Roger Waters ile 2006 Turu Hakkında Söyleşi

Bir Benoît Herr röportajı
Çeviren Sezai Başar

Roger Waters tüm sadeliğiyle

Yazın müzik olayı 14 temmuz 2006’da Formula 1’in Magny-Cours etabı çerçevesinde Roger Waters’ın Nièvre’de vereceği Fransa Grand Prix’inin 100’cü yıl kutlamaları çerçevesinde vereceği konser olacaktır…. Şu ana kadar duymadıysanız, Mars gezegeninden geliyor olmanızdandır… Acele edin birkaç yer kalmış olabilir. Bu olay-konser sırasında , “Roger” 2 set çalacak ; ikincisi doğrudan “The Dark Side Of The Moon”‘un tümünü içerecektir.

Kendi alışılagelmiş grubunun dışında, Nick Mason ve Rick Wright belki de bu ikinci sette Roger’a eşlik edecekler. Şunu da hatırlatalım; Nick Mason’un tutkusu yarış otomobilleridir grubun zayıf zamanlarında kendini bu disipline gönüllü olarak adıyordu …. Geçtiğimiz 4 haziran’da bir F1 arabasının direksyonuna geçip Paris’te gezindi.Roger Waters Haziran 2006

Roger’a gelince , kendisine basın konferansında “Formula 1’in tıpkı Pink Floyd ve hatta detayda “The Dark Side Of The Moon” albümünün olduğu gibi teknolojinin eş anlamlısı olduğu hatırlatıldığında anında kısasa kısas cevabını yapıştırdı ve : “Oh, aslında teknolojiye hiç ilgi duymuyorum … (salonu kırdı geçirdi) Ilgi alanlarım birçok başka şeyler politika,edebiyat ve şiir … Pink Floyd’un teknolojik yönüne gelince, elimizin altında ne varsa onunla yetinmeyi biliyorduk. Birçok standart objeyle denemeler yapıyorduk. Ve size son olarak söylemek istediğim Formula 1 beni hiç ilgilendirmiyor…”
Ve böylece mesaj alındı. Ama konu Roger Waters denen büyük adam olunca affetmeyi (Ç.N: Söylediklerini tolere etme anlamında ) biliyoruz.. Çünki o olağanüstü karizma harika bir duruş ve sıradışı bir varlık sergiliyor. Üstüne üstlük aynı günün öğleden sonrası Roger benle bir röportaj yapmaya razı oluyor ve kararlılığı ve sükuneti ile beni rahatlatıyor.. Bu küçük salonun konforlu koltuklarına yerleşiyoruz ve sanki birbirimizi uzun süredir tanıyormuşuz gibi sohbete koyuluyoruz (ki bu benim açımdan doğru ama itiraf etmeliyim ki Roger açısından oldukça gerçekçi…)

BH – Bana durumu teyit et; şu Pink Floyd isim hakkı vs konularındaki dava; bitti mi ?
RW – Oh evet !1985’den beri zannederim,.Kanuni açıdan isim hakkı sahipleri Nick ve David’dir.

BH – Ve sen de diğerleriyle uzlaştın; özellikle Nick Mason ile , çünki geçen temmuzdaki Live8 buluşmasının dışında kendisi Magny- Cours konserine de katılacak..
RW – Evet, tabii ki.. Nick çok eski arkadaşımdır. Kendisi co-pilot’tur ! Bir çok kereler ailelerimizle birlikte tatile gitmişliğimiz vardır.

BH – Onun”Inside out” kitabı hakkında ne düşünüyorsun ?
RW – Şöyle diyelim; Nick ve benim (PF) tarihi konusunda farklı görüşlerimiz var… Insanlar bana fikrimi sorduklarında genelde şu şekilde cevap veririm “kurgu” konusunda ciddi bir kabiliyeti var” (gülüşmeler). Ve Nick böyle dediğimi bilir. Tekrar çok sıkıfıkı arkadaş olduk. Onun dışında stili iyi bir kitap ve fotolar çok güzel. Bu kitabın başarı kazanmasından ötürü çok mutluyum. Sadece anlattığı şeylerin birçoğu konusunda onunla hemfikir değilim.

BH- Geçen 2 temmuzda Hyde Park’taki Live8 buluşmasını nasıl kabul ettin?
RW – Başlangıçta, Philadelphia’daki Live8’e katılacaktım ve de olayın promosyon işlerini yürüten Larry Magid ile temas halindeydim.
Ardından Nick’i aradım ve ona Bob Geldof’un bu konuda ne düşünebileceği hakkındaki düşüncelerini sordum. Nick bana cevap olarak Bob’un üzerinde hiçbir etkim yok bana inanmalısın. Bu işi ayarlıyacak biri varsa o da sensin dedi.Ben de Bob’u aradım. Aradığımda kız arkadaşının 40 cı doğum günü yemeğine çıkmak üzereydi ve onunla şu garip konuşmayı yaptık:
“Hayır şu olsun, o olmaz … Demek ki G8 üyelerini etkilemek üzere o konsere katılmak istiyorsun o zaman şunlarla birlikte o yeşil ayakkabıları dene… Artık gitmeliyim çünkü onun s…tiğimin doğum günü.”
Şöyle özetledim:
“Ne istediğini bize söyle biz karar veririz “.

Ardından haftalar boyunca hiçbir şey olmadı. Bir gün arabadayken; Manhattan’da çaldı telefon. Arıyan Bob’du. Ona “Nerede çalmamızı istiyorsun” ? diye sordum .

O da “ Hyde Park’ta “dedi

–“Onu biliyorum ama afişte nerde olacağız ve ne zaman ? ”

–“2 Temmuz”

–“Onu da biliyorum… sen benim ne demek istediğimi anladın”

–“McCartney en son çıkacak”

— “Onu da biliyorum”

–“Tamam, ondan hemen önce ve Madonna’dan hemen sonra ?”.

Ve “OK. Sen Dave’e bahseder misin dedim ?”

–“Hayır onu sen ara”

–“Ben mi ? Ama 20 yılı aşkın süredir onunla konuşmadım Telefonu bile bende yok !”
Bob bana numarayı verdi . Aradım ve Dave cevap verdi . Ona öneride bulundum ve “Aaa… Ooo,hayır… yapamam… bu aralar biraz paslandım”. Uzun lafın kısası , sonunda biraz düşünme süresi istedi ve kabul etti Ve konseri verdik işte!

BH – Bu konser ilerideki ilişkilerinizi geliştirdi mi ?
RW – Mmmmh… bu sorunun şununla bir … (uzun düşünme süresi). Evet, biraz, şüphesiz, fakat arzu ettiğim kadar da değil.

BH – David sahnenin önündeydi. Yani onun için seni görmek ve sana gülücükler yollamak kolay değildi, ama… gene de sana bir tane yolladı galiba.

RW – Oo, David bu konseri vermekten çok mutlu oldu, dediğine inanmamak lazım. Biliyorsun, gitar çalarken hep yüzünde gülümseyen bir ifade yer alır … o kadar konsantredir ki gitarında ve oyununda. Bana gelince bu konser hakkında dediklerime ekleyeceğim hiçbir şey yok. Harikaydı ve tekrarlamak beni çok mutlu ederdi.

BH – Bir gün dördünüzü sahnede görme umudunu saklayabilir miyiz ? Psikolojik olanlar dışında bu fikrin önünde başka engel yoksa ?

RW – Böyle bir biraraya gelmenin neden mümkün olmayacağını düşünemiyorum. Beni çok memnun ederdi. Evet, içten olarak inanıyorum ki güncel engeller psikolojiktir.

Magny-Cours’ta , “The dark side of the moon” tamamı ile çalınacak ve de konserin büyük bir bölümünü kapsıyacak. Her ne kadar bu senin tercih ettiğin bir album olmasa da sana gene de çok şeyler ifade ediyor olmalı değil mi? Senin versiyonun orjinalinden hangi yönleriyle farklı?

RW – Hayır, dediğin gibi benim tercih ettiğim albüm “The Wall” ‘dur. Daha ilginçtir. Fakat “Dark side of the moon” bir şekilde grup yaratıcılığında zirveyi temsil eder ; bu yaratıcılığın başlangıç noktası ise Meddle dönemindeki “Echoes” ‘dur. Bu çoktan son halini almış bir parçadır ve onu çalmaktan çok mutlu olacağım. Bu 2’ci yarıda olacak.Ilk set kendi parçalarıma ayrılacak.Benim tarzıma gelince gerçekte böyle bir şey yok:belki şurda burda uzatılan bir solo Bu şarkıların oturmuşluğu bana üzerlerinde oynamama fazla fırsat vermiyor.Grubum harika;bu şarkıları kusursuz ve kalpten çalmayı umuyorum.

BH – 1’ci setin bir şarkı listesi fikri oluştu mu?
RW – Hayır henüz değil, birçok şarkıya tekrar yapıyoruz. Aralarından seçim yapacağız “The Wall”’dan birkaç tane olacağı gibi birkaç da yeni şarkı olacak.

BH – “The Dark side of the moon” ‘un çıkışıyla çok acaip para kazanmaya başladınız. “The Dark side of the moon”hayatında ne değiştirdi ?
RW- Esas olarak 2 şey. Önce,gruptaki en büyük birliktelik o zaman ortaya çıktı:bir grup,bir ruh olmuştuk. Fakat aynı albüm içerisinde anlaşmazlık ve çöküşün tohumlarını taşıyordu.

Sonra, kişisel perspektifte bir dönemeç oldu : bu kadar para kazandığında bir karar vermek zorundasın kapitalist misin, sosyalist misin. Parayı bankaya koyarsan kapitalist olursun çünkü bankalar kapitalist kurumlardır. Dolayısı ile bir ikilemle karşı karşıyaydım. Sorunu bir tür uzlaşmayla çözdüm: paramın bir kısmını (ama sadece bir kısmını) fakirlere verdim gerisini de bankaya yatırdım.
İşte o zaman anladım ki; belli bir başarı elde ettikten sonra artık elinde her ne varsa dünyadaki herkesle paylaşmanın kolay olacağı; hiç işsiz kalmak istemiyeceğimi anladım. Rock yapıyor olmamdaki motivasyonumun bir parçası da iğreneceğim bir iş yapmaktan kaçınmaktı.

BH – Mimariden hoşlanmadığını mı söylemek istiyorsun ?
RW – Evet. Sonuçta mimari (şu an) olduğu haliyle idare eder. Resim yapmayı da severim. Fakat (olay) ortam ve ortamın havasında… sadece bundan bahsetmeyi bilen tipler arasında…zorlanıyorum.

BH – Lafı gelmişken 15 yıldır üzerinde düşündüğün ve yeni çıkan “Ça Ira”‘yı biraz açalım.Herşeyden önce neden klasik müzik ?
RW – Oh, bu konuda düşünmedim bile. Bana şu libretto ‘Etienne Roda-Gil ‘i tanıştırdılar ve hemen müziği düşünmeye başladım (Böylesi) doğal gibiydi.

BH – Peki neden opera ?
RW – Sözlerden ötürü .

BH – Neden bu kadar beklemek gerekti ?
RW – Çünki aynı anda başka projelerle de biraz uğraşıyordum ve dur kalklar oldu. Yani bazı periyodlarda bu işe eğildim, bazılarında eğilmedim. Aslında, eğilmediğim periyodlar daha fazlaydı. Fransızcadan İngilizceye tercüme de çok zaman aldı.

Çoğunlukla hikayenin anlatıldığı sözel bölümler beni tatmin etmedi ve baştan başlamak durumuda kaldık. Ama son halinden bayağı memnunum. 6 ve 7 temmuzda Polonya Poznan’da kostümlü bir “full production”ve de Cardiff’te ekimde bir sahneleme olacak ama bu sefer sadece orkestra ve solistlerle bariton Bryn Terfel olacak.

BH – Bu operanın klasik müzik listelerine girmesini bekliyor muydun, ki üstüne üstlük daha en başından listelerde yer edinmeyi başardı ?
RW – İçten olmak gerekirse evet. Pink Floyd hayranlarının albümü meraktan alacaklarını düşünüyordum. Fakat enteresan olan şudur ki; bugün yani albümün piyasaya çıkışından 3 ay sonra bile klasik top 10’un içerisinde yer almakta.

BH – Peki ya neden Fransız Devrimi ?
RW – Oh, bu Etienne’in bir fikri. Bunu söyledim ama önemli olan şu ki İnsan hakları Beyannamesinin beyanından bu yana 200 yıl geçti. Bu Tarihin ilginç bir dönemidir ve de en azından Amerikanın bağımsızlığının ilanı kadar önemli bir belgedir. Bu kanunlar tarafından düzenlenen şekilde kurallara göre mi hayatımızı yönlendireceğiz bu konuda karar vermemiz gerek. Çünkü senin de bildiğin gibi gerek Amerikan yönetimi gerekse Ingiliz krallığı habeas corpus’u (kanun karşısında bireyin özgürlüğünü garantileyen ingiliz kanunu ç.n) ve kişiyi koruyan diğer temel hakları dikkate almayı es geçtiler. Telefonunu dinliyorlar, seni durdurabilirler ve en azından ABD’de avukatına haber vermeden gözaltına alabilirler. Başvuracağın hiçbir makam yoktur. Bu da aşırı korkutucu bir şey.

BH – Ya grup hakkında ne diyeceksin ?
RW – Oh, her zamanki grup olacak, White, Andy Fairweather ve diğerleri … sadece Doyle Bramhall katılamıyor çünki Eric (Clapton) ile turnede aynı zamanda Jon Carin ve oğlum Harry de (tuşlularda)olacaklar.

BH – Bak şimdi, Harry’e gelince, 2 yıl önce Ozric Tentacles grubunda bir göründü bir kayboldu. Neden bu kadar kısa bir süre ?
RW – Oh, benim etkim olmadı fakat hayranları olan Harry, Brandy, ile (Ed Wynne’ın eşi) problemler yaşadı.

Onları New York’ta sahnede seyrettim… Ed harika bir müzisyendir fakat grup lideri olduğunuzda diğer müzisyenleri de dinlemek gerekir bir tür pater familias (Aile Babası ÇN) Bence onlar fazlasıyla kendi alemlerindeler o ve flütçü, neydi adı ?

BH – Champignon… veya on…
RW – Evet öyle. Mikrofon önü dışında o kadar her yerde duruyor ki onu duymuyorsunuz bile. Bu beni hasta eden bir özellikti. Onları sahnede gördüğümde içlerinde Harry’i de içeren bu grubun imhasını taşıdıklarını farkettim.

BH – Yaz konserlerin boyunca misafir sanatçılar olacak mı ?
RW – Hayır şimdilik bu konuda bir öngörüm yok. Üstüne üstlük, halen David Gilmour’un gitar ve şarkı bölümlerini kimin üstleneceğini de henüz bilmiyorum. Birkaç güne kadar bu konuda eminim ki daha fazla bilgim olacak.

BH – Turne dışındaki projelerin neler ? 2 albümden bahsedildiğini duydum birincisinin geçici ismi “Heartland” olacakmış ve politik içerikli olacakmış diğeri ise aşk temalı olacakmış ?
RW – Vay be … bayağı iyi enformasyon edinmişsin. Adının “Heartland”olup olmayacağını bilmiyorum. Fakat gerçekten hazır 12 kadar şarkım var ve üretim hattında 2 albüm var. Senin dediğin temalarda olduğu doğru. Diyelim ki birincisi neredeyse “Amused to Death” ‘in devamı olacak diğeri ise “The Pros and Cons’un.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

16 Şubat 2013 tarihinde Roger Waters içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumlar kapalı.

%d blogcu bunu beğendi: