Happiest Days Of Our Lives

Hayatımızın En Mutlu Günleri

Büyüyüp, okula gittiğimizde,..
…bazı hocalar vardı
çocukları her fırsatta üzen.
Yaptığımız herşey ile dalga geçen!
Çocukların özenle gizlediği her zaafı…
…açığa çıkarıp, alay eden!
Ama şehirde herkes bilirdi ki…
…akşam eve gittiklerinde,
şişman ve psikopat karıları…
…yaşamlarının her anını karartırlardı..

Güvercin yeniden doğar
Hayata gelişiyle başlayan sorunlar ve kayıplarının ardından, Pink okul hayatına başlar. Bir çoğumuzun yaşadığına benzer kötü olaylar yaşamaya başlar. Bunların sonucu içinde biriken yabancılaşma gittikçe artar. “The Happiest Days of Our Lives” tamamen ironik bir başlıkla anlatılan Pink`in Gramer okulunda yaşadıklarına dair çok sert bir şarkıdır.

Yaşadıkları ise mutluluktan başka herşeydir. Bas, gitar ve davulun sert köşeli vuruşların yanısıra Waters`ın alçak sesle sanki arkadaşlarına anlatıyormuşcasına fısıldayarak söylediği alaycı ancak nefret dolu söylem sistemi adeta lanetler. Sözler direkt anlatımlıdır ve okuldaki “bazı hocaların – certain teachers” çocukların kişiliklerini ezmek için herşeyi yapacaklarını ve onları sessiz, kişiliksiz ezik birey olarak sistemin “sessiz üretici vatandaşları” olarak yaratmasına yardımcı olmaktadır. Fakat izleyenin burada dikkat ederek eleştirinin tüm eğitim sistemine olmadığını anlaması gerekir.

Her kurumda iyi ve kötüler vardır. Buna göre ciddi olarak kimin ne yaptığı iyice gözlenerek masumun üzerindeki saldırganlığın gözlenmesi gerekir. DVD yorumunda Waters, şarkının öğrencilerini kötüleyen, motivasyonunu kıran, belli kalıplara zorla sokmaya çalışan öğretmenleri hedef aldığını söyler. Ancak şarkının ikinci yarısında anlatıcı aynı hocaların söylentilere göre evlerinde düştükleri aciz durumlarını anlatarak onlardan bir çeşit öc alır ve bunu yaparken de haz duyar.

Bazı hocalar

“Another Brick in the Wall, Part 1” ın bitişiyle tekrar eden gitar rifinin helikopter efektiyle kesilirken beraberinde arka planda çığlıklar eşliğinde yağdırılan emirler duyulur. Pink`in öğretmenini (belki de öğrenim hayatında tanıdığı öğretmenlerin birleşkesi karakteri) bize helikopter ve megafon sesleri arasında tanıştırması ilginçtir çünkü bunlar kolay kolay birbirlerini çağrıştırmazlar.

(Siteyi tercüme ettiğim www.thewallanalysis.com sitesinin yorumuna göre bu öğretmenin helikopter gibi tepeden bakışını simgelemektedir. Oysa ki bir Pink Floyd dinleyicisi olarak bu konuyu pek de hikayeyle birleştirmiş değilim. Floyd her zaman ses efektlerini çok önemserdi ve deneysel bir çabayla bu efekti bu albümde denemek istediklerini düşünüyorum. Sitedeki yazılar her şeyi hikayeyle ilintilendirmeye çalıştığı için bu olayı da bağlıyor. Nitekim film versiyonunda helikopter yerine etkisi daha az olsa da tren kullanılmıştır.)

Ancak o sırada verilen komutlardan, örneğin öğretmenin “stand still, laddie! – dik dur oğlum” diye bağırışı asıl şarkı başlamadan önce Pink (yada Waters)`ın savaş sonrası İngiliz eğitimindeki askeri disipline yaptığı sembolik bir göndermedir.

Tekrar eden pickin tarzı gitar önceki parça “Another Brick in the Wall, Part 1,” ile organik bağlantıyı sağlar. Ancak bu kez önceki parçada olmayan Waters`ın hırçın bas gitarı da devreye girerek yeni bir katman oluşturur.

Çocukluk çağlarının geçtiğini, ninnileri andıran melodilerden daha sert tınılara geçişle bile anlamak olasıdır artık. Aile ve sosyal sistemin altında yetişkinliğe geçişinin izlerini müzikte bile yakalamak mümkündür. Waters’ın parçanın başındaki sakin fakat nefret dolu söylemi, sözlerdeki alaycılıkla okul arkadaşları arasındaki söylenişe benzetilir. Sözler “bazı hocaların” çocukların kişiliklerini parçalayıp onları sessiz, kişiliksiz üretilmiş vatandaşa dönüştürmek için herşeyi yapabilecek olduklarını hakkında oldukça direkt anlatım içerir (Waters, DVD yorumu).

Onları eğitip, aydınlatmak yerine Pink sistemin acıtan, alay eden ve ortada bırakan halini anlatır. Sonuç olarak çocuklar kişiliklerini, aslında zekayla dolu zayıflıklarını üretken bir alana yönlendirmek yerine etraflarına duvar benzeri savunma sistemleri oluştururlar, bunları hocalardan alay edilme endişesiyle “carefuly hidden – dikkatle saklarlar”dı. Pink sözleriyle öcünü, o hocaların ortak bir inanışla evlerine gittiklerinde “şişman ve psikopat karıları” tarafından hayatlarının her bir miliminde onlara sözel (ve belkide fiziksel) cehennem hayatı yaşattıklarını söyleyerek alıyor.

Albümde şu ana kadar gördüğümüz tüm tematik döngüler arasında “Happiest Days” yaşanan tüm olayların ve yapılan eylemlerin döngüsel olarak pozitif ve negatif etkisiyle onları yaratanlara geri döneceği fikrine daynan Karma düşüncesine bir göndermedir.

En basitçe, Karma ne ekersen onu biçersin temelinde, iyilik yapan iyilik bulur, kötülük yapan bunun eşit orandaki sonuçlarına katlanmak zorundadır fikrine dayanır. Temel olarak sebep sonuç felsefesi olarak herkesin yaptıklarından sorumlu olduğunun öğretisidir. “Happiest Days,” de Pink parçanın sonundaki ilahi göndermelerle de öğretmeninin yaptığı cezlandırmanın günün sonunda ona nasıl geri döndüğünü vurgular. Ancak albümün ilerleyen bölümlerinde, yavaş yavaş sebep sonuç ilişkisinin kendi davranışlarının neticesindeki negatif geri dönüşlerini de yaşamaya başlayacaktır.

Parça her nekadar zafer kazanmış edasıyla bitse de, Pink’in bu küçük keyifinde karanlık noktalar bulunmaktadır. Hocasının hak ettiği davranışı görmesiyle tatmin olmasına karşın Karmik döngü albümün devamında yıkıma yol açacak şekilde sunulacaktır. Pink hakkında şu anadeğin bildiğimiz genç hayatıyla daha yetişkin ve onun eski öğretmeninin hayatı hakkında pek çok açıdan paralellikler kurulabilir. Her ikisi de kendi kişisel acılarını başka yerlerden çıkarmaktadır ve hayatlarındaki kişilerin yarattıkları boşlukları yaşamaktadır.

Bazı hocalar

Öğretmenin mevcut hali büyük ihtimalle kendi benzer geçmişe sahip baskı altında geçen bir çocukluk eğitiminin yansımasıdır. Çocuklardan kişisel mutlusuzlukları, kendini azarlanmış hissedeceği mutsuz evliliği bu tatminsizliğin okulda çocuklar üzerindeki otoritesiyle kapatmaya çalışır.
Bu davranışlar ne onunla sona erecek ne de ondan sonrakilerle. Çocuklar üzerinde yarattığı etki bir sonraki ve ondan sonraki jenerasyonlara sarkarak kendini tekrar edip aynı acıların aktarılmasına devam edecektir. Daha sonraki hayatındaki Pink gibi öğretmenin bu şiddet döngüsünü durdurma gücü vardır. Bu yüzden kendisini kendi duvarının arkasında savunmayı seçer sıkıntıları hayata geri döndürerek korunmayı seçmektedir. Ne yazık ki kendi duvarını savunurken öğretmen öğrencilerinin eğitimi sırasında kendilerini duygularından ve dünyadan kopmalarına neden olacak kendi küçük duvarlarına tuğlalar sağlar.

Şarkının sonundaki çifte anlattım – doğrudan Karmik adaletsizlik döngüsüyle ironik olarak – şarkının adıyla anlatılır. Sadece sözler açısından düşünüldüğünde dinleyen biri “the Happiest Days of Our Lives – Hayatımızın En Mutlu Günleri” adını, 9-5 arası şuursuzca çalışma hayatının, ödenecek faturaların, taksitlerin, morgıçların, ilişkilerin kısacası tüm hayatın ağırlığının insanların omzuna çökmeden önceki çocukluğun en mutlu yaşandığı dönemin nostaljik fikrine alaycı bir gönderme olduğunu düşünebilir. Waters’in sunduğu gerçek ise acılar, hayal kırıklıkları, korku, bastırılmış duygular ve şüphelerle dolu bir çocukluktur. Bu yetişkinlikteki herhangi bir dönemde olabileceği kadar yoğun olabilir. Ancak öte yandan biz bunun Pink için karşılaşacağı parçalanmış yaşamının en iyi dönemi olabileceğini biliyoruz. Hocası ona farkında olmadan utanç ve aşağılama yoluyla hayattaki pek çok şey gibi “Mutluluk” tanımının da göreceli olabileeği kavramını öğretmiştir artık.

Devamında gelen film görüntüleri Pink Floyd’un günlük yaşamla yüksek duygusal yoğunluğu harmanlayıp vurgulayabildiğini gösterir. Buna en güzel örnek şarkı tam olarak başlamadan önce Pink ve iki arkadaşıyla “When the Tigers Broke Free, Part 2” sırasında elbise dolabında bulduğu mermileri tren raylarında trenin geçişi esnasındaki patlamalarda görürüz. Patlamalar esnasında tünel duvarına yapışan Pink vagonlarda yüzleri olmayan insanları – öğrencileri görür. O esnada tünelin ucunda görülen öğretmeni ona bağırmaktadır “stand still, laddie! – düzgün dur çocuk!”.
Domuz Öğrenciler
Dış gerçeklikle Pink’in hayal dünyası arasındaki geçiş öyle doğrudan ve kesintisizdir ki izleyici (ve belki Pink’in kendisi bile) buna şaşırarak tepki verir. Fantazi ile gerçek arasındaki bu efekt izleyiciyle Pink arasında bir bağ oluşturur.
Biz ilk elden Pink’in tek başına yaşadığı çelişkileri görür ve hissederiz. Ekranda “gerçek gibi duran Pink’in parçalanmış zihninin yarattığı en fantastik görüntüdür. Bu örneğin hayali yönü oldukça aşikar olmasına rağmen, filmdeki diğer olaylar daha az fark edillebilir niteliktedir ve gerçekte izleyiciyi Pink’in yaşadığı çelişkili pozisyonuna koymasını sağlar. Bu filmde sadece bir bölüm olmaktan başka izleyiciye hikayenin filmdeki anlatımında sadece gerçekleri değil hissi de yakalayabilmesi için yapması gereken tek şey “claw through the disguise – bu riyakarlığı parçalamak” tır.

Şarkıdan önceki sahnede patlayan kurşunlar eşliğinde görünen yüzü olmayan yolcular ile 2. Dünya Savaşında toplama kamplarına gönderilen milyonlarca yahudi arasındaki paralelliktir. Elbette ki Waters’in baskı altındaki öğrencilerle ölüm kamplarına gönderilen yahudiler arasında bağlantı kuracağını düşünmek saçmalıktır ancak benzerlikler olduğunu düşünmemizi istemesi muhtemeldir. Her iki oluşumda da (bazı okullar ve toplama kamplar) insanların kişiliklerini yok edip haklarının gasp edildiği makineler olarak düşünülebilir. Domuz görünümlü maske aslında ağızsız ve gözsüz insanları tasvir eder. Kabaca kesilmiş gözler ve ağızdan oluşan maskeli insanlar insandan çok niteliksiz insan kitlelerine göndermedir. Korku ve nefret tabanlı sistemler insanların ruhlarını etkisiz hale getirmek ve karşıtlarını engelleyebilmek için kişiliklerini öldürmeye çalışırlar. Bu sistemde tünelin ucundaki okul yöneticisi büyük gençlik kitlelerini istenen formata sokmak açısından totaliter mekanizmanın dişlileri içinde büyük bir önem taşır. Sonunda “The Thin Ice” parçasındaki askerlerin bilinmez bir sis bulutunun içine doğru yürüşleriyle benzer olarak Pink de trenin bıraktığı dumanın arkasından kişiliğini kaybetmiş halde okul günlerinin hatıralarına döner.

Tünel sahnesinden hemen sonra öğretmen odalarında öğretmenlerin derse hazırlanışını görürüz. Sabah zilinin çalışından sonra her öğretmen kalkıp üstünü düzeltir ve savaşa hazırlanan asker görüntüsünde hazırlanırlar. Pink’in hocasının komutasında askeri düzende birlik halinde odayı terk Evdeki Öğretmenler edip koridorlarda çift sıra sınıflara yürürler. Genellikle fark edilmeyecek bir konu da koridorun renk düzenidir. Duvarların üsttü beyaz altı ise kırmızı yapısıyla daha sonra Pink’in çapraz çekiçli diktator davranışlarının işaretinin fonu olacaktır. Bu arada beyaz’ın genel olarak masumiyet simgesi, kırmızının ise kan ve günah simgesi olması ilginçtir. Bunları bir araya getirmek, günah ve masumiyet, kırmızıyla beyaz…. sonucu Pembe – Pink’dir.
Bir sonraki sahnede, öğretmen Pink’in şiirler yazdığını fark eder ve sınıfta yüksek seesle bunları okur. Bu arkadaşlarının gülüşmesine ve hocası tarafından ders dışı konularla ilgilendiği için eline cetvelle vurur. Pink’in gelecekteki rock yıldızı haline gönderme yapan Pink Floyd’un zengin ve ünlü yaşamı hakkındaki kurgusal “Money,” şarkısının sözleridir okunan. Pink’in kişiliği üzerinde durmayan hoca Geomeri dersine ezberci bir şekilde devam eder. Bu şekilde ezberci eğitim sistemi Aldous Huxley’in A Brave New World – Yeni Dünya kitabında anlattığı uykuda tekrarlanan derslerin uykudaki bebeklere makinalar yoluyla defalarca tekrarlanmasının çocuklar tarafından formül olarak kabul edilmesini anlatan “hypnopedia” kitabına göndermedir. Bu şekilde bilinçaltı beyin yıkama Pink’in hocası tarafından kullanılan “uygun vatandaş” yetiştirme yöntemi için kitapta anlatılana benzeyen yöntem bio-mühendislikle şekillendirilen model öğrenci yaratmayı amaçlar. (Daha fazla Huxley göndermesine “Goodbye Blue Sky” parçasında rastlayacağız.)

Waters’ın buradaki söyleyişinde akşam psikopat eşiyle yemek yerken hayal ettiği o hoyrat hocasından aldığı intikam’ı hissettirir. Sözlerdeki “şişman” vurgusu gerçek fiziksel durum değil ancak otoriter baskıcı hanımları kastetmiş. Filmde bunu kamera açısıyla psikopat eşin öğretmenden büyük göründüğü sahneyle anlatır. Çarpık depresif bir yemek odası, mavi duvar kağıdı, karısının gerçekten çok daha büyük mor gölgesi, hepsi sürrealist bir atmosfer bize bir kez daha Pink’in hayal dünyasından gerçekle karışık bir imaj yansıtır. Ardından gelen hızlı görüntüler fazla bir söze gerek bırakmadan bir çeşit Karma gerçekleşerek okulda dayak yiyen öğrencinin öcünün akşam aşağılanan kocadan çıktığını söyler ve öğretmen yutamayacağı bir et yemiştir, gizlice çıkarıp atar.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

27 Haziran 2010 tarihinde The Wall Analizi içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumlar kapalı.

%d blogcu bunu beğendi: