The Wall Albüm ve Filminin Açıklamaları 3. Bölüm

Mother – Anne

[Roger Waters]

Anne bombayı atacaklar mı sence?
Anne şarkıyı sevecekler mi sence?
Anne hayalarımı parçalamaya çalışacaklar mı sence?
Anne bir duvar öreyim mi?
Anne başkanlığa aday olayım mı?
Anne hükümete güveneyim mi?
Anne beni cepheye sürerler mi?
Aaaaah, bu yalnızca zaman kaybı mı?
(alternatifi: Oooooh aaah. Anne gerçekten ölüyor muyum??)
[David Gilmour]
Sus şimdi bebeğim, ağlama
Annen senin tüm kabuslarını
Gerçeğe dönüştürecek
Annen kendi korkularının tümünü sana aşılayacak
Annen seni burada koruyacak
Kanatlarının altında
Uçmana izin vermeyecek ama şarkı söylemene belki
Annen her zaman bebeğini rahat ve sıcak tutacak
Aaaah bebeğim aaaaah bebeğim aaaaah bebeğim
Tabii ki annen duvarı örmeye yardım edecek

[Roger Waters]
Anne o bana göre bir kız mı sence?
Anne o benim için tehlikeli mi sence?Anne o paramparça edecek mi senin küçük oğlunu?
Aaaah anne o kıracak mı kalbimi?

[David Gilmour]
Sus şimdi bebeğim, bebeğim ağlama
Annen tüm kız arkadaşlarını senin için denetleyecek
Annen pis birinin hayatına sızmasına izin vermeyecek
Annen uyanık bekleyecek dönüşünü
Annen her aman öğrenecek
Nerede olduğunu
Annen her zaman seni sağlıklı ve temiz tutacak
Aaaaah bebeğim aaaaaah bebeğim aaaaah bebeğim
Sen her zaman benim bebeğim olarak kalacaksın

[Roger Waters]
Anne, bu kadar yüksek olması gereklimiydi duvarın?

Pink büyüdükçe annesinin farkında olmadan üzerine fazla düşmesi onun duvarlarına yeni tuğlalar eklerken, kendi bireyselliğinin önemi ve dünyaya karşı ilgilisi artar

Eğer Sigmund Freud 40 yıl daha yaşayıp 123 yaşına bassaydı, psikoanaliz çalışmalarının vücut bulduğu rock tarihinin en anne merkezli şarkısına da tanıklık etmiş olacaktı. Oidipus kompleksindeki şaşırtıcılık veya albümün devamındaki melodram’a karşın, Mother – Anne şarkısı daha düşük profillidir.  Müzik kasvetli sözlerle çocuk şarkıları arasında gidip gelecek şekilde bölünmüştür. Sürekli değişen tempolar, gitar soloları ile bağlanarak sarsıcı sözleriyle bütün olarak Floyd şizofrenisine mükemmel bir örnek teşkil eder.  Mother1

İlk kıtadaki basit gitar akorlu gidişin ve anlaşılır sözlerin Pink’in çocukluk masumiyetini simgelediğini, onun genç meraklı halini tasvir ettiği söylenebilir. 3-4 yaşlarındaki gelişme çağında yaşadığı sorgulamaları, Pink yetişkinlik döneminde de yaşamaktadır. Psikiyatristler 13 yaşında çocuğun annesiyle ilgili sorularının 3 yaşındaki bir çocuk düzeyinde olmasını sorgulayabilirler ancak biz daha sonra onun sorunlarının göründüğünden çok daha ileri olduğunu anlarız. Hükümet’e (veya Devlet) güveni (tema ilk olarak “When the Tigers Broke Free” adlı parçada geçmişti), kendine güveni, savaş sonrası halkın paranoyasını bir teenage gözüyle sorgulaması başlar. Kendini keşif çağı olarak kabul edilen ergenlik, kişinin kendini yeni bilgilerle yeni döneme adapte ve keşfetme dönemidir. Bu düşünceyle şarkıdaki Pink soruları ve “Anne”‘nin cevapları bu dönemin kendini bulma çabalarıyla çok uygun düşmektedir. Büyük Yunan filozofları da kişisel gelişim için benzer sorgu/cevap metodlarını faydalı bir zihinsel ilerleme formu olarak görmüşlerdi. Ancak Pink’in şüpheci soruları ve annesinin kaçamak, ninni tarzı cevapları, klasik felsefi tekniğin ironik olarak The Wall’da onun kendisini içine hapsedecek bir derse dönüşür.

Müzikte olduğu kadar sözlerde de bir huzursuzluk, rahatsızlık vardır. Her ne kadar doğrudan bir soru cevap tekniği içerse de psikolojik etkisi daha fazladır. En başından itibaren Pink annesine “bombayı” sorar ve bu doğrudan bize albümün başlarındaki savaş sahnelerini hatırlatır. 1945 yılındaki savaşın sonuna denk gelse bile, nükleer savaş batılıların bilinç altına yerleşmiş ihtimaldir. Soğuk savaş dönemi savaştan başka herşeyin yaşandığı, karşılıklı toptan savaş tehditlerinin yapıldığı bir dönemdi. O yüzden bu düşmanlıkların ışığında Pink’in düşüncesinde Müttefiklerin düşmanları olan “onlar” yani Almanya, Sovyet Rusya veya Çin, savaş sonrası henüz oluşmamış huzuru bozabilecek bir bombayı atabilirlerdi. Sözleri bu bilgiler ışığında okunduğunda Pink’in küresel farkındalığının başladığını ve kişiliğinin olgunlaştığını görüyoruz.  Onlar diye öznelleştirdiği anlatımıyla Pink’in milliyetler üstü bir bakış açısına sahip olmaya başladığı görülüyor. Devam eden satılarda, Pink “şarkımdan hoşlanacaklar mı” veya “hayalarımı patlatacaklar mı,” benzetmeleriyle  kişisel eleştirisini yapar. Bu satırlara göre, Pink’in korkuları global olmaktan daha çok şahsidir. Burada sözü edilen “bomba” filmin başında tasvir edilen babasının öldürülmesi gibi hayatında yıkıcı etki bırakacak bir semboldür. Benzer şekilde ilk satırdaki”onlar” artık kimlikleri belirsiz ve “Another Brick in the Wall, Part 2.”deki gibi kalıplaşmıştır. Artık gözardı edilmeyecek bir düşman vardır. Onlar toplumsal yaşamda olabilecekleri gibi insanın yakın bir arkadaşı da olabilir.  Pink Floyd’un “Dark Side of the Moon” albümündeki gibi “Them – Onlar” bizden olmayıp bize zarar verebilecek olanlardır.  Savaş, Pink’in öğretmeni, ve annesi, hepsi onun hayatındadırlar.  Bu yüzden fark ederki bu “öteki” her pozisyonda olabilir, kişi olabilir veya birşey olabilir. Onlar her an (hayatına zarar verebilecek) “bombayı atabilirler”. Bu yüzden dış dünyadan çok büyük bir korkuya – veya paranoya’ya – sahip olmaya başlar.  Böyle düşünerek dış dünyanın çok büyük tehlikelerle dolu olduğunu düşünerek, annesine “duvar’ı inşaa etmeyi” sorar. Ancak bu şekilde dışarıdan gelen tehditlere ve gerçeklere karşı güvende yaşayabilecektir.

Ergen alaycılığına karşı, Pink gençlik umuduyla parlayan bir anlık soru ile “ülkeyi yönetmeye aday” olmayı sorar. Yanlış anlaşılmayı düzeltmek için çokça sorulan soruya cevaben, bunun Amerikan başkanlığına adaylık olarak yorumlanabilecek bir rüya olduğu şüphelidir, çünkü Pink bir İngiliz vatandaşıdır. Buna karşın “başkan” sözü güçlenen görüşlerine rağmen Pink’in hala bir genç ve çocuksu hayallere sahip oluşu gerçeğidir.  Herkes hayatında bazen büyük ve önemli biri olmayı hayal eder ve Pink de bunlardan biridir.  Yine de bu anlık büyük politik hayalleri birden değişir ve “hükümet’e (yada devlete) güvenip güvenemeyeceğini” veya onu savaşta “ateş hattına koyup koymayacaklarını” sorgular.  Bir kez daha “onların” hükümet veya karşıt, güç sahiplerini sorgulayanlar olup olmadığı belirsizdir.  Pink gittikçe güç ve büyüklüğün kişinin kırılganlığını artırır. Spotun altında olan kişi kamuda saldırıya daha açıktır.Annesinden önceki son nakarat’da, Pink  albümde “bu bir vakit kaybı mı,” diye sorarken “bu” tartışmalı bir şekilde hayattaki şüphe duyduğu herşey’e gönderme olabilecekken, filmde  “ben gerçekten ölüyor muyum?” olarak değiştirilmiştir. Bu “Comfortably Numb”‘da anlatılacak olan çocukluk hastalıklarına bir göndermedir. The Wall’un konser versiyonunda ise, Waters muhtemelen yetiştiği fırtınalı ergenlik dönemindeki savaş sonrası postmodern dünyayı kastederek “ne deli zamanlar” diye söymemişti.  Hangi satırı kullanırsa kullansın her biri her biri Pink’in parçalanmış ve kafası karışmış kişiliğini yansıtır.

Ancak bu noktada annenin yaklaşımı farklıdır. Oğluna cevaplar vermek yerine gerilimi sürdüren, onun arayışlarına, korku, kabus ve kontrol paranoyalarına “pış pış ağlama bebeğim” sözleriyle ciddi olmayan cevaplar vermeye çalışır. Fakat, albümün Pink’in perspektifinden anlatıldığını düşünürsek – daha önce “the Thin Ice” analizinde de anlatıldığı gibi – izleyici olan bizler karakterlerin ne kadar gerçekçi olduğundan emin olamıyoruz. Emin olduğumuz tek şey annesinin zihinsel duvarındaki tuğlalardan birinin nedeni olduğu oluyor. Bu sözler oğlunu yetiştiren bir annenin söyleyebileceği sözler miydi yoksa çocuğunu aşırı korumacı yetiştiren bir anneyi simgeleyen sözler mi? Yoksa hayata küsen Pink’in hafızasında kalan haksız veya abartılı anılar mıydı? Sözlerdeki kayıp birinci tekil şahıs “ben”, üçüncü şahıs “anne’nin” ve “o” olarak değiştirilmiş ve o bebekler gibi konuşur ninniler söyler, Ancak bir de sözler muhtemelen onun tarafından söylense bile, denilebilir ki üçüncü kişi olan annesine atıfta bulunarak, Pink de nakarat bölümünde şarkıya katılmaktan kendini alamaz. Nihayetinde kendi bağımsızlığını arayan bir genç olarak onun davranışlarına karşı duyurmak ister sesini.

1979 yılında Tommy Vance ile yaptığı söyleşide, Waters “eğer annelere bir suçlama yapacaksak bu onların çocuklarını aşırı derecede koruma eğilimlerinden olmalıdır. Çok fazla ve çok uzun, hepsi bu.” diye açıklamıştı. Savaşta kocasını kaybetmiş biri olarak, Pink’in sözlerinden onun oğlunu “kanatlarının altında” tutmak istediğini ve kocasının kaderinden korumak istediğini kolayca anlarız. Yanlız ne yazık ki Pink’e göre bu aşırı korumacılık sonucunda annenin bu kabus ve korkuları oğluna da geçmiştir. Kocasını ölümden koruyamayan ondan kalan oğlunu aynı kaderden korumak için herşeyi yapabilecektir. Yine Waters’ın düşüncesine göre bu anlaşılabilir analık içgüdüsü, özgürlük arayan kişi için boğucu olabilir.  “She won’t let you fly, but she might let you sing, – uçmana değil ama şarkı söylemene izin verebilir” sözlerini annesini tanımlarken söylerken kişisel özgürlüğüne ve kendini ifade etmesine çok kısa süreler izin verdiğini anlatır. Annesi ona büyük şeyler için ilham vermektense onu “sıcak ve rahat” tutmaya çalışır. Nihayetinde de şarkının (özellikle ilk bölümünde yöneltilen) soruya cevap gelir, anne “help build the wall -duvarın yükselmesine yardım” teklif eder. Pink’in zihninde onu sürekli olarak dış dünyadan koparıp izole etmeye çalışan bir anne oluşur. Elbette zarar görmesini engellemek için.

“Anne, sence o kız benim için yeterince iyi mi?” diye sorarken önceki sözlerdeki bilinmez onlar öznesi bu kez “o kız” olmuştur. Buradaki “kız” arkadaşı olabilir, gelecekteki karısı veya genel olarak kadınlar olabilir, bu belli değildir. Fakat solodan sonra annenin gördüğü düşmanlar değişmiştir artık. “Anne, sence kız bana zarar verir mi?” diye sorarken annesinin koruyuculuğuyla dalga geçerek devam ettirir “küçük bebeğini parçalar mı?”. Bu kahramanlığa karşı yaşadığı içsel güvensizlikle onu yanlız bırakması ihtimaline karşı sorar “benim kalbimi kırar mı?.”

Roger Waters ve Anne - Çocuk karakterleri

Filmin çekimi esnasında Roger Waters ve Anne – Çocuk karakterleri

Pink’in ilk ve ikinci yarılarda yaklaşımı değişirken Anne’nin hayali sesi aynı kalır. O ödünsüz koruyuculuğu ile “tüm kız arkadaşlarını Pink’in yerine kontrol eder” ve “zararlı kimsenin ulaşmasına izin vermez” olarak tasvir edilir. “Sen gelene kadar bekleyecek” ve “daima nerde olduğunu merak edecek” bir anne olduğunu belirtir ve Pink’i “sağlıklı ve temiz” tutacağını söylemesiyle aşırı koruyuculuğu belirtmesi kimileri için takıntılı şekilde üzerine düştüğü fikrini uyandırır. Sonuçta “sen bana her zaman bebek kalacaksın” sözüyle birinci kişi hüviyetinde konuşur. Hernekadar Pink dış dünyayı ve ülkeleri keşfetme arzusunda olsa bile annesi onu sonsuza kadar bebeği gördüğünü belirtir. Şarkının kıtaları ve nakaratı, arkadaşları ve kendisi için Pink olsa bile annesi için hep “Baby Blue” kalacak olması, onun özgürlüğü ve annesinin koruyuculuğu arasında gidip gelen şizofrenik bir gerilime sahiptir.

Şarkı, Pink’in ümitsizce sorduğu “bu kadar yüksek olmalı mıydı?” sorusuyla biter. Şarkı boyunca süren şimdiki zaman yerine geçmiş zaman (did) kullanılır, bu da annesine yöneltiği bir suçlamaların geçmişten geldiğini vurgular ve bu ona göre duvarın yüksek olmasının nedenidir. Burada duvarı yüksek yapan şey konusu ilgilenenler arasında fikir ayrılığı yaratmıştır. Kimileri bunu annenin gerçekçi olmayan beklentileri ve oğlu için uyguladığı sınırlamalar olarak görürken başka bir grup albümdeki diğer şarkılarda olduğu gibi genel anlamda hayat olduğunu düşünüyor. Bu perspektiften bakınca, Pink hayattaki basit mutlulukların çok az olmasına karşın zorluklarının çok fazla olmasını sorgulamaktadır. Fakat belkide en geniş kabul gören görüş duvarın kendisidir. Annesi, tuğla ekleyerek aşılmaz, kaçınılmaz  bir duvara tuğlalarıyla yardım etmiştir. Albüm boyunca olduğu gibi, Pink bir kurban rolü oynayarak tuğlalarındaki her suçu başkalarına atar.. Bu aşamada duvar’ı bu kadar yüksek yapan “Anne”nin davranışlarıdır (ama onun defansif reaksiyonları değil.) İşin özünde Pink annesine “Anne, bunu bana neden yaptın?” demektedir.

Şarkının film versiyonunda, albümdeki basit kasvetli akustik gitarın yerini ksilofonla çalışı almıştır. Sonuçta çocuksu sesler, sözlerdeki ninni hislerine uygun düşerken, annenin “oğlunu kanatlarının altında saklayacağı” duygusunu kuvvetlendirir. Üstüne eklenen yavaş kalpatışı, The Dark Side of the Moon albümünün başı ve sonunu hatırlatır. İlk Floyd albümlerinden farklı olarak oradaki vuruşlar yaşamla ölüm arasındaki temaları temsil ederken, burada rahatlık ile klostrofobi arasındaki farkı yaratır. Bir yerde Pink’in anne karnında duyduğu etrafını saran kalp atışlarıdır. Benzer şekilde filmin son bölümündeki “The Trial” de, Pink’in sürekli suçladığı şekilde annenin onu kucağından rahmine hapsedişe dönüşen görüntülerine tanık oluruz.

“Anne”nin karakterinin derinliğine girmeden önce şarkının Pink’in karısının görüntüleriyle başladığına dikkat etmek gerekir. O güne gelmeden önce poloroid fotoğrafta karısıyla birlikte çekilmiş  bir fotoğrafı çalan telefonun yanında görürüz. Hattın öbür ucunda Pink, otel odasında daha sonra tekrarlanacak dokunaklı bir sahneyle, cevap vermeyen eşine telefondan ulaşmaya çalışmaktadır. Bu Waters için kişisel (Pink’in biten evliliği) duvarına olduğu kadar toplum’un duvarına da (Pink’in babasının ölümü, telefondan düşen el toplumsal iletişimsizliğe gönderme) yeni tuğlalar eklenmesine neden olacak iletişim kopukluğunu simgeleyen çok önemli bir görüntüdür. Karısına ulaşamayan Pink telefonu kapatmayla kendini de dış dünyaya kapatır. Kendi başına yastığa sarılması, gençliğinde annesinin göğsüne sarılmasına benzer. Şarkının sözleri bile başlamadan önce, anne koruyuculuğu ve Pink’in duygusal yapısı belirtilir. Bilinen Freudian akımında, anne hakkındaki düşünceler daha sonraki eş için de karşılıklı tetikleyici olur. Aralarında Sigmund Freud’un da bulunduğu pek çok psikoanalizcinin iddia ettiği gibi, insanlar romantik ilişkilerini, kendi ebeveynlerine fiziksel benzeyen veya onları hatırlatan kişiler ile yaşarlardı. Freud yaşanan bu fenomeni Oidipal / Elektra kompleksinin uzantısı olarak gördü ve çocuğun ilk aşkını (kişinin cinsine bağlı olarak) karşı cinsteki ebeveyn ile yaşadığı şeklinde teoriye dönüştürür. Dolayısıyla bir yetişkin her zaman bilinçaltında ona anne veya babasını hatırlatacak bir eş arama dürtüsüne sahiptir. Fakat “Mother” şarkısında ilk kez gördüğümüz “Pink’in eşi”nin anne ile hangi aynı özellikleri taşıdığını söylemek zor olsa da, ikisinin düşünce yapıları kafasında bir şekilde birbirine benzer gördüğünü anlaşılır. (Bu konudan biraz daha bahsedelim.)

Devam eden sahnede genç Pink’i “Happiest Days of Our Lives” şarkısında gördüğümüz beyaz ve kırmızı kaplı koridorda görürüz. Cezalandırılmış çocuk bilinmeyen bir nedenle (muhtemelen sınıfta yazdığı daha çok şiir yüzünden) azarlanıp müdür’ün odasından çıkıp oturur. Bu bölüm filmin dışında gibi görünse de, izleyiciye okul renkleri ve annesinin düşünceleriyle “Happiest Days” / “Another Brick in the Wall, 2” gibi belli bir zaman arasında bağ kurulmasına çalışılır.  Başka bir deyişle, aynı hocaların Pink’in kişisel ifade arzularını engelleyerek “duvardaki tuğlalardan biri olmaları gibi,” anlıyoruz ki  en başından beri de anne benzer bir şekilde bir tuğla daha olacaktır. Buna tipik bir örnek: devam eden sahnelerde genç Pink’in komşu kızın elbise değiştirişini izleyişi ile karısının soyunmasına karşı ilgisizliği görüntüsüdür. [Karısı hakkında bir not: Pink’in gölgesinden gördüğümüz eşinin soyunduğu sahneyi daha sonra “Don’t Leave Me Now” parçasında yeniden görürüz. İlaveten, büyük oranda gölgesiyle görünüp Pink’i kaplamasına rağmen dikkatini çekememektedir.] Genç yetişkin doğası nedeniyle, dürbünü ve sigarasıyla ışıkları söndürüp komşusunu izlerken bir röntgenci görünümüne bürünür. Oysa gariptir ki aynı Pink televizyonun önünde soyunan eşi ile hiç ilgilenmemektedir. Pink’in normal seksüel gençliği ile yetişkin halinin aseksüelliği çarpıcı bir şekilde yanyana getiriliyor. Sahne ilerledikçe izleyici Pink’in neden bu şekilde olduğunu anlamaya başlar. Genç Pink kendini komşu kızın stripshow’una kaptırmışken annesi odasının kapısını açar ve sigarasını atarak çalışıyor annesine gözükür. Aynadan yansıyan yüzde annesi herşeyi gören güç haline gelmeye başlamıştır.

Yukarıdaki söz analizlerinde bahsettiğimiz gibi , bir sonraki çekimde yatağın yanında doktorla birlikte duran annesine şüpheci bakan Pink “gerçekten ölüp ölmediğini – really dying” diye sorar. Doktor annesini işaret ederek (bazıları bu bölümde doktorun Pink’in hastalığından dolayı anneyi suçladığını düşünür) onu yalnız bırakarak birlikte odadan çıkıp kapıyı kapatırlar. Sahnelerin bütünündeki endişe hissine katkı yapan bir kaç ilginç bilgi var. İlk olarak anne Pink’in odasının kapısını kapattığı zaman, oda soğuk, mavi bir ışıkla Pink’in halihazırdaki halinin annesinin gözüne görünen “baby blue – mavi bebek” görüntüsüne büründürülür. Kabus ve korkularla ilgili sözlerle, tavanda “Another Brick in the Wall 2″deki maskeleri andıran fantastik gölgeler oluşur. Aynen belli bir tipte öğrenci yaratmaya çalışan öğretmenlere benzer şekilde bu kez annesi korku ve kabuslarla belli bir kalıp uyguluyor gibidir. Psikoanaliz dilinden konuşursak anne kendi arzu veya korkularını yada her ikisini birden oğluna aktarmaya, kendi kişiliğini çocuğunun üstüne empoze etmeye çalışıyor . Bazıları annenin çocuğunun sağlığına ve iyiliğinde çok düşkün annenin, Pink’in korkuları içselleştirerek hasta olmasına neden olabileceğinin anlatıldığını düşünüyor. Diğerleri ise bu sahnenin annenin obsesif aşırı koruyuculuğunun bir parçası olduğunu, Pink’in hastadan çok korkmuş olmasına bu yüzden basit bir ateş yüksekliğinde dahi doktor çağıran annesinin, Pink’in korkularını artırdığını düşünüyorlar. Yine o kesim daha sonra gelecek olan “Comfortably Numb” sahnelerinde ve nakaratında, Pink’in gerçekten hasta olduğunu gösterdiğini, bunun da sonraki parçalarda annenin tek oğlunu kaybedeceği düşüncesiyle, ona daha fazla koruma güdüsü verdiğini düşünürler. “Ölüyor muyum?” sözüne alternatif manalar bu üç benzer ancak farklılaşan manaları taşır. Pink, Annenin kabus’u andıran projeksiyonlarında onun büyük korkularını veya belki de ikinci senaryoya göre annesinin, hipokondrisinin gerçekte Pink’in ateşini önemini olduğundan daha fazla abartmasının nedenidir. Bu bilinmez ancak eğer hastalığı gerçekten ağır ve ona “Comfortably Numb,” daki gibi halisinasyonlar görmesine neden oluyorsa, belki de bu bir ölüm korkusunu da içermektedir. Hangi teori alınırsa alınsın annenin aşırı korumacılığı eşit oranda vurgulanmaktadır.

Daha sonraki sahnede gösterildiği gibi, sadece anne Pink’i bebek olarak görmez. Genç Pink de annesinin yanına gelip kıvrılarak ondan şefkat beklediğini gösterir. Burada hemen benzer bir sevgi arayışını karısının omzuna dokunuşunda da mavi ışıklı sahnede görürüz. “Burada kafasında annesiyle kız arkadaşını (karısını) birbirine karıştırmaktadır” (Gerald Scarfe DVD yorumunda). Yanına yattığında zor uyanan annesi gibi karısı da gerçek ve mecazi anlamda öteki yana dönerek Pink’e sırtlarını dönmüş oluyorlar. Pink onu yalnız bırakanlara mahkum kalmıştı ancak belki de daha sonraki Pink Floyd albümü The Final Cut’daki The Hero’s Return parçasında belirtildiği gibi o kadar duygusal korku altındaydı ki onu reddedemeyecekleri uyku anlarında açılabilir hale gelmişti. Tahminen 2. dünya savaşı gazisi olan anlatıcının “The Hero’s Return”deki “Sevgilim sevgilim derin uykuda mısın? İyi, Çünkü tek an bu seninle gerçekten konuşabildiğim, Ve birşey var gizleyip sakladığım bir anı ki çok acı veren” sözlerine göre bu sahneyle benzerlik kurulmuş. Final Cut’un The Wall’a göre anlatımsal tarzdan çok tematik bir devam olduğu şeklindeki yanlış fikre rağmen Pink’in duygularıyla savaş gazisinin duyguları arasında benzerlikler bulabiliriz: Her iki karakter de kendi iç duygularının dışarıya aksetmesinden korkmaktadır ve sevdiklerine sadece uykularında, onu eleştiremeyecekleri anlarda kendini açar.

Xsilafon ile devam eden şarkı neyseki gitar solo’da orjinaline döner. Bu sırada yeni imajlar devreye girer. Annesinin koynuna yatmak için merdivenlerden inen Pink annesinin yanında yatan çürümüş bir cesetle karşılaşır. Görüntü muhtemelen hasta Pink’in halisinasyonları olarak algılanabileceği gibi, annesinin ona yaptıklarının sonucu olarak da düşünülebilir. Görsel olarak kocasının ölümünü engelliyememiş olmasının ötesinde, çocuğuna yaptığı korumacılığın sonu gibi de görünmektedir. Gitar soloyu, Pink’in bireysel patlayışının bir tezahürü olarak ele alırsak, Pink’in iskelet’i keşfi  – daha önceki kendi yatışına benzemektedir – annesinin korumacılığının onda yaratabileceği etkiyi sezgisi olarak da düşünülebilir. Bu yüzden gitar solo böyle bir farkındalığa işaret etmek de istemiş olabilir. Annesinin bu tavırlarının bu gidişatın neticesinde kişiliğini bu hale sokacağını hayal eder ve bunun sonucunda kendisini annesinin “edepsiz” ve “tehlikeli” bulacağı kızlara atar. Annesinin tutucu fikirlerine karşı yapılan bu eylemi ileriki yaşlarına yapılan flashforward geçişle yaptığı duygusuz düğün töreni görüntüsüyle belirtilir. Yeni evlilerin öpücüğü bile romantik olmaktan çok formalite icabıdır. Freudcu psikoanalizciler muhtemelen Pink’in annesinden sonra kendisine benzeyen korumacı bir başka kadının hakimiyeti altına girme fikrine karşı çıkabilecekleri düşünülse de, hayatındaki bu iki baskın kadın’ın ortak noktaları olduğunu söylemek zor görünmektedir. Tüm göstergelerden, eşinin kişiliğinin farklı olduğu belli olmaktadır. Gitar solonun bitişiyle Pink’in karısı piyano başında onun dikkatini çekmeye çalışır. Neşeli ve ilgili yaklaşımına rağmen Pink’in kullandığı ilaçlardan ve uyuşturucu şaşkınlığından bunu başaramaz. Bu bölümdeki davranışları karısını annesinden ayırır. Annesi her an onu gözlerken, eşi zaman zaman ilgi gösteren kişidir. Belki de kopukluk burada yatmaktadır. İkinci kıtanın bize belirttiği gibi, Pink annesinin ona söylediklerine hiç uymayan bir kız arkadaş veya eş bulmaya çalışır. Ancak, böyle bir başkaldırı gerçek aşktan çok bir evlilik oyununu andırır. Annesinin veya anneye benzer karısının onu koruyup, sevgiyle kollamasına karşı çıkarak kendisini şöhretin getirdiği seks, uyuşturucu ve rock’n’roll tarzı yaşam tarzına iter. Okulda müdürün odasının dışında olduğu gibi, sonraki balo salonundaki dans son derece duygusuzca sahnelenir. DVD’de Waters’ın yaptığı yoruma göre bu sahnenin ilhamı, annesiyle gittiği bir çocukluk anısından gelmektedir. Hernekadar annesinin filmdeki anne kadar koruyucu olmadığını söylese de kısa pantalonla gittiği baloda (filmde pantalon kullanılmış) kendisini aşağılanmış hissettiğini söyler. Bu aşağılama filmde oldukça abartılarak kendisinden büyük bir kızla dans etmeye başlaması ve görsel olarak da uygun olmayan bir çift oluşturarak yaratılmaya çalışılmış. Waters yine de bu baloların o yaştaki teenagerlar için karşı cinse dokunmadaki tek fırsat olduğunu söylüyor.

Geçmişte anlatılanlardan sonra görüntü daha yeni zamana döner ve tekrar karısına turnesi esnasında ulaşmaya çalışıp başaramayınca yatağında bebek gibi kıvrılan Pink’i görürüz. Bize şarkı boyunca düşündürdüğü duygusal halini yansıtır. İzleyici yaşanan olaylardan sonra şarkının son satırı söylenirken hiç şaşırmadan neden karısına ulaşamadığını anlar. Büyüyen büyük duvar’ına karşın biz bir tuğla daha görürüz: karısının sadakatsizliği. Daha önceki sahnelerde annesinin görünmeyen yüzü belirtilmeyen kişiliğine benzer olarak yatakta bacakları görünen iki sevgili tam belli olmaz. Ancak karısı ve savaş karşıtı grubun lideri arasındaki görünmeyen yüzlere karşın ilişkileri okyanusun öbür tarafından telefon hatlarından bile anlaşılmaktadır. Şarkı bittiğinde, Pink hala karısına ulaşmaya çalışmaktadır ancak telefona karısının sevgilisi cevap verir. “In the Flesh?”deki babasının ölüm sahnesine benzer şekilde Pink’in eli telefondan kayar ve kendini duvarının arkasındaki yalnızlığına terk eder. Bu sahneler hayatın hem babasına hem de Pink’e vurduğu darbelerdir. Babası fiziksel olarak yardım birliği çağırırken ölür, Pink ise metaforik olarak.

[Bu telefon görüşmesinin “Young Lust”a benzeyen bir anısı var.  DVD’de bunu bir ölçüde yalanlasa veya hatırlamadığını söylese de artık doğruluğu ortaya çıkan hikayesinde duyulan telefon görüşmesi gerçektir ve hesaplanmış birşey değildir. Plana göre Amerika’dan yapılacak bir aramadan sonra telefona çıkan arkadaşı telefonu kapatacaktı. Ancak telefonları o yıllarda bağlayan telefon operatörü bunun bir senaryo olduğundan habersiz olarak eşini arayan bay Floyd’a eşi bayan Floyd yerine telefona bir başka “erkeğin” cevap verdiğini, orada öyle bir erkeğin olmasını şaşırarak söyler ki bu da bayan operatörün otomatik olarak olayda bir aldatma olabileceği izlenimine kapılması açısından çok ilginçtir. Yapılan kayıttaki “karınızın yanında bir erkek olması normal mi?” şeklindeki endişeleri ise kayıttan çıkartılmış. Waters operatör bayanın bu tepkisinden çok hoşlandığını söyler.

 

Goodbye Blue Sky – Hoşçakal Gökyüzü

(Küçük Pink)
Anne, bak. Yukarda bir uçak var.

[David Gilmour]
Gördünüz mü korkmuş insanları
Duydunuz mu düşen bombaları
Hiç merak ettiniz mi
Neden sığınaklara kaçıştığımızı
Cesur yeni bir dünya için verilen sözün
Tutulmadığı ortaya çıktığında,
Açık mavi gökyüzünün altında

Gördünüz mü korkmuş insanları
Duydunuz mu düşen bombaları
Alevlerin hepsi çoktan yok oldu
Fakat acı kolay geçmiyor
Elveda mavi gökyüzü
Elveda mavi gökyüzü
Elveda

Ülkede hissedilen savaşın yarattığı korku ve endişeden normalleşmeye dönüşümün çatışmaları ile Pink’in çocukluğunu geçirdiği evden kendi yaşantısına geçiş arasında paralellik kurulmaktadır.

Floyd dinleyicileri arasında “Goodbye Blue Sky,” hakkında sözcük oyunları dışında veya filmdeki Gerald Scarfe’ın mükemmel animasyonundan dışında pek çok tartışma yaşanmıştı. “When the Tigers Broke Free, 1. ve 2. bölüm”ün eklenişiyle, BlueSky1“Goodbye Blue Sky”ın yeri albümle film arasındaki en büyük farklardan biri olmuştu. Filmde ikinci “Tigers”dan sonra gelmesine rağmen albümde (plakta 2. yüzde) “Mother”‘dan sonra gelmekteydi.  Anlatım ve tema açısından elbette ki bunun faydası ve zararı olmasına rağmen, şarkının albümde ve filmde tek başına dahi kendini çok iyi ifade edebildiğine inanıyorum.

Orjinal plakta “Goodbye Blue Sky” ilk plağın ikinci yüzündeki ilk parçaydı. Albümün çıkış zamanlarında yapılan bir söyleşide Waters şarkıyı ilk yüzün toparlaması ve Pink’in hayatının o noktaya kadar olan özeti olarak anlatmıştı.  Söylediğine göre en basit şekilde “birinin çocukluğunu hatırlaması ve  yeni hayatına hazırlanışı” olarak özetlenebilirdi. Bu durumda parça, anlatıcının yetişkin Anne sorgulamasıyla onun daha dünyevi yetişkinliğinin “Empty Spaces – Boşluklar” arasındaki geçiş süreci olarak tanımlanabilir. Melodik olarak yumuşak ve sakin gidişine karşın sert, karanlık bir paranoya’ya içeren sözlere sahiptir. Waters’ın açıklamasına göre kişinin kendi dünyasıyla ilgili karışık duygulara sahip olmasıyla ilgilidir. Nakarattaki “uuuuuuhhhh” vokalleri sakinleştiren, gökyüzü ferahlığı ve huzuru, sınırsızlığı veren bölümdür.  “Di’ di’ di’ did you” vokal tekrarları annesinin Pink için endişelendiği dış dünyanın ne kadar acımasız olabileceğini tasvirleyen sözlerdir. “the Thin Ice” da bahsedilen mavi renk sembolünü hatırlarsak, Pink’in “mavi dünyaya vedası” çocukluk masumiyetine ve anne koruyuculuğuna veda anlamına gelir. Artık daha vahşi bir ortama, bir zamanlar annesinin asla izin vermeyeceği şekilde kendi kanatlarını açarak uçmaya başlar. Ancak aynı zamanda hata yapmaktan korkmaktadır. Kahramanımız artık “Mavi Bebek” değildir ama gittikçe daha duygusal ve seksi Pink – Pembe’ye dönüşecektir. BlueSky2

Tüm yetişkinlerde olduğu gibi umutlu, kendini ve dünyayı keşfetmeye aç Pink vardır şimdi. “The Thin Ice”daki “sessiz sitemli, milyonlarca gözyaşlarıyla lekelenmiş göz” yerine  artık “alevlerin hepsi çoktan yok oldu fakat acı kolay geçmiyor” demektedir. Ateşin yandığı zihnine daha sonra geri dönmesinden farklı olarak Pink, hayatının bu evresinde fark eder ki ona zihinsel zararlar veren – babasının ölümü, okul günleri ve annesinin koruyuculuğundan uzaklaşması gibi sıkıntılarının tümü geçmişe aittir. Bununla birlikte bunlara engel olamayacağını da görüyor. Yaraları iyileşebilir ancak duygularındaki korkular kalıcıdır artık. Tuğlalar yerlerine yerleşmiştir.

Hernekadar albümde yetişkinliğe geçmiş parçası olarak yer alsa da “Goodbye Blue Sky”ı “Mother”dan sonraya koymak, yoğun şekilde savaş mesajları ve görüntüleri veren parçanın Pink’in hayatıyla ilgisi yok gibi durur. “Frightened ones – korkanlar,” “falling bombs – düşen bombalar,” ve “run[ning] for shelter – sığınaklara koşanlar” sözleri daha sonraki “When the Tigers Broke Free, Part 2″den daha fazla savaş sonrası paranoyayı gösterir. Zamanın ötesindeki sözleri Pink’in daha ileriki yıllarda söyleyebileceği savaş sonrası travmaları neticesi oluşabilecek bir söylemdir. Ancak takip eden “Tigers, BlueSky32.bölüm”de, savaş temaları ve kayıp hissi, Pink’in kendini tanımasına, annesi, babası ve toplum tarafından üzerindeki yükü fark etmeye başladığını anlatır.  (Ek bilgi: Bu şekildeki yerleşimle “Tiger” parçasının albümden farklı olarak “Goodbye Blue Sky””dan sonra yer alması kendisinden sonra bir başka çarpıcı animasyon “What Shall We Do Now?” ile peşpeşe olmaması açısından yerinde olmuştur.) Filmde “Tigers, Part 2″nin “Goodbye Blue Sky” dan sonraya konuşu sayesinde ayrıca konuda kişisellikten sosyalliğe geçiş de vurgulanmışmıştı. Tüm batı dünyası gibi İngiltere de savaşla birlikte mavi gökyüzünün temsil ettiği nostaljik masumiyete veda ediyordu. Vurgulanan tema ve öğeler hemen olmasa da yavaş yavaş bize neticede bunun insanlığın çöküşüne neden olabilecek sosyal çatlaklar yaratabileceğini atlatmaya çalışır. Pink de babasının kauçuk damgalı ölüm belgesi bulduktan sonra körü körüne çocuk saflığında o ana kadar olan hayatı boyunca inandığı otoriter yapılara ve yaşamını şekillendiren sosyal siteme itaate veda etmeye başlar.  Bundan sonraki bir kaç şarkıda da isyan ve itaatsizlik artık en belirgin tema haline gelir.

Pek çok Pink Floyd şarkısında olduğu gibi, “Goodbye Blue Sky” basit görünüşüne karşın son derece karmaşıktır. Parçanın yarısına doğru çok sesli anlatıcı “Cesur yeni bir dünya için verilen sözün tutulmadığı ortaya çıkar, Açık mavi gökyüzünün altında” diye anlatırken – sözlerin iyi yerleştirildiği görülür. Ancak bu “cesur, yeni dünya” The Wall’un özünde yatan sosyal ve psikolojik ikilemi anlatmaktadır.  Pek çokları için bu hemen İngiliz yazar Alduous Huxley’in “Brave New World – Cesur Yeni Dünya” kitabına bir gönderme olarak algılanır. Bununla birlikte aynı adı taşıyan Shakespeare’ın The Tempest – Fırtına oyunundaki Miranda’nın 5. oyun 1. sahnede  söylediği : ” Ne kadar iyi niyetli yaratıklar var burada! / Nasıl güzel insanlar ! O Cesur yeni dünya, / O brave new world, / Yani içinde böyle insanlar var!” sözünü hatırlatır.  Miranda’nın konuşmasından alınan Huxley’in kitabının adındaki ironi gibi “cesur yeni dünya” sözü “Goodbye Blue Sky” da ihanete uğramış insanlığın ortak sesi gibi birlikte söylenen bir ses’e sahiptir. Aynı zamanda kekeyerek alaycı bir şekilde söylenme, ölülerin ve iyilerin yarattığı yıkımı, sözde güzel insanlar tarafından yönetilen savaşın saf çirkinliğini anlatır.

Araştırmacılar Huxley’in 1931 romanı Brave New World‘ün pek çok sanatsal ve filozofik yapıta etki etmiş, geçmişe ait herşeyi reddeden kültürel hareket Futurizm’e bir cevap olduğunu düşünürler. Pek çok açıdan Fütüristler gençlik, şiddet ve teknoloji kucaklayan modern hedonistler olarak avant-garde varlıklarının merkezi olarak görüldü. Huxley gibi yazarlar seksi pırıltının arkasında çoğunlukla anlamsız boşluklar gördüler ve insan ruhu ve doğanın makineleşmesinden dehşete kapıldılar.Gördüler ki Futurizm çok modası geçmiş, ruhsuz bir devlet kurumuna ve tanrı benzeri bir yapıya dönüşüyordu (Huxley’in dünyasında buna Yüce Ford denirdi) ve grup düşüncesi ile materyalist yapı, bireysel ve kişisel ifade özgürlüğü üzerinde baskıcı bir saltanat’a dönüşüyordu. Waters, Futurizm 2. Dünya Savaşı sırasında devam eden bu felsefeyi toplum & teknoloji bağlamında Modernizm’in savaş öncesi ve sonrası başarısızlıklarıyla benzeştiriyor olabilir. Bu fikrin bir bölümü global şirketlerin dünyayı birleştirirken tüketim düşkünü haline dönüştürüp, kişiliksiz kültür yaratışı ile Huxley’in öngördüğü yanlış ütopya arasında bir kaç taneden fazla benzerlikler belirtiyor olabilir. Kişisel yaşamlarımızı daha tatmin edici hale getirirken öte yandan medeniyetin en temel işlevi olan kişisel etkileşim olgusunu zayıflatıyoruz. Daha da ötesinde, yıkıp yok eden etmesi beklenen ürünlerle hayatımızı tamamlıyoruz. Atom bombasının sürtünme sorununu azaltması için tasarlanan teflon kaplamanın mutfaklarda kullanılması gibi.BlueSky7 Pink gibi (dolayısıyla Waters gibi) sorgulayan biri için modernizimin “brave, new world – cesur, yeni dünya” sözü bıçak sırtı gibi evet bu hayatı kolaylaştırabileceği fakat ayrıca evet kolayca yok edebileceği ihtimaliyle düşünülmektedir.

Huxley ile The Wall arasında bir başka ahlaki bıçak sırtı husus daha bulunmaktadır. Huxley’in kitabında bebekler test tüplerinde doğar, doğumdan iş buldukları güne kadar eğitim alırlar ve bireyselliğin yok edildiği homojen bir dünyaya atılırlar. Bu gelecek “ütopyası” gerçekten de cesur ve yeni olduğu kadar ironik olarak pozitif anlamlı bir kişisel, entellektüel ve ahlaki ilerlemeyi vurgulamamaktadır. “Blue Sky”daki savaş temasında, Huxley’inki gibi bir disütopya, Hitler 3. Reich da yaptığı genetik suni Aryan bir ırk yaratma çabası görülür. Bununla beraber başkalarındaki karanlığı görmek kolay olsa da, biz kendi içimizdeki gölgeyi görürüz. Bu Pink’in bu macerasının sonunda alacağı ders olacaktı. Buna göre denebilir ki Huxley’in dünyası ile Waters’ın Wall’u arasında, Yahudileri yok eden güç ile yüzbinlerce sivil Japon’u, ilerleme adına askeri ve intikam hırsıyla yok eden tanrısal güç arasında fark yok gibidir. Waters’ın güçlü savaş karşıtı duygularını hesaba katarak “Goodbye Blue Sky”daki hisleri onun (ve Pink’in) Küresel Güçler ‘e karşı (Powers That Be) bakışıdır denilebilir. Neticede kimse bize “korkmuş insanların – frightened ones” kim olduklarını, hangi tarafa bomba attıklarını söylemediği gibi özünde herhangi bir politik güç savaşının ortasında kalmış, sayılarla ifade edilen herhangi biri veya birileri olabilir. Bu savaşta “doğru – yanlış” olmaz demek değildir. Aynı şekilde Müttefiklerin de yaptıklarının hareketlerinde tümüyle doğru yaptığı söylemek de değildir. Fakat savaşın insanları satranç piyonu gibi kullanabilen, her türlü ahlaki değerden uzak, kendi politik güçünü düşünen, Orwellci hükümet sistemleri tarafından kontrol edilen, içinden çıkılmaz bir zalimlik döngüsü olduğuna vurgudur. (Bu tarz temalar zaten tüm Floyd kataloğunda bir çok kez vurgulanmıştır. Örneğin: Us and Them de “yan yana hareket eden kıtalar” sözünde veya çocuksu oyun oynayan liderlerin “Fletcher Memorial Home” daki oyunları gibi.) Dolayısıyla anlatıcı masumca BlueSky11“cesur yeni bir dünya için verilen sözün tutulmadığı ortaya çıktığında açık mavi gökyüzünün altında neden sığınaklara kaçıştığımız hiç merak ettiniz mi?” diye sorar.

Cevap “cesur, yeni dünya”nın söz verdiği teknolojik, sosyal ve ahlaki değerleri yüksek dünya aslında savaştıkları güçler kadar yozlaşmış, çarpık ve ahlaken çökmüş bir yeni dünya olabileceği için olabilir.

“Goodbye Blue Sky”ın filmi ise animasyon’un anlatımda ne kadar güçlü bir araç olabileceğini göstermesi açısından muhteşem bir örnektir. Sanatçı Gerald Scarfe filmin DVD yorumlarında “Blue Sky” için hem Londra’nın bombalanışını yaşamış ve çocukların kullandıkları gaz maskelerinden kendisi de taktığı hem de kendi başına zaten politik görüşünü yansıttığı için filmdeki en favori kısım olduğunu söylüyor. İroniktir ki hikaye büyük ölçekte Pink hakkında olsa da ana karakter bu bölümde yoktur ve  o da şarkıdaki anlatıcını gözünden görmektedir.

Başlangıçta, Pink’in annesini bahçede dinlenirken yanında muhtemelen Pink’in bebek arabasında uyuduğu sahnede görürüz. Ardından gelen hızlı çekimlere rağmen albümdeki ve filmdeki tüm karakterleri göstermez.  Onun yerine albümde kullanılan şarkı için kişisel ve sosyal psikolojik durumunun çok çarpıcı bir şekilde sunulduğu, anlatıcı ve yorumcu arasında gidip gelen bir şekilde savaşın doğasını anlatmaya çalıştığı bir animasyon gösterilir. Pink’in pusette annesiyle dinlenirkenki görüntü (daha önceki “The Thin Ice”‘da da kullanılan) daha sonraki animasyon için biz zaman belirleyicisi görevi görür ardından da savaşın tam tersi ateş, yıkım ve cehennemi andırır görüntülerine geçilir. Belki de (albüm ve film boyu süren nihilist bakış açısı gereği) zamanda bir huzur ortamında bile gerçek bir barış’ın yaşanmadığını önermesini yapan kedinin güvercinin üzerine atlamak üzereyken gökyüzüne uçması animasyon’u başlatır.  BlueSky8Batı dünyasının Birinci Dünya Savaşı ve Büyük Buhran’ın etkilerinden yeni yeni kurtulmaya başlayışının hemen arkasından küresel sahneye çıkan Nazi Almanyası’nın püskürmesi benzetmesi gibi, sembolik barışçıl güvercin birden parçalanarak yerine İngiliz topraklarında pençeleriyle kanlı yaralar açan (bombalama benzetmesi) ve kükürtlü izler bırakan Alman savaş kartalı ortaya çıkar. Savaş kartal’ı ülkenin savaş lordlarını da harekete geçirerek onların Londra üzerinde uçan seri bombardıman uçakları üreten metalik bir fabrikaya dönüşmesine sebep olur. Bu aynı zamanda korunaklarda gaz maskeleri takarak hayatta kalmaya çalışan “korkmuş insanlar – frightened ones” da yaratır. Uzun burunlu gaz maskesi takan ve şekilsiz bir kemirgen’e benzetilen bu korkmuş insanlar korkuyla, onlara geldiğini hissettiren saldırgan yırtıcıdan korunmak amacıyla sığınaklarına kaçarlar. Bombalayan uçaklar ise Birleşik Krallık bayrağında ölen askerleri sembolize eden hristiyan mezarlık hacına dönüşerek 2. dünya savaşında yaşanan ölüm ve acıyı tasvir eder. Burada Gerald Scarf, ölenlerin müttefik veya itilaf tarafı fark etmeden aynı dinden ve aynı milliyetçilik uğruna savaşarak öldüklerini sembolize etti. Ölen askerlerin huzuru bulmalarının ancak metal fabrika veya savaş liderleri parçalandıktan sonra barış güvercininin tekrar ortaya çıkmasıyla sembolize ediliyor. Barış güvercinin tekrar serbest kalması için kan ve acılar çekilmesi gerekti. Ancak mezarlardan akan kanların en sonunda kanalizasyon’a karışması, gurur adına çekilen onca acının ne işe yaradığının sorgulanmasını gündeme getirir. Öyle görünüyor ki Waters ve genç Pink için savaş gerekçeli olabilir ama bu onun haklı olabileceğini göstermez.

The Wall açıklamaları 1. bölüm
The Wall açıklamaları 2. bölüm 

The Wall açıklamaları 4. bölüm
The Wall açıklamaları 5. bölüm

The Wall Analysis sitesinden çok uzun bir sürede çevrilmiştir. Her türlü hakkı PinkFloydTurk.Net sitesine aittir. Alıntı yapacaksanız hiç değilse kaynağını belirtiniz.

 

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

17 Aralık 2010 tarihinde Merak Edilenler, Türkçe Sözler ve Açıklamalar içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumlar kapalı.

%d blogcu bunu beğendi: