu parçada UCR, adının Syd’ın ayrılışından 25 sene sonra bile grup içi bölünmeleri konu edindiğini düşünmüş. Kişisel olarak müzikle bir bağını kuramadım ama bu akustik parçanın kendine has bir güzelliği olduğu gerçek. UCR 78.

  1. “The Happiest Days of Our Lives,” The Wall (1979)

Okulda zorbalık yapan hocaların evdeki şişko ve psikopat eşlerini dahi malzeme ederek saldıran sivri dilli Waters’ın kullandığı helikopter efekti ve davul solosuyla muhteşem bi Another Brick girişi yaratır. 80’lerde gençler bunu helikopterli şarkı diye birbirlerine hatırlatır veya sorarlardı.  UCR 73

  1. “Obscured By Clouds,” Obscured by Clouds (1972)

Büyük bir synth zırıldamasıyla başlayan parça her grubun repertuarında sahip olmayı isteyip konserlerinin girişinde çalabilecekleri ölçüde heybetli bir şarkı olmasına rağmen Floyd hemen layıkıyla hiç bir zaman seslendirmemiştir. Bu açıdan tribute gruplara teşekkür etmek gerekir ki canlı performansının aslında ne kadar etkileyici olabileceğini bize gösterdiler. UCR 67

  1. “Waiting for the Worms,” The Wall (1979)

UCR’nin de dediği gibi tatlı The Beach Boys vokallerinin üstüne birbirinden alakasız Waters’ın megafonla faşist emirleri ve Gilmour’un acımasız gitar rifi ile mükemmel tezatlar oluşturur. Gilmour’un yumuşak vokaline, faşist Pink’i canlandıran Waters’ın canhıraş çığırtkanlığı ve karanlık atmosferin muhteşem uyumu ile The Wall’da Comfortably Numb öncesi mükemmel bir toparlamadır, keşke biraz daha uzun olsa dedirtir. Ama Waters her zamanki gibi ucundan acık koklatıp bırakır. UCR 76.

  1. “Another Brick in the Wall (Part 3),” The Wall (1979)

UCR en sönük versiyonu diye yorumlasa da bence aslında gayet etkileyicidir. Pink’in sinirini çok iyi yansıtır.

  1. “Don’t Leave Me Now,” The Wall (1979)

Aptal ve zavallı önyargılı İngiliz basını için The Wall’un en kötü şarkısı olan bu çalışmayı anlamalarını beklemek zaten sıradan insanlardan hadron çarpıştırıcısı hakkında bilgi almaya benziyor. Ana karakterin yaşadığı depresyonu en hissedilir seviyede dinleyicisine aktarmayı amaçlamış bestenin bu tarz zavallılar tarafından anlaşılmasını beklememek en doğrusu. Zavallı Floyd’un (genellikle de Waters’ın) yıllardır bu adamların zeka seviyelerinin çok üstünde işler çıkarmasının kaçınılmaz sonucu yaşadıklarını anlamamız zordur sanırım. Efendim onun kulak cırmalayan çığlıklarından rahatsız oluyorlarmış. Neden bu yazıyı yazacağınıza gidip huzur evlerinde çalışmıyorsunuz? Büyük ihtimalle orada da insanları o aptal kafanızla rahatsız ederdiniz. Parçayı albümden ayrı düşünüp 162. sıraya koyan kafayı sonsuza dek mahkemelerde süründürmek isterdim.

  1. “One of My Turns,” The Wall (1979)

The Wall’un manik depresif şarkılarından biri ancak insanın içinde oluşan birikimleri de bundan daha iyi anlatan az şarkı olmalı. Büyük dönüşüm anının müzikte mükemmel bir şekilde yansıtılması. Büyük resmin içinde nadide bir parça. UCR’de 105. sırada

  1. “Careful with that Axe, Eugene,” b-side (1968)

Klasik ingiliz basını formundaki UCR her anlatımında benzetmeler denizinde yüzerken bu parça da nasibini alıyor. Ancak bu kez gerçekten de güzel bir anlatımla. Çılgın şekilde fısıldayan solisti şiddet ipuçları veren bir karanlık dünya seslenişine benzeterek, ‘’Küçük şeytan, büyür, hacim oluşturur, tehditkar duruşunu yapar ve nihayet yeni avlar bulmak için karanlığa gömülür’’ şeklinde tanımlıyor. Kendi sayko türlerine yakın olduğu için 48. sıraya koymuş. Gerçekten de çığlıklarda Waters müthiştir.

  1. “Wot’s… Uh the Deal?,” Obscured by Clouds (1972)

Folk tarzı formu, sıcak enstrümantasyonlar, güzel bir vokal ve Musa’nın yorgun bir hippi olduğunu anlatan sözler. Ne?… uh Bu gözden kaçan Floyd cevherini sevmemek mi? Burada haklı UCR 59.

  1. “The Post War Dream,” The Final Cut (1983)

En alttan bu numaraya kadar UCR’nin yorumlarına inanılmaz sinir oluyordum ancaaak işte şimdi yiğidi öldür hakkını yeme dersek adamların çok doğru yaptıkları bir noktaya geldik. UCR bu parçayı 159. sıraya koyduğu için yine hiddetlenmiştim ancak yazdıkları yorum fikrimi önemli ölçüde değiştirdi. ‘’Waters, melodi yokluğunda John Prine’in savaş karşıtı şarkısı ‘’Sam Stone’’dan alıntı yaptığını söylüyor. Gerçekten de ilk altı satır yaklaşık 40. saniyeye kadar birebir giden şarkı daha sonra farklılaşıyor. Melodi değil desek arka planda kullanılan org ve tonu bile aynı. Bu açından adamlara hak verdim. Ama parça daha sonrasında farklı yerlere gidiyor. Belki Waters bu parça için 70lerde yazılmış bu parçaya referans yapsaydı bir sorun kalmazdı.

  1. “Another Brick in the Wall (Part 1),” The Wall (1979)

UCRcilerin hangi kafayla Floyd/Wall yorumu yazdıklarının anlaşılamadığı bir yer de bu parça. The Wall ile ilgili verdikleri açıklayıcı bilgileri eleştiri olarak mı kabul ediyorlar belirsiz ki bu güzelim parçayı 63. sıraya koyuyorlar. Üstelik sadece Gilmour gitarı için bile şunu yazmışlarken; ‘’Onun ekolu, üst üste kayıtlı ve muted gitarlı kısımları, katmanlı efekt düzenlemeleri ile farklı bir gitar boyunca şizofren bir ortam yaratır.’’ Kardeşim bu satırları yazdıktan sonra niye eleştiriyormuş da beğenmemiş havalarında geri sıralara koyuyorsun ki? Arka plan efekt döşemeleriyle bile resmen bir şaheser çalışmadır.

  1. “Grantchester Meadows,” Ummagumma (1969)

Waters’ın doğa üstüne, deneysel olmayan akustik balad tarzında bir şarkısı. Melodisi ve Gilmour ile birlikte söyleyişleri gayet etkileyicidir. Ekledikleri kuş ve doğa seslericileri anlatımı çok başarılı bir şekilde destekler.

  1. “Not Now John,” The Final Cut (1983)

UCR ve işbirlikçilerinin Waters’a saldırmak için kullandıkları bir şarkı daha. Neymiş efendim, parça hiciv doluymuş, Gilmour’u sadece gitarla ateş etmek için bekletiyormuş. Tabi Gilmour’un da onlardan biri olduğunu biliyoruz. İşin garibi bu kez onların saldırdığı parça benim listeden daha yukarıda, 40. sırada.

  1. “Young Lust,” The Wall (1979)

UCR’nin yine konuyu kavrayıp aslında bu tarz bir grup için basit sayılabilecek bu parçanın neden bu albümün burasında yer aldığını, anlatıma nasıl destek kattığını, Gilmour’un da mükemmel dokunuşunu övdüğü görüp gözlerimizi yaşartmış halde 54. sırada görüyoruz bu da onlar ve onlar gibi düşünenler için bir aşama tabi.

  1. “Your Possible Pasts,” The Final Cut (1983)

The Wall artıklarının toplandığı The Final Cut’ın en iyi parçalarından olan şarkıyı daha kafadan girişteki tren rayları efektiyle unutmam mümkün olmaz. Bildiğim kadarıyla müzik dünyasında halen ray arasındaki bir geçişi şarkı geçişi olarak kullanma fikrinin olduğu tek şarkı.UCR ile 165 şarkı arasında orta noktada buluşup aynı numaraya koyduğumuz nadir şarkılardan. İnsanlığa yaptığı çağrıdan sonra Gilmour’un muhteşem ve ağır efektli solo girişinin ve solosunun etkisi kalıcıdır. Ancak yine Waters’a sataşma fırsatını kaçırmayıp şarkıda çizdiği resmin Thatcher için uğuldamasından 10 kat daha iyi olduğu çamurunu atmış ki bu da siyaset yapmaktan kaçmaya çalışan bir basın kurumu için korkaklık çizgisini bozmamak anlamına gelir.

  1. “Julia Dream,” b-side (1968)

Yumuşak melodik yapısına rağmen bilinmez bir şekilde başta Gilmour olmak üzere Floyd’ın haksız tavırlarına maruz kalıp hiç bir konserde ne hikmetse çalınmaz. Kaş seyahatinde bizimkilerin sürprizi bile Gilmour’un aklını çelmeye yetmemiştir. Gel gelelim ben bunu Mostly Autumn coverından dinlemeyi de pek severim.

  1. “Pigs on the Wing (Part 1),” Animals (1977)

Waters’ın o zamanki karısı Carolyne için yazdığı bir aşk şarkısı olmasına karşın kapanış bölümünde anlatılanla taban tabana zıttır. Sadece bu bile orijinal bir şaşırtmacadır. Sade yapısıyla kasvetli albümü açılış ve kapanışta toparlaması açısından kıymetlidir. Waters’ın Carolyne’den ayrılmasından bu yana da parça hiç çalınmadı. İlginç bir şekilde UCR listesiyle aynı sıraya koydum.

  1. “Pigs on the Wing (Part 2),” Animals (1977)

Aslında tek parça haline getirilmiş versiyonda ikinci bölüm olan bu parçayı albümün kapanışında toparlamak için ikiye böldü. İlk yarısına neredeyse aynı şekilde benzemesine rağmen, Waters’ın yoğun ve karmaşık albümleri nasıl ustalıkla toparladığına güzel bir örnektir. Aşk köpek gibi yolunu bulup fetheder, bulutlar umut için dağılır. Pink Floyd albümüne mutlu son ise ancak domuzlar uçtuğunda olabilir.

  1.  “Marooned,” The Division Bell (1994)

UCR için de benim için de gerçekten de bir şarkıdan çok tümüyle Gilmour’un albümde gitarıyla yer doldurmaya çalıştığı ancak tabi ki Floyd üslubuyla bunu çok da başarıyla yaptığı bir çalışma. UCR kalkmış neden Rick synth piyano ayarı kullanmış da gerçek piyano kullanmadığına takmış. Bence çok da güzel olmuş. Kulağınız nerenizdeyse artık. 86. sıraya koymuşlar.

  1.  “The Final Cut,” The Final Cut (1983)

Pink Floyd’a ve tabi ki özellikle Roger Waters’a hakaret etmeyi entelektüel bir seviye zanneden basının yazarları, parçayı ‘’Comfortably Numb’’ın daha az irrite eden vokali ve daha çok kendine acıyan sözlerine ilaveten Gilmour’un daha sönük sololu hali olarak tanımlıyor. Aslında albümde dünya liderlerine kızan savaş gazilerinin yerine bu şarkıda karısının her şeyi Rolling Stone dergisine anlatmasından endişe ettiğini yazmışlar. Siz bok atmak istediğinizde sınır yoktur zaten acınası yaratıklar. Sizler için özel bir basın cehennemi vardır umarım. Tabi ki 130. sırada. Oysa parça bana göre mükemmel bir Gilmour gitar solosu ile soslanmış Floyd klasiğidir. Buna karşın ne yazık ki hiçbir konser turnesinde seslendirilmedi.

  1.  “Goodbye Cruel World,” The Wall (1979)

Mükemmel bir 1. yarının duygulu ve etkileyici toparlayıcı veda şarkısı. Hikayenin, karakterin dünyaya veda ettiğini söylemesiyle bittiğini düşündüren, sonunda tüm müziğin ve efektlerin de birden kesilmesiyle söylenen ‘’hoşçakal zalim dünya, hoşçakal’’ dinleyiciyi üstünde çarpıcı bir etki bırakır.

Ama duygusuz basın mensupları üstünde hiç bir etki bırakmaz onlar bu parçayı yine utanmadan 150. sıraya koyabilirler.

  1. “Fearless,” Meddle (1971)

UCR ile görüş farklılığımızın en çok ters yönde ortaya çıktığı parçalardan biri de bu çalışma. Fearless’in gitar rifini çok sevmeme rağmen parçaya yoğun eklenen taraftar sesleri ve alakasız You’ll Never Walk Alone tezahüratı her ne hikmetse beni parçadan koparır, ancak insanların beğenisini normal karşılıyorum. Sadece rifi bile yeterli aslında sevmek için ama UCR’nin 19. sırasında.

  1. “Any Colour You Like,” The Dark Side of the Moon (1973)

The Dark Side’da ‘’Us and Them’’ ile ‘’Brain Damage’’ arasının bu mükemmel enstrumental bağlaç parçası Wright’ın geniş geniş delayli synth partisyonlarının yağmuru altında ilerlerken araya giren Gilmour gitarı dinleyiciyi de adeta uyuşturur. Roger Waters’ın ilk İstanbul konserinde kendini ve bizi soloya derinlemesine kaptıran Dave Kilminster dalıp uzatınca parçanın Brain Damage’e giriş kısmında ekip bir çuvallama yaşamış, Waters hemen devreye girip parmağını uzatarak neredeyse tek mezurda işleri toparmayı başarmıştı. Yani çalanı da dinleyeni de ayrı ayrı kaptıran bu çalışma neyse ki UCR’de 46. olabilmiş.

  1. “A Pillow of Winds,” Meddle (1971)

Parça basit bir folk şarkısı gibi görünse de aslında gayet ayrıntı içeriyor. Ancak yorumlarını yorumladığım UCR ile dünya görüşlerimizin de 180 derece farklı olduğu ortaya çıkıyor. Adamlar bu şarkıya karanlık akor geçişleri demişler. Oysa ben neredeyse bir ambient veya new age parça boyutlarında huzur dolu bir atmosfer alıyorum bu parçadan.

Kuştüyü bir yatak sarmalıyor beni, yumuşatarak sesleri,uykulu anlarımda sarılırken yanına sevgilimin’’ sözlerinden nasıl bir karanlık atmosfer çıkartabilmişler anlamak mümkün değil. Ancak şarkının kuş tüyü yastık göndermeli trilojisinin sonuncusu olduğu bilgisi ilginçtir. (Diğerleri Syd Barrett’in Flaming, Waters’ın Julia Dream.)

  1. “Childhood’s End,” Obscured by Clouds (1972)

Waters’ın güzel ve hareketli basının üstüne, Mason’un yumuşak groovy davulu, girişte ve bütününde Wright’ın imza akorları, baskın orgunu tamamlayan yumuşacık Gilmour vokali ve üstüne yine imza gitarı ile bir başyapıt olmasa da varlığı ile kulaklarınıza ve sinir uçlarınıza tatlı masaj yaptıracağız bir parça. UCR’nin parça hakkındaki yorumlarını okuyup adamın edebiyat diye okulda okuduğu şeyin ahırda bok yemeye benzediğini düşündüm. Buna rağmen şarkıyı yaklaşık aynı sıralara koyduk iyi mi? 34 – 35.

  1. “Set the Controls for the Heart of the Sun,” A Saucerful of Secrets (1968)

Yıl 1968 iken, gitarıyla Syd Barrett’in de dahil olduğu, grubun zaman içindeki beş elemanın tamamının katkısını içeren tek şarkıdır. Waters’ın 17 yaşında Türkiye üzerinden otostopla yaptığı Orta Doğu gezisinin yansıdığı doğu ezgileri eklenen melodiler içerir. Underground’un mistisizm ile buluştuğu çalışmada gerilim yaratan Mason davulu, Wright ve Gilmour’un özgür ama ürkütücü duysal atmosferlerini yaratırlar. O yıllardan kalan günümüzde de dinleyeni etkileyecek önemli bir çalışma. UCR’nin sözleriyle ‘’Çin şiirinden esinlenerek (ya da aşırarak), “Güneşin Kalbi İçin Kontrolleri Ayarla” evrenin karanlık bir yerini durabildiği sürece yarattığı atmosferi sürdürür.’’

  1. “The Gunner’s Dream,” The Final Cut (1983)

Gerçekten de Waters’ın 2. Dünya Savaşındaki uçakların bombacısının gözünden bombaladığı şehirlerin üstünden uçarken aşağıda yaşanan katliamı aktardığı bir melodram. Kendi sonunu da beklerken hayal ettiği, sözleri yazanın da belki de hiç yaşayamayacağı açık, barışçıl dünya özlemi. UCR 96. Aramızda dağlar var.

  1. “Empty Spaces,” The Wall (1979)

Duvarını tamamlamak isteyen zavallı Pink’in çabalarının etkileyici söyleniş ve vurgulu müzikle ifadesi UCR yazarlarının zavallı beyninden geçip hassas algı bölgesine ulaşamadığı için bunları doğal olarak algılayamazlar. Utanmadan 137. sıraya koyabilirler. Şarkı plağa asıl uzun versiyonu ‘’What Shall We Do Now?’’ olarak sığmadığı için kısaltılmış haliyle konmuş ancak plak içi sözlerde değiştirilmeden kalmıştı. Ancak filmde tümünü dinleyebilmiştik.

  1. “Two Suns in the Sunset,” The Final Cut (1983)

Utanmaz, arlanmaz ve müzik üzerine yazılar yazan bir sitenin yani UCR’nin kalkıp şu şarkıyı 164. sıraya koymasını aklım almadığı için kalktım bu listeyi yaptım. Başlangıçta kolay olur sanıyordum ama açık söyleyeyim sıkıldım ama 15 gün felan oldu devam ediyorum. Hepsi bu şarkı yüzünden desem yalan olmaz. Hangi zevksizlikte kalkıp bunu 167 Pink Floyd şarkısından 164. yapabilirsin be adam?

Öncelikle sözleri soğuk savaş dönemini yaşanabilecek bir nükleer kıyamet üstüne yumuşak bir müzikle herşeyin bitişinin ifade edilişi mükemmel bir tezatlık oluşturur. Nick Mason’un çalamadığı aksak ritimli davulu da cabasıdır. Gerçekten de The Final Cut deyince en çok dinlemeyi hala en sevdiğim şarkı budur. Ters yanıma denk geldiler.

  1. “High Hopes,” The Division Bell (1994)

Polly Sampson ile David Gilmour’un bilinçli olarak Floyd’un Cambridge’deki eski günlerine melankolik bir geri dönüşle yaptığı vuruştur. UCR’nin de dediği gibi şarkının geniş, derin ve aynı zamanda karanlık bir ihtişamı vardır. Buna rağmen UCR 83. sıraya koymaya utanmaz.

  1. “In the Flesh,” The Wall (1979)

Muhteşem bir rock operanın uvertürü için söylenecek öyle çok şey var ki. Neresinden başlasam anlatmaya doyamam. Ama hepsinin başında yine tekrar etmeliyim ki The Wall tek tek incelenirse yazık edilir. Bir bütün olarak bakmak gerekir yine de bir şarkıya şöyle köpek gibi girerseniz karşınızda ezilmiş, ona ne söylerseniz dinleyecek bir izleyici bulursunuz. UCR bile 30. sıraya koyar 🙂

  1. “The Thin Ice,” The Wall (1979)

UCR güzelim şarkıyı 66. sıraya koyduktan sonra kalkıp şarkının güzellemesini yapmış. Aman efendim albüm Gilmour’un tatlı, Waters’ın ekşi katkılarının dengelenmesiyle oluşmuşmuş, bu parça da hikayeye giriş yapılıyormuş, Gilmour’un solosu çok güzelmiş, Waters’ın tatlı dille alaycılığı çok sağlammış, albümdeki metoforlar falanmış filanmış. Peki o zaman aleyhine tek bir satır yazamadığın parçayı neden 66. sıraya koyuyorsunuz diye sormazlar mı adama.

  1. “Mother,” The Wall (1979)

Waters’ın annesinden de ilham alarak aşırı anne koruyuculuğunda hayata atılan bireyin bu yüzden sonradan yaşadığı sıkıntıları ele aldığı parçası için UCR, güzel Gilmour solosu olan şarkı değerlendirmesiyle başlıyor. Onlar için hikaye falan zaten nicedir. Gilmour solosu varsa adamdır, yoksa ağır konulara girdiysen halin haraptır. Hele ki sözlerinde hükümetten rahatsızlığını belirtme ihtimalin falan varsa.
Gerçi İngilizce ile fazla haşır neşir olmayıp sözlerine kulak vermeyen yerli yabancı dinleyiciler arasında ironik şekilde sık paylaşılan bir anneler günü şarkısıdır. Şarkının temposundaki değişim Pink’in değişiminin de ipuçlarını verir. UCR ile bir nadir kesişme daha. Onlarda da 27. sırada. Ama yine güzel bir benzetmeleri var: Altındaki yer kayarken etrafında duygusal duvar oluşur.  

  1.  “Goodbye Blue Sky,” The Wall (1979)

UCR’nin yine bir Gilmour ve şarkı güzellemesi yaptığı halde 50. sıraya koyduğu The Wall parçası. Tatlı gitarı, melodisi, Gilmour’un söyleyiş tarzı bununla tezat sözleri, anlattığı karanlık olaylar duvarda her taşı yerli yerine oturtur.

  1. “Is There Anybody Out There?,” The Wall (1979)

Herkesin tahmin ettiğinin aksine bu parçada gitarı ilk olarak Gilmour denemesine rağmen istedikleri sonucu alamayınca Michael Kamen akustik gitarı pek çok ünlü albümde müzisyen olarak yer alan Joe DiBlasi’ye çaldırır. Bir şarkı bu kadar kısa olup bu kadar yürek burkan yürek yakan ancak bu kadar olabilir. Hele o tek başına ağlayan keman? Ama yüreksizler duygusal duvarının arkasında izole Pink’in dramını anlamadıkları gibi bunu da 108. sıraya koymaktan utanmazlar yine de.

  1. “Nobody Home,” The Wall (1979)

Waters’ın kendi yaşadığı turnedeki rock yıldızı hayatının yanı sıra Syd Barrett’in yaşadığı zihinsel problemler ile paylaştıklarına göndermeler de taşıyan şarkı albümün en duygusal ve en etkileyici parçalarından olan şarkı Pink’in hayatındaki bütün anlamsız şeylerin adeta dökünü alır ve onları eksik olanla değiştirir. Müzikal olarak da albümün yoğun ve güçlü yapısının içinde mükemmel bir nefes alma fırsatı yaratır. UCR ile uyuştuğumuz bir başka an 23. sırada.

  1. “Run Like Hell,” The Wall (1979)

The Wall zamanı David Gilmour ile Roger Waters arasında nadiren görülen kıymetli bir iş birlikteliklerinden biri bu parçada ortaya çıkıyor. UCR’nin de dediği gibi parçanın ritmi disko havası yaratsın diye değil adında olduğu gibi ‘’Cehennemi bir kaçış’’ için motivasyon niteliği taşıyor. Albümü ilk dinlediğimde en sevdiğim çalışmalardan biriydi, hala da öyledir. Sözlerindeki tehditler ve olayların bazılarının bugün dahi yaşanıyor oluşu ise evrenselliğinin ve Waters’ın dünya görüşünün ne kadar kalıcı olduğunu ispatlıyor. UCR sırası 32.

  1. “Vera,” The Wall (1979)

Benim için muhteşem bir ağıt, bir yakarış benzeri seslenişe sahip olan bu parçada Waters hem o dönemin umut saçan şarkıcısı Vera’ya, onun efsane şarkısı “We’ll Meet Again”e ve dolayısıyla olan o dönemin hüznüne bir çağrı, bir ağıt yakıyor. UCR yine bu kısa ama şaheser parçayı yerin dibine batırmaktan çekinmeyip 140. sıraya koyabilmiş.

  1.  “Another Brick in the Wall (Part 2),” The Wall (1979)

Çin seddinden, Kanada buzullarına kadar dünyanın her yerinde illa ki en bilinen Pink Floyd şarkısında beni hala en cezbeden şey Waters ile Gilmour’un birbirlerine photoshop deyimiyle blend olan tınısıdır. Ortaya çıkan renk o günden önce ve sonra başka hiçbir Floyd şarkısında oluşmadı. Ayrıca söylenişindeki kararlılık, isyan ve tümünün üstüne gelen gitar solosu ile tam bir şölen bir hit banyosu.

UCR’nin beyni yanmış, bu şarkı neden tuttu, ritminden mi, korosundan mı, sözlerinden mi diye kendi kendine devrelerini yakmış. Gerçekten de bu adamlar tam bir salak. Onca anlamamışlıklarına karşın 28. sıraya koymuşlar.

  1. “Eclipse,” The Dark Side of the Moon (1973)

‘’Onlarca yıldır rock radyolarında Dark Side’ı tekrar tekrar dinleyince, “Brain Damage” ve “Eclipse” şarkısını tek bir şarkı gibi algılayan seyirci kitlesi oluşmuştur. Fakat bunlar farklı şarkılardır ve farklı zamanlarda yazılmıştır. Bu yüzden böyle değerlendirilmeleri doğrudur. Kardeşi kadar parlak ve heyecan verici olmasa da, “Speak to Me” gibi albümün temel bileşenleri olan ses efektleri olmayıp sözlerle iş gören “Eclipse” olağanüstü bir finaldir. Bir dakikadan biraz fazla bir süre içinde, Waters, bir insan olarak hayatın aydınlık ve karanlık unsurlarını özetleyen her şeyi kapsayan hatlarını (hepsi, herkes, her şey…) hızlıca sayıp döker. Wright’ın orgu ve yankılanan arka plan vokallerinin armonisiyle, büyük bir bitişi gerçekleştirir. Pink Floyd şarkısı, inişe geçerek sakin bir kalp atışına dönüşür.’’ UCR böyle yazmış ve benimle aynı sıraya koymuş, bu yüzden aferin. Altına imzamı atıyorum. Böyle bir finalle hangi albümü bitirseniz insan ne oldum ne dinledim olur.

  1. “Welcome to the Machine,” Wish You Were Here (1975),

Waters’ın müzik dünyasındaki bir müzisyeni mi yoksa toplumu yöneten makine dis ütopyasını mı anlatmak istediği çok belli değildir. Ancak adeta yakaran Gilmour vokaline eşlik eden mükemmel akustik gitarı, Wright’ın eşsiz synth sololarıyla desteklenince Orwell’in müziklenmiş acıklı bir atmosferi oluşur. Yine bir UCR yorumuyla bitireyim: ‘’Ses katmanları o kadar ustaca oluşturulmuş ki, şarkı sanki 3D olarak kaydedilmiş gibi.’’ UCR 20. Artık bu seviyelerde Floyd klasiklerine gelince adamlarla farklı düşünmemeye başladık. Aklın yolu bir.

  1. “Breathe,” The Dark Side of the Moon (1973)

Çığlıklı ve hatta belki de korkutucu bir girişten sonra ilaç gibi giren melodiler ve sözlerle sizi daha albümün başından etkileyerek sürüklemeye başlayan bir akışın içindesinizdir. Floyd artık aşmış, önceki albümlerinin zirvesine çıktığını size ilk anlardan itibaren sezdirir. Her şey artık daha büyük fakat zarif, dahayavaş ama daha çok zengin detaylara sahiptir. Ve gerçekten de gayrı ihtiyari bir nefes alırsınız. UCR’nin bunu 70 mm de Arabistanlı Lawrence izlemeye benzetmesini ise anlayamazsınız. Buna rağmen yerleşimde bana yakın koymuşlar. 15. sıraya.

  1. “Us and Them,” The Dark Side of the Moon (1973)

Muhteşem bir balad. Wright’a göre de bir Miles Davis albümünden aklında kalan bir akorun kullanımıyla oluşan bir Pink Floyd klasiği. Üstüne Gilmour ile birlikte seslendirişleriyle ortaya çıkan ses tonu, araya giren harika saksafon soloları ve kadın vokallerle patlayan nakaratlar. Herşey şahane ayın karanlık yüzünde. Seks sırasında dinlenecek en iyi albüm diye boşuna seçilmediğini kanıtlar bir takım çalışması. UCR 18.

  1. “Have a Cigar,” Wish You Were Here (1975)

UCR yorumu: ‘’Waters, bu klasik parçayı Roy Harper’a söylettiği için pişmanlığını açıklamıştı. Çünkü Harper’in şarkıyı yorumlamak yerine parodiye çevirdiğini söylüyor. Ancak zaten Barrett gittikten sonra pek mizahi olmayan bir grup için (Waters’ın karanlık alaycılığı hariç), “Have A Cigar” ciddiyet denizinde tam bir eğlenceli vahadır.‘’
Kendi endüstrisinin en üst düzey yetkilisini (belki de patronunu) bile hiç çekinmeden yerden yere vuran Waters’ın hikayesini bir yana bırakacak olursak, gerçekten de Floyd’un funk rock tarzında bir şeyler yapmak istediğinde onun nasıl en iyisini yapabileceğini bu parça ile görmüş oluyoruz. Yine mükemmel fikirler, girişler çıkışlar ve Gilmour solosu. Tiz tonda okuyan Harper şarkıyı parlatmış ancak daha sonra parçayı kendi bestecilerinin ağzından söylenmesini imkansız kılmış. UCR 17. sırada.

  1. “In the Flesh?,” The Wall (1979)

Albümün uvertürü olan çalışma bana göre, ilk girişteki akordiyon ve ses bağlantısı kısmı hariç değil bir rock operanın, rock olsun olmasın herhangi bir eserin girebileceği en sert girişe sahiptir. Özellikle volümü çok açık kulaklık dinleyicisinin üstüne belki de bir koca kaya düşercesine sizi olaya dahil eder. Çocukken dinlediğim sözlerine anlamlarını ise üzerinde tonlarca yazı okuduktan sonra ancak yıllar yıllar sonra verebilmiştim. Hikayeyi anlatırken değindiği konuların üstüne seyirciyi bombalamaya varan Waters çığlığıyla sonlanır. Tam bir patlayıcı giriş. UCR için ters şeyler tabi o yüzden 30. sırada yer bulmuş. Onlara basit, suya sabuna bulaşmayan şarkılar lazım çünkü.

  1.  “The Great Gig in the Sky,” The Dark Side of the Moon (1973)

Parça gerçekten de grup dışında bir elemanın en ön plana çıktığı (belki Roy Harper dışında) yegane çalışmadır. Adeta sahneyi çalar ve muhteşem bir enstrümana dönen sesi ve yaratıcılığı ile Wright’in muhteşem düzenlenmiş piyano dizeleriyle dinleyiciyi şarkıda geçen göklere doğru sürükler. Albümün kimilerince seks yaparken dinlenecek en iyi albüm olarak nitelenmesinde bu parçanın rolünün büyük olduğunu düşünüyorum. UCR 25.

  1.  “Sheep,” Animals (1977)

Beni plaktan ilk Pink Floyd’a sokan ‘’Pigs’’den sonra sıradaki huzurlu Wright girişinin altında yükselen gergin Waters bas gitarı (Öyle çok tartışarak şüphe uyandırdılar ki yok onu Gilmour çaldı bunu Gilmour çaldı, artık hangisi çaldıysa. Ama sanırım burada bas gitarı gerçekten de Gilmour çalıyor.) bir yükselmenin geleceğini haber verir. Hayvan Çiftliğinde baskıcılara sadece kendi sıkıcı hayatlarına dönmek için karşı çıkabilen toplumun koyunlarını tarif eder. UCR her dizenin ortasındaki gitarları, yine bir başka Kubrick göndermesi yaparak The Shining’de bir Jack Nicholson’un parçalayıp, dilimleyen haliyle ilerleyişine benzetiyor. Bitişi de yine onların (her biri diğerinden abuk ve garip, arada muhteşem) benzetmeleriyle bitirelim: ‘’Şarkı bütün çile kıvılcımların duşuyla, koyunları eve geri gönderen pırıl pırıl bir gitarın ışıltılı şelalesiyle biter.’’ UCR sırası 26.

  1. “Brain Damage,” The Dark Side of the Moon (1973)

Syd’in hikayesini dinlersiniz ve müzikte karşılığını bulursunuz. Ama anlatıcı Waters olayı Syd’den çıkartır, modern çağın koşuşturan insan buhranlarına karıştırır. Size ders verir öğretir, Whatsapp’ın olmadığı, arkadaşlarınızın size memeler göndermediği dönemde ahlaklı onurlu bir insandan alırsınız mesajınızı, dinlediğiniz müziğin içinden. Yaşayabilecekleriniz, yaşadıklarınız ve çıkarmanız gereken dersler belki bir satırda, belki bir kelimenin kenarında, hatta Floyd müziğinin taaa arkalarındaki bir konuşmada veya seste duruyordur. Hocanız iyidir, öğrencisi olmak büyük gururdur. Böylece geçersiniz doğru geçmesi gereken zamanları. Aksi takdirde ‘’Beyni Hasarlı’’ insanlardan olursunuz. Son satırda yine kendilerine ve Syd Barrett’e dönerek konuyu toparlar; ‘Eğer grubunuzdaki insanlar farklı melodiler çalmaya başlarsa / görüşürüz seninle ebesinin *mında’’ der gibisinden bağlar karanlık tarafa. İçinde Syd bağı varsa UCR benden çok sever zaten, 6. sırada.

  1. “Money,” The Dark Side of the Moon (1973)

İnsanı (en azından beni) ilk dinleyişimde çarpan, temposu, efektleri, melodisi, aranjesi, enstrüman kullanımları, içinde yatan zekasının üstüne sözleri ile İngilizcesi zayıf bir çocukken yıllar içinde anlamını kavraya kavraya gözünde büyüyen bir çalışma. Ses mühendisi olarak çalışmaya başlamaya iten, Alan Parson’u gözümde hayal ettiren, 90’ların hatta 2000’lerin stüdyo ortamlarında dahi 70lerde Abbey Road’da yapılanlara ne kadar uzak kafalarda olduğumuzu görüp hayıflanmama neden olan bantların direklerde dönerek 7/8’’lik loop yaratıcılık becerileri ve daha niceleri. Gerçekten de Pink Floyd’un stüdyo işlerini öğrendikten sonra bizim için onların çalışmalarını izlemek evrenin derinliklerine bakmak gibi olduğunu o zaman daha iyi anladım. Tabi belki de Barış Manço, Erkin Koray gibi aynı dönemlerin insanı olmadığım içindi. Hadi hepsini yapsan bu kez iyi bas rifi bulan kreatif bir basçıya, yeri geldiğinde parıl parıl parlayan bir gitariste, her yerine dengi dengine doldurup kapatan bir davul klavye ikilisine ve bu parça özelinde de sağlam bir saksafoncuya ihtiyacınız olurdu. Dick Perry. Ne diyelim ortaya UCR ile bir başka şarkı sıra no uzlaşması çıkıyor, ikimizde de 11 numara.

  1. “One of These Days,” Meddle (1971)

Waters ve Gilmour iki kanaldan birden harika bir rifle basa abandığında, Mason en genç ve coşkulu haliyle onlara katılırsa. Bunların üstüne de her zaman muhteşem ve mükemmel destek Wright altyapısı eklenirse… Ne olur? Ortaya devasa bir yapım çıkar ki, yıllar sonrasında bile pek çok rock grubunun yakalamaya çalıştığı devasa bir sound oluşur. Her zaman için sağlam işiniz, sağlam altyapınız, sağlam melodiniz varsa neticeniz de solistiniz olmasa bile ses getirirsiniz çalışmasına örnek olacak yapımdır. İlk dinlediğimde bana yaptığı gibi yine ‘Bu ne?’ şoku yaşatacaktır. Ne var ki Nick Mason’un parçalara ayırılışına tanıklık ettiği tek şey kendi grubu oldu. UCR ile aynı fikirdeyiz: 10.

  1. “Pigs (Three Different Ones),” Animals (1977)

Geldik beni Pink Floyd’a sokan lanet şarkıya. Belki de merak etmeseydim, müslüman mahallesinde yetişmekten ötürü tuhaf gelen yaratığın sesinin ne olduğunu iyice duymaya çalışmasaydım başıma bu Pink Floyd belası sarılıp 50 yıl aynı grubun manyağı (neyse ki o kadar yoğun değil) olmayacaktık. Belki The Wall ile olacaktı eninde sonunda ama işte kısmet bunaydı. Waters’ın domuz sesinin doğu toplumlarında yaratacağı merak etkisini hesaplayıp hesaplamadığını bilemem ama Hayvan Çiftliği kitabından seçtiği bölüme uyarladığı belli. Hatırladığım kadarıyla ilk başlangıcında farklı bir konseptten başlıyor ama neticede albümde bu şekilde yerini buluyor. 77 yılının alabildiğine bilenmiş, kendini grubundan soyutlamaya başlamış Waters’ın duysal her şeyi bir silah gibi kullandığı dönemler. Ritim gitarlar (ki o dönem konserlerinde sahnede ritim gitarı da kendi çalıyordu, bas Snovy’e geçiyordu), kafana kafana çalan cowbell, kusursuz ve darbeci piyano desteği ve ignelerle dolu sözleri ısıra ısıra kanırtan Waters vokali ile hakkı yenen Animals albümünün üçte biridir. Enstrümantal aralarda yumuşayan parçaya Gilmour katkısı ve grubun geri kalanı, Waters’ın şarkıda anlattığı açgözlü egemen sınıfın statüsünü sürdürmesine izin veren, dikkat dağıtıcı şeyleri öneren hipnotik girdabına yakalanıyor (Benzetme by UCR). İster sözlere bakın, ister müziğe dalın. Her açıdan dört dörtlük bir çalışma. UCR 9

  1. “Time/Breathe (Reprise),” The Dark Side of the Moon (1973)

Nick beklentiyi. Roger bilgeliği, David tutkuyu, Rick ruhu getiriyor diyor UCR ve ekliyor Floyd üyeleri iş birliği içinde çalıştıklarında çıkan sonuç buydu. Ne yazık ki bir 10 yıl kadar sürebilen bu uyumdan geriye bir gün bakarsın 10 yıl geçmiş diyen sözler kalıyor. Nick Mason’un 20 yaşındakilerin 50 yaşındakiler için yazdığı albüm benzetmesi de burada tam yerine oturuyor. Efektleri, sadeliği, üstüne efsane ve devasa ve damar Gilmour gitar ve vokalleri ile Rock müziğinin ikonik albümünün en sağlam parçalarından biri ortaya çıkarken Mason’un rototomları, Wright’ın elektro piyano dokunuşlar, Waters’ın İngiliz dünya görüşü beynimize çakılıyor. Öylesine çakılıyor ki, erken yaşlarda fazla dinlerseniz size de serayet edip sizin hayat görüşünüz olmaya başlayabiliyor. Ne diyorlar artık TVlerde  Parental guidance required – Aile Gözetiminde Dinletin. Onun gibi bir şey. UCR 2

  1. “Dogs,” Animals (1977)

UCR’nin Floyd’dan anlamayan editörü için Animals’ın en iyi şarkısı olan parça diye nitelediği şarkı için yaptığı yoruma katılıyorum. Gerçekten de enstrümanların ağlayıp, kazındığı, yer yer inlediği, alaycı soundları, Gilmour’un eşsiz katkılarıyla bütünleşir. Mason ve Wright’ın da çok destekçi ve desenci eşlikleriyle hepsi birbirinin üstüne koyarlar, ortaya muhteşem bir eser çıkar. Bu parça hakkında tek düşündüğüm şey, Waters’ın konserlerde neden Wright solosu başladığında bir yerde ciddiyetsiz ve alay edercesine diğer elemanlarla bir masaya geçip içki içip, poker oynadıklarıdır. Wrigh’ın solosuna bir tepki miydi, yoksa köpeklerin pozisyonunu mu canlandırıyordu? Yoksa hiçbiri değil miydi? UCR  4. sırada

  1.  “Comfortably Numb,” The Wall (1979)

‘’The Wall’un yaklaşık olarak tamamı Roger Waters’ın gösterisidir ve  “Comfortably Numb”’ın sözlerinin bir kısmı da ona ait olmasına rağmen bir Pink Floyd klasiği oluşu Gilmour’un güzel nakarat katkısı ve hipnoz edici efsanevi gitar solosuyla gerçekleşir’’ diyor UCR ve hemen iyi niyetle kabul ediyorsunuz, haklı görüyorsunuz. Oysa altında yatan şey yine bir Waters düşmanlığı, çünkü cümlenin devamında anlıyorsunuz ki albümdeki karanlık havayı hiç sevmemiş, anlatılan hikaye adamın tarzına hiç uymamış, oh ne güzel yine Gilmour bizi kurtardı da nefes aldık diyor. Yahu be adam o kadar Gilmour solosu seviyorsan, gitar seviyorsan al bir gitar at solo sabahlara kadar rahatla. Niye insanlara albümün baştan sona zincirle kapanmış, evrensel, yaşayan, nitelikli hikayesine bu kadar bok atıp Waters’ı yerin dibine batırma çabası içindesiniz ki? Elbette Gilmour’un katkısı ve o havayı dağıtan klasikleşen solosunu yadsımak mümkün değil. Hatta parçayı ayağa kaldıran da o ancak hikaye sizi sarmadı diye yerin dibine batırmak niye? Neymiş albümün geri kalan rock opera kısmıyla arada bir linkmiş. Senin ben müzik yazarlığına, seni oraya oturtana… Bunca sinirime rağmen Comfortably Numb’ı daha geri sıraya itecek halim yok. The Wall’da çok önemli bir yapımdır ama ne hikmetse aslında hiç bir parçanın albümün önüne geçmesinden de çok haz etmemişimdir. UCR 5.

5.   “Shine on You Crazy Diamond (Parts VI-IX),” Wish You Were Here

Şarkının ilk bölümünde işlediği konuya bu sözel olarak yüklenmeden bu kez ağırlıklı olarak  müzikal açıdan yürekleri sızlatırken, her gıdımını hesaplı ve lezzetli sunmaya devam eder. Etkileyiciliğinden, sürükleyiciliğinden ve çarpıcılığından hiç bir şey yitirmez. Gilmour’un ‘küçük yaşta aldım lap steel gitarı elime’ naziresi yapar gibi kulak çınlatan icrası, Roger’ın uzun aradan sonra geri dönen vokalleri ile eski, sıkıntılı dostuna yakarışı (“Hadi gel kazanan ve kaybeden, gerçeğin ve aldanışın madencisi ve parla ”), sözlerinin üstüne Wright’ın klavinet ile neon ışıklı gece sokaklarının eğlenceli funk müziğine dönüp, yine Wright’ın klavye ve piyanosu ağırlıklı müziği ile ‘’See Emily Play’’den bugün bile yürekleri burkan minicik melodisiyle bugün artık hayatta olmayan bu iki kişi kozmik evrende buluşmak üzere veda eder. Tam bir şaheser, yanında belki bir kaç da gözyaşı. UCR 13. sırada.

  1. “Hey You,” The Wall (1979)

UCR diyor ki Pink Floyd bir elemanın diğerini bastırmadığı hallerde en iyi formuna ulaşıyor. Bu görüşün tersini gösteren pek çok Waters parçası vardır, bu parça da bunlardan biridir. Ancak her ne kadar onun yaratıcı vizyonu olsa da, grup arkadaşları olmadan o huzursuz ruh halini başaramazdı diyor ve ben de kesinlikle katılıyorum. Özgür kardeşimin girişteki gitar tonunun kalın gitar tellerinin inceleriyle değişimiyle sayesinde sağlandığını söylemesiyle bu parçaya hayranlığım artmıştı. Girişteki davul tonu daha The Wall’u ilk dinlediğimde hayranlık uyandıran müthiş bir ses kalitesi kontrol parçası haline dönüşmesini sağladı. Bugün yeni bir müzik seti aldığınızda, kalitesini anlamak için çalacağınız ilk şarkılardan biri bu olsun. Buradaki gitar tizlerini, davul ve bas tonlarını iyi veren aleti gözü kapalı alabilirsiniz.
Parçanın ortasındaki fretless bas tonu, yine ortasındaki gitar solosu ile Gilmour parçaya damgasını vurur. Üstüne hasretli Wright akorları, Mason temizliğindeki davullar ile her şey yerli yerindedir, etkileyicidir (kim bilir belki bazen ağlatıcı.) Buna karşın UCR yine zalimliğini gösterip parçayı 35. sıraya koyabilmiş.

  1. “Wish You Were Here,” Wish You Were Here (1975)

En büyük Floyd klasiklerinden. Dinler dinlemez ‘’ne güzel melodi, ne güzel işlenmiş, İngilizce olmasına rağmen, ne kadar kolay anlaşılır, kolay söylenir, ne kadar anlamlı’’ yorumlarının yapılabileceği kıymetli eseri. Waters aslında onu Syd için yazdığını söylese de (tam hatırlamıyorum sanki tersini söylemiş de olabilir) aslında biri için yazılmamış veya herhangi biri için söylenebilecek, zamanlar ötesi bir şarkıdır.
İyi bir şarkınız var, albüm yapmak istediniz. Gittiniz bir aranjöre şarkıyı düzenlettirdiniz ya! İşte asla böyle orijinal bir iş yapılamaz. Gitarların girdisi çıktısı, nakarat düzenlemesi algısı, efekti, fikri… Başlı başına eşsiz. UCR’de 3. Aferin.

  1. “Echoes,” Meddle (1971)

Birisi oturup Echoes için kitap yazsa, bir başkası film çekse, bir başkası şarkı yazsa, bir başkası bir veya bir kaç heykelini, resmini bu parçanın etkisiyle yaptığını söylese, bunlara daha başkaları da eklense hiç şaşırmam sanırım. Hatta belki az bile bulabilirim. Bu şarkıyı dinlediğimde aldığım his Kubrick’in Space Oddisey 2001 filmini izlerken aldığım hisle çok benzeşiyor. Tabi ondan bile öne çıkan anlar var. Pompeii versiyonundan izlerken ekranın yavaş yavaş sahneye yaklaşması (2001 versiyonunda onu kaldırıp rezil ettiler), bas rifi bölümünde görülen Waters, Gilmour’un çıplak vücutla gitar koluna asılması unutulmaz sahneler olarak adeta parçayla birlikte insanın hafızasına kazınır. Dağılan soundun birden toparlanması, oradan gitar ve klavyelerle kozmik göndermeler derken yeniden toplanıp hikayeye dönmesi ile epik bir 23 dakika yaşatır. Bir başı bir gelişmesi bir sonu vardır.

Wright’ın stüdyoda o güne dek yapılmamış şekilde piyano sesini Leslie hoperlöründen geçirecek düzeneğin Abbey Road elemanlarına yaptırılıp ‘’Ping’’ sesinin elde edilmesinden tut, Gilmour’un wah wah pedalını ters bağlayıp feedback’inden balina sesleri üretmesine kadar buram buram yaratıcılık akan parça, dinleyiciye de hayallerle dolu bir dünya yaratıyor. Dark Side öncesi tam bir mihentaşı baş yapıt. UCR 8.

  1. “Shine on You Crazy Diamond (Parts I-V),” Wish You Were Here (1975)

UCR diyor ki, üç ayrı lidere sahip olmuş uzunca bir dönemi kapsamış bir grubu temsil edecek tek bir şarkı seçmek çok güç ancak buna en yaklaşan çalışma ‘Shine On’ olabilir diyor. Gerçekten de dünyada Pink Floyd dendiği zaman tarzını aslında en net ve en sevilen, en özgün, en benimsendiği haliyle yansıtan en üst sanat yapıtı olarak bu parçayı gösterebiliriz. Parça demek de ne kadar doğru bilinmez. Wish You Were Here albümünün başlangıç ve sonunda iki ayrı uzun çalışma olarak yer alır. Yavaş synth girişlerinin neredeyse şahı ve öncüsü olan parça gittikçe yükselir ve klavye-gitar sololarıyla vokalli nakaratlar bölümüne ulaşır. Ama parçanın ağırlığı Wright’ın büyülü synth dokuları ve kabaran orgu üstündedir. Buna, Mason’un mükemmel hesaplı atakları, Waters’ın sakin bası müzikal alt yapıyı oluşturur. Üstünde ise çevresi tarafından Syd Barrett’i çok doğru anlattığı süzülmüş hayatı hakkındaki dokunaklı sözler eklenince ortaya bir efsane yapım çıkar. Öyle ki pek çok insan öldüklerinde mezarlarında çaldırır, sevenleri için mezarlarında çalınır. Buna en az 3 Türk örneği biliyorum ki dünya çapında kim bilir ne kadardır. Muhtemelen satırların yazarı için de geçerli olması çok muhtemel. Hem beyin hem kulaklar, hem de hayranlar için bir şölen, pek çok derinliği olan bir ziyafet. Her ne kadar şarkı Syd Barrett için yazılmış olsa da konuya uzak veya müziğe konsantre biri için, Floyd’a zamanında Space Rock tarzını yakıştırmalarına neden olan, evrenler arası, yıldızlararası, tekrar tekrar yaşamaya değer bir yolculuk.

Gözlerinizi kapatın ve sürüklenin…

comfortably-numb-23
Son söz: Şimdi bu da bana ders olsun. Bir daha birine kızıp 167 şarkısını oturup tek tek yorumlamaya kalkma. Bir sinirle 6 ay önce yazın başladığım yazıyı nihayet kışın tamamlayabiliyorum. Bu sitede bir sürü yazı yazdım ama onları yazmaya başladığımda daha gençtim herhalde. Neticede sitemiz 15 yaşını devirdi sayılır. Artık Floyd’a laf edenlere daha az sinirleneceğim. 

Söz konusu UCR linki http://ultimateclassicrock.com/pink-floyd-songs-ranked/

 

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

5 Ocak 2019 tarihinde Haberler, Listeler, Merak Edilenler, Pink Floyd Klasörü içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 4 Yorum.

  1. Yazı için teşekkürler, ama, galiba, kimseye böyle listeler için kizmamak gerekiyor 🙂 Çünkü müzik adına, belki de tüm sanat adina, böyle listeler ancak ve ancak kişisel görüşü bildirir ve başkasını da çok bağlamaz. Aradan 30 yıl geçmiş, 1988 yılıydı tahminen “A New Machine”i ilk duyduğum geceyi ve nasıl etkilendiğimi hatırlıyorum. Bunu belirteyim istedim 😉

    Liked by 1 kişi

    • 🙂 Teşekkürler. Face grubundaki postumu şöyle bitirdim zaten; ”6 ayımı aldı.
      Artık dersimi aldım. Kolay sinirlenmeyeceğim.”

      Beğen

  2. Yazması uzun sürmüş ama okuması zevkli ve kısa sürede okunup bitirilen bir inceleme olmuş Okan, elin dert görmesin.
    Okurken, ister istemez, insanda kendi sıralamasını yapmaya iten bir dürtü oluşturuyor veya “bu şarkı, bu sırada olmuş mu ama” sitemini düşündürtüyor ki bende bu “Careful with That Axe. Eugune” şarkısı için oluştu.

    Beğen

    • Haklısın serdar biraz geride kalmış ama şöyle düşün. Bir önündeki ve bir arkasındaki şarkıları da çok seviyorum. Yani aslında geri değil, güzel şarkı sayısı çok. Rakama takılma derim.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: