In The Flesh II – Etin İçinde 2

[Albümde: Roger Waters, filmde: Bob Geldof]

Demek sen
Hoşlanabileceğimi düşündün
Gösteriye katılmaktan
Hissetmek için karmaşanın ılık heyecanını
O uzay çocuğunun ışıdığı
Bazı kötü haberlerim var sana güneş ışığı.
Pink iyi değil, otelde kaldı
Ve bizleri gönderdiler kendilerini temsilen
Ve bizler ortaya çıkaracağız siz hayranların
Gerçek yüzünü
Hiç ibne var mı bu gece bu salonda?
Dizin onları duvara
Orada biri var spot ışığı altında
Bana pek sağlıklı gibi gelmiyor
Dayayın onu duvara
Şuradaki Yahudi’ye benzyor
Ve orada bir zenci var
Kim izin verdi tüm bu ayak takımının içeri girmesine
Orada biri var esrar içen.
Ve bir başkası sivilceli olan!
Eğer elimde olsaydı kurşuna dizdirirdim hepinizi.

Kısaca Anlamı
Pink deliliğin spirallerinde yuvarlanırken, kendini konserde faşist bir diktatör olarak hayal edip onlardan sonsuz bir itaat talep eder.

İlk “In the Flesh?”de olduğu gibi bu versiyonunda da bizi Pink karakteriyle tanıştırır ve sembolik olarak tarzını hem de yeniden dünyaya gelişinin anlatımını yapar. Sahneye patlayan fişekler, gürültülü davullar eşliğinde çıkar ve ilkinde olduğu tarzda konuşmaya devam eder. Çok geçmeden “Pink pek iyi değil, o otelde kaldı” diyerek gerçek kahramanımızın parçalanmış zihnini belirten açıklamayı yapar.

Flesh2-3.jpg

Fiziksel olarak, Pink gerçekte oradadır ancak zihinsel olarak eski hali kontrolü bu yeni saldırgan muhtemelen geçmişin acılarının etkisinde, “Comfortably Numb”daki doktorun enjeksiyonu ile kendi keşfini tamamlayamadan doğan bir psikolojidedir. Şiddet çağrıları bir rock konserinden çok Nuremberg mitinglerine uygun yapıda, Pink hayranlarının ona bağlılığını aralarındaki, eşcinselleri, zencileri, yahudileri, uyuşturucu kullananları (ki komik bir şekilde grubu gerçekte takip edenler arasında bunlar bulunmaktaydı) tespit ettirip toplattırarak, şiddet çağrısı yapar “Eğer elimde olsaydı / Hepinizi vururdum!” Son açıklamadan sonra tekrar patlayan parça durup bir sonraki parçaya geçmeden önce tanıdık kreşendolarla yükselir (bu kez ses efektsiz). Biz Pink’in iç karanlığından bölümler görürken (“Don’t Leave Me Now” ve “One of My Turns”deki kadınlara karşı yaşadığı patlamalar ve kadın düşmanlığı) bu şarkıda sahnedeki adam herhangi bir kurtarıcıdan çok uzaktır. Tamamen nefretle doludur.

Bu sahne Pink Floyd’u faşist bir grup yapar mı? Cevap kesinlikle hayır’dır. Ben bu konuda ilk kez Floyd dinleyen çocuklarından, sözlerdeki homofobik ve ırkçı sözler nedeniyle endişe duyan anne babalardan yıllar içinde oldukça email aldım. Bu yüzden bu konuya bir değinmek ve konunun Pink Floyd’un doğrudan anlatmak istediği kişisel düşünceleri olmadığını belirtmek istiyorum. Şarkı amacı gereği saldırgandır. Mesajı hicivlidir, bu müthiş bağnazlığa güz yummayıp onu suçlar. Eğer albümün bütününden çıkartılacak olsa bir neo-Nazi propagandası olarak görülmesi mümkündü. Bunu bir kitabın içerisindeki bir bölüm olarak görmek mümkündür, kitabın tamamının anlatımı içerisinde bir anlam ifade etmektedir. Pink Floyd ırkçı bir grup olmadığı gibi, Roger Waters’da ırkçı bir şarkı yazarı değildir (aksine bütün kariyerri boyunca adaletsizliğe ve ayrımcılığa karşı olmuş bir sosyalisttir.) Öte yanda Pink Floyd bir karakterdir….

Onun içler acısı komutlarına rağmen, Pink karakterini de ırkçı olarak nitelendirmezdim. Faşist kişiliği duvarın gölgesinde yaşadığı çürümenin doruk noktasını temsil eder sadece. Anlamlı insani ilişkiler kurmakta zorlanan, geçmişte yaşadığı eziyetlerden beslenen, Pink’in karanlık yüzü, babasını öldüren zamanın ruhuna geri dönmüştür. Nazi benzeri propagandasını kusarken saf, cahil dinleyicileri bir nevi onun savaşçıları haline dönüşür.

Flesh2-4.jpg

Karanlık tarafı çarpık kişiliği ve sığ vizyonuyla Hitler benzeri bir diktatör lider’e dönüşür. Gerçekte, Pink’in duvarı onu en çok nefret ettiği şeye dönüştürmüştür. Bir okuyuşa göre, albümün değil ama şarkının anlatmak istediği nokta da budur. Psikoanalistler takıntıların sıkça asimilasyon’a yol açtığını; insanların takıntılarının sonucunda onlar tarafıından yutulduğunu söylerler. Bu durumda, Faşist Pink onun savaş nefreti ve babasının ölümünden yeniden doğmuştur. Ancak hala henüz savaş değildir Pink’i rahatsız eden. Savaş duvarındaki sadece bir kaç tuğlaydı. Benzer şekilde, Faşist Pink tuğlalarının ardına sıkıştırdığı tüm kara duygularının birleşimiydi; yeni diktatör kişilik öğretmeninin ve onun otoriter yönetiminin abartılı bir karikatürüyken; anne, korku ve paranoya aşılamıştı oğluna. Yüzleri olmayan asimile olmuş yığınların askeri sıradaki bu öğrenci çocuğun rüyalarındaki kaos ve başkaldırıydı. Ve öylece Faşistt Pink hayatı boyunca yaşadığı karmaşık, çelişkili duygulardan yaratılmştı. Bu yeni hali tam tersi yapıdaki gerçek Pink’i aşırı derecede maskelemiş, duygu çeşmesi hayatın zorlukları tarafından yanlış yönlenmiş, sürekli izolasyonla desteklenmişti.

Bu izolasyon’un kalbi Waters’ın yaptığı psikolojik ve sosyal yorumda yatmaktadır. Hatta bunun The WalI’ın kalbi olduğu da söylenebilir. Bu analizden daha önce bir kaç defa The Wall’un grubun 1977 yılındaki “In the Flesh” turnesinde Roger Waters’in aşırı derecede davranışlar sergileyen hayranına tükürmesinden esinlenilerek yazıldığı söylenmişti. (Şarkıya bu ismin verilmesi tesadüf değildir.) Görünen o ki Waters tam o an albümü en derinden hissetmiş fakat aynı zamanda karakterinin de batacağı psikolojik derinlik belli olmuştu. Yakında yaratacağı karakter gibi, Waters da rock’n’roll tarzı yaşam tarzının kurbanı olup sıradan insanlar için yarı tanrı haline dönüşmüştü. Kendi duygusal bariyelerinin arkasında kendisini izole etmiş ve sonuçta kendisini milyonlarca Pink Floyd hayranının üstünde görmeye başlamıştı. Hayranının yüzüne haklı veya haksız olduğu veya sosyal bir durum için değil: sadece yapabildiği için yapmıştı. Waters’ın davranışı hayranlarına stadyum retoriklerinin ötesindesindeki davranışı, Pink ile yaratıcısının aynı duygusal baskılar sonucu kendi izolasyonlarını yaratıp göstermeleri açısından paralellik taşır.

Flesh2-5.jpg

Bu baskı, izolasyon ve yıkım döngüsü şahıslarla sınırlı da değildir. Waters, Pink’in bu bilinen Nazi görünümlü karaktere dönüşmesinde, tüm savaş ve faşist fikirlerin benzer sosyal kopukluk döngüsünden oluştuğunu söylemez. En açık paralellik kendini kandırmasıyla başı dönen ve kendine karşıt görüşlüleri en kısa sürede imha eden Hitler’dir. Tarih göstermiştirki hemen hemen kendi metaforik duvarını ören her grup neticede karşıtlarına karşı Faşist Pink gibi davranıp dinleyenlere nefret kusmaktaydılar. Benzer şekilde hem kişisel hem sosyal faşizm iletişim kurmakta isteksiz, ayrışmak isteyen zihniyetteki aynı temelden doğar.

Ve hala Waters’ın sosyal yorumunda “What Shall We Do Now?”da anlatılan pop kültürünün körü körüne itaat fikrini yinelediği farklı bakış açısına sahip bir seviye daha vardır. Waters daha önce bahsettiğimiz ‘hayranına tükürme’ olayının kişisel sorumluluğunu üstlense de, o aynı zamanda toplumların meşhur takıntısını da aynı oranda eleştirir. Yabancılaşma duygularının çoğu, seyircilerinin ona davranışlarından oluşmaya başlamış, grup yetenekli müzisyen olmaktan çok tanrılar haline getirilmişti. Batılı pop kültürü her anlarını medyada detayla incelediği şöhretler onları insan üstü bir konuma getirmektedir. Psikoloklar uzun zamandan beri kendimizi favori aktörler, müzisyenler ve politikacıların gerçekleştirdiği müzik, sinema ve davranışlar üzerinden tanımlayıp yaşadığımıza dair araştırmalar yapmışlardı. Haber kanallarında verilen şöhretler hakkındaki dedikodular bunun bir kanıtı gibidirler. Yaygınlaşan ünlüleri gözetleyen dergiler ve oluşan paparazzi kültürü kamu gözlemciliği ile şöhretleri idealize etme yapısı oluşuyordu. Biz bir kültürü tanımlamak için onun şöhretine bakarsak bir anlamda kendimize bakıyor sayılırız. Bu Pink Floyd’un konserlerinde coşkulu binlerce hayranının önünde onlar gökten gelen ilahi varlıklarmış gibi izlendiklerinde yaşadıkları bir tecrübeydi. Ve böylece Waters aynayı bize tutar, seyirciye sorar; canavarın hangi yüzünü suçlamalıyız?: izolasyonu sonucunda diktatöre dönüşen diktatörü mü yoksa körleşmiş halde delicesine komutlları takip eden hayran kittlesini mi? Neticede her iki taraf da suçludur.

Flesh2-10.jpg

“Comfortably Numb”ın sonundaki görüntülerde krizalit halde etrafını tırmalamadan sonra, faşist Pink konserine hepsi bir örnek siyah üniformalar giymiş, askeri düzendeki dazlakların eskortluğunda koridordan geçerek gelir. Arenaya girer ve kalabalığın coşkulu tezahüratları arasında bebekleri öpüp bazılarının ellerini sıkarak geçer. Çapraz çekiç bayrakları ve flamaları her yeri kaplamıştır. Seyirci, genel olarak siyah giymiş, bazılarının spor tshirtlerinde basitçe “NEFRET” yazmakta, coşkuyla desteklerlerken Pink şarkı söyleyeceği/konuşma yapacağı kürsüye gelir. Azınlıklar kalabalığın arasından toplatılır, yüzleri (gözden düşürüp aşağılamak için) gösterilmez. Zaten renkli giysileriyle çoğunluğu siyah giysili izleyicilerden ayrılırlar. Pink’in konuşmasının bitişiyle seyircinin tezahürat ve desteği patlama yapar. Yüksek sahneden hayranlarını selamlarken hayranları da kollarını liderlerini selamlamak amacıyla çekiçlere benzeterek çapraz yapıp yükseltirler. Sahne sıradan bir rock konserinden çok uzaktır. Daha çok politik bir toplantıya benzer. Kısacası gamalı haç’ın yerini çapraz çekiçlerin, askerlerin yerini dazlakların aldığı bir nefret toplantısıdır yapılan.

İster şarkıda bahsedilen konser gerçekleşiyor olsun yada ister halisinasyonlarından biri olsun, (Stop’da göreceğimiz gibi) bu çok önemli değildir. Çünkü zaten sahne Pink’in sanrılarından biridir. (sahnedeki giyim ilk “In the Flesh?” ile aynı olması Pink’in bu temayı fantazisinde canlandırdığını düşündürür. Çarpık kamera açıları, abartılı stil olayın gerçek niyet olmayıp gerçek üst olduğunun ipuçlarıdır. Waters aslında şarkının sonunda dinleyicilerinin kafalarının patlayıp kan içinde kalmalarını istemişti… ancak yönetmen Alan Parker sahnenin çok aşırı ve gülünç olacağı gerekçesiyle çekmeyi (şükürler olsun ki) reddeder. Daha önce de sözlerin analizinde bahsettiğimiz gibi, şarkının anlatımı hicivsel anlattıma göre dahha ikinci planda kalıyor. Sahne her yönüyle – çapraz çekiçlerden, kolları bandajlı kalabalığa – modern arena rock konserleri bir sanat ortamı olmaktan çok “Nuremburg toplantılarını” andırdığını vurgular (Waters, DVD yorumu). Kendimizi adadığımız şöhretler bizim modelimiz, liderimiz ve amacımız olurlar. Pink kalabalığa gösterip emir verir vermez, dazlak çetesi harekete geçip şahısları kalabalığın arasından çekerek belirsiz bir kadere sürüklüyorlardı. Kimse sorgulamıyordu. Kimse karşı çıkmıyordu. Kalabalık basitçe onlara emredileni yapıyorlar. Aynı filmin başındaki öğrenciler gibi kişiliklerin kaybedilmesine benziyordu. Pink (pop kültürünün bir temsilcisi olarak) kalabalıkları istediği şekle sokabiliyordu. Hitler gibi, onlardan kendilerini ona adamasını istiyorlar onlar da yapıyordu. Kurallarını uygulamalarını emrettiğinde onlar uyguluyorlardı. Nefret etmerini istediğinde de hemen uyuyorlardı.

Flesh2-11.jpg

Sadece kafasında bile olsa, Pink nihayet emir zincirinin öbür ucundaydı, emredilen değil emir veren olarak. Veya öyle düşünüyordu.

Sahne ile ilgili bir not daha: Kol bandlarında ve flamalarda görünen çapraz çekiç logosu daha sonra Hammerskins (Çekiç deriler) olarak bilinen beyaz ırkçı grup tarafından 1988 yıllarında kullanıldı. Aynen daha önce şarkı sözlerinin hiçivsel olup grubun herhangi bir düşüncesini yansıtmadığını anlattığım gibi, Pink Floyd’un da Hammerskins’ler ile herhangi bir ilişkisi yoktur. Sembol saldırgan duyguları uyandırmak faşist gücü oluşturmak için yaratılmıştı. Albümde ve filmde hem yıkıcı hem de negatif üretici gücü temsil ediyordu. Buradaysa doğrudan baskı gücü (Pink’in kendini olduğu kadar halkın da şahsiyetini baskıya alan) kadar nefret temelli duvarlar oluşturup kişisel ve toplumsal izolasyonları daha da artırmayı amaçlamaktadırlar. Irkçı düşüncelerinde olduğu kadar sosyal yorum açısından da cahilliklerini çapraz çekiç gibi bir sembolü Hammerskins gibi baskıcı çeteleri alaya almak için yapılan sembolü kendileri için seçerek göstermişlerdir.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

10 Haziran 2010 tarihinde The Wall Analizi içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumlar kapalı.

%d blogcu bunu beğendi: