PinkFloydTürk’ün David Gilmour Pompeii 2016 İzlenimleri 8 Temmuz 2. Bölüm

8 Temmuz 2016 Esas Konser

Ertesi gün (8 Temmuz 2016) erken saatte uyanıp Pompeii yıkıntılarını gezmeye başladık. Şahsen beni işin tarihi detayından çok olayın Floyd tarafı ve elbette ki patlamada ölenlerin kalıntıları ilgilendiriyordu. Öncelikle kentin çok büyük olduğunu fark ettim. Tarihi kalıntılar hakkında fazla bilgim Pompeii sokaklarıyoktur ama Efes kadar büyük bir alan olduğunu zannediyorum. Şimdi kontrol ettim meğerse Efes’in dörtte biri kadar bir alanmış. Ancak tüm binalar, alanlar, duvarlar çok dikkatle korunmuş, özel yürüyüş yolları, destekler hazırlanmış. Bizim tarihi eser korumacılığımızdan çok ötede oldukları açıkça görülüyordu. Gezmeye gelen turlardaki en küçük çocuklardan en yaşlı kişisine kadar herkes gerçekten de orada neler olduğunu detaylı şekilde öğrenmeye çalışıyordu. Bu da işin eğitim ile ilgili kısmı elbette.

Sıcağın altında konser sırasına yetişmek için kendimce 2-3 saat vakit ayırdım. Bu süre içerisinde Floyd’un Pompeii filmindeki alanları da görmek istiyordum Her nokta hakkında detaylı bilgi alan insanlarama işin o kısmını atlamak zorunda kaldık. Elimizdeki broşürde aradığımız bölümün adı Garden of the Fugitives olduğu yazıyordu. Buraya ulaşmak için giderken birden karşımıza o harika yapısıyla Amfi tiyatro çıktı.

İki kişinin ilgisini çekmesin diye kendini reddeden Adrian Maben

İki kişinin ilgisini çekmesin diye kendini reddeden beyaz saçlı Adrian Maben

Bir önceki geceden kalan tshirt satış bölümü kısmına geldiğimizde beyaz saçlarıyla bir adam dikkatimi çekti. Live In Pompeii’nin yönetmeni Adrian Maben idi. Bir şekilde içeri girmeye çalışıyordu. Emin olamadığım için kendisine Adrian Maben olup olmadığını sorduğumda ‘Hayır değilim’ diyerek geri çevirdi. Ben de safça tüh o değilmiş dedim. Neticede adamı babamın oğlu gibi tanımıyorum ve kontrol edecek yurtdışı internet bağlantım hiç yoktu. Ancak sonra kapıda ayak üstü konuştuğum bilet satmak için gelen bir İtalyan ile konuşurken adam tekrar ortaya çıktı ve İtalyan evet o kendisini de tanıyorum diye yanına gitti. Fotoğraf çekilmek istediğimi söylediğimde adamın biraz anlaşılmaz olduğunu ifade etmeye çalıştı bana. Bu zaten belliydi.

Geziye devam ederek aradığımız bölüme ulaştık. Yüzyıllar önce yanardağ patlamasından kalan kendilerini korumak için birbirine Ölülerkatlanmış 13 yetişkinin cesetleri bulunmuş. Onları çıkarttıktan sonra bulundukları yerlere plaster dökerek vücutlarının pozisyonu  yansıtan heykeller oluşturmuşlar. Bunlar Pompeii’nin son saatlerinde bir bağ bahçeşine sıkışanların yaşadıklarını gösteren dramatik görüntüler meydana getirmiş ve yine aynı bölgede cam arkasında sergileniyor. İlgilenenlere daha detaylı fotoğraflar burada. Biz hem rehberimiz olmadığından hem de pek de fazla buna zaman ayırmadığımız için belki daha fazla sayıdaki kalıntılar, sanat eserleri hakkında fazla bilgi edinemedik.

David Gilmour konser bilekliği

David Gilmour konser bilekliği

Antik kent turumuzu tamamlayıp otele döneceğimizi düşünmüştüm. O yüzden de biletler için gerekli olan email çıktılarını almadım. Ancak emaili cep telefonuma kopyalamam işe yaradı ve çıktılara gerek kalmadan elime giriş için gerekli bilekliği taktılar böylece şehire geri dönüp yemek yeme şansı bulduk. Gördüğümüz ilk otantik restoranda wifi de bulunca güzel şaraplar eşliğinde neşeyle pizza ve makarnalarımızı yedik. Yemekten erken kalkıp sonradan gereksiz olduğunu anladığım bir telaşla konsere giriş sırasına gidip beklemeye başladım.

Konser girişi cesetleri

Konser girişi cesetleri

Bu sırada bilet kısmında da cesetlerin heykellerini sergiliyorlarmış onu fark ettim. Bu bilet kuyruğu kısmı bütün gezimizin en sıkıcı kısmıydı. Burada yaşanan en can sıkıcı olay ise kendisinin 1977 den beri Floyd konserlerine gittiğini anlatıp duran bugüne kadar gördüğüm en geveze ve en serseri Amerikalıyla aynı ortamda bulunmaktı. Buna daha sonra daha sessiz ama yine çok geveze başka bir Amerikalı çocuk daha katıldı. Toplamda 5 saat kadar konuşabildiler. İşin saldırganlık kısmını bıraktığımız için tecavüzden zevk alıp bunun da bir yetenek olduğu noktasına kadar dönüş yapabildik. Ama adamın eğer anlattıkları doğruysa hayatımda gittiğim Pink Floyd konserleri dahil en iyisi Roger Waters’ın The Pros and Cons of HitchHiking konseriydi demesi benim için önemliydi.

Susmak bilmeyen şımarık Amerikalı kareli gömlekli sağda ayakta duran

Susmak bilmeyen şımarık Amerikalı kareli gömlekli sağda ayakta duran

Ama 6 saatlik bekleyiş boyunca şımarık ve yarı sarhoş bir Amerikalıyı dinlemek dışında sıkıcı bu kısımdan anlatılacak fazla bir şey yok. Çünkü zaten sahne önünde durmamaya karar verdiğimiz için o kadar saat önceden kuyruğa girmemiz gereksiz oldu.

İçeri aldıklarında koşarak tshirt ve diğer merchandize ürünlerine gittik. Seçtiğim tshirtün gece geleceği yazısını satıcı eleman İngilizcesi olmadığı için söyleyemese de allahtan oraya İngilizce yazmayı akıl etmişler de okuyunca çıkışta almaya karar verdim. Bu vesileyle İtalyanların da Türkler kadar dil cahili olduklarını söylememde bir yanlışlık yok. Öyle ki gezinin sonuna doğru insanlara artık soru sormayayım nasılsa İngilizce bilmiyorlardır noktasına geldim.

Pompeii Tiyatro Girişi

Pompeii Tiyatro Girişi

Tiyatroya girişin bir tünelle olduğu öğrenince ve bunu da ilk kez görünce çok şaşırdım. Alana çıktığımda ise şaşkınlığın yerini tarihi topraklara ayak basan belli sayıda insandan biri olma gururuna bıraktı. Öyle olmasa bile Nick Mason, Rick Wright, David Gilmour ve Roger Waters’ın sıcağın altında ve gecenin karanlığında Live In Pompeii’yi çektikleri yerdeydim. Bu müthiş bir duyguydu. Gilmour’un bastığı o toprağa basmam mümkün değildi çünkü zarar görmesin diye (muhtemelen belki toz da kalkmasın diye) bütün zemin tahtayla kaplanmıştı. Yaklaşık olarak onların da çaldığı sahanın ortasına yerleşip oturduk. Bu kez sahne 71’den farklı olarak kuzeydeki giriş kapısına yakın, normal bir stad konseri gibi yerleştirilmişti. Tribünlerin sadece basamaklı kalıntılarında basın ve VIP izleyiciler oturacaktı. Çim kaplı kısımlar yine seyircisiz olacaktı. Arenayı çepe çevre projöktörler, meşaleler kaplıyordu. Güvenlik ilk girişten sahneye kadar çok sıkı tutulmuştu. İnsanlar tünelden koşarak alana girerken bile durduruluyor sakin olmaları söyleniyordu. Ama ne yapılırsa yapılsın orada 45 yıl sonra da olsa bulunmanın ve bunun bir Gilmour konseri olmasının hazzını hiç bir şey yok edemezdi.

Nihayet Pompeii sahne

Nihayet Pompeii sahne

Nihayet Pompeii güney giriş

Nihayet Pompeii güney giriş

Alana çıkışta yer alan Live In Pompeii sergisi

Alana çıkışta yer alan Live In Pompeii sergisi

Alana çıkarken sol tarafta bir giriş fark edip içeri baktığımda içeride Pink Floyd’un Live In Pompeii fotoğraf sergisi olduğunu fark ettim. Herhalde toparladıkları nadir görüntüleri sergiliyorlardı. Ancak ne yazık ki sergi konser günleri sadece basın ve VIP olanlara açıkmış. Konserden sonra herkese açık olduğunu öğrendim ancak ne yazık ki dönüyor olduğumuz için göremeden ayrıldım. Akşam üstü olmuştu ve zaten 3000 kişilik kapasite hemen sağlandığında yine de 1 saat daha konserin başlamasını bekledik.

ve saatler 21.00 sahnede David Gilmour

ve saatler 21.00 sahnede David Gilmour

Son yıllarda hiç Gilmour konserine gitmediğim için 1988 ve 94 Floyd konserlerindeki gibi son 20 dakika başlayan ambient seslerin olduğunu bilmiyordum. Zaten ilk kez bu turnede yeniden kullanmaya başlamış. Son 20 dakika kala kuş sesleri, dark side konuşmaları, dark side VCS3 efektleri, bas sesleri ve echoes’un unutulmaz piyanosundan çıkan tek bir ‘ping’ sesiyle insanlar sanki Echoes başlıyormuş izlenimi edinip gaza geldiler. Efektlerle birlikte bütün arenanın dört bir yanından duman makinaları alana duman püskürtürken yanlarında bulunan fanlarla yayılmaları sağlanıyordu. Diyebilirim ki dünyada kullanılan bu aletin en işe yaradığı ve en uygun görüntüyü oluşturduğu yer burasıydı. Öyle ya bir volkanik patlama sonucu ölenlere ağıt niteliğindeki atmosferi daha başka ne canlandırabilir ki? Üstelik fondaki katil Vezüv’e bakarak. Kayıt ettiğim bir bölümünü aşağıda paylaşıyorum.

Saat 21.00 de ise ışıklar söndü ve son Gilmour albümünden 5.AM başladı. Ardından Rattle That Lock. Bu parçayı hiç sevmememe rağmen o atmosferde sanırım Gilmour Dürüyemin Güğümleri Kalaylı’yı çalsa bile etkilenirmişim diye düşündüm.

Konser harika bir şekilde The Great Gig başlayana kadar sürdü. Bu parça Pompeii konserlerinin bir sürpriziydi. Ve daha sonra fark ettiğim üzere konserin bir bölümünde Rick Wright için elinden geldiğince anma yapabilmek için onun şarkılarına ağırlık veriyordu Gilmour. Ancak o klasik kadın vokali geldiğinde tek vokal yerine çift kadın vokali başlayınca bir anda herşey berbatlaştı. Bilindiği üzere parçanın plaktaki solisti Claire Torry parçada besteci kadar etkin olduğu ancak payını alamadığı için gruba ve plak şirketine dava açmış neticede kazanmış ama ne aldığı açıklanmamıştı. Aklıma ilk bu neden geldi. Muhtemelen Torry bundan sonraki her performansda kendi vokalleri yapıldığında belli bir yüzde alacaktı. Gilmour ya bu yüzdeyi vermemek için ya da kendine (bir zamanlar Pink Floyd’a çift kadın saksafon eklenmesini öneren Syd gibi) göre orijinal bir yaklaşım getirmek için parçaya aynı anda Torry’nin söylediklerine yakın ama onun gibi olmayan iki kadın vokalist eklemiş, birbirlerinden farklı şeyler söylettiriyordu. Bu ise parçanın tüm güzelliğini ve etkileyiciliğini yok eden bir girişim olmuş. Üstelik konserin ilerleyen bölümlerinde zaten Time ve Breathe reprise çalıyordu en azından onların arkasına ekleyerek yarım bir Dark Side sırası sağlayabilirdi. Gilmour, ‘Wright’ın yazdığı parçadan Wright için yazdığım parçaya’ diyerek A Boat Lies Waiting’e geçişi açıklasa da bu olay tüm konserin en düşük noktasıydı bana göre.

David Gilmour Pompeii

David Gilmour Pompeii

Wish You Were Here girişini bu turnede efektsiz olarak çaldığı için ilk girişteki parlak gitarlar bana hep garip geldi. Buna karşı elbette hem parçayı hem de devamındaki Money’i dört dörtlük çaldılar. Genel olarak klavyelerini sevmediğim yeni klavyeci Greg Phillinganes’a karşı Chester Kamen gitarda Money ve özellikle On An Island’daki çiftli solo bölümleri ve diğer parçalarda çok başarılı olduğunu söylemeliyim.

In Any Tongue şarkısını normalde çok sevmesem de konserde ekranda anlatılan video ve etkileyici solosuyla izlemek çok güzeldi. Ve High Hopes ile ilk bölüm sona erdi. 15 dakika ara isteyen Gilmour gidip Avrupa usulü çay için dedi. Oysa o sıkışıklıkta giden bir daha geri gelemezdi. Pek kimse yerinden kıpırdamadı. Sadece benim gibi zaten o saate kadar ayakları yorulanlar yerlerine çöktüler.

İkinci bölüm One of These Days ile gayet güzel başladı. 1971’de çaldıkları setten bu gece çaldıkları tek parça da bu oldu. Ancak 1971 de kaybolan görüntülerin aksine bu gece sahnenin tek bir anı bile kaçırılmadı. Hem seviyesi hem kalitesi ile ses sistemi gayet doyurucuydu ama benim gibi Floyd’u Viyana’da izlemiş biri için aynı seviyeleri bir daha hele ki böyle bir alanda duymanın mümkün olmadığını biliyordum. Çünkü normal şartlarda o Sorrow’un Floyd zamanı bas seviyesi olsaydı antik tiyatro büyük zarar görebilirdi. Shine On başladığında ise ikinci ve son hayal kırıklığı yaşadım. Parçanın en güzel, en etkileyici yanı olan girişindeki synth tonu ya düzgün tutturulamadığından ya da başka bir sorundan ötürü 8 bit oyun müziklerindeki gibi duyuluyordu. Gitar ve müzik girişiyle düzelmesine rağmen parçanın en büyük özelliği kaybolmuş oldu.

David Gilmour Live

Ancak konserin en güzel yanı tam 3 saat sürüşüydü. Hayatımda daha önce 2 kez 3 saatlik konser izlemiş birinde artık sıkılmaya başlamıştım ki Santana İstanbul konseriydi, ikincisi ise Ozric Tentacles Londra 94 konseriydi 2 saatten sonra eve döneyim artık diye ayrılmıştım. Ama Gilmour olunca işler başka tabi. Sabaha kadar da sürse oradaydık. Bir diğer dikkat çekici nokta ise tüm arena için duman üfleyen 3-4 duman makinesinin yaptığı ses. Shine on gibi parçalarda o ses gayet uyumlu gelse de bazı düşük seviyeli parçalarda sırıttı. Ancak yarattıkları görüntüler harikaydı.

Konserin bir noktasında Gilmour kendisinden Echoes beklendiğini bildiğini gösterir şekilde “Artık Rick yok, o parça iki kişinin konuşması gibidir. O olmadan çalamam” açıklaması yaptı. Bana göre bu mantıkla Nick Mason ve Roger’ın olmadığı parçaları da çalmamak gerekir ya neyse. Claire Torry yoksa The Great Gig çalınmasın o zaman. Neyse bu bana mantıklı gelmese de yapacak bir şey yok. Amacı Rick Wright’ı bir yerde onore etmek belki de ve işte ona diyecek sözüm yok.

Gilmour’un bir kaç hafta önceki Polonya Wroclaw konserini TV’den canlı izlerken sesini çok zorladığına şahit olmuş ve o konserden hiç zevk almamıştım. Gerçekten de o tarihe kadar izlediğim en kötü Gilmour konseriydi bana göre. Ancak bu kez sesini zorladığı tüm bölümleri vokalistlere attı ve onlar da gayet güzel doldurdular. Zaten genellikle bu bölümler de yeni şarkılarına ait oluyor.

Run Like Hell parçasına kadar herşey bir önceki geceyle eşit giderken parçanın sonunda önceki geceden farklı olarak büyük maytaplara bu kez havaifişekler de eklendiğinde izleyiciler için konser zirve yapmıştı zaten. Üstüne uzunca sayılacak bir beklemeden sonra bis yapan ekip Time- Breathe Reprise ve Comfortably Numb ile geceyi tekrar zirveye taşıdılar ve tümüyle eşsiz bir gece yaşatmış oldular. Tüm konser boyunca yaratılan atmosferde oldukça büyük bir payın da yıllardır Pink Floyd/David Gilmour ile çalışan ışık ve sahne tasarımcısı Marc Brickman’ın çalışmaları oluşturuyor. Comfortably Numb’da arenanın her yanından göğe işaretlenen ışık demetinin yarattığı görüntü çok etkileyiciydi.

İnsan bittiğinde o kutsal topraklardan ayrılmak istemiyor ama her güzel şeyin sonu vardı ve tekrar geri dönüş başlayacaktı. Ancak şurası kesin ki bu konserin bir eşi daha olması çok zor. Aynı alanda bir kaç gün sonra Elton John konseri de olacak ama atmosferin güzelliğinden başka bir özelliği olmayacak. Floyd müziği o topraklara, o kalıntılara en çok yakışan, en çok çağrışım yapan müzikti burası tartışmasız.

Yazının 1. bölümünü okumak için tıklayın.

Gezi ve konsere ait tüm fotoğraf ve videolar için tıklayın.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

11 Temmuz 2016 tarihinde David Gilmour, Haberler, PFTN, Pink Floyd Klasörü içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: