The Endless River İncelemesi

Dünyada albümü eline ilk alan kişilerden biri olan arkadaşımız sevgili Meriç Egemen’in değerli çabalarıyla aylardır peşinde koştuğum yeni Pink Floyd albümü The Endless River’ı henüz piyasaya çıkmadan albümü dinleme şansı edindim. Dinledikçe yazdım, yazdıkça dinleyip sizler için (pek çok kişi için spoiler, onlar okumayı burada kesebilirler) tanıtmaya ve grubun açıklamalarından süzmeye çalıştım.

Ve albümü dinlemeye başladım

Albümün girişindeki Things Left Unsaid parçası Louder Than Words’ün uzun versiyonundaki bitişle başlıyor. Daha önce The Wall’da karşılaştığımız Pink Floyd’un albümün sonunu başına bağlama geleneği sürmüş oldu. Bu esnada Rick’in söylediği ‘kesinlikle konuşulmayan bir anlaşma şeklimiz var’ ve ‘daha pek çok söylenmeyen söz var’ sözleri tekrar ediliyor. Bu sırada Gilmour’un ‘pek çok konuda herkes gibi bağırır kavga ederdik’ sözleri duyuluyor. Webdeki tanıtımında da yer alan yumuşak padler, subbaslı patlama, synth sesleriyle harika bir giriş. Kesinlikle Momentary Lapse of Reason ve The Division Bell’den daha yumuşak daha tatlı bir girişe sahip. Padlerin üstüne ebow ile çalınma efektli hafif akustik gitar dokunuşları ile çok güzel bir atmosfer sağlanmış. Çok spacey. Aynı ambient hava devam ederken tekrar bir sub patlamanın ardından gitar ve org sesleriyle yeni parçaya giriyoruz.

The Endless River albümünün kapak fotoğrafı

Pink Floyd’un 10 Kasım 2014 de yayınlanacak yeni albümün kapağı

Its What We Do, Shine On’da duyduğumuza benzer melodiler ve yumuşak klayve tonu üzerine tanıdık Pink Floyd davuluyla giriş yapıyor. Şu ana kadar herşey gayet güzel gidiyor. Ambient albüm olduğunu söylemişlerdi. Büyük melodiler yok, basit gitar dokunuşlar ile çok dinlendirici bir DBell / Shine On havasına sahip. Akor değişimleri Welcome To The Machine’i andırır şekilde akustik gitarla yapılıyor. Bence şu ana kadar albüm parasını hak etti. Şu ana kadar her şey ‘Pink Floyd müziği dinleyip uçuyorum, Marooned mükemmel parçaydı’ diyenler için. Yayınlanan ses kayıtlarından ilkinin bu parçanın sonundan olduğunu anlıyoruz. Sonlandığında Rick’in Rhodes dokunuşları ve Gilmour’un akustik gitarıyla Ebb And Flow’a başlıyor. Ufak atışmalar ile sürüp sona eren bir parça.

Ardından gelen Sum’ın girişindeki synth seslerini The Division Bell’in girişindeki Cluster One’da duymuştuk. Yine başka bir elektronik atmosfer org sesleriyle sağlanırken üstüne sert bir Gilmour gitarı geliyor. Bol davul atakları ise Time benzeri. Sanırım tek dertleri Rick’in bıraktığı sesler üzerinde eğlenip istediklerini yapmak olmuş. Çok özelliği olmadan giden parçada yine hafif bir Rick synth’i duyuyoruz.

David Gilmour & Rick WrightBu sırada Skins parçasına geçiyor. Yılların getirdiği Tangerine Dream ve elektronik müzik dinleyiciliğinin etkisiyle sanırım duyduğum herşeyin hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Ancak ortada klasik bir Pink Floyd yok. Davul atakları Nick’in çalabildiği ölçüde Saucerful of Secrets dönemlerine gidiyor. Konuşma efektleri, spacey gitar ve klavye efektleri arasında Unsung başlıyor. Kesik Rick klavye dokunuşları üzerine bol bol Gilmour gitar çığlıkları yavaş yavaş sonlanarak Anısına başlıyor.

Şunu tekrar söyleyebiliriz ki albüm yapılış amacına uygun olarak elektronik ambient türüne yakın, bir fon müziği gibi arkada akacak tarzda. Konsept albüm diye bağırmayan, Pink Floyd’un en iddiasız albümü. Ama yıllarca dinlenmesinin önünde herhangi bir engel de yok. Albümle ilgili yorumları okudukça beklentilerini aşağıya çeken benim gibi biri için üçlüden son olarak duymaktan mutlu olacağımız melodilere sahip.

The Lost Art Of Conversation – Kayıp Konuşma Sanatı. Floyd’un en çok kazanıp kaybettiği şey. Yine karşılıklı Rick synth klavyesi ve piyanosuna yine Gilmour dokunuşları hafif caz havalarına sahip. Rick yaşasaydı elbette bunları böyle bırakmazdı.

Böylece tanıtım videosunda yer alan Astoria görüntülerinin altındaPink Floyd duyduğumuz On Noodle Street’e giriyor. Çok basit, zayıf bas rifi ve tonu ile bu parça Roger Waters’ın en gerektiği yer gibi duruyor.

Parçaların çok kısa oluşları sanırım demo olarak kalmalarından ötürü. Sırada Night Light var. Albümün başından beri kullandığı akustik gitar efekti ve ebow’u ile tekrar Gilmour bir şeyler çalıyor.

Allons-Y(1) (Alonzi okunuyor)’nin delayli gitarları Run Like Hell sevenleri mutlu edecek türden. Üstüne çaldığı lap steel gitarı yakıştıramasam da iki ayrı gitar tonundan sololar.

Derken altta bant gürültüsüyle duyulan 1968’de Royal Albert Hall’da Rick Wright’ın çaldığı org’u duyuyoruz. Çaldıkları fena olmasa da asıl amacın onların kaybolup gitmesini önlemek olduğu çok belli.

Allons-Y (2) tekrar. Bu kez lap steel gitarı yerine iki benzer gitar tonu karşılıklı solo atıyor.

Talkin’ Hawkin’ yumuşak davullu ve yine karşılıklı lap steel gitar tonları üzerine Gilmour’un strat sololarıyla süslenmiş. Bu sırada Stephen Hawking’in sesini duyuyoruz. Back vokaller yoğun olarak kullanılmış. Albümün turnesinin yapılmaması iyi olmuş zira bu parçalar bittikten sonraki alkışlar klasik Floyd parçalarının yanında çok sönük kalacaklardı. Birden biten müziğin yerine atmosferik sesler parçayı tamamlıyor.

Pink Floyd 1994İlk kez müzik ve sesler tamamen susarak Calling parçası başlıyor. Güçlü bir patlamayla giren gergin synthlerle dolu saf Rick atmosferine sahip. Arka planda patlamalar arasında Gilmour gitarı tekrar duyuluyor. Bu parça için en çok söylenebilecek şey Vangelis’in pek çok parçasında özellikle de film müziklerinde rastlanacak bir havası olduğu. İkisi de Yunan sularında dolaşan klavyeci, normal belki de.

Eyes To Pearls, Gilmour’un clean gitar tonuyla çaldığı basit akorların üstüne Nick’in davuluyla yaptığı basit ataklar eşlik ediyor. One Of These Days’deki zilli geçişleri hatırlatan geçişler var.

Surfacing, The Division Bell’den Poles Apart havasıyla akustik gitarlarla giriş yapıyor. Son bölümde düşen etkileyiciliği biraz kurtarır havada güzel vokallerle desteklenmiş. Gilmour parçanın her yerinde çalmayıp biraz boşluklar verseymiş daha iyi olurmuş ama işte kurt kocayınca böyle çakalların maskarası olurmuş. Bu seslerle artık bildiğimiz son parçaya giriyoruz Louder Than Words.

Toparlamak gerekirse bu albümü dinlerken aklınızda sürekli şu fikir olmalı, Rick’e zamanında pek gösterilmeyen saygının albümü. Onun bıraktıklarını değerlendirmek ve Floyd’u birden bitirmek yerine toprağa gömülüşünde çalınacak sesler olarak nitelendirilebilir. Elbette Pink Floyd Louder Than Words, elbette Floyd bundan çok daha fazlası, High Hopes ile biten, Two Suns In The Sunset ile biten çok daha fazlasıydı. Bu albüm ise limandan ayrılan büyük gemiye sallanan el.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

6 Kasım 2014 tarihinde The Endless River içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 4 Yorum.

  1. Teşekkürler, Pink Floyd’u anlamış birisi olarak yorumlarınız çok hoşuma gitti.. Dinlerken yol gösterecek

    Beğen

  2. Cemal Deniz

    albumu sonunda dinleme firsatina ulastim. muzikseverlerin cok degerli abisi, muzik baba olarak andigimiz sevgili okan abinin yaptigi album analizine ek olarak birseyler eklemek gerekirse hadi begenip begenmemeyle alakali yorumumuzu kendimize saklayalim ama gozlemlerimizi paylasalim.
    bu yeni album sureci icerisinde kendi aramizda yaptigimiz fikir alisverislerinde de zaten altini ciziyorduk, albumdeki son parcayida dinledikten sonra ben sahsen emin olmus oldum. bu albumun herhangir bir ticari kaygisinin olmamasinin yani sira, david gilmour un, hadi pink floyd albumuyse soyle olsun, dunyayi sallasin, herkes bunu konussun vs. gibi populerlik kaygilarinin olmamasi bir yana, albumun begenip begenilmemesi veya kritiklerden elestireler almasi, iyi yada kotu. bunlarin davi gilmour un umrunda oldugunu dusunmuyorum, zamaninda abd turnesi yapmasi karsiliginda kendisine 150 milyon dolar teklif edilen ama olmam gerekenden daha fazla unlu olmaya basladim diye gerekce sunup bu teklifi reddeden bir adamdan bahsediyoruz,
    album sanki bir puzzle in son parcasi gibi. pink floyd hikayesinden kesinlikle siritmamakta hatta guzel bir final. tamamen rick e bir saygi durusu.okan abininde dedigi gibi yapilis amacina gore tam puan.
    ama sunlari belirtmek icab eder ki, cok onemli bir nokta bana gore, pink floyd un bu albumu cikaracagi ilk kez duyuldugundan beri herkeste bir the wall, dark side beklentileri olustu. yeni albumun bu beklentileri karsilamamasi bir yana, yapilis amacida bu degil. hatta bu album, su ana kadar pink floyd un yaptigi albumler arasinda buna db de dahil, farkli klasmanda, o nedenle karsilastirma yapmak yanlis olur. ama sahsen benim fikrime gore bu albume en yakin floyd albumu `the more` dur.
    muzikal olarak albumu incelersek. pink floyd tarihine atifta bulunan bir acilisa sahip album, rick ve david in arka plan konusmalariyla , spacy sesler esliginda geciyor ilk parca. guzel alisilmis bir pink floyd album acilisi.
    albumun 2. parcasi. its what we do, benim sahsen en cok begendigim parca. shine on u andirmasi bir yana ritimlerideayni. 12/8. ayni zamanda louder than words ile birlikte albumun en uzun parcasi.
    albumun ilk sarkilarinda benim dikkatimi ceken unsurlardan bir tanesi nick in son derece on planda olustu. bu albumdeki davullarin division bell den daha on planda oldugu kanisindayim. ozellikle albumun 4. sarkisi sum, bir davul solo gibi adeta. 5. parca skins dede ayni sekilde.
    albumde atmosferik sesler cok iyi duzenlenmis ve cok yerinde kullanilmis. albumun 8. parcasi the lost art of conversation da kullanilan yagmur efekti cok yerinde, rick in jazz akorlariyla beraber cok ayri bir hava olusturuyor.
    9. parca on noodle street, roger in heralde nick tarafindan dinletildiginde albumdeki en sevecegi parca. cunku kendi solo albumlerinde kullandigi sound un aynisi resmen. albumde cok saglam melodiler ve ruhu yakalayabilmis, sizi baska bir havaya sokan cok iyi parcalar var yalniz bana gore bu sarkilarin kisa olusu, bizim acimizdan bir dezavantaj. lambadan cin cikip the endless river in hakkinda tek dilegin nedir diye sorsa heralde parcalarin daha uzun olmasi diye yanit verirdim.
    14. parca talkin hawkin, benim its what we do dan sonra en cok ilgimi ceken parca oldu. tam bir pink floyd ruhu. ve pink floyd un her zaman altini cizdigi gibi konusmanin, iletisim kurmanin onemi.
    albumdeki her parca icin ayri parantezler cikip dogru analizler yapmak icin epey zaman olacak. her pink floyd albumu gibi bir kerede dinlenip anlasilacak bir album degil. zamanla alismak icab eder. daha saglikliki yorumlar yapmamiz icin biraz daha zaman gecmesi gerekecek. saglicakla kalin.

    Beğen

  3. gerçekten çok ama çok güzel bir albüm mükemmel ötesi 10 saattir dinliyorum inanılmaz bir bağımlılık yaptı tutku,aşk,huzurdur pink floyd bilen bilir.

    Beğen

  1. Geri bildirim: The Endless River | pink floyd türk

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: