Mother

Mother – Anne

[Roger Waters]

Anne bombayı atacaklar mı sence?
Anne şarkıyı sevecekler mi sence?
Anne hayalarımı parçalamaya çalışacaklar mı sence?
Anne bir duvar öreyim mi?
Anne başkanlığa aday olayım mı?
Anne hükümete güveneyim mi?
Anne beni cepheye sürerler mi?
Aaaaah, bu yalnızca zaman kaybı mı?
(alternatifi: Oooooh aaah. Anne gerçekten ölüyor muyum??)
[David Gilmour]
Sus şimdi bebeğim, ağlama
Annen senin tüm kabuslarını
Gerçeğe dönüştürecek
Annen kendi korkularının tümünü sana aşılayacak
Annen seni burada koruyacak
Kanatlarının altında
Uçmana izin vermeyecek ama şarkı söylemene belki
Annen her zaman bebeğini rahat ve sıcak tutacak
Aaaah bebeğim aaaaah bebeğim aaaaah bebeğim
Tabii ki annen duvarı örmeye yardım edecek

[Roger Waters]
Anne o bana göre bir kız mı sence?
Anne o benim için tehlikeli mi sence?Anne o paramparça edecek mi senin küçük oğlunu?
Aaaah anne o kıracak mı kalbimi?

[David Gilmour]
Sus şimdi bebeğim, bebeğim ağlama
Annen tüm kız arkadaşlarını senin için denetleyecek
Annen pis birinin hayatına sızmasına izin vermeyecek
Annen uyanık bekleyecek dönüşünü
Annen her aman öğrenecek
Nerede olduğunu
Annen her zaman seni sağlıklı ve temiz tutacak
Aaaaah bebeğim aaaaaah bebeğim aaaaah bebeğim
Sen her zaman benim bebeğim olarak kalacaksın

[Roger Waters]
Anne, bu kadar yüksek olması gereklimiydi duvarın?

Pink büyüdükçe annesinin farkında olmadan üzerine fazla düşmesi onun duvarlarına yeni tuğlalar eklerken, kendi bireyselliğinin önemi ve dünyaya karşı ilgilisi artar

Eğer Sigmund Freud 40 yıl daha yaşayıp 123 yaşına bassaydı, psikoanaliz çalışmalarının vücut bulduğu rock tarihinin en anne merkezli şarkısına da tanıklık etmiş olacaktı. Oidipus kompleksindeki şaşırtıcılık veya albümün devamındaki melodram’a karşın, Mother – Anne şarkısı daha düşük profillidir. Müzik kasvetli sözlerle çocuk şarkıları arasında gidip gelecek şekilde bölünmüştür. Sürekli değişen tempolar, gitar soloları ile bağlanarak sarsıcı sözleriyle bütün olarak Floyd şizofrenisine mükemmel bir örnek teşkil eder. Mother1

İlk kıtadaki basit gitar akorlu gidişin ve anlaşılır sözlerin Pink’in çocukluk masumiyetini simgelediğini, onun genç meraklı halini tasvir ettiği söylenebilir. 3-4 yaşlarındaki gelişme çağında yaşadığı sorgulamaları, Pink yetişkinlik döneminde de yaşamaktadır. Psikiyatristler 13 yaşında çocuğun annesiyle ilgili sorularının 3 yaşındaki bir çocuk düzeyinde olmasını sorgulayabilirler ancak biz daha sonra onun sorunlarının göründüğünden çok daha ileri olduğunu anlarız. Hükümet’e (veya Devlet) güveni (tema ilk olarak “When the Tigers Broke Free” adlı parçada geçmişti), kendine güveni, savaş sonrası halkın paranoyasını bir teenage gözüyle sorgulaması başlar. Kendini keşif çağı olarak kabul edilen ergenlik, kişinin kendini yeni bilgilerle yeni döneme adapte ve keşfetme dönemidir. Bu düşünceyle şarkıdaki Pink soruları ve “Anne”‘nin cevapları bu dönemin kendini bulma çabalarıyla çok uygun düşmektedir. Büyük Yunan filozofları da kişisel gelişim için benzer sorgu/cevap metodlarını faydalı bir zihinsel ilerleme formu olarak görmüşlerdi. Ancak Pink’in şüpheci soruları ve annesinin kaçamak, ninni tarzı cevapları, klasik felsefi tekniğin ironik olarak The Wall’da onun kendisini içine hapsedecek bir derse dönüşür.

Müzikte olduğu kadar sözlerde de bir huzursuzluk, rahatsızlık vardır. Her ne kadar doğrudan bir soru cevap tekniği içerse de psikolojik etkisi daha fazladır. En başından itibaren Pink annesine “bombayı” sorar ve bu doğrudan bize albümün başlarındaki savaş sahnelerini hatırlatır. 1945 yılındaki savaşın sonuna denk gelse bile, nükleer savaş batılıların bilinç altına yerleşmiş ihtimaldir. Soğuk savaş dönemi savaştan başka herşeyin yaşandığı, karşılıklı toptan savaş tehditlerinin yapıldığı bir dönemdi. O yüzden bu düşmanlıkların ışığında Pink’in düşüncesinde Müttefiklerin düşmanları olan “onlar” yani Almanya, Sovyet Rusya veya Çin, savaş sonrası henüz oluşmamış huzuru bozabilecek bir bombayı atabilirlerdi. Sözleri bu bilgiler ışığında okunduğunda Pink’in küresel farkındalığının başladığını ve kişiliğinin olgunlaştığını görüyoruz. Onlar diye öznelleştirdiği anlatımıyla Pink’in milliyetler üstü bir bakış açısına sahip olmaya başladığı görülüyor. Devam eden satılarda, Pink “şarkımdan hoşlanacaklar mı” veya “hayalarımı patlatacaklar mı,” benzetmeleriyle kişisel eleştirisini yapar. Bu satırlara göre, Pink’in korkuları global olmaktan daha çok şahsidir. Burada sözü edilen “bomba” filmin başında tasvir edilen babasının öldürülmesi gibi hayatında yıkıcı etki bırakacak bir semboldür. Benzer şekilde ilk satırdaki”onlar” artık kimlikleri belirsiz ve “Another Brick in the Wall, Part 2.”deki gibi kalıplaşmıştır. Artık gözardı edilmeyecek bir düşman vardır. Onlar toplumsal yaşamda olabilecekleri gibi insanın yakın bir arkadaşı da olabilir. Pink Floyd’un “Dark Side of the Moon” albümündeki gibi “Them – Onlar” bizden olmayıp bize zarar verebilecek olanlardır. Savaş, Pink’in öğretmeni, ve annesi, hepsi onun hayatındadırlar. Bu yüzden fark ederki bu “öteki” her pozisyonda olabilir, kişi olabilir veya birşey olabilir. Onlar her an (hayatına zarar verebilecek) “bombayı atabilirler”. Bu yüzden dış dünyadan çok büyük bir korkuya – veya paranoya’ya – sahip olmaya başlar. Böyle düşünerek dış dünyanın çok büyük tehlikelerle dolu olduğunu düşünerek, annesine “duvar’ı inşaa etmeyi” sorar. Ancak bu şekilde dışarıdan gelen tehditlere ve gerçeklere karşı güvende yaşayabilecektir.

Ergen alaycılığına karşı, Pink gençlik umuduyla parlayan bir anlık soru ile “ülkeyi yönetmeye aday” olmayı sorar. Yanlış anlaşılmayı düzeltmek için çokça sorulan soruya cevaben, bunun Amerikan başkanlığına adaylık olarak yorumlanabilecek bir rüya olduğu şüphelidir, çünkü Pink bir İngiliz vatandaşıdır. Buna karşın “başkan” sözü güçlenen görüşlerine rağmen Pink’in hala bir genç ve çocuksu hayallere sahip oluşu gerçeğidir. Herkes hayatında bazen büyük ve önemli biri olmayı hayal eder ve Pink de bunlardan biridir. Yine de bu anlık büyük politik hayalleri birden değişir ve “hükümet’e (yada devlete) güvenip güvenemeyeceğini” veya onu savaşta “ateş hattına koyup koymayacaklarını” sorgular. Bir kez daha “onların” hükümet veya karşıt, güç sahiplerini sorgulayanlar olup olmadığı belirsizdir. Pink gittikçe güç ve büyüklüğün kişinin kırılganlığını artırır. Spotun altında olan kişi kamuda saldırıya daha açıktır.Annesinden önceki son nakarat’da, Pink albümde “bu bir vakit kaybı mı,” diye sorarken “bu” tartışmalı bir şekilde hayattaki şüphe duyduğu herşey’e gönderme olabilecekken, filmde “ben gerçekten ölüyor muyum?” olarak değiştirilmiştir. Bu “Comfortably Numb”‘da anlatılacak olan çocukluk hastalıklarına bir göndermedir. The Wall’un konser versiyonunda ise, Waters muhtemelen yetiştiği fırtınalı ergenlik dönemindeki savaş sonrası postmodern dünyayı kastederek “ne deli zamanlar” diye söymemişti. Hangi satırı kullanırsa kullansın her biri her biri Pink’in parçalanmış ve kafası karışmış kişiliğini yansıtır.

Ancak bu noktada annenin yaklaşımı farklıdır. Oğluna cevaplar vermek yerine gerilimi sürdüren, onun arayışlarına, korku, kabus ve kontrol paranoyalarına “pış pış ağlama bebeğim” sözleriyle ciddi olmayan cevaplar vermeye çalışır. Fakat, albümün Pink’in perspektifinden anlatıldığını düşünürsek – daha önce “the Thin Ice” analizinde de anlatıldığı gibi – izleyici olan bizler karakterlerin ne kadar gerçekçi olduğundan emin olamıyoruz. Emin olduğumuz tek şey annesinin zihinsel duvarındaki tuğlalardan birinin nedeni olduğu oluyor. Bu sözler oğlunu yetiştiren bir annenin söyleyebileceği sözler miydi yoksa çocuğunu aşırı korumacı yetiştiren bir anneyi simgeleyen sözler mi? Yoksa hayata küsen Pink’in hafızasında kalan haksız veya abartılı anılar mıydı? Sözlerdeki kayıp birinci tekil şahıs “ben”, üçüncü şahıs “anne’nin” ve “o” olarak değiştirilmiş ve o bebekler gibi konuşur ninniler söyler, Ancak bir de sözler muhtemelen onun tarafından söylense bile, denilebilir ki üçüncü kişi olan annesine atıfta bulunarak, Pink de nakarat bölümünde şarkıya katılmaktan kendini alamaz. Nihayetinde kendi bağımsızlığını arayan bir genç olarak onun davranışlarına karşı duyurmak ister sesini.

1979 yılında Tommy Vance ile yaptığı söyleşide, Waters “eğer annelere bir suçlama yapacaksak bu onların çocuklarını aşırı derecede koruma eğilimlerinden olmalıdır. Çok fazla ve çok uzun, hepsi bu.” diye açıklamıştı. Savaşta kocasını kaybetmiş biri olarak, Pink’in sözlerinden onun oğlunu “kanatlarının altında” tutmak istediğini ve kocasının kaderinden korumak istediğini kolayca anlarız. Yanlız ne yazık ki Pink’e göre bu aşırı korumacılık sonucunda annenin bu kabus ve korkuları oğluna da geçmiştir. Kocasını ölümden koruyamayan ondan kalan oğlunu aynı kaderden korumak için herşeyi yapabilecektir. Yine Waters’ın düşüncesine göre bu anlaşılabilir analık içgüdüsü, özgürlük arayan kişi için boğucu olabilir. “She won’t let you fly, but she might let you sing, – uçmana değil ama şarkı söylemene izin verebilir” sözlerini annesini tanımlarken söylerken kişisel özgürlüğüne ve kendini ifade etmesine çok kısa süreler izin verdiğini anlatır. Annesi ona büyük şeyler için ilham vermektense onu “sıcak ve rahat” tutmaya çalışır. Nihayetinde de şarkının (özellikle ilk bölümünde yöneltilen) soruya cevap gelir, anne “help build the wall -duvarın yükselmesine yardım” teklif eder. Pink’in zihninde onu sürekli olarak dış dünyadan koparıp izole etmeye çalışan bir anne oluşur. Elbette zarar görmesini engellemek için.

“Anne, sence o kız benim için yeterince iyi mi?” diye sorarken önceki sözlerdeki bilinmez onlar öznesi bu kez “o kız” olmuştur. Buradaki “kız” arkadaşı olabilir, gelecekteki karısı veya genel olarak kadınlar olabilir, bu belli değildir. Fakat solodan sonra annenin gördüğü düşmanlar değişmiştir artık. “Anne, sence kız bana zarar verir mi?” diye sorarken annesinin koruyuculuğuyla dalga geçerek devam ettirir “küçük bebeğini parçalar mı?”. Bu kahramanlığa karşı yaşadığı içsel güvensizlikle onu yanlız bırakması ihtimaline karşı sorar “benim kalbimi kırar mı?.”

Pink’in ilk ve ikinci yarılarda yaklaşımı değişirken Anne’nin hayali sesi aynı kalır. O ödünsüz koruyuculuğu ile “tüm kız arkadaşlarını Pink’in yerine kontrol eder” ve “zararlı kimsenin ulaşmasına izin vermez” olarak tasvir edilir. “Sen gelene kadar bekleyecek” ve “daima nerde olduğunu merak edecek” bir anne olduğunu belirtir ve Pink’i “sağlıklı ve temiz” tutacağını söylemesiyle aşırı koruyuculuğu belirtmesi kimileri için takıntılı şekilde üzerine düştüğü fikrini uyandırır. Sonuçta “sen bana her zaman bebek kalacaksın” sözüyle birinci kişi hüviyetinde konuşur. Hernekadar Pink dış dünyayı ve ülkeleri keşfetme arzusunda olsa bile annesi onu sonsuza kadar bebeği gördüğünü belirtir. Şarkının kıtaları ve nakaratı, arkadaşları ve kendisi için Pink olsa bile annesi için hep “Baby Blue” kalacak olması, onun özgürlüğü ve annesinin koruyuculuğu arasında gidip gelen şizofrenik bir gerilime sahiptir.

Şarkı, Pink’in ümitsizce sorduğu “bu kadar yüksek olmalı mıydı?” sorusuyla biter. Şarkı boyunca süren şimdiki zaman yerine geçmiş zaman (did) kullanılır, bu da annesine yöneltiği bir suçlamaların geçmişten geldiğini vurgular ve bu ona göre duvarın yüksek olmasının nedenidir. Burada duvarı yüksek yapan şey konusu ilgilenenler arasında fikir ayrılığı yaratmıştır. Kimileri bunu annenin gerçekçi olmayan beklentileri ve oğlu için uyguladığı sınırlamalar olarak görürken başka bir grup albümdeki diğer şarkılarda olduğu gibi genel anlamda hayat olduğunu düşünüyor. Bu perspektiften bakınca, Pink hayattaki basit mutlulukların çok az olmasına karşın zorluklarının çok fazla olmasını sorgulamaktadır. Fakat belkide en geniş kabul gören görüş duvarın kendisidir. Annesi, tuğla ekleyerek aşılmaz, kaçınılmaz bir duvara tuğlalarıyla yardım etmiştir. Albüm boyunca olduğu gibi, Pink bir kurban rolü oynayarak tuğlalarındaki her suçu başkalarına atar.. Bu aşamada duvar’ı bu kadar yüksek yapan “Anne”nin davranışlarıdır (ama onun defansif reaksiyonları değil.) İşin özünde Pink annesine “Anne, bunu bana neden yaptın?” demektedir.

Şarkının film versiyonunda, albümdeki basit kasvetli akustik gitarın yerini ksilofonla çalışı almıştır. Sonuçta çocuksu sesler, sözlerdeki ninni hislerine uygun düşerken, annenin “oğlunu kanatlarının altında saklayacağı” duygusunu kuvvetlendirir. Üstüne eklenen yavaş kalpatışı, The Dark Side of the Moon albümünün başı ve sonunu hatırlatır. İlk Floyd albümlerinden farklı olarak oradaki vuruşlar yaşamla ölüm arasındaki temaları temsil ederken, burada rahatlık ile klostrofobi arasındaki farkı yaratır. Bir yerde Pink’in anne karnında duyduğu etrafını saran kalp atışlarıdır. Benzer şekilde filmin son bölümündeki “The Trial” de, Pink’in sürekli suçladığı şekilde annenin onu kucağından rahmine hapsedişe dönüşen görüntülerine tanık oluruz.

“Anne”nin karakterinin derinliğine girmeden önce şarkının Pink’in karısının görüntüleriyle başladığına dikkat etmek gerekir. O güne gelmeden önce poloroid fotoğrafta karısıyla birlikte çekilmiş bir fotoğrafı çalan telefonun yanında görürüz. Hattın öbür ucunda Pink, otel odasında daha sonra tekrarlanacak dokunaklı bir sahneyle, cevap vermeyen eşine telefondan ulaşmaya çalışmaktadır. Bu Waters için kişisel (Pink’in biten evliliği) duvarına olduğu kadar toplum’un duvarına da (Pink’in babasının ölümü, telefondan düşen el toplumsal iletişimsizliğe gönderme) yeni tuğlalar eklenmesine neden olacak iletişim kopukluğunu simgeleyen çok önemli bir görüntüdür. Karısına ulaşamayan Pink telefonu kapatmayla kendini de dış dünyaya kapatır. Kendi başına yastığa sarılması, gençliğinde annesinin göğsüne sarılmasına benzer. Şarkının sözleri bile başlamadan önce, anne koruyuculuğu ve Pink’in duygusal yapısı belirtilir.

Bilinen Freudian akımında, anne hakkındaki düşünceler daha sonraki eş için de karşılıklı tetikleyici olur. Aralarında Sigmund Freud’un da bulunduğu pek çok psikoanalizcinin iddia ettiği gibi, insanlar romantik ilişkilerini, kendi ebeveynlerine fiziksel benzeyen veya onları hatırlatan kişiler ile yaşarlardı. Freud yaşanan bu fenomeni Oidipal / Elektra kompleksinin uzantısı olarak gördü ve çocuğun ilk aşkını (kişinin cinsine bağlı olarak) karşı cinsteki ebeveyn ile yaşadığı şeklinde teoriye dönüştürür. Dolayısıyla bir yetişkin her zaman bilinçaltında ona anne veya babasını hatırlatacak bir eş arama dürtüsüne sahiptir. Fakat “Mother” şarkısında ilk kez gördüğümüz “Pink’in eşi”nin anne ile hangi aynı özellikleri taşıdığını söylemek zor olsa da, ikisinin düşünce yapıları kafasında bir şekilde birbirine benzer gördüğünü anlaşılır. (Bu konudan biraz daha bahsedelim.)

Devam eden sahnede genç Pink’i “Happiest Days of Our Lives” şarkısında gördüğümüz beyaz ve kırmızı kaplı koridorda görürüz. Cezalandırılmış çocuk bilinmeyen bir nedenle (muhtemelen sınıfta yazdığı daha çok şiir yüzünden) azarlanıp müdür’ün odasından çıkıp oturur. Bu bölüm filmin dışında gibi görünse de, izleyiciye okul renkleri ve annesinin düşünceleriyle “Happiest Days” / “Another Brick in the Wall, 2” gibi belli bir zaman arasında bağ kurulmasına çalışılır. Başka bir deyişle, aynı hocaların Pink’in kişisel ifade arzularını engelleyerek “duvardaki tuğlalardan biri olmaları gibi,” anlıyoruz ki en başından beri de anne benzer bir şekilde bir tuğla daha olacaktır. Buna tipik bir örnek: devam eden sahnelerde genç Pink’in komşu kızın elbise değiştirişini izleyişi ile karısının soyunmasına karşı ilgisizliği görüntüsüdür. [Karısı hakkında bir not: Pink’in gölgesinden gördüğümüz eşinin soyunduğu sahneyi daha sonra “Don’t Leave Me Now” parçasında yeniden görürüz. İlaveten, büyük oranda gölgesiyle görünüp Pink’i kaplamasına rağmen dikkatini çekememektedir.] Genç yetişkin doğası nedeniyle, dürbünü ve sigarasıyla ışıkları söndürüp komşusunu izlerken bir röntgenci görünümüne bürünür. Oysa gariptir ki aynı Pink televizyonun önünde soyunan eşi ile hiç ilgilenmemektedir. Pink’in normal seksüel gençliği ile yetişkin halinin aseksüelliği çarpıcı bir şekilde yanyana getiriliyor. Sahne ilerledikçe izleyici Pink’in neden bu şekilde olduğunu anlamaya başlar. Genç Pink kendini komşu kızın stripshow’una kaptırmışken annesi odasının kapısını açar ve sigarasını atarak çalışıyor annesine gözükür. Aynadan yansıyan yüzde annesi herşeyi gören güç haline gelmeye başlamıştır.

Yukarıdaki söz analizlerinde bahsettiğimiz gibi , bir sonraki çekimde yatağın yanında doktorla birlikte duran annesine şüpheci bakan Pink “gerçekten ölüp ölmediğini – really dying” diye sorar. Doktor annesini işaret ederek (bazıları bu bölümde doktorun Pink’in hastalığından dolayı anneyi suçladığını düşünür) onu yalnız bırakarak birlikte odadan çıkıp kapıyı kapatırlar. Sahnelerin bütünündeki endişe hissine katkı yapan bir kaç ilginç bilgi var. İlk olarak anne Pink’in odasının kapısını kapattığı zaman, oda soğuk, mavi bir ışıkla Pink’in halihazırdaki halinin annesinin gözüne görünen “baby blue – mavi bebek” görüntüsüne büründürülür. Kabus ve korkularla ilgili sözlerle, tavanda “Another Brick in the Wall 2″deki maskeleri andıran fantastik gölgeler oluşur. Aynen belli bir tipte öğrenci yaratmaya çalışan öğretmenlere benzer şekilde bu kez annesi korku ve kabuslarla belli bir kalıp uyguluyor gibidir. Psikoanaliz dilinden konuşursak anne kendi arzu veya korkularını yada her ikisini birden oğluna aktarmaya, kendi kişiliğini çocuğunun üstüne empoze etmeye çalışıyor . Bazıları annenin çocuğunun sağlığına ve iyiliğinde çok düşkün annenin, Pink’in korkuları içselleştirerek hasta olmasına neden olabileceğinin anlatıldığını düşünüyor. Diğerleri ise bu sahnenin annenin obsesif aşırı koruyuculuğunun bir parçası olduğunu, Pink’in hastadan çok korkmuş olmasına bu yüzden basit bir ateş yüksekliğinde dahi doktor çağıran annesinin, Pink’in korkularını artırdığını düşünüyorlar. Yine o kesim daha sonra gelecek olan “Comfortably Numb” sahnelerinde ve nakaratında, Pink’in gerçekten hasta olduğunu gösterdiğini, bunun da sonraki parçalarda annenin tek oğlunu kaybedeceği düşüncesiyle, ona daha fazla koruma güdüsü verdiğini düşünürler. “Ölüyor muyum?” sözüne alternatif manalar bu üç benzer ancak farklılaşan manaları taşır. Pink, Annenin kabus’u andıran projeksiyonlarında onun büyük korkularını veya belki de ikinci senaryoya göre annesinin, hipokondrisinin gerçekte Pink’in ateşini önemini olduğundan daha fazla abartmasının nedenidir. Bu bilinmez ancak eğer hastalığı gerçekten ağır ve ona “Comfortably Numb,” daki gibi halisinasyonlar görmesine neden oluyorsa, belki de bu bir ölüm korkusunu da içermektedir. Hangi teori alınırsa alınsın annenin aşırı korumacılığı eşit oranda vurgulanmaktadır.

Daha sonraki sahnede gösterildiği gibi, sadece anne Pink’i bebek olarak görmez. Genç Pink de annesinin yanına gelip kıvrılarak ondan şefkat beklediğini gösterir. Burada hemen benzer bir sevgi arayışını karısının omzuna dokunuşunda da mavi ışıklı sahnede görürüz. “Burada kafasında annesiyle kız arkadaşını (karısını) birbirine karıştırmaktadır” (Gerald Scarfe DVD yorumunda). Yanına yattığında zor uyanan annesi gibi karısı da gerçek ve mecazi anlamda öteki yana dönerek Pink’e sırtlarını dönmüş oluyorlar. Pink onu yalnız bırakanlara mahkum kalmıştı ancak belki de daha sonraki Pink Floyd albümü The Final Cut’daki The Hero’s Return parçasında belirtildiği gibi o kadar duygusal korku altındaydı ki onu reddedemeyecekleri uyku anlarında açılabilir hale gelmişti. Tahminen 2. dünya savaşı gazisi olan anlatıcının “The Hero’s Return”deki “Sevgilim sevgilim derin uykuda mısın? İyi, Çünkü tek an bu seninle gerçekten konuşabildiğim, Ve birşey var gizleyip sakladığım bir anı ki çok acı veren” sözlerine göre bu sahneyle benzerlik kurulmuş. Final Cut’un The Wall’a göre anlatımsal tarzdan çok tematik bir devam olduğu şeklindeki yanlış fikre rağmen Pink’in duygularıyla savaş gazisinin duyguları arasında benzerlikler bulabiliriz: Her iki karakter de kendi iç duygularının dışarıya aksetmesinden korkmaktadır ve sevdiklerine sadece uykularında, onu eleştiremeyecekleri anlarda kendini açar.

Xsilafon ile devam eden şarkı neyseki gitar solo’da orjinaline döner. Bu sırada yeni imajlar devreye girer. Annesinin koynuna yatmak için merdivenlerden inen Pink annesinin yanında yatan çürümüş bir cesetle karşılaşır. Görüntü muhtemelen hasta Pink’in halisinasyonları olarak algılanabileceği gibi, annesinin ona yaptıklarının sonucu olarak da düşünülebilir. Görsel olarak kocasının ölümünü engelliyememiş olmasının ötesinde, çocuğuna yaptığı korumacılığın sonu gibi de görünmektedir. Gitar soloyu, Pink’in bireysel patlayışının bir tezahürü olarak ele alırsak, Pink’in iskelet’i keşfi – daha önceki kendi yatışına benzemektedir – annesinin korumacılığının onda yaratabileceği etkiyi sezgisi olarak da düşünülebilir. Bu yüzden gitar solo böyle bir farkındalığa işaret etmek de istemiş olabilir. Annesinin bu tavırlarının bu gidişatın neticesinde kişiliğini bu hale sokacağını hayal eder ve bunun sonucunda kendisini annesinin “edepsiz” ve “tehlikeli” bulacağı kızlara atar. Annesinin tutucu fikirlerine karşı yapılan bu eylemi ileriki yaşlarına yapılan flashforward geçişle yaptığı duygusuz düğün töreni görüntüsüyle belirtilir. Yeni evlilerin öpücüğü bile romantik olmaktan çok formalite icabıdır. Freudcu psikoanalizciler muhtemelen Pink’in annesinden sonra kendisine benzeyen korumacı bir başka kadının hakimiyeti altına girme fikrine karşı çıkabilecekleri düşünülse de, hayatındaki bu iki baskın kadın’ın ortak noktaları olduğunu söylemek zor görünmektedir. Tüm göstergelerden, eşinin kişiliğinin farklı olduğu belli olmaktadır. Gitar solonun bitişiyle Pink’in karısı piyano başında onun dikkatini çekmeye çalışır. Neşeli ve ilgili yaklaşımına rağmen Pink’in kullandığı ilaçlardan ve uyuşturucu şaşkınlığından bunu başaramaz. Bu bölümdeki davranışları karısını annesinden ayırır. Annesi her an onu gözlerken, eşi zaman zaman ilgi gösteren kişidir. Belki de kopukluk burada yatmaktadır. İkinci kıtanın bize belirttiği gibi, Pink annesinin ona söylediklerine hiç uymayan bir kız arkadaş veya eş bulmaya çalışır. Ancak, böyle bir başkaldırı gerçek aşktan çok bir evlilik oyununu andırır. Annesinin veya anneye benzer karısının onu koruyup, sevgiyle kollamasına karşı çıkarak kendisini şöhretin getirdiği seks, uyuşturucu ve rock’n’roll tarzı yaşam tarzına iter. Okulda müdürün odasının dışında olduğu gibi, sonraki balo salonundaki dans son derece duygusuzca sahnelenir. DVD’de Waters’ın yaptığı yoruma göre bu sahnenin ilhamı, annesiyle gittiği bir çocukluk anısından gelmektedir. Hernekadar annesinin filmdeki anne kadar koruyucu olmadığını söylese de kısa pantalonla gittiği baloda (filmde pantalon kullanılmış) kendisini aşağılanmış hissettiğini söyler. Bu aşağılama filmde oldukça abartılarak kendisinden büyük bir kızla dans etmeye başlaması ve görsel olarak da uygun olmayan bir çift oluşturarak yaratılmaya çalışılmış. Waters yine de bu baloların o yaştaki teenagerlar için karşı cinse dokunmadaki tek fırsat olduğunu söylüyor.

Geçmişte anlatılanlardan sonra görüntü daha yeni zamana döner ve tekrar karısına turnesi esnasında ulaşmaya çalışıp başaramayınca yatağında bebek gibi kıvrılan Pink’i görürüz. Bize şarkı boyunca düşündürdüğü duygusal halini yansıtır. İzleyici yaşanan olaylardan sonra şarkının son satırı söylenirken hiç şaşırmadan neden karısına ulaşamadığını anlar. Büyüyen büyük duvar’ına karşın biz bir tuğla daha görürüz: karısının sadakatsizliği. Daha önceki sahnelerde annesinin görünmeyen yüzü belirtilmeyen kişiliğine benzer olarak yatakta bacakları görünen iki sevgili tam belli olmaz. Ancak karısı ve savaş karşıtı grubun lideri arasındaki görünmeyen yüzlere karşın ilişkileri okyanusun öbür tarafından telefon hatlarından bile anlaşılmaktadır. Şarkı bittiğinde, Pink hala karısına ulaşmaya çalışmaktadır ancak telefona karısının sevgilisi cevap verir. “In the Flesh?”deki babasının ölüm sahnesine benzer şekilde Pink’in eli telefondan kayar ve kendini duvarının arkasındaki yalnızlığına terk eder. Bu sahneler hayatın hem babasına hem de Pink’e vurduğu darbelerdir. Babası fiziksel olarak yardım birliği çağırırken ölür, Pink ise metaforik olarak.

[Bu telefon görüşmesinin “Young Lust”a benzeyen bir anısı var. DVD’de bunu bir ölçüde yalanlasa veya hatırlamadığını söylese de artık doğruluğu ortaya çıkan hikayesinde duyulan telefon görüşmesi gerçektir ve hesaplanmış birşey değildir. Plana göre Amerika’dan yapılacak bir aramadan sonra telefona çıkan arkadaşı telefonu kapatacaktı. Ancak telefonları o yıllarda bağlayan telefon operatörü bunun bir senaryo olduğundan habersiz olarak eşini arayan bay Floyd’a eşi bayan Floyd yerine telefona bir başka “erkeğin” cevap verdiğini, orada öyle bir erkeğin olmasını şaşırarak söyler ki bu da bayan operatörün otomatik olarak olayda bir aldatma olabileceği izlenimine kapılması açısından çok ilginçtir. Yapılan kayıttaki “karınızın yanında bir erkek olması normal mi?” şeklindeki endişeleri ise kayıttan çıkartılmış. Waters operatör bayanın bu tepkisinden çok hoşlandığını söyler.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

25 Haziran 2010 tarihinde The Wall Analizi içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumlar kapalı.

%d blogcu bunu beğendi: