40. Yılında Dark Side of The Moon Hakkında 40 Bilgi

Elbette hemen hepiniz Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünün her sözünü değil her kalp atışını, her saat tiktak’ını ve para kasesi sesini ezberlemişsinizdir. Fakat ne kadarımız 40. yılını kutlayan bu mihenk taşı albümünün arka tarafını gerçekten biliyordur?

70li yılların bu önde gelen albümünün 40. yılını kutlamak için bilmeniz gerektiğini düşündüğümüz 40 şeyi sizlere sıraladık. 1970lerin bu en önemli rock albümlerinden birinin 40. yılını kutlamak için işte size Dark Side hakkında bilmeniz gereken 40 detay bilgi. Önce ikon haline gelen albüm kapağından başlayalım mı?

 

Grup üyelerinin albüm kapağı hakkında karar vermeleri 3 dakika sürdü. Tasarımcı Storm Thorgerson albümün kayıtları sırasında onlara Abbey Road stüdyolarında yedi farklı tasarı sundu. Grup içeri geldi ve hepsine bakıp “işte bu” diye prizmalı tasarımı işaret ettiler.  Hepsi üç dakika sürdü. 2011 deluxe kutusunda Thorgerson 2003 yılındaki söyleşisinde söyledikleri yer aldı: “Başka bir seçenek için onları ikna etmek mümkün olmadı hatta ne açıklama yapmam gerekti ne de nasıl görüneceğini anlatmam. Kayıtlara geri dönmeliyiz deyip gittiler” diye hatırlıyor.

Kabul edilmeyen bir dizayn daha sonra popüler olan Marvel çizgi roman kahramanı oldu. Kapağı Silver Surfer olan bir albüm için onay vermiş olsalar nasıl düşünebileceğimizi hayal etmesi zor değil.

Grup, kapaklarda kendi fotoğrafları olmasından hep nefret ederdi. David Gilmour Rolling Stone dergisine 2003 yılında verdiği söyleşide “Storm bize alternatifleri gösterdiğinde hepimiz şüphesiz “bu” diye gösterdik prizmayı. Mükemmel bir kapaktı. Ayrıca vitrinler de de harika görünecekti. Çayırda zıplayan dört kadın değildi en azından biz yoktuk.”

Rick Wright kapakta hiç bir şey olmamasını savunmuştu. Thorgerson Wright’in ona “Storm hadi söyle seninkilere benzemeyen birşey yap” dediğini bunun üzerine ona “Rick ben imaj yaparım grafik değil” dediğini hatırlıyor. Bunun üstüne Rick “neden bunu bir çaba olarak görmüyorsun ki” diyor.

Prizma Floyd’un abartılı sahne ışık şovlarından esinlenmişti. 30. yılı basımı için Thorgerson “Yansıtan cam prizma Pink Floyd’un konserlerinde kullandığı ışık düzenine bir gönderme idi” demişti. “Üçgen tutkunun sembolü olarak görülür. Albümdeki evren ve delilik üzerine eşit ağırlıklı sözler de bize piramit’leri akla getiren temalar içermekteydi. Spektrumun albüm kapağını baştan başa dolanması da albümdeki kalp atışlarının başında ve sonunda yer almasını simgeliyor.”

İnfra-red piramid posteri için tasarımcı Mısır’a gitti. Piramidler üçgendir. Fakat Thorgerson ayrıca albümün teması deliliğin, Firavunları fantastik yapıları sayesinde dünyadan gökyüzüne yükseltmesine ve cennete taşınmasında yardımcı olmayı amaçlayan piramitlerle olan ilişkisini de keşfetti. Bundan çılgın ne olabilirdi ki?

Üzerinde çalışıldığı sırada albümün başka bir adı vardı. Eclipse (A Piece for Assorted Lunatics – Çeşitli Deliler İçin Parça].

Başka bir ismi olmasının nedeni o sırada Dark Side of the Moon isimli başka bir albüm daha çıkmış olması. Medicine Head isimli beat grubu 1972 yılında aynı isimde bir albüm çıkardı ve Pink Floyd yeni albümlerinin adını bir süre değiştirdi. Ancak Medicine Head’ın albümü başarısız olunca eski adı yeniden gündeme geldi

7/4lük “Money” bu tempoda olan nadir hit şarkılardan. Roger Waters, David Gilmour hoşlanmadığı bir tuhaf ritm uyguladı. “Zaman zaman David’in ‘hayır bu yanlış dediği’ şeyleri yapardım.”diyor Waters Rolling Stone dergisine. Hep farklı bir vuruş daha olmalı diyordum. Bazı şarkılarımda ölçüler eksiktir. Ancak şarkının bir bölümünden sonra normal klasik ölçülere döner. Gilmour “gitar solosu kısmını 4/4 lük yaptık ancak ne yazık ki saksafoncu 7/4 ölçüde çalmak zorunda kaldı” demişti.

“Money” Booker T and the MGs’den mi alınma? Şarkının teması Waters’ın yazdığı blues teması olmasına rağmen, Gilmour parçanın enstrumental kısımlarına R&B etkisi katmıştı ve bir keresinde “Büyük bir Booker T fan’ıyım,” diyen Gilmour. “Gençken onun Green Onions albümünü almıştım. Ve önceki grubumla biz sahnede ‘Green Onions’ çalmıştık… Parçayla etkinin nereden geldiğini kimsenin anlamayacağı şekilde ekleyebileceğimizi düşünmüştüm. Ve bana göre işe yaradı. Temiz beyaz İngiliz mimarlık öğrencileri için funky biraz tuhaf bir düşünce.”

Açılış “parçası”, “Speak to Me,” bestesi için davulcu Nick Mason yazılması Waters’ın ısrarlı bir hediyesi gibiydi. “Ona bunu hediye ettim. Çünkü yaptığı hiçbir şey yoktu. Bir hediye gibiydi, O zaman doğruydu.”

2011 box set’indeki“Us and Them” albümden üç yıl önceki Zabriskie Point filminin müziğiydi. Antonioni’nin kaybı Dark Side’ın kazancı oldu. “Biz o parçayı Zabriskie Point‘deki karışıklık sahnesinde UCLA kampüsünde öğrencileri döven polis için devam eden şiddetle kontrast olacak bir yavaş bölüm olarak düşünmüştük” diyor Gilmour. “Antonioni bize : ‘(onu taklit ederek) Tam olarak istediğim ritm bu değil’ dediğinde onu anlayamadık.”

“Breathe” Waters’ın üç yıl önce yazdığı The Body dökümanterinde aynı adla yer alan bir şarkıdan türedi. Fakat iki Waters’ “Breathe” şarkısı isimleri ve ilk satırları dışında fazla birşey paylaşmazlar.

“Eclipse,”in en sonunda sağ kanalda Beatles’in “Ticket to Ride” bestesi duyulur. Parça biterken çok yüksek volümde dinlendiğinde orjinal versiyonlarında duyulur ancak bildiğimiz kadarıyla meşhur dörtlü bunun için herhangi bir telif istememiştir 🙂

Vokalist Clare Torry seslendirdiği “The Great Gig in the Sky,”dan 30 yıl sonra haklarını ve besteci ünvanını talep etti ve aldı. Anlaşmanın şartları açıklanmamasına rağmen 2005 yılından sonraki tüm basımlarda bestecilerden biri olarak ismi yazılmaya başladı. Kayıttan sonra kendisine pazar günü geldiği için normal ücretin iki katı olarak sadece 30 pound ödenmişti. Fakat yıllar içinde parçanın melodisine katkısının Rick Wright’ın enstrumantal altyapısı kadar önemli olduğuna ve bundan gelir elde edeceğini öğrendi. Neden bunca yıl beklediği sorusuna ise “senelerdir insanlar bana çeşitli defalar “bununla ilgili ne yapacaksın? deyip durdular. İlk baktığımda maliyetinin fazla olacağını görmüştüm. Diğer yandan da kariyerimin başlangıcıydı. Sorun yaratan olmak istememiştim. Şimdi emekli olduğuma göre yeniden düşündüm ve harekete geçtim.”

40 yıl boyunca duyduğunuz sesin aksine Clare Torry bir beyazdır. “Biz Madeleine Bell veya Doris Troy’u düşünüyorduk ve ilk olarak beyaz bir ev hanımını gördüğümüzde inanamadık” diyor Mojo dergisine Gilmour. “Sesini açışı istediğimiz kadar hızlı değildi ama neticede bildiğimiz ve sevdiğimiz ses haline dönüştü.”

“The Great Gig in the Sky”’ın orjinal halinde kadın vokali yerine dini sözler bulunuyordu. Grup parçayı kayıt etmeden önce bir yıl kadar enstrumantal olarak sahnede çaldılar. O dönemki adı “The Mortality Sequence” olarak geçiyordu ve  Efeslilerin kutsal kitabından BBC tarihcisi Malcolm Muggeridge’nin okuduğu bölümler vardı.

Torry’den istenen: herhangi bir söz olmadan bir kaç dakika şarkı söylemesi. Waters o günü, “Clare bir gün stüdyoya geldi ve biz ona dedik ki, “Söz yok, ve ölüm hakkında biraz şarkı söyleyeceksin.” Sanırım sadece bir kez kaydettik. Ve dedik ki “woow müthiş bitmiştir.” İşte senin 60 poundun.” (Claire ise bu parayı 30 pound olarak söyler)

Torry kayıt seansının çok kötü geçtiğini düşünür ve adını Kings Road’daki dükkanda plakta görene kadar kullanılmamış olduğundan emindir. “İçeri girdim ve kulaklığı taktım ve ‘Ooh-aah, baby, baby – yeah, yeah, yeah’ diye başladım diyor. Dediler ki, ‘Hayır, hayır – biz bunu istemiyoruz. Eğer böyle birşey isteseydik Doris Troy’u kullanırdık.’ ‘Daha uzun notalar kullan’ dediler… O zaman kendi kendime, ‘Gerçekten ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Belki de “Teşekkürler diyip bırakmalıyım” dediğimi hatırlıyorum. Fakat bı kaydı bırakmaktansa, ‘düşündüm ki belki de ben kendimi bir enstruman yerine koymalıyım.’ İkinci kez yapılan kaydın çok iyi olduğunu hatırlıyor fakat üçüncü kaydı kendisi durdurmuş, çünkü “kötü tınlamıştı” diyor. “Dedim ki, ‘Sanırım istediğinizi aldınız.’ Düşündüm ki arıtık cıyaklıyorum.” Abbey Road stüdyolarını başaramadığım bir deneyim olarak terk ettiğimi düşünüyordum. “Dürüst olmak gerekise yayınlanacağını hiç düşünmedim.” Fakat plak piyasaya çıktığında ismini üzerinde görmüştü.

Torry’i “Gig” parçasında vokal yapması için grubu ikna eden Alan Parsons’dur. Parsons “Light My Fire” şarkısının cover versiyonunda onu dinlediğini —her ne kadar Claire hayatında hiç bir Doors şarkısı söylemediğini iddia etse de – ve o yüzden gruba tavsiye ettiğini söyler. Telefon geldiği zaman Pink Floyd ile ilgili tek bildiği “See Emily Play,” şarkısıydı ve “beni hiç etkilemedi. Benim favori grubum değillerdi. Eğer Kinks olsalardı kendimi gökyüzünde hissederdim” diyor Torry.

Alan Parsons, grup o dönemin meşhur komedi programı Monty Python’s Flying Circus‘u izleme tutkusu nedeniyle dikkatleri dağıldığında rahatça fikirleri üzerinde çalışabildiğini söylüyor. Rolling Stone dergisine verdiği söyleşide “Sıklıkla onlar durup Monty Python izlerlerken beni kaba miksleri yapmam için bırakırlardı, üzerinde rahat çalışmam için bu çok sevindiriciydi.”

Alan Parsons ile Floyd üyeleri arasında geçen sürede bazı terslikler oldu. Alan Parsons Project grubuyla bir çok hit şarkı üreten sanatçı “sanırım onlar benim tüm kariyerimi Dark Side of the Moon üzerine kurduğumu düşündüler ki, haklı sebepleri de vardı,” diyor Parsons. Fakat “Hala zaman zaman uyanıp o kayıtlarında çok sayıda kişinin olmadığı halde milyonlar kazandılar” diye düşünüyorum. 2011 yılındaki boxset için Parsons’un o dönem yaptığı quadrofonik mix’i yeni bir ürün olarak kabul etmediler, dolayısıyla hiçbir şekilde katkıda bulunamadı. “Henüz hala bana bir kopya göndermiş değiller. Bu yaklaşık 40 yıldır böyle sürüyor. Pek çok vesileyle The Dark Side of the Moon kayıtlarındaki katkım tanınmıştır fakat hem grup hem de plak şirketi bana bununla ilgili herhangi bir jest yapmış değil.”

Albümün tamamlanmasından önce tümüyle kaçak olarak yayınlandı. Grup ilk olarak albümün tamamını Ocak 1972 yılındaki konserlerinde seslendirdiler fakat efektleri veren teyp cihazları bozuldu bu yüzden performansı “Money”den sonra kestiler. Daha sonraki bir kaç teknik problemden sonra üzerinde çalıştıkları hali 1972 yılı boyunca sahnelendi. Buna rağmen Ocak 1973 yılında albümün yayınlanma tarihinden iki ay öncesine kadar kayıtlara  devam ettiler. Şubat 1972 yılında İngiltere’de Rainbow Theatre baştan sonra çaldıkları hali o yılın en popüler bootleg plağı oldu.

Gelecekteki süper prodüktör Chris Thomas -muhtemelen Waters ve Gilmour arabulucusu olarak – miks aşamasına katıldı. 1993 yılındaki Guitar World dergisi söyleşisinde David Gilmour, Chris Thomas’ın Roger ile aralarındaki mikslerin nasıl yapılacağına dair tartışmalarını durdurması amacıyla getirildiğini hatırladı. Ben Dark Side‘ın daha büyük, yoğun, ve efektli olmasını istiyordum. Ancak Roger albümün daha efektsiz olmasını istiyordu. Sanırım o daha çok John Lennon’un [Plastic Ono Band]’ın, çok duru olan albümünden etkilenmişti… Biz Chris’i, Alan Parsons’un mühendisliğinde kendi mikslerini yapması için rahat bırakacaktık. Tabi ilk gün fark ettim ki Roger içeri sızmıştı. Ben de ikinci gün içeri sızdım. Ve ondan sonra ikimiz de Chris’in omzunda ona müdehale etmeye başladık. Şanslıyım ki Chris, Roger’in görüşlerine olduğundan daha çok benimkilere yakındı.”

Waters, Chris Thomas’ın tutkularıyla olan savaşı kazandığını düşünüyor. Waters ile 1993 yılında albümün 20. yıldönümünde yapılan söyleşide Thomas’ın katkılarınını çok kıymetli olduğunu düşünüyordu. “Sanırım albümün çok iyi yapıldığını düşünen insanlar burada önemli birşey olduğunda fark ediyorlar. Para sesleri, şarkıcının sesinde, gitar soloda, tüneldeki ayak sesleri gibi önemli seslerde böyle düşünüyorlar. Çünkü etraflarında bir boşluğu, rahatlığı görüyorlar. Bunun bir nedeni sakin davullardan dolayıdır ama bir nedeni de miksleri yapıp öndeki seslerin var olmasını sağlayan Chris Thomas’dır” demişti.

Aktres Naomi Watts’ın babası “çılgın gülüşü” ile küçük katkıda bulunur. İki parçada çılgınca gülen ses, grubun turne menejeri Peter Watts’a ait. Onu ayrıca Ummagumma’nın arka yüzünde de görürüz. Uyuşturucudan 1976 yılında öldüğünde Naomi sadece 8 yaşındaydı.

Wings üyesi Henry McCullough albümde yazılmayan sese sahiptir ama patronları Paul ve Linda McCartney kullanılmadı. McCullough, “Money” şarkısının sonunda muhtemelen karısıyla kavgası hakkında konuşarak “I don’t know; I was really drunk at the time,” diyor. Roger Waters o dönem Abbey Road stüdyolarında olanlarla “söyleşiler yaparak” albümde yer alan diyalogları kaydediyordu. Bunlar arasında McCartneyler de olmasına rağmen Waters, onların komik olmaya çalışarak cevaplamalarından dolayı kayıtları kullanmamıştı.

Dark Side hala Billboard 200 listesinde en fazla geçiren albüm olma rekorunu elinde tutmaktadır. Albüm1976 ile 1988 yılları arasında Billboard Top 200 listesinde sürekli olarak 591 hafta listede kalmıştı. Öncesi ve sonrasını sayıldığında 741 hafta ile önceki rekoru elinde tutan Johnny’s Greatest Hits albümünün sahibi Johnny Mathis’i bir kaç yıl arayla geçiyor. (Billboard’ın kuralları değiştirmesinden sonra bir süre listeden düşen albümleri daha sonra sadece katalog listesine konuluyor)

Bundan kat kat fazla satsa da Amerikada sertifikalı satışı 15 milyon civarındadır. 15. kez platin plak ödülünü 1998 yılında aldı. O tarihten sonra neden yeni sertifikalar almadığı bir sırdır. Fakat bildiğimiz RIAA tarafından 12 milyon olarak bilinen satış rakamına ilaveten SoundScan sisteminin kurulduğu 1991 yılında bu yana 9 milyonun üzerinde satış yaptığı görülmüştür.  Buradan hesaplarsak bugün sadece Amerika’daki satış rakamını 21 milyon olarak belirleyebiliriz. (Wikipedia dünya tahminleri 50 milyon’un üzerindedir)

Waters diyor ki Dark Side’da tüm vokalleri Gilmour’un yapması için baskı altındaydı. “Hatırladığım kadarıyla David ve Rick ne kadar ton sağırı olduğum ve ne kadar söyleyemediğim konusunda büyük sorunlar yaşıyorlardı. Ayrıca Rick’in benim bas gitarımı akord ettiğine dair saçmalıklar var. Durumun böyle olup olmadığını anlamak için işin kendisine bakmanız yeterlidir. Belki benim onları tümüyle ezmeme engel olmalarının yolu vokal ve enstruman yetersizliğim olduğunu söylemeleriydi.”

Waters ve Gilmour cepheli Floyd 1985 yılında Waters’ın ayrılmasıyla sonlandı. Waters diğerleri onsuz devam etmek istediğinde onlara öfkeli bir şekilde dava açtı. 1987 yılında Rolling Stone dergisine şunları söyledi: “Gilmour, Mason veya Wright’ın sözleri yazmaya çalışmasının bir anlamı yok. Çünkü onlar asla benim kadar iyi olamazlar. Gilmour için sözler üçüncü derece önemlidir. Ve hep öyle kalacak. Yaptıklarımla kıyaslayınca sanırım aynı fikirde olacaktır.”

Ayrılığın üzerinden yıllar geçtikten sonra Roger Waters ve yeni Pink Floyd The Dark Side of the Moon albümünü ayrı ayrı defalarca seslendirdiler. 1994 yılında, Waters-sız Floyd, 14 gecelik Londra konseri dahil Dark Side’ı turnede seslendirdi. Bu konserlere Waters’da çağırılmıştı. “Bunun hayranlar için iyi olacağını düşündüm” dedi Gilmour. “Yapmayacağını bildiğim için rahattım ama yine de nazik bir öneriydi” dedi. 2006 yılında, Waters bir kaç gösteriye Nick Mason’un da katıldığı turnesinde tümünü seslendirdi. Bu sırada Floyd isminden ayrılan Gilmour yanına Wright’ı da alarak gerçekleştirdiği turnede Dark Side’dan seçtiklerini seslendirdi.

2005 yılında, klasik kadro mini bir set seslendirmek için Live 8’de bir araya geldiler. Bu bir seferlik konserde Dark Side’dan üç parça yer alır (“Speak to Me,” “Breathe,” ve “Money”)Bunun yanı sıra seçilen diğer şarkılar (“Comfortably Numb,” “Wish You Were Here”).

Grubun iki lideri de en iyi albümleri olarak Dark Side‘ı düşünmez. Waters 1993 yılında bana The Wall’un “çok daha önemli bir çalışma olduğunu” söyledi. Gilmour’un ise farklı bir seçimi vardı. “Benim için, Wish You Were Here en tatmin edici albüm demişti Guitar World’e. “Dark Side of the Moon’dan çok onu dinlerim. Çünkü biz o albümde müzik ve söz arasındaki dengeyi iyi bulduk. Dark Side ise çok öteye gidip sözleri çok fazla öne çıkarttı. Ve bazen şarkılar – ki onlar sözleri taşır – zayıf kaldılar. Benim için Roger’in bazen başarısızlığı sözleri oturtmak için en iyi araç olan müziği kullanamayışıdır.

Waters, uzun yıllar Gilmour’un sözlerle hiç ilgilenmeyişine sinir oldu. 1993 yılı albümün 20. yıl dönümünde Los Angeles Times için Waters ile söyleşi yaptığımda “Eğer eski ortaklarımın verdikleri söyleşileri okursanız hepsinin “biz sözlerle veya albümün neyle ilgili olduğuyla pek ilgili değildik” dediklerini görürsünüz.” O albümün belirli ortamlar için çalınıyor olması fikrinden nefret ediyordu. Ona göre bu beyinle ilgiliydi ve birinin zihnini yansıtıyor olmalıydı. Fakat “geçen yıllar boyunca Dark Side of the Moon‘un kolay dinlenen, yumuşak bir müzik olduğu hissi edindim. Işıkları azaltırsınız ve keyifli bir New Age mooduna gelirsiniz. Ve bu beni her zaman şaşırtır. Çünkü ben o zaman şarkıların bundan çok daha fazlası olduğunu düşünürdüm.”

Albümün tümüyle çalınmış pek çok cover versiyonu bulunmaktadır. Phish ve Dream Theater albümü tümüyle konserde cover’layan gruplardan bazılarıdır. Flaming Lips  ise albümün kendi versiyonlarını stüdyoda kaydettiler. Ayrıca  bluegrass, a cappella, string-quartet ve muhteşem reagge versiyonu Dub Side of the Moon bunlardan bazılarıdır.

“On the Run” sıklıkla Chicago Bulls’un rakipleri tanıtılırken fonda çalardı. Arka planda dönüp duran kaydın iyi oluşundan mı yoksa bilinç altı onları yormayı planlayıp planlamadıkları belli olamamıştır.

Dark Side’dan önce, Pink Floyd iptal ettiği başka bir albüm üzerinde çalışıyordu, Household Objects. Enstrumanlar yerine ev eşyalarıyla kaydedilmesi planlanan bir albümdü. O kayıtlardan geriye kalan tek çalışma “The Hard Way,” 2011 yılındaki Dark Side setinde yer aldı. Her ne kadar heyecen verici de olsa Meddle’den sonra gitar, synth, delilik ve ölüm üzerine gitmeleri yerinde olmuştur.

Albüm sadece 1 Grammy ödülü kazandı. O ödül de Alan Parsons’a en iyi kaydedilmiş albüm’den geldi.

Grup albümü yaparken The Wizard of Oz – Oz Büyücüsünü izlemediğini iddia eder. Fakat bu ikisini senkron etmekten hoşlanan milyonlarca komplo teoriciyi durdurmamıştır.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

13 Mart 2013 tarihinde Haberler, Merak Edilenler, Yeni Başlayanlar İçin içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumlar kapalı.

%d blogcu bunu beğendi: