In The Flesh?

Etin İçinde?

Demek öyle…
Gösteriye gitmek istedin (geldin)
Gerçeklerden kaçmanın ışıltısı ile…
…kargaşanın o sıcacık heyecanını hissetmek istedin.
Tatlım, var mı kaçırdığın birşey?
Görmeyi umduğun bu değil miydi?
Ve bilmek istersen eğer,
ne var bu soğuk bakışların ardında…
…tırmalayacaksın yolunu bu sahteliğin arasında!

(Watersın çığlıkları)

Işıklar….

Ses efektlerini gönderin

Action,

Üzerine yağdırın!!!

In The Flesh

Filmin sakin girişinin aksine şarkı büyük bir gürültüyle, ışık efektleri, patlamalarla başlar. Bağıran gitarlar, canavar orglar, patlayan davullar seyirciyi hazırlıksız yakalar ve hikayenin içine çeker.

Albümü hassas bir kulaklıkla dikkatli bir şekilde dinlediğiniz zaman, albümün son parçasının bitişinin başına bağlandığını anlarsınız. Son parça “Outside The Wall” biterken kesilmiş albümün başına konmuş, böylelikle albüm kesik “we came in” sözü ile başlar. Yani aslında hikaye sonuna bağlanarak başlamıştır. Sözün tamamı “is this where we came in – Geldiğimiz yer burası değil mi?” bir kısır döngüyü de anlatır.

Peki neden döngü? Bu bize Waters`ın döngülere ilgisini de gösterir. The Wall hikayesi sadece birinci elden 2. Dünya Savaşını yaşamış şavaş çocuklarının hikayesi değildir. Waters gibi sevdiklerini hayatlarındaki önemli kişileri savaşta veya herhangi bir şekilde kaybeden herkesi kapsayan evrensel bir hikayedir. Yaşadığımız yada izlediğimiz hangi zaman veya dönem olursa olsun, biz birini yitiren kişinin hayatına gireriz (come in). Hikaye çok döngüseldir. Medeniyetin başlangıcından beri her jenerasyon için geçerlidir ve müzik hiç bitmez. Birinin hikayesi bittiği zaman diğerinin ki başlar. Pink`in duvarı yıkıldığında, çocuklar yeni tuğlalar toplar, muhtemeldir ki kendi duvarlarını inşa ederler ve dolayısıyla onlar da In The Flesh? ile başlarlar.

Konser izleyiciler - SpermlerDoğumundan sonra babasının ölümü ile başlayan albüm (George Roger Waters 6 Eylül 1943`de doğdu, babası o 5 aylıkken Şubat 1944 de Anzio`da öldü) üzerine yalnız kalmış Pink ile başlayan döngü, aralarında geçiş bulunan iki doğuma da sahne olur. İlki genç Pink`in doğumu, gençliği ve günümüzdeki duvarlarla çevrili yaşayan rock yıldızı Pink, diğeriyse günümüzdeki halinden deliliğe uzanan son geçişidir.

Filmin başında gördüğümüz çılgına dönmüş rock konseri izleyicilerinin polis engellerini aşarak hedeflerine ulaşmaya çalışması, spermlerin insan vücudunda yaptıkları doğal mücadele ve yolculuk, bize doğum göndermesini yapar ve bu yüzden de parçanın adı In The Flesh? (Etin İçinde?) olarak konmuştur. Soru işareti henüz formunu kazanmamış fiziksel canlının doğması veya düşük yapmış olması sorusudur. Bu yoruma göre sözler sadece bir öngörü olarak değil, izleyicilerine konuşma yapan Pink ile henüz hayata başlamamış çocuklara da bilgiler vermektedir. Konuşmacı ister Tanrı, ister aile, ister hayatın kendisi olsun, mesaj otomatik olarak umut ve hayal kırıklığı temasının yerleştirilmesidir. Doğmamış çocuk “şova gitmek” istemektedir (hayat metaforu), dünyadan aşk ve sevginin sıcaklığını hissetmeyi bekler. Ancak çoğunlukla bulacağı “soğuk gözler ve “gizliliklerle” sevginin yerine hayal kırıklıkları yaşayacağı gerçeğidir.

Hernekadar şarkı bize duvar fikrinden bahsetmiyorsa da, çocuğa / dinleyiciye, çocuğun bu yaşayacağı iki yüzlü hayatta varolmanın sevgi yerine ancak “yırtılarak” kelimesinin çağrıştırdığı saldırganlıkla sağlanabileceği izlenimi verilir. Bu şiddet filmde daha sonra gösterilen konser izleyicilerinin polis tarafından şiddetle dövülmesi ve savaş sahnelerine gönderme yapılmasıyla desteklenir. Açıklamalar yapıldıktan sonra, Pink`in doğumu, spikerin “ışıklar”, “ses efektleri” ve “aksiyon” yani “hayattaki gösteri başlasın” anlamına gelen sözlerile başlar. Bu Shakespeare`in Macbeth oyunundaki hayatın bir sahne, her kişinin de sahnedeki bir aktör olduğu benzetmesine göndermedir.

Ömür bir yürür gölge; zavallı bir kukla ki sahnede salınıp çırpınarak saatini dolduruyor, sonra bir daha adı duyulmuyor: Bir aptalın anlattıgı bir masal bu; sırf gürültü, patırtı; bir anlama geldigi de yok.” (5. Perde Sahne 5)Tanrı konumundaki diktatör

Sonundaki “Drop it on `em – Üstlerine yağdırın” bağırışıyla uçak bombasını atıp babasını öldürür diğer yandan da bu ölümle duvarın ilk tuğlasının koyulması sağlanır.

Parça adını 1977 de Animals albümünün turnesinin adı olan “Pink Floyd in The Flesh” den alır. DVD`nin yorum kısmında konuşan Waters, filmdeki polis ve kavga sahnelerinin Los Angeles konserlerinde yaşanan gerçek olaylardan esinlenerek hazırlandığını söyler. Yerel polis şefi Davis konsere gidenleri ve genel olarak rock`n roll`u suçlayarak bölgedeki spor salonunda bir rock konseri olmasından rahatsızlık duyduğunu söyler. Konser öncesi polis “düzeni sağlama” adına bir çok kişiyi tartaklayıp, bilet araması yapmış, bir çok da tutuklama gerçekleştirmişti. Bu yüzden söz ve resimlerde, yarı tanrı rolündeki Pink, şuursuz izleyicilerine bir dizi talimat ve hayat hakkında yönlendirmeler dikte eder. Balkon sahnesi bir tiyatro oyundaki tanrı veya doğa üstü varlıkların dünyaya uzaktan bir gözlemci şeklinde bakışını andırır. Bu “in the Flesh” turnesinde Roger Waters`ın oluşturduğu bir fikirdir; sahnede dururken sarhoş veya birbirlerliyle kavga eden izleyicinin onlara karşı ise büyülenmişcesine onları izleyişi adeta beyni yıkanırmışcasına bir tanrı konumundaki Waters ve grubuna bakışıdır benzettiği. Bu gözlemler gittikçe Waters`ı izleyiciden ve dünyadan koparmaya, uzaklaştırmaya başlar. Gittikçe kendini tanrı gibi hissettiren izleyiciler Waters`ın da kendini kaptırması ve böyle davranabileceğini hissettirmesi sonucu çılgın bir hayranının yüzüne tükürmesiyle sonuçlanır. Bu bir rock star a körü körüne itaat davranışı albümün ilerleyen bölümlerindeki ikinci “in the Flesh” kısmında detaylıca anlatılacaktır.

Savaş sahneleri ve konser sonrası kavga içiçe

Birbiri ardına gelen çekimlerde konser izleyicilerinin ve askerlerin vahşi görüntüleri aynı anda konuşmayı izleyen yaklaşık aynı yaştaki Pink`in izleyicilerine mecazi olarak 2. dünya savaşı sonrası dünyanın doğumunu çağrıştırır. Düşmana karşı savaşan müttefik askerler ile şimdiki gençler, zaten savaştan harap olmuş dünya için savaşmalıdır. Savaşın neden olduğu masumiyet kaybı ve devamında gelen postmodern bölünme “In The Flesh?” sırasında bir çok formda görülebilir: sözde kamu güvenliği için kullanılan vahşi güç, sosyal normlara göre yetişmiş izleyicilerin ünlülerin önünde adeta beyni yıkanırcasına bakışları, hatta konser alanı dışındaki kavga sahnesinde arkada görünen “Feelin` 7-UP” reklam panosunda simgeleştirilen kapitalim`in olaylara tepeden bakışı birer örnek teşkil ediyor. Bu yaratılan bölünmüş dünya boşluğu kapitalizm ürünleri ve onun yarattığı ünlüler ile kapatmaya çalışır. Post modern dünyaya Hitler`in getirdiği gaddar devlet, sıkı aile bağlarının ve sosyal ortamların tümüyle yıkılması fikriyle pekiştirilir. Dünya nüfusu ekonomik gelişmeyle artarken, insan nesli 1. Dünya Savaşı, modernizmin doğuşu ile zedelenen, nihayetinde 2. savaşla tamamen gölgelenen saflığını ve masumiyetini bir daha asla geri kazanamayacaktır. Bu yüzden sinematik olarak geçiş Pink`in babasının ölümünden bir İngiliz bahçesine ve küçük Pink`in puşetine geçiş zaten bir duvarın oluşmasına sebeptir.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

30 Haziran 2010 tarihinde The Wall Analizi içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumlar kapalı.

%d blogcu bunu beğendi: