Bring The Boys Back Home

Çocukları Eve Döndürün

[Roger Waters ve koro]

Çocukları (askerleri) eve döndürün.
Çocukları eve döndürün.
Çocukları eve döndürün.
Çocukları kendi başlarına bırakmayın, hayır, hayır.
Çocukları eve döndürün.

Kısaca Açıklaması

Babasının ölümü gibi olaylar sonrası yaşadığı kişisel ve toplumsal çatışmaların neticesinde tüm savaşlardan askerlerin geri çekilmesi için bir slogan olarak açıklanabilir.

Roger Waters, 1979 yılında Tommy Vance’e albümü şarkı şarkı açıklarken, “Bring the Boys Back Home”u tüm albümün ana şarkısı olarak belirtti. Şarkının Pink’in hikayesi ile hatta yaşadıklarıyla doğrudan olmayan ilişkisi düşünülünce albümün baş yazarı tarafından böyle bir iddia ilk bakışta tuhaf gelebilir. Bazılarına göre savaş temalı “Boys”, “Goodbye Blue Sky” veya “Hey You”daki tarzı devam ettirerek baş karakterin kişisel bakış açısı yerine herşeyi bilen anlatıcının persfpektifinden anlatılmaktadır. Onlara göre, burada şarkı The Wall’un pek çok şarkısının ilham kaynağı 2. Dünya Savaşı dönemine uyduğu kadar Roger Waters’ın savaş karşıtı söylemine de uymaktadır. Bu okuyuş şekliyle Pink düşen son bomba ve sayılan son cesetten çok sonra bile bunun etkisinden kurtulamayan, savaş’ın kötü neticesinin bir örneği

BringBoys1.jpgolarak gösterilir. Tüm olayın 70lerin sonuna doğru yaşandığını var sayarsak (rock şarkısıcı Pink’in hayatı), bu savaş yaratıcısı ve karakterinin aklından otuz yıl sonra bile çıkmayacak derecede etkileyici

sonuçlara sahip olmuş bir savaştır. Mesaj açıktır: savaş, sosyal bölünmeler, toplumsal duvarlar, hepsi başlangıçtaki sebebin bile ötesinde tahmin edilemeyen sonuçlar doğurur. Mesaj, İncil’de babanın günahlarının çocuklara geçmesi gibi Waters’a göre de ‘bir jenerasyon’un günahları (burada hareketleri) bir sonraki jenerasyon’a sirayet etmekte’ olarak yorumlayabileceğimiz bir güncellemedir. Bu yüzden sözü kabul edilebilir yaptırmk için “çocukları evine döndürün” şeklinde bir çağrı “onları yalnız bırakmayın” çağrısından çok daha evrensel bir çağrıdır.

Ancak Waters’ın bahsetiğimiz söyleşisinde belirtiğine göre şarkıda basit bir savaş protestosundan fazlası vardır. “[‘Bring the Boys Back Home – Çocukları Geri Getirin’] bir açıdan insanların savaşa, ölüme gitmesine karşıydı ancak diğer taraftan da rock and roll’un engellenmesine, veya araba yapımına veya çorba satışına, biyolojik araştırmalarda yer alınmasına, yani genel olarak kişilerin normal olarak yapacağı şeyleri yaptırmamasına, onların günlük yaşantılarını yaşamalarına imkan tanımamasına ve bunu ‘neşeli çocuk’ oyunu haline getirip aile, arkadaş, eş, çocuk ve dostlardan önemli bir mesele

BringBoys3.jpg

edilmesine karşıydı. Bir başka deyişle, şarkı Pink’in – “What Shall We Do Now?” da uyarılan konularda – daha anlamlı aile, toplum ve insanlık gibi daha anlamlı konulardan ziyade hayatın yarattığı aşınmaların tehlikesinin farkına varmasıdır. Pink’in albümün ikinci yarısında buraya kadar olan yolculuğu metaforik eve dönüş anlatımı üzerineyken bu şarkıda bu konuya daha odaklanmıştır. Sözlerdeki ‘boys – oğlanlar’ artık sadece herhangi bir savaşta savaşan askerler üzerine değil, Pink ve içinde süren savaş ve onun sonlandırılıp köklerine dönüşü hakkındadır.

“Vera”nın analizinde – özellikle filmdeki görüntülerde – umutsuz halinin ikiye bölünmüş duygularından bahsetmiş ve savaş dönemi şarkıcısı sayesinde somutlaşan ortak özlem ortamındaki iyimserliği vurgulamıştık. Pink’in kendini aşarak sevdikleri savaşa giden başka insanların hayallerine ulaşabildiğini gözlemlemiştik. Şarkıda yapılan “Bring the Boys Back Home” daki çocuklara Pink’in kinayeli şekilde

sorduğu “burada benim gibi hisseden başka biri var mı?” sorusu soruluyordu. Bu şarkıda ise dikkatli dinlendiğinde duyulabilecek Pink’i (canlandıran Waters’ın eşliğinde) güçlü bir koro ile bir eve dönüş metaforu işlenmektedir. Hatta şarkı biterken bile koronun içerisinde Pink’i çılgınca ‘ev’ diye seslenen Pink’i duyabiliriz ki bu tutku yakında yıkacağı duvardaki tuğlalarını temsil eden öğretmeni, ona takılan kızı, evini aradığında yanıt veren telefon operatörünün seslerinin arasında kaybolur. Kendisini inzivaya çekmesinin bir hata olduğunu anlamasına rağmen, duvarı artık kolayca yıkılabilecek gibi değildir, çok yükselmiştir. Geçmişinden kalan sesler kafasında bir döngü şeklinde dönmekte ilaveten üstüne (muhtemelen tur menejerinin) ona “Gitme zamanı” diyerek kapı çalışının sesleri eklenir. Bu yeni ses ile onu izole eden kapıdan odasına ona ulaşmak isteyen bir ses gelirken yakında onu oradan götürecek “orada olanlardan” habersiz olan Pink son defa sorar: “orada kimse var mı?.”

BringBoys4.jpg

Şarkının vurguladığı çözüm mesajının altını çizmek için anlatımın kullanılmadığı “Bring The Boys Back Home”da, davulcuların sis’de birden beliriş görüntüsü, mükemmel bir sinematoğrafik giriştir. İstasyondaki herkes genç Pink’e dönerek hep bir ağızdan şarkıyı söyler. Kalabalığa karşı kendi yalnız adasında onları dinleyen Pink ise (albümdekinin tersine) tek bir kelime söylemez. Daha önce diğer askerlerle birlikte eve dönmeyen babası yüzünden kalabalığa yabancılaşan genç, şimdi artık fiziki olarak da yanlızlaşmış ve koroya katılmayarak daha da izole olmuştur. Duvara tepkisi ve bir parçasının da o koronun içinde yer aldığını bilmesine rağmen bu etkileyici sahne ya çözümü bildiği için ya da ne yapacağını bilmediğinden orada durup onlara sadece bakmakla yetinir.

Bando tekrar sis içinde kaybolurken, görüntüye bir grup asker’in çamurlu siperler arasından geri dönüşünü izleriz. Pink’in boş zihinsel manzarasına karşı, askerler savaşın yıkımını belirgin şekilde gösteren bir ortamdadırlar. Ve daha önce “the Thin Ice”da sis’de görünen askerlerden farklı olarak, bu kez birlikler öğlen güneşinin beyaz parlaklığında gitmektedirler. Edebiyatta beyaz’ın genel olarak gerçeklik olarak kullanıldığını hatırlarsak, askerler herşeyi tüketen mecazi ölümün dışına doğru, tek ses olmanın sıcaklığı ve tüm yaşamı bağlayan ortak insanlık gerçeğinin duvarları parçalayacağı gerçeğine göre ilerlemektedir. Sahne “Another Brick In the Wall Part 2″de, sıra sıra birlikte söyleyen okul çocuklarını hatırlatırlatması, insanlığın ortak bağları oluşunun ipuçlarını verir. Böyle bir sahne ayrıca Pink’in daha önceki kalben tam olarak hissetmediği “together we stand, divided we fall,” sözünü destekler.

Fakat çözümün inatla tekrarına karşın, şarkı Pink’in yalnız başına tren istasyonundaki bildik TV, lamba ve koltuğuna doğru yürür. TV karşısında oturduktan sonra görüntü otel odasındaki katatonik olarak aynı şekildeki oturuşuna atlar. Geçmişinden hatırladığı sesler kapısındaki seslerle karışır. Ve “orada kimsenin olup olmadığına” dair sorusu odasının kapısını kırarak açan menejeri ve görevliler tarafından cevabını bulur. Evet “orada” her ne kadar Pink’in aradığı kurtuluş’u sağlayabilecek olmasalar da birileri vardır. Onun zihinsel duvarını güçlendirmiş olan birileri.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

12 Haziran 2010 tarihinde The Wall Analizi içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumlar kapalı.

%d blogcu bunu beğendi: