Run Like Hell – Deli Gibi Koş

Albümde Roger Waters, konserde Waters ve Gilmour farklı satırları söylemişlerdir.

Koş koş koş koş
Yüzünü en sevdiğin şekle soksan iyi edersin
Kapalı çenen ve
Perde çekilmiş gözlerinle,
Boş gülümseme,
Ve aç kalbinle,
Suçlu geçmişinden yükselip gelen nefreti hisset.
Yıpranmış sinirlerinle,
Kabuğun kırıldığında,
Ve çekiçler,
Kapını kırdığında,
İyi edersin deli gibi koşsan

İyi edersin bütün gün
ve gece boyunca koşsan,
Ve kirli duygularını içinde tutsan,
Ve eğer kız arkadaşını
Bu gece dışarı çıkarırsan,
İyi olur arabanı tamamen
Gözlerden uzağa park etsen,
Eğer arka koltukta yakalarlarsa seni
Kızı soyarken
Annene geri postalarlar
Mukavva bir kutunun içinde.
İyi edersin koşsan.

Kısaca Anlamı
Pink diktatör kişiliğiyle konseri devam ederken (en azından konser imajına) kurallarını çiğneyen herkese fiziki şiddet uygulamakla tehdid eder.

“In the Flesh”in Pink’in mevcut faşist yapısına yeniden doğuşunun metaforu olarak hizmet ederken, albümü başlatan şarkıda kafasındaki format değişiyor, “Run Like Hell” ile eski tuğlalarını yeniden gözden geçiriyordu. Kalabalık arka planda “Pink Floyd” diye seslendikçe, stakato ritm yavaşça yükselir, “Another Brick in the Wall” tarzındaki albümün ilk bölümündeki havayı akla getirir. Müzikal bağlantı kurulur kurulmaz da şarkı parlak, sert ve belirgin gitar rifiyle farklılaşır. “Brick in the Wall” şarkıları doğal olarak anlatan birinci kişinin ‘ben, benim ve biz’ kişilerini kullanırken, “Run Like Hell” sözel anlatımda ‘sen ve siz’i sürekli tekrar eden nakaratlarda olduğu kadar parçanın bölümlerindeki “Run!- Koş!” emriyle tehdit etmeye odaklanır. Önceleri, Pink pasif olarak yer alırken – babası tarafından terk edilmiş, öğretmenlerinin ezdiği, kısacası hayatın yükü altında ezilen Pink artık saldırıya geçmiş etrafına tehditler savurmaktadır.

Roger Waters konuyu, “Run Like Hell”i Pink’in konserdeki bir başka uyuşturucu etkisindeki davranışı olarak açıklıyor. (Yine bu da Pink’in gerçekten sahnede mi yoksa bir hayalde mi olduğuyla ilgili olarak tartışmalı bir konudur.) İlk bakışta, önceki şarkıda izole ettiği toplum dışı kalanların “kapılarını yıkmakla” tehdit ediyor gibi görünerek (en azından kendi zihninde) çekiçlerin, ilk olarak “The Happiest Days of Our Lives” / “Another Brick in the Wall, Bölüm 2.”de görünen kısır baskı ve istismar döngüsü içinde parçalayıcı gücünü çağırıyor. “Happiest Days / Brick Part 2,”da karısı tarafından cezalandırılan öğretmenin öğrencilerini cezalandırması gibi, haksızca üzerinde uygulanmış adaletsizliklerin üstünden gelmeye çalışmaktadır. Yeni bulduğu kişiliği sadece dünyayı, kendisini güçsüz ve pasif bıraktığı için suçlamaz, yaptıklarını doğru gören egosuyla da kendisi gibi olmayanları zorlayıp aksi halde sonuçlarından zarar göreceklerini söyleyip tehdit ederek daha da ileri gitmektedir. Artık pasif değildir. Onun bu yeni hali fütursuzca genelleştirdiği “sen”i rahatça tehdit ederek dineyicisini aniden “ötekileştirebilmektedir.”

Gitar ritminin tuğlaların önceki üçlemenin devamı olarak yaratılışına eşlik ederken, bu kez Pink’in kullandığı genelleştirilmiş kimliği belirsiz “sen” tehdidinden daha tanıdık bir tanımlama vardır. Faşist Pink, ilk olarak “In the Flesh?” de “sen” diye hitap ettiği dinleyicilerini çağırırken kullandığı “soğuk gözler” görsel engel benzetmesini yapmıştı. “Boş gülüşün ve aç kalbin” sözleri “What Shall We Do Now?” ve “Young Lust”da detaylandırılan içi boş bireyselliği ve şöhret hırsların zihniyetine gönderme yapıyor olabilir. Benzer şekilde, Diktatör’ün “dirty feelings – kirli duygular” olarak tanımladığı duygularla “seni annene karton kutuda yollarız” diyerek tehdit etmesi, Pink’in albümün ilk yarısında annenin ona kötülüğün ulaşmasına engel olmak isteyişini akla getirir. Basite indirgermek gerekirse, diktatör Pink’in tehditleri kendini ilgilendirmeyen – bir uyarı niteliğindeydi. Açık söylemek gerekirse zayıf olan her yanını aklının yettiğince kapatmaya çalışıyordu. Pink’in yeni Faşist yapısı kılığında yüzeye patlayan bir ömür boyu bastırılmış duygularının acısını şarkıdaki “feel[ing of] the bile rising from your guilty past – Suçlu geçmişinden yükselip gelen nefreti hisset” sözü durumunu çok iyi tanımlıyordu. Muhtelemen bir deniz kabuğunun imha edilişinin düzeni devirerek kaos ortamı yaratmasına gönderme yaparan William Golding’in Sineklerin Tanrısı kitabında kullanılan sembol’e benzer, faşist Pink meydan okurcasına eski halinin “sinirleri paçavra / kabuğundan parçalanır gibi” olduğunu ilan eder. Artık geçmişteki pasif saldırganlık yerine bu yeni dönemde aktif kaos düzeni (buna eğer “düzen” denebilirse) uygulayacaklardır.

Pink’in kişisel çöküşü ile Nazi dönemi Almanyasının toplumsal çöküşü oldukça paralellik kuran “In the Flesh” gibi “Run Like Hell” de de kendine yaptığı izolasyon sonucu bireysel ve toplumsal çürüme fikirlerini birleştirir. Şarkının başındaki kalabalığın “Pink Floyd” tezahüratı – başka bir ortamda son derece zararsız iken – kaygı verici bir hal alarak gürültücü kalabalıkla çete nümayişi arasındaki ince çizgiyi belirsiz hale getirir. Seyirciler onun ırkçı söylemlerinden rahatsız olmak yerine (en azından Pink’in kafasında) daha fazlası için adını söyleyerek ona yalvarırlar. “Hammer – çekiç” diye hep bir ağızdan bağırarak kollarını çapraz halde kaldırarak rock yıldızı tanrı imajını selamlayan seyircilerin görüntüsü, zihinlere Nazi toplantılarında ellerini kaldıran geniş kitleleri getirir. Siyah giyimli kalabalık artık bireylerden oluşmayıp yerine tek vücut haline gelmiş, birlikte kutlayan, dans eden ve aynı yüzsüz maskeleri giyen insan topluluğu haline gelmiştir. Kişiliğinin katıksız gücüyle, faşist Pink bir zamanlar sadece içsel bile olsa isyan ettiği izleyicisini yüzsüz robotlar haline sokup onlara (hayalinde) bir şekil vermeyi başarmıştı.

Bir saldırı köpeği dışarıdaki bir yabancıya saldırtılır; bir grup dazlak azınlıklara ait ev ve restoranları basar, onların huzurlu ortamlarına zarar verir yolları üstündeki her şeyi yıkarlar. Kurtçukların çürütmesine örnek olarak arabanın arkasında sevişen farklı ırklardan bir çift saldırıya uğrar, zenci erkek dövülürken, kadın arabanın arkasında dazlak çetesi tarafından tecavüze uğrar. Ve bu sahneler içinde serpiştirilmiş olarak bir tepede asılmış üç ölü görürüz. Güçlü sahnelerde İsa’nın çarmıha gerilişinden, Amerikan tarihindeki Golgotha’da linç edilen iki Afro-Amerikan hırsız’a özellikle de 19. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın başlarına kadar geçen Jim Crow günleri akla gelir. Tümünün etkileri çok açıktı: kalabalıkları yönlendiren diktatörlerin çete yönetimleri, insanlığın karanlık yüzünün bir parçasıdır. Faşist kişiliğin Pink’in karanlık tarafı oluşu gibi çete mantığı da insan’a aittir…. birini diğerinden ayıran çizgi çok incedir.

Takipçilerinin mahallelerde komuşlarına yaptıkları ile Kristalnacht (Kristal Gece veya Kırılan Bardak Gecesi olarak da bilinen) gecesinde yaşanan hatırlatan sahnelerle Pink ironik olarak babasının hayatını alan – ilk tuğlanın koyulmasına neden olan olay – zamanın ruhu bir canavar’a dönüşmüştür. 9-10 Kasım 1938 de Almanya ve Avusturya’nın bir bölümünde yaşanan olayda, Nazi gençleri komşuları olan Yahudilerin ev ve iş yerlerini yağmalamış, camlarını kırmış (kırılan camlarla dolan sokaklardan dolayı geceye Kristal Gece adı verildi) ve sinagogları ateşe verilmişti. O gece 91 Yahudi öldü, pek çoğu da dövüldü. Kristallnacht’ın sabahında 26,000 – 30,000 arası Yahudi tutuklandı ve toplama kamplarına gönderildi. Katliam Propaganda Bakanı Joseph Goebbels tarafından kısa sürede resmi olarak Üçüncü Sekreter Ernst vom Rath’ın suikastle öldürülmesine karşı bir tepki olarak nitelendirildi. Katliam’a The Wall’da gösterilen reaksiyon, tek bir çılgının viral yolla toplumda bozulma sonucu yayılışının altını çizer. Bir adamın önemsiz gibi duran duvarının zararlı etkileri, göründüğünden derin ve geniş kapsamlı sonuçlara neden olabilirdi.

Rahatsız edici şiddet ve tecavüz görüntülerinin altında umut verici bir ışığın olduğunu söylemek zordur. İnsanlığın kara tarihini gösteren asılmış üç kişinin görüntülerinde olduğu gibi, Pink’in içindeki kişilik değişimine de atıfta bulunur. “The Thin Ice” gibi şarkılarda kendini İsa figürü gibi gören Pink’in, “Run Like Hell”deki asılmış adamların görüntülerinin dini etkileriyle İsa benzeri figürü tersine dönmüştür. Ortaya çıkan diktatör kişiliğinin sayesinde Pink şimdi kendisini aldatılmış masum olarak, eziyet gören değil neşeyle masumlara zarar verebilen, eziyet çektiren olarak görebilmişti.Her ne kadar bu son tipleme ruhunun en karanlık yönlerini temsil ediyor olsa da, sonunda kendisinin gerçekte alışışagelmiş ve hayatın adaletsizliklerinden pasif olarak da olsa nasibini almış olan tüm İsa tiplemelerinin oldukça karşıtı bir karakter olduğunu, ve de kendi gelişiminin de hızla yaklaşan davasının sonunda çekmek zorunda kalacağı cezayla bir potada eritmekte olduğunu fark eder.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

9 Haziran 2010 tarihinde The Wall Analizi içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumlar kapalı.

%d blogcu bunu beğendi: