Isnt This Where We Came In?

Girdiğimiz Yer Burası Değil Miydi?

Ve hikaye biter. Veya başlar. Kısık bir sesin söylediği “Burası değil mi ….girdiğimiz yer?  And the story ends. Or rather, begins again, with a faint voice asking “Isn’t this where…we came in?” Albüm’ü bir sonraki (Roger Waters ile yapılan son Pink Floyd albümü) The Final Cut’a bağlamak isteyenler Pink ile Final Cut’daki anlatıcı arasında benzerlikler bulurlar (veya bulmaya çalışırlar.) Bazıları daha da ileri gidip abümün The Wall’un devamı olduğunu, son tuğlanını düşüşünden sonra Pink’in sonraki kaderi olduğunu söylerler. Diğer albümlerde Pink hakkında ne olursa olsun, The Wall albümü kesin olarak ne olduğu bilinmeyen bir sona sahiptir. Yani sonunda bir döngü yaratılarak hikayetinin başına dönülmektedir. Böylelikle hikayeyi yeni dinleyen dinleyiciye tekrar ediyormuşcasına başlatmaktadır. Yaratıcı bir anlatım tarzı ile, kişinin ve toplumun hayatlarını anlatan bir metafor kullanılır. Waters’ın zararlı olarak eleştirdiği, bireysel ve toplumsal izolasyonculuğun ruh hırpalayan etkileri konusunda daha bilgilenmiş olmamıza karşın üzücü olarak birinin yıktığı duvarın bir başkasının inşa etmesi olarak tekrarlayan döngüsüne vurgu yapılmaktadır.

En sonunda, Pink’in hikayesi bir rock yıldızından çıkar daha çok hepimizin, seyircinin ve yaşadığımız dünyanın bir sorunu olarak işlenir. Benzer şekilde, Pink’in hikayesindeki karakterler evrensel ölçülerde geçerliliği olan kahramanlardır. Albüm boyunca hepsinin ismi, Pink’in hayatındaki gerçek rollerinden hareketle belki herkese uyması açısından da “Anne”, “Baba”, “Öğretmen” ve “Eş” olarak tanımlanır. Bunlar gayey mümkündür ki bizim Annelerimiz, Babalarımız, Öğretmenlerimiz veya Sevdiklerimiz olabilir. Bu bakımdan Pink’in hikayesi bizim de hikayemizdir. Detaylara baktığımızda insanlık temasının altı çizilmiş, devamında bozulmanın kişisel ve toplumsal sonuçlarının evrensel olacağı vurgulanmıştır. Bu temalar Pink’in kurgusal hayatına olduğu kadar kendi hayatlarımıza ve dünyamıza da uyarlanabilmektedir. Aynen “Outside the Wall” daki “kanayan kalpler”de olduğu gibi, Pink Floyd belki de her yerde her zaman yaşanabileceğini tahmin ederek örnekteki şiddet döngüsü yaşayanların kişisel çöküşlerini anlatarak bunu önlemeye çalışmak istemiş olmalı. Bu tarz bir sanat’ın nihai amacı: aydınlatmak ve moral vermektir. Pink’in hikayesi biter. Duvar’ını inşa eder, bundan dolayı moral çöküntüsü yaşar ve nihayetinde onu izole eden bu bariyer’i yıkar. Fakat bizim hikayemiz devam etmektedir. Pink’in bizim için de gerçek hale gelir. Hayatlarımızı nasıl yaşarız? Şu anda bir duvar inşa etme miyiz yoksa yalnızlık ve dejenerasyon üreten engelleri yıkmakta mıyız? Kişisel duvarlarımız ülkemize veya dünyaya nasıl bir katkı yapıyor? Dünyadaki hastalıkların ne kadarından kendimizi sorumlu hissediyoruz? Ve en önemlisi hangi Pink olacağız?

Pink karakterinin otobiyografik kaynağı Roger Waters’a göre, hikaye sonsuzdur. The Wall albümünün orjinal turnesinden 30 yıl sonra 2010-2011 yıllarında dünya turnesine çıkmadan önce Rolling Stone dergisine kendi duvarı hakkında konuşan Waters, “tuğla tuğla yıkıldı. Büyümek budur. Duvarları tuğla tuğla yıkalım ve kendi savunmalarımızı indirdikçe daha sevilebilir oluruz. Duvarımı veya duvarlarımı tamamen yıktım demiyorum ancak yıllar içinde daha fazla yıktım ve kendimi sevgi ihtimaline daha fazla açtım.”

Hem Pink hem Waters için evlerine dönüş için nihatetinde bir yol bulunmuş gibi görünüyor.

Bret Urick
www.thewallanalysis.com‘dan çeviren: Okan Doğu
Katkıları için: Sezai Basar ve Beste Karabıyık’a teşekkürler

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

4 Haziran 2010 tarihinde The Wall Analizi içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumlar kapalı.

%d blogcu bunu beğendi: