Amused To Death’ın Türkçe Sözleri

Ölümüne Eğlenme – Amused To Death

Site üyelerimizden Yaşar Tamer Ergül’ün Türkçeye çevirisidir.

Bill Hubbert Balladı – The Ballad of Bill Hubbard

(Enstrümental)

ağustos böcekleri, köpek havlaması

(bir kaç kez kanal değiştiriliyor)

[Alf Razell anlatıyor: Ölen askerlerin kimliklerini toplama görevi alan asker]

“İki şey beni hep rahatsız etmiştir: Birisi ölen askerlerin kimliklerini toplamak zorunda kalmış olmam. Diğeri Bill Hubbard’ı tampon bölgede bırakmak zorunda kalmam.”

“Beni alıp onların siperlerine bırakmışlardı. Bir iki adım atmıştım ki siperin dibinden biri seslendi:

-‘Selam Razz, seni gördüğüme sevindim. Bu benim buradaki ikinci gecem.‘ Ve dedi ki ‘kendimi kötü hissediyorum’. Bill Hubbert’ti bu.

 İngiltere’de birlikte beraber eğitim görmüştük. Yarasına bakmalıydım, çevirdim vücudunu; gördüğüm kadarıyla muhtemelen yarası ölümcüldü. Ne kadar acı çektiğini tahmin edebilirsiniz. Şakır şakır da terliyordu. Yaklaşık üç çukur geçmiştim, daha kolay gidilebilecek bir patika ya da yol var mı diye baktım.
Beni yumrukluyordu, ‘Bırak beni, bırak beni, öleyim daha iyi, öleyim daha iyi’ Bilincini yitireceğini umuyordum.
Dedi ki ‘Daha fazla gidemeyeceğim, bırak da öleyim’ Ben de dedim ki, ‘Seni burada bırakırsam Bill, seni asla bulamazlar. Hadi bir daha deneyelim.’ ‘Peki öyleyse’ dedi. Ve sonra yine aynı şey oldu.
Daha fazla dayanamıyordu ve onu orada, o kimsenin olmadığı tampon bölgede bırakmak zorunda kaldım.”

(kanal değiştiriliyor)

(küçük kız) “Savaş umrumda değil. Bu yalnızca seyretmeyi sevdiğim şeylerden birisi. Bir savaş olunca bizimkiler yeniyor mu, yeniliyor mu diye bir bakarım”

Tanrının İsteği (Bölüm I) – What God Wants Part I

Tanrı ne isterse o olur Tanrı hepimizin yardımcısıdır
Tanrı ne isterse o olur

Köşedeki çocuk rahibe baktı
Ve soluk mavi Japon gitarına dokundu
Rahip dedi ki
Tanrı iyilik ister
Tanrı ışık ister
Tanrı kargaşa ister
Tanrı hilesiz bir dövüş olsun ister
Tanrı ne isterse o olur
Öyle şaşkın bakma
Yalnızca dogma bu
Haykırdı yabancı peygamber
Böcek ve antilop
Kaptı İncil’i onun kancasından
Köşedeki maymun
Yazdı kitabındaki dersi
Tanrı ne isterse o olur Tanrı hepimizin yardımcısıdır

Tanrı barış ister
Tanrı savaş ister
Tanrı kıtlık ister
Tanrı zincir marketler ister
Tanrı ne isterse o olur
Tanrı fitne ister
Tanrı seks ister
Tanrı özgürlük ister
Tanrı patlayıcı madde ister
Tanrı ne isterse o olur Tanrı hepimizin yardımcısıdır
Öyle şaşkın bakma
Yalnızca şaka yapıyorum
Yabancı komedyenin yalanı
Eşek ve sırtlan
Kaptı tüyü onun kancasından
Köşedeki maymun
Yazdı kitabındaki şakayı
Tanrı ne isterse o olur
Tanrı sınırlar ister
Tanrı uyuşturucu ister
Tanrı yağmurları ister
Tanrı kaçakları ister

Tanrı ne isterse o olur
Tanrı vodoo ister
Tanrı tapınaklar ister
Tanrı hukuk ister
Tanrı organize suç ister
Tanrı haçlı seferi ister
Tanrı cihat ister
Tanrı iyilik ister
Tanrı kötülük ister
Tanrı ne isterse o olur

Harika bir Duygu (Bölüm I) – Perfect Sense Part I

Maymun bir taş yığınına oturdu
Elindeki kırık kemiğe baktı
Ve bir Viyana dörtlüsünden bir ezgi
Çınladı her yerde
Maymun yıldızlara baktı
Ve düşündü kendi kendine
Hafıza bir yabancı
Tarih aptallar için
Ve yıkadı elini
Kutsal metinlerin havuzunda
Bahçeye sırtını döndü
Ve en yakın kasabaya yerleşmeye koyuldu
Devam et, devam et asker
Tüm bunlara eklediğinde
Gözyaşını ve kemik iliklerini
Bir parça altın
Ve bir parça gurur olacak herkesin hesabında
Ve Almanlar Yahudileri öldürdü
Ve Yahudiler Arapları öldürdü
Ve Araplar rehineleri öldürdü
İşte haberler

Şaşılacak bir şey var mı
Maymunun kafasının karışmasında
Dedi ki Anne Anne
Başkan bir aptal
Neden bu kullanma kılavuzlarını okumak zorundayım ki
Generaller konseyi
Ve Wall Street’deki broker’lar
Güldürme bizi dediler
Sen akıllı bir çocuksun
Zaman doğrusaldır
Hafıza bir yabancı
Tarih aptallar içindir
İnsan, her şeye kadir Tanrı’nın elinde
Bir oyuncaktır
Ve ona bir nükleer denizaltının komutasını verdiler
Ve yolladılar onu gerisin geriye
Cennet Bahçesi’ni aramaya

Harika bir Duygu (Bölüm II) – Perfect Sense Part II

Göremiyor musun?
Hepsi gayet anlamlı
Dolarla sentle
Pound ve şilinler ve peniyle ifade edilen
Garibin biri öldü tüm gayretiyle
Dokuz Haberlerine Prime Time malzemesi
Tatlım yavrumuz sıcak yatağında mı bu gece

“Herkese merhaba!
Ben Marv Albert.
Programımıza hoşgeldiniz.
Size Memorial Stadyum’undan canlı yayında sesleniyoruz.
Çok güzel bir gün.
Ve bu gün harika bir karşılaşma olacak.
Ama önce küresel marşımız…”

Göremiyor musun
Hepsi gayet anlamlı
Dolarla sentle
Pound ve şilinler ve peniyle ifade edilen
Göremiyor musun
Harika bir duygu veriyor hepsi

“Ve şimdi de oyuncular geliyor!
Şimdi size bunları aktarırken, kaptan da petrol platformunu hedeflemekte.
Sanırım hücumu düşünüyor…
Bu arada biliyor musun bir denizaltı kaptanı
senede 200.000 dolar kazanıyor?
‘Net ücret Marv’
Evet, net ücret
Sağol Emery.
‘Önemli değil’
Evet şimdi oyuna dönüyoruz,
Birini fırlattı!
Şimdi de ikincisini!
Şimdi ikisi de yolda…
Kule savunma pozisyonu alıyor…
Başarabilecekler mi?
Sanmam!

-patlama sesi-

Göremiyor musun
Hepsi gayet anlamlı
Dolarla sentle
Pound ve şilinler ve peniyle ifade edilen
Göremiyor musun
Hepsi gayet anlamlı

Menzil Dışı Kahramanlığı – The Bravery of Being Out of Range

(Savaş menzili dışında yaşayıp savaş / ölüm emirleri verenlere)

Doğal bir eğilimin var
Ateş etmeye
Partilerde güzel eğleniyorsun
Doğru maskeleri takıyorsun
Yaşlısın ama hala
İnsanları eğlendiriyorsun
Değişime tahammülün yok
Yuvanda atış menziline hakimsin

Açtın bavulunu
Eski işlerinin arkasındaki
Magnum’unu göstermek için
Bütün vadiyi sağır ettin
Bir kolaylık bir dost
Sahnede tek sen varsın
Elindeki Uzi makinalı tüfeğinle
Geri tepmesi sana bir şey hatırlattı mı
Erkekliğini hatırlatı mı
Yaşlı adam şimdi kimi öldüreceksin
Kim var sırada moruk

Ürdün’e bir baktım ne göreyim
Yıkıntıların arasında bir Amerikan askeri gördüm
Havuzlarında yüzdüm
Palmiyelerinin altında yattım
Bir Kızılderilinin gözlerinin içine baktım
Federal Binanın merdivenlerinde yatan
Ve bir tepenin üzerinden rangefinder’la
Cephedeki çocukları gördüm hap yutup duran
Buldukları karmaşadan hasta
Issız çöllerinde
Ve menzil dışında olma cesareti
Evet, o tatsız mesele:
Yaşlı adam şimdi kimi öldüreceksin
Kim var sırada moruk

Hey barmen buraya bak
İki shot daha
Ve iki bira daha ver
Bayım TV’nin sesini açın
Karada savaş başladı

Bu lazer güdümlü bombaları çok seviyorum
Gerçekten harikalar
Yanlışları düzeltmede
Hedefi vurursun
Ve oyunu kazanırsın
3.000 mil ötedeki barlarından
3.000 mil öteden.

Oyun oynarız
Menzil dışında olma cesaretiyle
Saldırır ve sakatlarız

Menzil dışında olma cesaretiyle
Trene saldırırız

Menzil dışında olma cesaretiyle
Toprak kazanırız

Menzil dışında olma cesaretiyle

Menzil dışında olma cesaretiyle
Oyun oynarız

Menzil dışında olma cesaretiyle

Bu Gece Geç Dönecekler (Bölüm I) – Late Home Tonight, Part I

Pencerenin kenarında durmuş
Oxfordshire’da bir çiftçinin eşi
Saatine göz atıyor neredeyse çay saati gelmiş, göremiyor çayırların üzerinde bir fantom dalışa geçmiş

Motorunun sesini duyamıyor ama kokpitin teknolojisi parıldıyor

Ray Ban’in ışığının gerisinde Cleveland’lı bir oğlan
Rutinin rahatlığında göstergelerine bakıyor ve gülümsüyor
Askeri hayatın güvenliği içinde

Doğru ya da yanlış yok orada
Yalnızca teneke konserveler, barut ve uçurumlar
Ve mavi gökyüzü ve uçmak, uçmak, uçmak

Sorular yok, yalnızca emirler ve uçmak yalnızca uçmak
Ne güzel bir görüntü vahşi mavi düşlerinden
Koca bebeler bakıp duruyorlar ona
Savunma dergisinde
Ve iyi kalpli Sam Amca’sı on trilyonu akıtıyor
Savaşı bir oyuna çevirmek için
Ve burada trübinlerdekiler çıldırmaya başlıyorlar
Sen kalçanı oynattığında
Pon pon kızlar taklalar atacaklar
Ve hepimizin hoşuna gidecek

Senin buzdolabından kotları alman
Ve kötü adamların vurulması
Ve derisinin üzerinde mayo izlerini gördüğünde
Kendinden geçiyorsun
Oyuncak tabanca zamanlarındaki gibi
Sonbahar yapraklarına bıçakların saplandığı
Ama kanları akan çocukları seyretmekte sorun yok
Televizyonda harika görünecekler

Ama Trablus’da bir başka sıradan eş
Yaşlı kocasının kanayan yarasına bakıyordu
İyileştirmeye zaman olmadığı
Aşağıdaki caddedeki siyaset ve ritimlerini
Birleştirmekle çok meşguldü

Bu Gece Geç Dönecekler (Bölüm II) – Late Home Tonight, Part II

Dinle bak haber ajansı ötüyor
Uydu bağlantını ayarla
Faks cihazını kontrol et
Esas hikayenin kahramanlarını kaçırma
Harika fotoğraflar geliyor

Şimdi pilotun kalp atışları yavaşlıyor
Palmiyeler kuruyor
Sorular yok yalnızca emirler var
Ve F-1 burnu havada süzülerek iniyor
Bulutların arasından
Ve iniş takımları piste değdiğinde
Yer ekibi neşeleniyor

Evlat sen bir kahramansın, yak bir puro
Cleveland’a geri döndün

Bütün gazeteler ve yerel kanallar
Anneni arayacaklar

Ve çiftçinin karısı
Sandalyeden kediyi kovdu

Otur hayatım dedi
Her şey yolunda mıydı bugün
Amerikalı dostlarımız bu gece eve geç dönecekler

Çok Fazlası – Too Much Rope

Kızak ağırlaştığında
Kurtlar cesurlaşmaya başlar
Eşlikçilerine bakarsın
Ve dostluklarını denersin
Artık çok yaklaşmışlardır altına
Herkesin bir fiyatı vardır Bob,
Ve seninkisi oldukça ucuz

Tarih kısa, Güneş yalnızca önemsiz bir yıldız
Fakir adam böbreklerini satar
Bir koloni pazarında
Her şey olacağına varır
Bu senin yeni Ferrari’n mi
Güzelmiş ama ben sanırım F50’yi bekleyeceğim

Yahudi olmak zorunda değilsin
Cinayeti reddetmek için
Gözyaşları gözlerimizi acıtıyor
Müslüman ya da Hristiyan Molla ya da Papa
Hatip ya da şair, kim yazmışsa
Bir türe fazlasını ver
O da her şeyi mahvetsin

Dün akşam TV’de
Bir Vietnam gazisi
Sakalını, acısını
Ve yirmi yıllık yabancılaşmasını alıp
Asya’ya dönmüştü yine
Yarattıkları ucubeleri gördü
Formaldehit selinde
Bisikletinin üzerindeki bir çekik gözlüyle karşılaştı
Ufak tefek bir garip
Gayet iyi biri
Gözlerinde aynı asker bakışı
Gözyaşları gözlerimi acıtıyor
Nedir bu
Bu şefkat televizyonu
Bu göz yaşartıcı sahne
Benim odamın içine yayılan
Yahudi olmak zorunda değilsin
Cinayeti reddetmek için
Gözyaşları gözlerimizi acıtıyor
Müslüman ya da Hristiyan Molla ya da Papa
Hatip ya da şair, kim yazmışsa
Bir türe fazlasını ver
O da her şeyi mahvetsin

Tanrının İsteği (Bölüm II) – What God Wants Part II

“Daha güzel günlere inanıyor musun”
“Altın yola inanıyor musun”

“O zaman bugün bir araya gelmeliyiz”
“Bir araya gelmeliyiz”
“TV seyircileri olarak”
“Benim sesimle bir araya gelmiş”

Parasal olarak birleşmiş sosyal olarak birleşmiş
Manevi olarak birleşmiş ve her mümkün şekilde birleşmiş
Paranın gücüyle
Ve iman gücüyle”

Tanrı ne isterse o olur Tanrı hepimizin yardımcısıdır

Tanrı dolarları ister Tanrı sentleri ister
Tanrı poundları, şilingleri ve pensleri ister

Tanrı florinleri ister
Tanrı Kroner ister
Tanrı İsviçre frankları ister
Tanrı Fransız franklarını ister

“Oui il veut des francs francais / Evet o fransız frankı ister”

Tanrı escudoları ister Tanrı pasetaları ister

Lira yollama
Tanrı küçük patatesler istemez
Tanrı küçük kasabalar ister
Tanrı acı ister
Tanrı rock kampanyalarının temizlenmesini ister
Tanrı pencereler ister
Tanrı çözümler ister
Tanrı TV ister
Tanrı bağışlar ister

Tanrı ne isterse o olur Tanrı hepimizin yardımcısıdır

Tanrı gümüş ister

Tanrı altın ister
Tanrı sırrını ister
Asla anlatılmamış olan
Tanrı jigoloları ister
Tanrı zürafaları ister
Tanrı siyaset ister
Tanrı eğlenmeyi ister

Tanrı ne isterse o olur Tanrı hepimizin yardımcısıdır

Tanrı dostluğu ister
Tanrı borç ister
Tanrı kusur ister
Tanrı yoksulluk ister
Tanrı zenginlik ister
Tanrı sigorta ister
Tanrı kendini kollamak ister

Tanrı ne isterse o olur Tanrı hepimizin yardımcısıdır

Tanrının İsteği (Bölüm III) – What God Wants Part III

Korkma bu yalnızca bir iş meselesi
Haykırdı yabancı peygamber
Akbaba ve saksağan
Kaptı para kutusunu kancasından
Köşedeki maymun
Yazdı kitabındaki rakamları

Kasiyer kız
Bir çırpıda aşırdı kasadaki parayı
Ve şef açıkladı
Günün menüsünü
Ve dünyanın heryerinde yığınlar
Hristiyanlar Müslümanlar Hindular Yahudiler
Ve her renkten her inançtan insanlar
Diz çöküp dua ediyorlar

Ve rakun ve marmot
Güzelce çantalarını hazırlıyorlar
Ama köşedeki maymun
Ufaktan gözden kayboluyor

Tanrım içerisi buz gibi
Haykırdı gazi
Sırtlanlar kovuğuna sığındılar
Ve dere çayır içinde akar
Ve cin şisesinde buğulanır
O da aldı taşı eline
Kemiğe benzeyen
Ve kurşunlar uçuştu

Ve nehirler kurudu
Ve şişman kızlar iç çekti
Ve haber sunucuları yalan söylediler
Ama asker yalnızdı
Video dünyasında
Ama maymun seyretmiyordu
Sıvıştı mutfağa
Bulaşık yığınına
Ve açtı telefonu

Televizyon Seyretmek – Watching TV

TV Seyrediyorduk

Tiannamen Meydanı’nda
Orada kaybettim bebeğimi

Sarı gülümü
Kanlı giysileriyle
O Bir ahçıydı
Yangtze nehri üzerindeki bir lokantada
Parlak saçları vardı
Bir mühendisin kızıydı
Ağlamamaz mısın
Sarı gülüm için
Benim Sarı gülüm
Kanlı giysileriyle

Harika göğüsleri vardı
Büyük hayalleri vardı
Felsefe öğrencisiydi

Kahrolmaz mısın benimle
Sarı gülüm için
Gözyaşı dökmez misin
Kanlı elbiseleri için

Parlak saçları vardı
Harika göğüsleri vardı
Büyük hayalleri vardı
Badem gözlüydü

Öyleyse çıkarın silahlarınızı
Çıkarın bıçaklarınızı
Kemiklerine kadar doğrayın onları
Onlar düzenin uşakları
Şeytani cendereler inşa ettiler
Yeryüzünde cehennemi yarattılar
Golgotha’da ön sıraları aldılar
Benim için değersizler

Ama kızkardeşim için yas tutuyorum

Çin halkı
Unutma unutma
Senin için ölen çocukları
Çok yaşasın Cumhuriyet

Bundan sonra bir şey yaptık mı
Yaptık gibi geliyor

Televizyon seyrediyorduk

Televizyon seyrediyorduk

Televizyon seyrediyorduk

Televizyon seyrediyorduk

Beyaz bir bandana takıyordu ve dedi ki

Şimdi özgürlük

Düşündü ki

Büyük Çin Seddi yıkılabilirdi

Bir öğrenciydi
Bir mühendisin kızıydı
Gözyaşı dökmez misin
Sarı gülüm için
Sarı gülüm
Kanlı giysileriyle
Büyükbabası Çan Kay Şek’le savaşmıştı
O kötü, aşağılık, pis sıçanla
Birliklerine emir vermişti
Kadınlara ve çocuklara ateş etmesi için
Düşünün bunu düşününün bunu

Ve 48 Baharında
Oldukça kızgındı Mao Zedung
Kovdu yaşlı diktatör Çan’ı
Çin devletinin dışına
Çan Kay Şek Formasa’ya indi
Ve Kinmen adasını silahlandırdılar
Ve kurşunlar uçuştu Çin Denizi’nin üstünde
Ve Farmosa’yı döndürdüler bir ayakkabı fabrikasına

Adına Tayvan denen
Ve o Cro-Magnon insanından farklı

Anne Boleyn’den farklıydı
Rosenberglerden farklıydı
Ve meçhul Yahudi’den
Meçhul Nikaragua’lıdan farklı o
Yarı süperstar yarı kurban
O bir galip yıldız, yeni bir kavram
Ve o Dodo’dan farklı
Farklı Kankanbono’dan
Ve o Aztek’ten farklı
Farklı Çeroki’den
O herkesin kızkardeşi
O başarısızlığımızın sembolüydü
O elli milyondan biriydi

Bize özgür olmamız için yardım edebilecek
Çünkü o televizyonda öldü
Ve bu kızkardeşim için yas tutuyorum

Üç Dilek – Three Wishes

Şişeye uzanırken lambaya dokunuyorum
Ve bir cin çıkıyor gülümseyerek doğulu bir serseri misali

Dedi ki hey evlat, neler oluyor
Üç dilek dileyebilirsin benden
Ama çok uzatma

Pekala dedim
Lübnan’daki herkesin mutlu olmasını dilerdim
Birisinin bu şarkıyı yazmama yardım etmesini dilerdim
Ve dilerdim ki ben gençken
Babamı kaybetmemeyi

Cin dedi ki oldu bil ama bir şey daha var
Ve sen bunun ne olduğunu bilmiyorsun
Pencereden birini görüyorsun
Yokluğunu hissetmeye başladığın
Aslında istesen olurdu
Ama son dileğini de söyledin
Ve onun eve dönmesini istiyorsun
Cin dedi ki üzgünüm, Bu işler böyle oluyor
Nerede allahın belası lambam
Gitme vaktim geldi
Hoşçakal

Ama bir şey daha var
Ve sen bunun ne olduğunu bilmiyorsun
Pencereden birini görüyorsun
Yokluğunu hissetmeye başladığın
Aslında istesen olurdu
Ama son dileğini de söyledin
Ve onun eve dönmesini istiyorsun

Bu Bir Mucize – Its A Miracle

Mucize dedin ya güzelim
Daha bir şey görmedin

And dağlarında Pepsi’leri var
Tibet’te McDonalds’ları
Yosemite çoktan
Japonlar için bir golf sahası oldu

Ölü Deniz’de canlı rap müzik
Fırat’la Dicle arasında
Bir eğlence merkezi var
Her türden sporları var
Ve Bermuda şortları

Pensilvanya’da seks yaptılar
Brezilya’da biri bir ağacı büyüttü
Manhattan’da bir doktor
Özgürlük uğruna ölen birini bedavaya kurtardı

Bu bir mucize
Başka bir mucize

Kudretli tanrının inayetiyle
Ve piyasa ekonomisinin baskısıyla
İnsan ırkı uygarlaştırdı kendini

Bu bir mucize

Depolar dolusu tereyağımız var
Okyanuslar kadar şarabımız
İhtiyacımız olduğunda kıtlık var
Tasarımcı rezaletlerimiz var

Mercedes’imiz
Porsche’miz
Ferrari ve Rolls Royce’ımız var
Seçim hakkımız var
Dedi ki buluşalım
Gethsemene Bahçesinde

Dedi ki İsa; Peter, buradan
Görebiliyorum senin evini

Dürüst bir aile babası
Nihayet ektiğini biçti
Ohio’da bir çiftçi borcunu ödedi şimdi

Bu bir mucize

Kudretli tanrının inayetiyle
Ve piyasa ekonomisinin baskısıyla
İnsan ırkı uygarlaştırdı kendini

Bu bir mucize

Sığınaklarımıza sığındık
Ellerimizle kulaklarımızı kapatarak
Llyod-Webber’in saçma şeyleri
Çalınıyor yıllar, yıllar, yıllardır
Bir deprem vuruyor tiyatrosunu
Ama operet hala sahnede
Sonra piyano kapağı düşüp
Kırıyor s*kik parmaklarını

Bu bir mucize

Ölümüne Eğlenme – Amused To Death

Doktor doktor neyim var benim
Bu süpermarket hayatı gittikçe uzuyor
Bir renkli televizyonun ömrü ne kadardır
Bir genç kraliçenin raf ömrü ne kadardır

Ah batılı kadın

Ah batılı kız

Haber tazısı havayı kokluyor
Jessica Hahn geçerken
Yakalıyor bu aykırılık sembolünü
Duygularından sıyrılmış olmanın cazibesi
Güzelliğinin zırhının taciziyle meşhur

Ah batılı kadın

Ah batılı kız

Ve Melrose’lu çocuklar
Gösterdiler hünerlerini
Mutlak sıfır derecesi yeterince soğuk mu
Ve vadinin ötesinde sıcak ve temiz
Ufaklıklar televizyonların önüne kurulmuşlar
Düşünecek bir şey yok
Ağlayacak bir şey de
Hepsi nefessiz kalmış
Meyhaneci neyim var benim
Neden böyle soluksuz kaldım
Şef dedi ki pardon hanımefendi
Bu tür kendi ölümüyle eğleniyor

Kendi ölümüyle eğleniyor

Kendi ölümüyle eğleniyor

O büyüyen trajediyi seyrettik
Ne isterlerse onu yaptık
Aldık sattık
Bu dünyadaki en büyük gösteriydi
Ama bitti
Eğlendik üzüldük
Yarış arabalarımızı sürdük
Elimizde kalan son havyarları yedik
Ama orada yıldızların arasında
Keskin gözlü biri gözlemekte
Titreşen bir ışığı
Son coşkumuzu
Ve bizim gölgelerimizi bulduklarında
Televizyonların etrafında toplanmış halde
Her olasılığı incelediler
Her testi yinelediler
Ellerindeki tüm verileri gözden geçirdiler
Ve uzaylı antropologlar
Hala kafalarının karışık olduğunu itiraf ettiler
Ama tüm açıklamaları elediklerinde
Kalanı kaydettiler

Bu tür ölümüyle eğleniyor

Ne ağlayacak bir şey ne bir his kaldı

Bu tür ölümüyle eğleniyor

(kanal değiştiriliyor)

[Alf Razell:]

“Yıllar sonra, Bill Hubbard’ın adını Aras[?] ‘daki  kayıplar için yapılan anıtta gördüm. Ve… onun ismini gördüğümde tamamen donup kaldım; artık o benim için yıllar önce terketmek zorunda kaldığım için yaşadığım bir karabasan değil, bir insandı. Ve rahatladığımı hisettim.  Ve onun adına mutlu oldum ilk defa. Çünkü o zamana kadar ne zaman onu düşünsem ‘yapabileceğim başka bir şey var mıydı’ derdim kendi kendime.

[arkaplan: Öleyim daha iyi, öleyim daha iyi]

Ve bu beni bir şekilde hep rahatsız ederdi.  Ve onu gördüğümde, adının kaydını gördüğümde -bilirsiniz anıtlar biraz daha güvenlidir. Orada herkesin adı kayıtlıdır.- Ve onun adını, onun adını anıtta görmek, bir şekilde… kalbimi ferahlattı. İşte nasıl derseniz.”

(kadın) “Onun adını anıtta ne zaman görmüştünüz?”

“Hımm… seksen yedi yaşındaydım, hangi yıldı?

Bindokuzyüz… seksen dört… bindokuzyüz seksen dört’tü”

(kanal değiştiriliyor)

ağustos böcekleri

Çeviri: Yaşar Tamer Ergül

 

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

21 Ocak 2013 tarihinde Albümlerin Türkçe Sözleri, Roger Waters Şarkı Sözü Çevirileri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumlar kapalı.

%d blogcu bunu beğendi: