Comfortably Numb

Keyifli Uyuşukluk

[Roger Waters]
Merhaba, İçerde kimse var mı?
Yalnızca başını salla beni duyabiliyorsan
Evde kimse var mı?
Hadi ama,
Duyuyorum kendini kötü hissettiğini
Yatıştırabilirim acını
Ve ayağa kalkmanı sağlayabilirim senin yeniden
Gevşe
Biraz bilgiye ihtiyacım var önce
Yalnızca temel şeyler
Gösterebilir misin bana neresinin acıdığını?

[David Gilmour]
Azalttığın hiçbir acı yok
Uzak bir geminin dumanı tütüyor ufukta
Sen dalgaların içinden geçerek yaklaşıyorsun
Dudakların kımıldıyor ama duyamıyorum ne söylediğini
Çocukken ateşlenmiştim bir gün
Ellerim sanki iki balon gibiydiler
Şimdi aynı duyguyu bir kez daha yaşıyorum
Anlatamam, anlayamazsın da
Ben normalde böyle değilim
Şimdi keyifli bir uyuşukluk içindeyim.

[Roger Waters]
Tamam
Yalnızca bir iğne batması
Arık kalmayacak hiçbir aaaaaaaaaaaaaah
Fakat kendini belki biraz hasta hissedebilirsin
Ayağa kalkabilir misin?
Sanırım etkisini gösteriyor, iyi
Bu senin gösteriyi sürdürmeni sağlayacak
Hadi, gitme zamanı geldi.

[David Gilmour]
Azalttığın hiçbir acı yok.
Uzak bir geminin dumanı tütüyor ufukta
Sen dalgaların içinden geçerek yaklaşıyorsun
Dudakların kımıldıyor ama duyamıyorum ne söylediğini
Çocukken
Bir şey ilişmişti
Gözümün ucuna
Dönüp baktım fakat kaybolmuştu
Tanımlayamıyorum şimdi onu
Çocuk büyüdü
Düş kayboldu
Ve ben
Keyifli bir uyuşukluk içindeyim.

Kısaca Anlamı
Pink’in geçmişe dönük duygusal yolculuğu menejerinin odaya girişiyle kesildi ve beraberinde getirdiği doktor’un yaptığı iğne ile uyuşturucu etkisindeki Pink’in halsiz yapısından kurtaramayı amaçlarlar. Bu sayede daha sonra vereceği konsere katılması sağlanmak istenir.

Pek çok hayran için, “Comfortably Numb” mükemmel bir Pink Floyd şarkısıdır. Harika bir müzikal arajmanı, etkileyici gitar solosu, duygusal vokalleri ve neden Rock müzik tarihinin en iyi gruplarından biri olduklarını gösteren akıcı sözlere sahiptir. Buna karşın sadece Pink Floyd kataloğunun en önemli şarkılarından değil aynı zamanda albümün de hem anlatımsal hem tematik açıdan ikinci yarıdaki en önemli şarkısıdır.

Pink’in “Bring the Boys Back Home”un sonunda takip den son sorusu (“Is there anybody out there? – Orada dışarıda kimse var mı?”) ile hisli bas, kararlı davul, dalgalı gitarlar ile Pink’in şuursuz hali müzikal olarak tanımlanmakta ve bulanık bilinci hem zihnindeki duvarın dışından hem de fiziksel olarak bulunduğu otel odasından ona seslenmektedir. Sözler Pink’in daha önce sorduğu sorunun tersine çevirilmiş halidir. Söyleşisinde Tommy Vance’in tarif ettiği gibi Roger Waters, menejerinin ‘o gece sahneye çıkabilecek psikolojiye’ getirmesi için getirttiği bir doktor edasıyla konuşur. Aynı söyleşide, Waters şarkıyı iç ve dış dünyalar arasında en başından beri süre gelen gerilime atıfta bulunarak bir yerde ‘doktor ile çatışma’ şeklinde açıklamıştı. “Merhaba? Orada kimse var mı?” diye soran doktor bilmeden orada/burada ikilemine girmiş dolayısıyla dış dünya gerçeği ile Pink’in rüya benzeri ruh halindeki ayrımı belirginleştirmiştir. Pink’in tekrar eden sorularına verdiği cevapta olduğu gibi doktor’un birden duyulan sesi izleyiciye ve Pink’e evet, orada biri olduğunu gösterir ve daha sonra göreceğimiz gibi yapacağı ‘yardım’ beklenenin aksine Pink’in kafasınaki duvarından ortak bir kurtuluşu sağlayacak yardım olmayacaktır.

Doktor “orada biri var mı?” diye sorarken, “Nobody Home”daki Pink’in kendi akıl sağlığıyla ilgili varlık sorularını hatırlatmasının yanında doktor’un ve diğer (orada olanlar’ın) araya girişiyle yarıda kalan “fading roots – solan kökleri” yeniden keşfetme yolculuğuna da gönderme yapmaktadır. Her ne kadar ilk bölümde doktor bilinenin dışında bir şey söylemiyorsa da, doktor’un söyledikleri, belli bir oranda

Waters’ın anlattığı sözlerdeki çelişkiye dikkat çekmektedir. Pink’in kendini “feeling down – düşmüş” hissettmesi ardından gelen destek ifadesi “acılarını dindirip seni tekrar ayağa kaldırabilirim”, hayatın acılarını hafifletmek isteme arzusundaki dönemine döndürür. Pink’in köklerine dönüş arzusu gibi, dış dünya da içeriye doğru patlamaktadır. Ve onunla iletişime geçtiğinde farkında olmadan vaad ettiği şey acılarını dondurmaktan başka birşey değildir. İroniyi desteklemek için, doktor bölümü Pink’e “neresinin acıttığını” sorarak bitirir. Pink için acıtan gerçek her yerde ve hiçbir yerde; yani fiziki değil yani gösterilebilir, tedavi edilebilir bir nokta değildir. Onlar daha çok, zihninin derinliklerine yerleşmiştir.

“Azalttığın hiçbir acı yok,” Pink’in doktor’un sorusuna cevabıdır. Bununla mevcut halinin herhangi bir fiziksel acıdan çok duygusal – hatta varlıksal – olduğu gerçeğini anlatır. Nakarat kısmının tümü zihnindeki geçmişle günümüz gidiş gelişlerinin tasviridir. (Almış olduğu ilaçların etkisinde) zihnindekiler “through in waves – dalgalar şekline” gelip gitmektedir. Pink için dünya körelmiş bir yerdir. Onun bakış açısından, herşey “uzaktaki bir gemi dumanı – distant ship’s smoke on the horizon” gibi anlamlı olduğu kadar esrarengiz olan bir görüntüdür. Önceki sözdeki “sen” (doktor/dünya) burada da öznedir ve gemi dış dünyanın bir tanımı olarak düşünülebilinir. Bazıları bunu Pink’in sözlerdeki görünür fakat yardım edilemeyecek kadar uzakta olan başıboş bir gemi metaforu ile izole ve yardımsız kalma halinin anlatımı olarak not ederler. Su hem edebiyatta hem de Wall’da sıkça zihni temsil eder. Özellikle buradaki gemi de bilinçaltı’nın keşfedilmemiş derinliklerinde Pink’i sembolize etmektedir yada albümün ikinci yarısı boyunca son düşünme yeteneğiyle ağır şekilde hissettiği kendi zihninin derin okyanuslarında yaşadığı batma korkusu ve izolasyondur.

Comfortably2.jpg

 

Diğerleri bunun gerçek bir çocukluk hatırası olduğunu ve Pink’in menejeri ve doktorunun zoruyla geçmişle günümüz arasına yaşadığı zihinsel gidiş gelişler olarak yorumlamışlardır. Bir başka ihtimal de sözlerin Pink’in kökenine ait bir problemin sergilenmesidir. Sonraki albüm The Final Cut’de yer alan “Southhampton Dock – Southhampton Limanı” gibi şarkılarda, Waters gemi tasvirini 2. Dünya Savaşı’ında İngiliz askerlerinin gösterdikleri fedakarlığa karşılık kullanmıştır. Aynı fikri “Comfortably Numb”a ve Pink’in hikayesine uyarlarsak, sürekli oğlunun kafasını meşgul eden ufuktaki geminin nasıl Pink’in babasının kaybını sembolize ettiğinin anlaşılması kolaylaşır.Comfortably14.jpg

Pink buradan sonra zihninin gerilerine gider, ancak bu kez “Mother” ve “Nobody Home”da üstü kapalı olarak geçen daha kesin bir olay’a, çocukluğunda geçirdiği bir hastalığa döner. Detay tam verilmemekle birlikte, ellerini şimdi olduğu gibi “just like two balloons – iki balon” hissetmesi ile hatırladığı hastalık günleri geçmişin saflığı ile mevcut hal arasında bir bağ kurmaktadır. Çocukken bu his ateşliyken yaşanmış şimdi ise muhtemelen kullanılan ilaçlar ve zihnindeki tuğlalar yüzündendir. Bu düzensizlik içinde bulunduğu açmaz’ı ve kendini ifade edemeyişin altını bir çeşit kendini kandırma olan “Açıklayamam, anlamazsın. Halim bu” sözleriyle çizer. Aslına bakılırsa gerçekten de Pink bu haldedir. Duvarının oluşup tamamlandığı çocukluğundan bu yana bu haldedir; ve öyle de kalmıştır. Bütün bunlardan dinleyici Pink’in hep uzak, iletişim kurulmaz, rahatsız (en azından ilk gençliğinden bu yana) olduğunu anlar. Hayatındaki yeni bir gelişmenin karşılaştığı tuzaklar olarak görebilecek olsa da, dinleyici daha iyi bilmekte ve geçmişte yaşadığı olaylarla tekrar yüzleşmesi olduğu sonucuna varabilmektedir. Pink daha önce de bu haldeydi (“gençliğinden ipuçları / benzer duyguları yaşadığı balona benzeyen elleriyle”) ve duvarını yıkıp ne pahasına olursa olsun acılarını dindirip, geçmiş travmalarını atlatıp, keyifli uyuşukluğundan kurtulana kadar bu halde kalmaya devam edecektir. Ancak yine de yaptığı açıklamada bir doğruluk payı olabilir.

Comfortably15.jpg

Zihninin son hareketine, gittikçe kötüye giden haline, uyuşturucu müptelası rock star yapısına rağmen gerçek kendisi yüzeyin altında yatmaktadır. Böylelikle kendini fark etme ile yok etme arasında kaldığı ilginç bir seçimin ortasında kalmıştır. Oluşmakta olan diktatör yapısı ile duvarın dışındakilerden yardım isteyen iki ayrı kişiliği vardır artık. Benzer şekilde, nakarat finalinde tekrar eden “I have become comfortably numb – Uyuşuk oldum” sözü incelenen tarafa göre pek çok şeyi ortaya yansıtabilir. Eğer son mantıklı yanıyla söylüyorsa o zaman bu sözler içinde bulunduğu duruma kederlenmektedir. Eğer kendini kandıran tarafı ise bu da ona ulaşmaya çalışan dış dünyaya rağmen yaşadığı keyifli uyuşuğun devam edişini bir zafer olarak ilan edişidir.

Muhteşem gitar solosunun ardından, Pink’i uyuşturucu-duvar transından kurtarıp yeniden ayağa kaldıracak, onu konsere çıkacak hale getirmesi istenen doktor ikinci bölümde tekrar görünür.

Comfortably16.jpg

Pinprick -iğne batmasının ne olduğu üzerine çok tartışma yapılmıştır. Bazı tahminler:
– Yüksek dozda eroin kullanımının etkisini azaltmak için kullanılan Noxolone (aka, Narcan),
– asit tribindeki insanları sakinleştiren Thorazine,
– amfitamin karışımı (uyandırmak için)
ve stres’e karşı kullanılan kortizon’lar olabileceğine dair tahminlerde bulunulmuştur.
Bunların sebebi Pink’in zaten eroin, LSD, ketamin yada DXM gibi halusinasyon görmesine neden olacak bir çeşit uyuşturucu komasında olduğuna inanılıyor olmasındandır. Ancak doktor’un gelişiyle yaptığı enjeksiyon da kendi başına bir başka tuğla olmaktaydı. Kendini bulma ve farkına varma yolculuğuna yardım etmekten çok, menejerlerin, organizatörlerin ve plak firmalarının kârâ dönüştürebilecekleri bir konser için kontrol etme çabasıydı. 1979 yılındaki söyleşisinde Roger Waters, “onlar [menejerler, vs] bu problemlerle hiç ilgilenmezdi. Tek ilgilendikleri konseri kaç kişinin izleyeceği veya biletin satıldığı ve her koşulda, her türlü bedele karşın konserin gerçekleşmesi gerektiği idi.” Bir kez daha Pink duvarının dışında onu yıkması için yardım edecekleri değil onu daha da güçlendirecek insanlarla birlikteydi.

Devam edersek iğne batmasının belki de ironik bir anlamı da olabilir. “In the Flesh?”in ilk sözlerinden itibaren “the show – gösteri” sözünün konser ve hayatın kendisini ifade edebilen çift anlam taşıdığını söylemiştik. İkinci anlamından gidersek, enjeksiyon gerçekten de onu yeniden fiziki dünyaya döndürecek uyuşmuş halinden uyandırır. Bazıları bu ani uyanışın onun diktatör bir kişiliğe dönüşmesine neden olduğunu söylerlerken, diğerleri bunun zaten kaçınılmaz bir sonuç olduğu, doktor’un yaptığı enjeksiyon daha sonra duvarını yıkması sonucuna varacak faşist yapılanmanın harekete geçmesini sağladığını söylerler.

Pink ikinci nakaratta tekrar şarkıya girer. Bu kez ‘çocukken gözümün ucuna birşey ilişmişti’ der. Şu ana kadar denebilir ki The Wall’da farklı şekillerde yorumlanabilecek tek söz yoktur. ‘Gözüne ilişmek/kısacık bakış’ da bunlardan biridir. Çünkü bu söz oldukça belirsiz ve dinleyici için bu iyi mi kötü mü yoksa arada bir şey mi olduğu belirsiz son derece surreal bir tanımlamadır. “Dönüp baktım fakat gitmişti / şu an parmağımı üstüne koyamıyorum” diyerek gördüğü hakkında bilgi vermeyen anlatıcı da yardımcı olmaz. Bu durumda boşluğu ve anlamları doldurmak kendi fikir ve görüşlerimize kalır.

Comfortably18.jpg

Bazıları için, Pink’in saf çocukluğu bir göz kırpma süratinde geçmiş, duvarları, kişisel acılar, maskeler vb sıkıntılarla dünyayı aniden anlaması gerekli bir yer olarak görmek zorunda kalışı olarak değerlendirilir. Veya belkide “Nobody Home”un sonunda karşılaşan kişiliklerinin bir görüntüsüydü ona görünen. İlk kıtada bahsettiği çocukken geçirdiği hastalığının etkisinde, babasına benzeyen kendi ölümünü görmüş de olabilir. Annesinin aşırı korumacı babasınınsa savaşta ölümüyle içine düştüğü durumda hissettiği masumiyetin kendisi de olabilir. Hatta bir çocuk için dahi normal hayat çabuk geçiveren, görebileceğinin ve kavrayabileceğinden kısadır. Her ne olursa olsun Pink gördü ve şimdi bir yetişkin olarak onu hatırlıyor ancak birden “çocuk büyüdü, rüya bitti” diyerek gerçeğe dönüyor. Bu umut veya uyarı, hayat yada ölüm ne görmüş olursa olsun sonuçta aynı bugüne, “keyifli uyuşukluğu – comfortably numb”a döndüren rahatsız edici bir gerçeklikti.

David Gilmour’un ilk bölümdeki gitar solosu Pink’in içinde bulunduğu gerçeküstü duruma uygun şekilde sakin, onun rüya benzeri haline uyan uzun cümlelerden, notalardan oluşuyordu. İkinci ve şarkının finaline giden dünyanın en güzel rock şarkısı solosu ise alt ve üst registlerdeki formuyla bu kez çok daha saldırgandır. Doktorun enjeksiyonu veya dış dünyanın rahatsı edici dahiliyle olsun, bu solo ile kendi içindeki bir nevi savaşı tasvir eder. The Wall’daki pek çok şarkılardan farklı olarak, “Comfortably Numb” herhangi bir efekt veya şarkı yerine tamamen sessizliğe doğru sonlanır. Bunun anlamı Pink’in içsel çatışmalarının neticesinde oluşan öfkeyle dengesiz kişiliğinden tehlikeli bir kafa yapısı oluşmaktadır.

Şarkının ruhsal etkisine ilaveten “Comfortably Numb”ın film sahneleri geçmiş ile gelecek arasında oluşan karmaşık görüntülere sahiptir.
İlk başta odaya giren dış dünyanın (Pink’in menejeri, otel çalışanları, sağlık ekibi ve doktor) görüntüleri ile sözlere sadık kalınarak şu ana kadar bahsettiğimiz uyuşturucu etkisindeki ruh ve fiziksel durumu gösterilir. Pink çocukluk hatıralarına döndükçe, sahne tekrarlanan onun bir rugby sahası boyunca koşup kameranın önünde durduğu görüntüleri izleriz. Aynı “Goodbye Cruel World”de olduğu gibi “When the Tigers Broke Free, Part 1,”dan daha uzatılmış bu sahne “Comfortably Numb”da öncekinin üstüne Pink’i kamera önüne geldiğinde yerdeki bir şeyi fark ettiği başka bir açıdan göstermeye devam eder. Pink çimlerde yaralı bir fare görüp onu eve götürüp annesine gösterir. Annesini iğrenerek hemen onu evden götürmesini ister. Fareyi nehir yanındaki küçük bir kulübeye götüren Pink, ona samandan bir yatak yaparak süveteri ile yaralı hayvanın üstünü örter. Şarkının ikinci bölümü başlamadan önce (ilk olarak “Nobody Home”da görünen) Pink’in savaş sahasında annesi gökyüzünde tanrı gibi kocaman görünür.

Comfortably7.jpg

Artık önceki sahnelerde görünen sıradan bir kadın değil, artık tüm gökyüzünü dolduracak çok büyük bir baskı unsurudur. Görüntüye yine “Mother” şarkısında doktor tarafından muayene edilen genç Pink gelir. Hastalık fareden veya başka birşeyden yakalandığı ateş ve duygu bozukluğu geçmiş ile bugün arasında ve başka bir canlıdan yardım arayan Pink ile ben merkezli davranışları nedeniyle zihinsel sorunlar yaşayan Pink arasındaki ikilemi gözler önüne serer. İlginç bir şekilde sahne bugüne, “pinprick – iğne batışını” gerçekleştiren doktorla birlikte döndüğünde, yaşlı Pink koluna iğne battığında çığlık atar. Bu görüntü için sorulabilir ki, Pink eğer bu çığlığı enjeksiyon iğnesinin batışının verdiği acı yerine çocukluk anıları ve diğerleri sebebiyle atıyorsa acılarının kabulaşmış olabileceği söylenebilir.

İkinci nakaratta, genç Pink kulübede bıraktığı fareye bakmak için geldiğinde onu ölü bulur. Ölü hayvanı nehir’e bırakma sahnesinde dinleyici Pink’in zihin manzarasını tekrar görme şansı bulur. Tüm duygusal tuğlaları yani babası, karısı, öğretmeni, savaş rüyalarındaki isimsiz askerler, hepsi bir arada annesi gibi abartılı teatral görünüp önünden geçerken onu suçlar, tehdit eder ve acırlar. Zihin atıkları arasında yer alan her biri, çocukluk ve gençlikte hissettiği sınırsız gökyüzüne “kuvvetli uçma arzusu”nu engelleyen duygusal bariyerler olarak şarkıya bir şekilde katkıda bulunurlar. Pink’in metaforik tuğlalarında onların konumlarını zaten şu ana kadar gördük fakat bu fare ne anlama geliyordu? 1997 yılında bu analizi yayınladığımdan bu yana bu konuda bana çok fazla sayıda yorum gönderildi. İster bana daha çok açıklama yapmam için sorulsun veya ister kendi fikirlerini paylaşsınlar görünen o ki fare hem duvarın izleyicisinin hem de Pink’in bilinçaltında olduğu gibi iz bırakmıştır.

Comfortably10.jpg

Roger Waters DVD yorumunda Pink gibi rugby sahasında kendisinin de bir fare bularak eve götürdüğünü, bir kaç gün sonra ölene kadar garajda ona bakmaya çalıştığını ifade eder. Film boyunca hafızasında tekrar eden Pink’in kurgusal hikayesine eklenerek onu geçmişe götüren bu olayı otobiyografik bir dokunuş olarak nitelendirmek kolay bir yöntem olur. Başından beri derin sembolik anlatıma sahip filmde bu derece önemli bir figürün “fleeting glimpse – kısacık bakış”la da bir bağlantısı olabilirdi. Önceki sahnede yıkıntılar arasında elinde ölü fare ile dolanan Pink’in babası , pek çoklarına, fare’nin babasını tasvir ettiğini en azından sevdiğini kaybeden, terk edilen ergen yaştaki birinin duygularının dönüştüğü bir obje olduğunu düşündürür. O duygular kanal’a atılan fare gibi hızla bilinçaltının karanlık derinliklerine gönderilmişti. Fare ile Pink’in ilişkisine bir başka tanımlama da hastalık ve çaresizliklerinin benzeyişleridir. Bir diğer görüşe göre de annesinin hayvanı kabul etmeyişini kendi kişiliğini reddedişi olarak gören Pink için fare, bir yerde onun gençlik hayallerini sembolize eder. Umutlarını kaybedden Pink, yakında kişisel özerklik duygularını bastırıp bilinçalttının en dipsiz sularına bırakır.

Hatta fare gerçek bir fareyse ve özel olarak herhangi birini yada ilişkisiyi temsil etmiyorsa neden Pink hayatı boyunca bu sahneyi zihninden attamamıştı? Onun hayatında gördüğümüz herşeyi hesaba katarsak, fare ile olan ilişkisi onun çocukluğunda (belki de hayatında) duygusal olarak bir canlıyla kurduğu tek bağ idi. Babasının kaybının acısını yaşıor olsa da, gerçek üzüntüsü hiç bilmediği gerçek bir adamdan çok ideal mutlu bir aileye sahip olmayışıdır. Tabi bu arada annesini sevdiğinden şüphe yoktur. Annesine tepkisi onu yaşadığı kayıbın acısı ve yalnızlığıyla aşırı korumacı hale gelesindendi. Pink’in aklına, (duygusal, kişisel, vs) her iki ilişkisi de birşeyin neticesinde kabettiği fikri yerleşmiştir. Artık çocuksu masumiyetinin dışında, Pink kendini yaralı ve çaresiz bir hayvan’a adamış, annesinin hemen reddettiği hayvana süveterini bile vermiştir. Belki de onda bir miktar kendini, kendi fiziki yaralı yabancılaşmış halini görüyordu. Sonuçta fare, Pink için ne ifade ederse etsin, onunla bağı derindi bu yüzden hatırası zihninde bunca yıl sonra hala taze idi.

Hepsi, ister duvar’a tepki olarak hatırlanan esrarengiz “fleeting glimpse – kısacık bakış” ve zihinsel durumu gibi olsun veya başka bir kökleşmiş derin duygusal tuğla olsun, babasının ölümü onun duvarının temeli miydi? sorusunu akla getiriyor. Başka bir deyişle, bu hatıra duvar’ın zararına karşı Pink’i güçlendiriyor muydu yoksa bir ihtiyaç mıydı? Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, her iki fikir de tartışmalıdır. İlk açıklamayla, tekrar eden hatıra, ona bilinçaltında bir zamanlar sevgi gösterebildiğini hatırlatma görevini görüyor olabilir. Bu farenin ölümüyle biten başka bir canlıyla karşı kısacık duygusal bağ, yardımsever davranış bile, savunma mekanizmasının yarattığı benmerkezci yapıyı zayıflatıcıydı. Söylediği “beni saracak kollara ihtiyacım yok” tehdidine rağmen, Pink içinde yeniden yeşerebilecek bir masumiyet taşıdığını fark eder. Bu daha kötümser bir bakış açısı gelmediği sürece, fare’nin onun bahsedilen bozularak biten tüm ilişkilerine karşı Pink’i güçlendirdiği iddia edilebilir. Muhtemelen, (annesi tarafından) kabul etmeyişi ve (farenin) ölümü ile bozulan denge sonucunda Pink’in masum ve ergen/güvensiz yetişkin dengesini bozulup yardımsever tarafına son vermiştir. Bu çocuklukta, kısacık görüş olarak hatırlanan olay, hayat sadece acı, kayıp ölüm verir fikrini detekleyip bu yüzden bunu dengelemek için bir duvar kurmalıyız fikrini destekleyip duvarın tamamlanmasını sağlar.

Kayıp ve ölüm’ün acı dolu hatıralarının ve yaşayan tuğlaların zihnindeki yıkıntılar arasında halisinasyon geçitine cevaben, Pink duvarının arkasında gittikçe çürümeye dönüşecek şekilde daha fazla inzivaya çekilir. Konser görevlileri onu koridordan aşağıya taşırlarken Pink’in kollarında etten kozalar oluşmaya başlar. Gittikçe göğsünü, yüzünü ve sonunda tüm vücudunu kaplar. (Şunu hemen belirtmekte fayda var ki pek çokları bu görüntüyü sahneye çıkarken uyuşturucularını kremle karıştırıp saçına süren Floyd’un kurucusu Syd Barrett’e gönderme olarak görürler.

Roger Waters’ın anlattığına göre konser ilerledikçe, spot ışıklarının sıcaklığı arasında eriyen karışım yavaşça onu eriyen mum’a benzeterek Barrett’in yüzünü ve derisini kaplardı.) Konser görevlileri onu taşırken koridorun ışıkları yanıp söner henüz kendinde olmayan Pink’i merdivenlerden aşağı indirip onu konsere götürmek için bekleyen limuzine götürürler. Arabanın arka koltuğunda eriyen yüzünü tırmalaması “Another Brick in the Wall, Part 2.”deki yüzü olmayan çocuk maskelerini anımsatır. Pek çok bölümde, hayatın ve insanların etkisiyle artık yeniden şekillenir. Artık kalıbında herkesin etkisi bulunmaktadır. Babasının kaybı, paranoyak gözlerle onu izleyen annesi, tenkitçi öğretmeni, aldatan karısı, ateşli cahil hayranları, Pink hepsinin kendisini yüzü, kişiliği olmadan arabasının arkasında oturan biri yapmıştı. Bugüne kadar hep onlara göre hareket ettiğine inanıyordu.

Ta ki şu ana kadar.

Pink en sonunda kabuğunu kırar, ve önceki halinden çok farklı bir görünmektedir artık. Sakin, toplamış ve tam olarak odaklanmış….siyah Nazi’lerden daha ürkütücü görünümlü üniformasıyla oturmaktadır. “Is There Anybody Out There”de duyduğumuz Pink’in çekişen tarafları arabasının arkasında ifadesiz biryüzle bir araya gelmiş olarak oturmaktadırlar. Tüm acılar, nefretler, kayıp duygular ve hayal kırıklıkları, Pink’in zihnindeki bulanık kanalda bulunan her olumsuz duygu bu yeni uyanan canlıda vücüt bularak yüzeye çıkar.

Filmdeki şarkı sırası açısından Faşist Pink’in saltanatı başlamaktadır.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

11 Haziran 2010 tarihinde The Wall Analizi içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumlar kapalı.

%d blogcu bunu beğendi: