Bir Floyd Biyografi Yorumu by nihilist bakkal

Özet İle Pink Floyd

Buralar torunlara kalacak.
yıl 1964
müzik duvarında bulunan eksik tuğlayı tamamlaması için geldiler.

kuşkusuz müzik tarihinin gelmiş geçmiş en önemli grubudur pink floyd. gerek benzer tarzda olsun olmasın kendi döneminde ve kendisinden sonra müziğin evrimine yön vermiş, kilometre taşı grubudur pink floyd.

peki nedir pink floyd’u bu kadar farklı yapan?

müzikal tarihe space-rock kavramını kazandırdılar. kullandıkları elektronik öğeler, özel sahne şovları -ki hele hele syd döneminde çok sıkça yapılan ışık oyunları, felsefik sözlerle birleşince saykodelik müzikte yeni bir dönem açılmış oldu.

grubun temelleri hepinizce malum 1964 yılında bas gitarist roger waters tarafından atıldı. lise arkadaşları gitarist rado klose, baterist nick mason ve klavyeci richard wright ile bir araya gelerek blues-folk temelli bir müziği icra etmeye başladılar.

grup bir çok kez isim evrimine uğradı…

sigma 6, the megadeaths, tea set, abdabs, architectural abdabs, screaming abdabs gibi isimlerden sonra grup, 1965 yılında gitarist ve vokalist syd barrett’ın * gruba katılımıyla neredeyse hiç tanınmayan iki country müzisyeninin ismini birleştirdi. pink anderson ve floyd council’in isimlerini birleştirdi.

ve grup pink floyd adını aldı. 

syd barrett ismine dikkat etmenizi söylemiştim yukarıda. evet. bu isim pink floyd’un bugünlere gelmesinin en önemli nedenidir zira.

syd barrett’ın gelişiyle isim değişikliğinin yanı sıra ciddi anlamda bir tarz değişikliği oldu.

bu tarz değişikliğinden mütevellit gitarist rado klose demo çalışmalarından sonra gruptan ayrılma kararı aldı ve grubun saykodelik/progresif manadaki çekirdek kadrosu oluşmuş oldu.

klose’un tamamen ayrılmasıyla syd bir anlamda ipleri eline aldı ve grup hızla saykodelikliğe yaklaşmaya başladı. dönemin ingiliz yer altı kulüplerinde ses getirmeye başladılar.

syd barrett’ın astronomik efektler, uğultular, elektronik öğeler ve ekoların bol bol kullanıldığı saykodelik deneysel parçalar ingiliz gençlerinin o dönem ki psikolojisini bir nebze olsun yansıttığı için oldukça tutulmaktaydı.

hiç bir parça kayıtları yok iken 1966 yılında peter whitehead’in tonite let’s all make love in london belgeseli için interstellar overdrive ve nick’s boogie adında iki parça yaptılar.

interstellar overdrive kimileri için tam bir deliliğe delaletti, zira parça enstrümantal bir parçaydı ve syd sadece tek nota üzerine yazmıştı gitarları.

her ne kadar bu parçalar belgeselde yer almasa bile pink floyd’un sükse yapmasına neden oldu ve 1967 yılında emi etiketiyle ilk single’ları arnold layne ve see emily play yayınlandı ve grup ingiliz listelerine hızlı bir giriş yaptı.

bu hızlı ilerleme ilk televizyon programının da kapısını açtı ve grup 1967 haziran’ında top of the pops’ta yer aldı.

ilk iki single’larının hemen ardından aynı yıl içerisinde ilk albümleri olan the piper at the gates of dawn’ı yayınlayan grup, ingiliz ekolü saykodelik müziğin başlangıçını yaptı.

albümde yer alan tüm parçalar syd barrett’a aitti. barret’ın sözlerinde sürrealizm ve bir çocuksuluk hakimdi. bunun nedeni hepinizce aşina olan lsd ve kahvesine asit atması.

interstellar overdrive, the scarecrow ve the gnome gibi parçalar büyük sükse yapmıştır. ayrıca albümde kullanılan eko ve tape-editing yöntemleri müzik teknolojisinin büyük ölçüde gelişmesine yol açtı.

ingiltere listelerini alt üst eden albüm, avrupa ve amerika’da ses getiremese bile jimi hendrix’in turnesinde alt grup olma fırsatını kazandırdı.

70’li yıllara doğru grubun popülaritesi artınca syd barrett yeni bir takım psikolojik sorunlarla karşılaşmaya başladı. 

şan, şöhret ve bunların yanı sıra gittikçe büyüyen sorumluluklar syd barrett’ı yıpratıyor, onu ezmeye başlıyordu.

syd barrett aşırı bir lsd kullanıcısıydı, akıl sağlığı bu sorunlarla beraber lsd etkisi ile iyice bozulmaya başladı. barrett stüdyoda dengesiz ve kontrolsüz davranışlar sergilemeye başladı. bazen çok hırçın, bazen çok sakin davranmaya başladı.

bir çok konserin ortasında çalmayı bırakarak boşluğa dalması ya da çaldıkları parçalardan tamamen alakasız bir şeyler çalıyordu. syd’in davranışları kontrolden çıkmaya başlayında david gilmour’da gruba dahil oldu. 1968 yılında syd’li son konsere kadar grup 5 kişi olarak yola devam etti.

akli dengesi bozulan syd barrett bir süre grup için şarkı yazmaya devam etse bile o dönem içerisinde yazdığı parçalar bulunduğu ruh halini yansıtır nitelikte, karmaşık, saykodelikliğin ötesinde deliliğe varan melodi ve sözlere sahiptir.

pink floyd zor bir karar alarak 1968 yılında syd barrett’la yollarını ayırdı. o dönem ki prodüktörler peter jenner ve andrew king’in syd’le çalışmak istemesi üzerine grup yalnız kaldı.

grup bir dönem için ingiltere’de unutulmaya başlandı, kuşkusuz bu dahi çocuk syd barrett’ın gitmesi yüzünden. işte pink floyd bu özelliği ile müzik tarihinin en büyük istisnası oldu.

akli dengesini iyice yitiren syd barrett müzik eleştirmenleri tarafından vasat olarak görülen, fakat floydianlar tarafından ayrı bir yerde tutulan iki solo albüm; the madcap laughs ve barrett adlı albümlerden sonra doğduğu; hatta grup üyelerinin doğum yeri olan cambridge’de inzivaya çekildi.

pink floyd, bu sıralarda toparlanmaya çalışıyordu.

grubun yeni menajeri steve o’rourke olmuştu. 2003’te ölene dek pink floyd’un yanında kalan sadık bir isimdi o’rourke.

1968-1972 yılları pink floyd’un tam aradığı tarzı bulduğu yıllar olmuştu. söz yazarı, solo gitarist ve 1. vokal syd barrett’ın ayrılması üzerine nick mason dışındaki herkes, yani roger waters, david gilmour ve richard wright bu görevleri kendi aralarında paylaştılar. ilk başta vokaller dönüşümlü olarak yapılıyordu fakat bu görevi daha sonra david gilmour üstlendi. richard ve roger back vokal yaptı.

roger waters bas gitar tonlarında, pes caz melodiler kullanıp, lirik konusunda sembolist sözler yazarken, gilmour blues tonlarında gitar tonları ile, wright saykodelik atmosferdeki klavye tonları ile, mason ile bütün bu müzikal sentezi yakalarcasına yazdığı karmaşık fakat bir o kadar da düzgün olan davul partisyonları yazıyordu.

pink floyd ikinci albümü olan a saucerful of secrets’ı binbir zorluk içerisinde 1968 yılında yayınladı. jugband blues, remember a day, set the controls for the heart of the sun gibi parçaların yer aldığı albümün kilit parçası kuşkusuz ummagumma oldu. syd’ın gitmesine karşın grup saykodelik çizgiden tam anlamıyla çıkmamış, daha düzenli bir saykodelik albüm ortaya çıkarmıştır.

1969 yılında yönetmen barbet schroeder’in more isimli filminin müziklerini yapan grup, aynı yıl filmde şarkıların yer aldığı soundtrack from the film more adlı albümü yayınladı.

albüm ingiltere listelerinde ilk 10’a girerken, amerikan listelerinde geride kaldı.

aynı yıl içerisinde iki disklik ummagumma isimli albüm yayınlandı. albüm canlı kayıtlardan ve grup üyelerinin deneysel nitelikte olan parçalarından oluşuyordu.

zira albümde yer alan “several species of small fury animals gathered together in a cave and grooving with a pict” adlı parça roger waters’ın efektler ile sesinin farklı hızlarda kaydedilmesinden oluşan bir parça idi.

grantchester meadows, sysyphus, the narrow way, the grand vizier’s garden party dönemin eleştirmenleri tarafından çok beğenilirken; albüm ingiltere listelerinde 5 numaraya kadar çıktı.

atom heart mother adlı albüm 1970 yılında çıktı ve pink floyd’un bir orkestrayla kaydettiği ilk albüm oldu. ron geesin ile çalışan pink floyd, albümün adını son anda bir gazete haberinden esinlenerek koydu. kapak tasarımı ise storm thorgerson’a ait idi. andy warhol’un inek temalı duvar kağıdından etkilenerek albüm kapağına inek fotoğrafını uygun gördü.

grubun hiç bir akım ya da tarzla sınırlı kalmama isteğini yansıtmak istediğini söyleyen thorgerson, bu yüzden albümün içerisinde dinleyicileri neyin beklediği hakkında en ufak bir ipucu bile vermeyen bu tasarımı tercih etti.

albümün b tarafında albümle aynı ismi taşıyan 23 dakikalık bir rock-orkestra parçası; diğer tarafında ise tüm grup elemanlarının solo parçaları; roger waters’ın folk-rock tarzındaki if’i, gilmour’un blues tarzındaki fat old sun’ı, rick’in nostalji yaptığı summer 68’i yer alıyordu.

albüm ingiliz listelerinde liste başı, amerikan listelerinde 55 numaraya yerleşse bile eleştirmenler albümü beğenmemiştir.

öyle ki yıllar sonra gilmour albümü bir çöplük olarak nitelerken, waters’da çöpe atılıp kimse dinlemese bile umursamayacağını söyledi.

albümden sonra relics adlı bir toplama albüm yayınladı pink floyd. bu albümde b-tarafı parçalara ve eski kayıtlara yer verdi.

….

70’li yıllar… pink floyd’un altın çağı. 

pink floyd saykodelik tarzını bir nevi değiştirerek yeni bir senteze gitmiş, daha progresif hatta tanımlanamayacak bir müzik yapmaya başlamıştı.

70’li yılların ilk yarısına damgasını vuran ve bugün dünya’nın herhangi bir yerinde, her an dinlenn dark side of the moon ve wish you were here albümlerinde waters’ın basları, gilmour’un blues gitarları ve wright’ın armonik-atmosferik klavyeleri mükemmel uyumu yakalamıştı.

1971 yılında meddle adlı albümü yayınlayan grup, müzikal açıdan olgunluk dönemindeydi.

albümün b-tarafında yer alan echoes tüm progresif ve saykodelik parçaların atası olarak görülmektedir. yaklaşık 23 dakika olan parça, floydianlar tarafından en çok sevilen ayrı yerde tutulan bir parçadır.

bunun nedeni saykodelik/progresif öğelerin yoğunluğu ve sözler kuşkusuz. parça waters tarafından müzikal şiir olarak tanımlanıyordu.

albüm, ilk dönem pink floyd çizgisini devam ettirirken, atom heart mother’ın orkestrasyonundan uzaktı. one of these days, fearless ve a pillow of winds gibi parçalar oldukça sükse yaratırken, grubun bateristi nick mason, meddle’ı ilk pink floyd albümü olarak nitelendiriyordu.

meddle’ı takiben obscured by clouds adlı albüm yayınlandı. amerika’da ilk kez ilk 50 içersine giren bu albüm, barbet schroeder’in bir başka filmi la vallee için yapılmıştı. albümdeki şarkı sözleri, ileriki dönemlerde pink floyd parçalarında ağırlığını hissettirecek konulara değinmesi açısından oldukça mühimdi.

waters’ın babasının 2. dünya savaşı’nda ölmesi, yalnızlık, ümitsizlik, karamsarlık, zamanın hızlı geçmesi albümde yer alan free four, wot’s… uh the deal? ve childhood’s end parçalarında ele alınan konulardı.

….

ve 1973. pink floyd için dönüm noktası… 

hiç bir zaman parçaya odaklı olmayan pink floyd 1968 yılından bu yana single yayınlamıyordu fakat dark side of the moon albümünden çıkan money adlı single ingiltere’de liste başı olmuştu.

dark side of the moon, grubun amerika’da liste başı olan ilk albüm olmanın yanı sıra bugüne kadar dünyada 40 milyon kopyafan fazla satış yaparak gelmiş geçmiş en çok satan albümlerden biri oldu.

billboard 200 listesinde 741 hafta boyunca kalan albüm bir rekora da imza atmış oldu. bugün albüm, her an, dünya’nın herhangi bir yerinde dinleniyor.

albümde grubun çizgisinde saksafon partisyonları ve feminen vokaller oldukça önemli bir yere sahipti.

money, time, breathe ve clare torry’nin büyük katkısı olan the great gig in the sky parçaları günlük hayatın insanın üzerinde yarattığı baskılara değinmekte idi.

us and them parçası savaşın ve şiddetin abesliğini konu alırken, brain damage deliliğe -bilakis syd barrett’a ithafen yazılmış bir parça idi.

dark side of the moon’un un yapım sürecinde değinilecek bir sürü konu listesi çıkaran grup üyeleri bunları daha sonraki albümlerinde de değerlendirdi.

grubun tavan yapan popüleritesini paraya çevirmek isteyen plak şirketleri the piper at the gates of dawn ve a saucerful of secrets albümlerini a nice pair adlı toplamayla tekrar yayınladı.

pink floyd’un ilk konser filmi live at pompeii’de bu dönemde yayınlandı.

konser albümü tanımını bozan etkenler vardı zira dinleyici olarak film ekibi ve grubun teknik ekibinden başka seyirci yoktu.

dark side of the moon’un muhteşem başarısından sonra grup üyeleri bu başarıyı sürdürmek için çeşitli denemleer yapmaya başladı.

household objects adlı proje üzerinde çalışan grup, evde bulunan mikser, şarap kadehi, iki sandalye arasına gerilmiş plastik teller gibi aletlerle müzik yapmaya başladı. ancak normal müzik aletleri çalmanın çok daha kolay olduğuna karar veren grup projeyi rafa kaldırsa da bu kayıtlardan bazıları sonraki albümlerinde kullanıldı.

1975 yılında yayınlanan ve bugün en çok sevilen pink floyd albümleri arasında yer alan wish you were here, genel olarak özlem ve yokluk kavramlarının üzerinde duruyordu. müzik endüstrisinde insanın yokluğu ve en önemlisi syd barrett’ın yokluğu…

welcome to the machine ve have a cigar parçalarında müzik endüstrisi eleştiriliyordu. wish you were here ve dokuz bölümlük shine on you crazy diamond parçaları ise syd barrett’a ithafen yazılmıştı.

albüm kayıtları sırasında duygusal bir olay yaşandı ve aniden syd barrett stüdyoya geldi. syd, tanınmayacak bir haldeydi. saçlarını, kaşlarını ve sakallarını kesen syd, kilo almıştı.

grup elemanlarına “gitar kayıtlarına ne zaman başlıyoruz?” demesi üzerine, grup elemanlarının tanımadığı bu adamın syd olduğu anlaşılınca grup gözyaşlarına boğuldu. bu hüzünlü anı, bbc’nin “syd barrett: crazy diamond” belgeselinde de ayrıntılı olarak yer aldı.

bütün bu süreçte pink floyd’un eserleri üzerinde waters’ın etkisi gitgide daha ağır basmaya başladı. bu dönemde grubun müziği waters’ın sözlerinin gölgesinde kalmaya başladı. şarkı sözlerinde ise waters’ın babasının 2. dünya savaşı sırasında ölümü ve dönemin politikacılarına duyduğu öfke ağır basıyordu. bu anlamda grup bir protest grup olarak bile görülmeye başlamıştı.

1977 yılında yayınlanan animals adlı albüm diğer pink floyd albümlerine nazaran daha fazla gitar ağırlıklı olsa da, eleştirmenler rock kültüründen uzaklaşmakla suçladı.

bu albümde konsept bir albümdü. george orwell’ın animal farm kitabından esinlenerek yazılmıştı ve modern toplum içerisindeki bireyler için domuz, köpek ve koyun metaforları kullanılıyordu.

önceki albümlerinde kullanılan saksafon partisyonları ve feminen vokaller bu albümde eksikliğini hissettiriyordu ve bu durum çok daha sert bir sound yaratmıştı. bu nedenle albüm kimi eleştirmenler tarafından hor görülse de bir kısım eleştirmen de aynı sebeplerden dolayı albümü alkışladı. albümün kapağında yer alan dev şişme domuz ise pink floyd’un muhteşem sahne şovlarında da kullanılmaya başlandı.

1978 yılında vergi sorunları nedeniyle ingiltere’den ayrılan grup 1979’da toparlandı.

ayrı projelere yoğunlaşsa da üyeler, waters’ın ayrı bir projesi vardı. ve bu proje belki de pink floyd ile özdeşleşecekti.

the wall 

verdikleri bir konser sırasında sürekli şarkı isteyen bir dinleyicinin çığlıkları üzerine gilmour’un tükürmesi; grup ve dinleyiciler arasındaki duvaırn, waters’ın zihninde ortaya çıkmasına neden oldu. waters, yalnızlık ve iletişimsizliğin ördüğü duvar fikrini müzik tarihinin en önemli albümlerinden birisine dönüştürmeyi başardı.

another brick in the wall, comfortably numb, hey you, run like hell, goodbye blue sky gibi parçaların yer aldığı albüm, müzik tarihini değiştiren bir kilometre taşı oldu.

albümün yapım sürecinde totaliterliğini arttıran waters, wright ile sık sık tartışıyordu ve bunun üzerine wright gruptan ayrıldı. ancak artık grubun resmi bir üyesi olmamasına rağmen albümün kayıtlarında ve konserlerde ücretli müzisyen olarak çalışmaya devam etti.

wright’ın ücretli müzisyen statüsü grubun görkemli ama bir o kadar da masraflı turnesi olan the wall’dan para kazanan tek müzisyen olmasını sağladı. grubun resmi üyeleri ise turneyi masraflı olduğu ve zarar ettikleri gereçkesiyle yarıda kesti. duvar’ın bu kadar masraflı olmasının nedeni, en başından beri pink floyd’un özenli çalımasının bir sonucuydu.

pink floyd’un konserleri müzikal ziyafetin yanı sıra birer görsel şölendi. lazerler, ışık şovları, görsel öğeler pink floyd’u arka plana bile atıyordu bazen.

öyle ki grubun canlı performansı standartları yukarı çekti. pink floyd konserlerinde en önemli görsel öğe ışık şovlarıydı. ilk zamanlardan beri yanıp sönen, renkli, loş ışıkları sahne şovlarında kullanıyorlardı.

doktorlar syd’in deliliğini bu şovlara bile bağlıyordu… 

sahne şovu olarak kullandıkları bir diğer ana öge dev ekrandı. ilk kez dark side of the moon turnesinde kullanılan bu ekran daha sonra pink floyd’un vazgeçilmez öğesi oldu. grup, her performansı için özel film ve animasyonlar hazırlıyordu. dark side of the moon turnesinde kullanılan büyük disko topları, division bell turnesinde 25 metre yüksekliğe kadar ulaştı.

grup sahne şovlarında ışık ve ekranlarla yetinmedi. 1973 yılında dark side of the moon turnesi, müzik tarihinde efsaneleşmiş bir performansa sahne oldu. konser sırasında dev bir model uçak seyircilerin üzerinden uçurarak sahne çarptırıldı ve patlattı. gelmiş geçmiş en sıradışı ve dudak uçuklatıcı şov olarak görülen bu olay the wall ve division bell turnelerinde de tekrarlandı. 1977 yılında animals turnesinde dev bir domuz balonu uçuruldu, bazı şovlarda bu dev balon propan gazı ile doldurulup havada patlatılıyordu. the wall turnesinde balonların kullanımı doruğa ulaşmıştı…

pink floyd’un en muhteşem şovuna kuşkusuz the wall turnesi sahne oldu. konserin başında sahnenin önüne örülmeye başlanan duvar, 49 metre genişliğe ve 11 metre yüksekliğe ulaşıyordu. konserin sonunda ise muhteşem ses ve ışık efektleri eşliğinde duvar yıkılıyordu. bu şov tartışmasız tüm zamanların en muhteşem sahne şovuydu…

grup, görselliğe verdiği önemi 1982 yılında yayınladığı the wall filmiyle pekiştirdi. waters’ın yazdığı filmi alan parker yönetti. filmde the wall’daki tüm parçalar yer alıyordu. animasyonları karikatürist gerald scarfe yaptı. filmde pink floyd adlı bir adamın ördüğü bir duvarın arkasında saklanarak toplumdan ve yaşamdan soyutlanması anlatılıyordu. filmde waters’ın kişisel hayatına ve syd barrett’a yapılan göndermeler yer alıyordu. -ki pink floyd karakteri syd barrett’ın ta kendisidir.

1983 yılında çıkan the final cut, waters’ın babasına adanmıştı. albümde grubun artık klasikleşmiş konularının yanı sıra, ingiltere’nin savaş politikaları da ele alınıyordu. roger waters grup üzerindeki hakimiyetini ilan etmiş, tüm parçalar ona aitti. the fletcher memorial home, two suns in the sunset ve not now john gibi şarkıların yer aldığı albümün çizgisi the wall’a benzese de daha sakin sayılırdı

ingiltere listelerinde 1 numara olan albüm, eleştirmenler tarafından da alkışlandı. gelgelelim “the final cut”ın yapım sürecinde waters ve gilmour arasındaki çatışma iyice tırmanmıştı. gilmour, waters’ın sosyal ve politik açıdan eleştirel sözlerine fon müziği gibi müzik yaptığını ama kendisinin kaliteli müzik yapmak arzusunda olduğunu söylerken, waters da yazdığı sosyal ve politik içerikli sözlerin öneminin grup arkadaşları tarafından anlaşılmadığını iddia ediyordu.

albüm avrupa listelerinde 1 numaraya kadar yükseldi, eleştirmenler albümü beğendi. fakat olumsuz bir şeyler vardı. the final cut’ın yapım sürecinde waters ve gilmour arasındaki çatışma son noktaya ulaşmıştı. gilmour, waters’ın sosyal ve politik açıdan eleştirel sözlerine fon müziği yaptığını ama kendisinin kaliteli işler yapmak arzusunda olduğunu belirtirken, waters yazdığı sosyal ve protest içerikli sözlerin öneminin grup arkadaşları tarafından anlaşılmadığını iddia ediyordu.

final cut’dan sonra plak şirketi works adında derleme yayınladı. daha önce yayınlanmamış embryo gibi parçalar yayınlandı. grup dağılma yolunda iken herkes kendi solo albümleriyle uğraştı.

gilmour about face, waters the pros and cons of hitch hiking adlı albümlerini yayınlarken, rick fashion adlı bir grup kurmuştu. bütün bunlardan 1 yıl sonra nick mason profiles adlı albümü yayınladı.

artık eleştirmenler pink floyd’un sonu geldi yorumlarını yaparken 1985 yılında şok edici bir olay oldu ve waters gruptan ayrıldığını duyurdu. gilmour ve mason grubu tekrar toplamaya çalıştı. her ne kadar esas oğlanı kaybeden pink floyd’un artık miadını doldurduğu yorumları yapılsa bile pink floyd tekrar tabuları yıktı.

syd barrett’ın ardından yok olan fakat tekrar güçlenerek karşımıza çıkan, efsaneler yaratan grup, aynı şeyi waters’a yapıyordu.

gilmour ve mason’ın pink floyd ismini kullanmasına sıcak bakmayan waters dava açtı fakat davayı kaybetti ve bir sonraki pink floyd albümü olan a momentary lapse of reason, waters’sız yayınlandı.

waters’ın gruptan ayrılması grubun dışarıdan şarkı yazarlarının desteğine ihtiyaç duymasına yol açtı. bu durum grup hayranlarının tepkisini çekti.

albüm kayıtları sırasında rick gruba tekrar dahil oldu. pink floyd ruhu geri geldi yorumları yapılsa bile wright ve mason’ın şarkılara melodik desteğin dışında desteği yok denecek kadar azdı.

bir çok floyd hayranı ve eleştirmenler the final cut ne kadar waters’ın albümü ise, a momentary lapse of reason albümüde o kadar gilmour albümüdür yorumu yapılmaktadır.

1988 yılında grubun long island konserinden oluşan delicate sound of thunder isimli konser albümü yayınlandı. aynı yıl içerisinde la carrera panamericana adlı araba yarışı filminin müziklerini yaptılar. filmde kullanılan otomobil yarışı sesleri kaydedilirken gilmour ve menajer o’rourke ufak bir kaza geçirdiler fakat sesler kaydedilmişti.

1992 yılında shine on adlı toplama yayınlandı. bu toplama diğerlerine nazaran daha farklıydı. dokuz diskten oluşmaktaydı. a saucerful of secrets’dan a momentary lapse of reason’a kadar, the final cut haricinde tüm albümler bu sette yer alıyordu.

çanlar çalmaya başlamıştı.

a momentary lapse of reason’dan sonra ilk stüdyo albümü 1994 yılında yayınlandı. the division bell, gilmour albümü değil bir pink floyd albümüydü. grubun ruhunu yansıtan son albümü idi.

rick resmi olarak gruba katılmıştı, mason’la beraber bir çok parçada imzası bulunuyordu. eleştirmenler albümü fazla pop’a yakın olduğu için eleştirse bile her pink floyd hayranı için bu albümün ayrı bir yeri vardır. uzun haftalar boyu dünya listelerinde 1 numara olan 2. pink floyd albümü oldu.

division bell, diğer pink floyd albümleri gibi bir konsept albümdü ve the wall’da işlenen konuları ele alıyordu.

high hopes gibi bir parça vardır ki -gelmiş geçmiş en derin pink floyd parçaları arasında yer alır. grubun tarihini özetler müzikal bir dil ile.

division bell’den sonra, 1995 yılında konser albümü olan pulse yayınlandı. albüm pek çok formatta yayınlandı, 2006 yılında dvd’si raflarda yer aldı.

marooned parçası aynı yıl en iyi enstrümantal rock performansı dalında gruba ilk ve tek grammy ödülünü getirdi. bu tarihten sonra ise grup üyeleri birkaç derleme ve konser albümü dışında herhangi bir albüm ya da turne yapmadan, solo projelerine yöneldiler.

2000 yılında grubun 1980-81 yılları arasında verdiği konserlerden oluşan is there anybody out there? the wall live 1980-81 albümü ve bir yıl sonra best of olan 2 disklik echoes albümü yayınlandı.

2003 yılında grubu zor döneminden kurtaran menajerleri steve o’rourke yaşamını yitirdi. gilmour, mason ve wright cenazede bir araya geldi.

2004 yılında nick mason’ın inside out: a personal history of pink floyd adlı kitabı yayınlandı.

2005 yılında ise tüm eleştirmenleri şaşırtan, olmaz denilen oldu. ve pink floyd yeniden tabuları yıkarak live 8 konserine tüm üyeleriyle çıktı. performansın sonunda sarılıp barışmaları ise müzik tarihinin unutulmaz bir anı olurken yeni bir pink floyd albümü veya yeni bir pink floyd turnesi umutlarını canlandırdı.

fakat pink floyd herkesi üzmüş ve üyeler solo çalışmalarına devam etmişlerdir.

7 temmuz 2006’da deli dahi çocuk syd barrett, inzivaya çekildiği cambridge’teki evinde pankreas kanserinden hayatını kaybetti.

grubun sakin elemanı richard wright ise 15 eylül 2008’de yine kansere yenik düşerek hayat sahnesinden çekildi.

2005’te buluşan bu ilahlar için artık böylesine bir buluşmanın ihtimali bile yok. belki cennette dinleriz.

pink floyd: cennette sonsuz sesler

ve tanrı bize onları gönderdi duvardaki eksik tuğlayı tamamlamarı için. onlar bu görevi en iyi şekilde yerine getirdi.

teşekkürler dünya’nın en muhteşem grubu!

“child is grown, dream is gone.”

yıl 2011

http://kahtalinice.tumblr.com/post/5047875495

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

24 Ocak 2014 tarihinde Merak Edilenler, Pink Floyd Klasörü, Yeni Başlayanlar İçin içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumlar kapalı.

%d blogcu bunu beğendi: