Genesis Tarihçesi

PETER GABRİEL YILLARI 1967 – 1975

Kendimi bildim bileli nerede Genesis tarihi ile ilgili yazı bulsam her seferinde grubu Gabrielli ve Gabrielsiz olarak iki evrede inceler. Bu bir yerde doğrudur da. Bu iki ayrı evre bıçakla ayrılmasa da ayrı ayrı incelemek gerekir. Zira
ilk evre müzikal anlamda daha zengin olmakla beraber sekiz yılı kaplar, ikinci evre ise bundan çok daha uzun günümüze dek uzanan otuz yıllık bir bir dönemi kapsar.
 
1967 yılında İngiltere de yıldızı bir parça ile parlayan Jonathan King isimli şarkıcı, mezun olduğu Charterhouse okulunun mezuniyet gününe gitmemiş olsa belki de bugün Genesis isimli dünya rock müzik tarihinin ana yapı taşlarından biri oluşmayacaktı. King’in söylediklerine göre, grup elemanları oldukça çekingen oldukları için bir arkadaşları tarafından, hazırladıkları bant’ı ona illetmişler. Bugün grubun ilk kadrosuna bakınca çok özel yetenekte kişilerden oluştuğu anlaşılıyor ki, müzik dünyasında bu kadar çok sayıda bireysel olarak da yetenekli ve başarılı elemanlardan oluşan grup pek bulunmamakta.

Jonathan King`e verdikleri kayıtta Charterhouse okulunun öğrencilerinden gitarlarda bugün de solo kariyerlerine devam eden Anthony Phillips (23 Aralık 1951, Mike Rutherford (2 Ekim 1950), klavyede daha sonraları grubun gizli beyni sayılacak olan Tony Banks (27 Mart 1950), ve solist olarak da son derece zeki ve entellektüel Peter Gabriel (13 Şubat 1950) yer alıyordu. Kayıtlardaki solist’in okuyuşundan etkilenmiş ve onlardan yeni bir demo daha istedi. Phillips ve Rutherford’un bestelerinden oluşan bu ikinci demolarına da Banks ve Gabriel soundu geliştirmek için katıldılar. İlk davulcuları Chris Stewart adlı okul arkadaşlarıydı.

King onlarla tanıştı ve sonra gruba İncilden seçilen yaradılış anlamındaki Genesis adını vererek prodüktörlük kariyerini de başlatmış oldu. Grubu anlaşma yapması için Decca Records’a önerdi. “The Silent Sun” adlı Bee Gees tarzı ilk singlelarını 1968 Şubat`ında piyasaya sürdü ve bunu Mayıs ayında “A Winter`s Tale” izledi. İki şarkı da listelere girmeyi başaramadı. Ancak King gruba yönelik inancını yitirmeyip ilk albümleri From Genesis To Revelation`ın piyasaya Mart 1969 da çıkmasını sağladı. Bu albümde davulcuları değişti ve John Silver yer aldı. Tüm kayıtları Londradaki Regent Sound Stüdyolarında bir günde tamamlandı. Ancak grup o güne değin konser tecrübesine sahip olmadığı ve kimsenin önünde çalmadığı için oldukça heyecanlıydılar. Albüm oldukça başarısız oldu ve sadece 650 adet satabildi. Jonathan King bu durumu albüm kapağında grubun isminin yer almayışına, o dönemde bazı plakçıların grubu Amerikada olan Genesis adlı soul grubu ile karşıştırmalarından ve ilahi kitabına benzeyen kapağının da etkisiyle plağı doğrudan dini müzikler arasına yerleştirmelerine bağlıyordu. Medya o günlerde Londra underground kültüründe etkin bir yeri olan International Times gazetesi haricinde ilgisiz kalmıştı.

Bunun üzerine grup kendi yolunu belirlemek için Jonathan King ile yollarını ayırdı. Okulları biten grup elemanlarından Tony Banks, Sussex üniversitesine başladı ama en büyük aşkı Genesis’e ilgisini kaybetmedi. İlk yıllarındaki solistleri Richard McPhail’in kır evinde konser hazırlıkları yapmaya ve çalışmaya başladılar. Bilinen Genesis müziği, genellikle sakin bölgelerdeki arkadaşlarının evlerine, kendilerini adeta hapsedercesine kapatarak yaptıkları uzun çalışmalar sonrasında oluşmuştur. Bu alışkanlıklarını o günlerde edinmeye başladılar ve bu kariyerleri boyunca devam etti. McPhail onların yeni menejeri oldu. Üçüncü davulcuları John Mayhew oldu. Kabul edildikleri heryerde çalmaya başladılar. Ancak para aldıkları ilk konserleri bir çocuk partisi oldu. Çocuklar muhtemelen bir diskoyu tercih ederlerdi ancak onlar en azından para kazandılar…25 pound!

Aylar süren beste çalışmalarının ve provaların sonunda o güne değin yaptıkları aralarında “The Knife”`ın da bulunduğu çarpıcı parçalar ortaya çıktı. Artık cover parçalar çalmıyorlardı. Çok sayıda konser verdiler. Seyahatlerinin bazılarını yağ içerisindeki kamyonetlerde yaptıkları oldu. 50 pound’a çaldıkları çok nadirdi ve daha yiyecek ve gitar teli alacak kadar kazanamıyorlardı. Ancak artık özenle hazırladıkları konser repertuarlarına ilgi artıyor, dinleyiciler gelip oturup dinliyor ve dinlediklerini beğeniyorlardı. İzleyiciyi adeta hipnotize eden sakin bir başlangıçtan sonra güçlü akorlar ve çığlığa varan seslere kadar artan bir tansiyon sağlıyorlardı. Ancak yine de Londrada insanların eğlendikleri semtlerdeki barlarda kendilerine ayrılan katlarda iki, üç kişiye sabırla çaldıkları oluyordu. Roger Dean tarafından dizayn edilen (Yes grubunun albüm kapaklarıyla tanınır) bir barda, bir gece menejer Tony Stratton-Smith onları dinlemeye geldi. Grubun performansından çok etkilenen Smith çalıştığı yeni kurulan Charisma şirketi adına onlara teklifte bulundu. Grup bu yeni şirketiyle yeni albümleri “Trespass`ı” Ekim 1970 yılında piyasaya sürdü. Albümün teyp operatörü David Hentschel daha sonraları onların dört albümünün prodüktörü olarak çalışacaktı.

 Artık düzenli olarak bir klüpte çalmaya başladılar. Solisti, tehditkar bakışlarla müziğin yükselen anlarında vurguyu kendi kick davulu ile artırarak özgün bir grup görünümü oluşturdular. Genesis’in müziği yükselen düşen çok güçlü orkestral anlatımla örülü, garip, tuhaf hikayeli söz düzenlemeleriyle dikkatleri çekiyordu. Çok yoğun ve dikkat gerektiren bir tarzları olduğu için en küçük hata ve detonelik tam bir mahçubiyete yol açıyordu. Fakat üzerlerindeki utangaçlık ve tecrübesizliği, bulundukları ortamdaki rahatlık ve onlar gösterilen destek sayesinde atarak profesyonelleşmeye baaşladılar.

Sıkça rastlanan değerlendirmelerde grubun “art rock” yaptığı söylenir. Bu onların çokça emprivizasyona dayalı, uzun, karmaşık müzik yapmalarına karşın, üç dakika ile sınırlı popüler liste parçaları da yapabilmeleri onların çok daha geniş kitleler tarafından tanınmalarını sağlamıştır. Zaman içindeki tüm anlaşmazlıklara ve değişikliklere rağmen bazı çok temel faktörler değişmeden günümüze dek kalabilmiştir. Genesis müziği her zaman kendi karakteristik müzikal vuruculuğunu korumuş, çekirdek kadro hep Mike Rutherford ve Tony Banks olarak değişmeden kalmış ve entellektüel kitleler tarafından sürekli olarak takip edilmişlerdir. İlk zamanlarda Peter Gabriel’in de kişiliğinde sahneye yansıyan karakterler, temalar, konseptler albümlerde kendini bulan bir sihirli atmosfer yaratılmasını sağlamıştır.

Daha sonra piyasaya sürdükleri “Tresspass”, “Nursery Cryme” ve “Foxtrot” albümleri ve bunların konser performansları yıllar sonra dahi hafızalardan silinmeyecek görsel anlatımlarla o yılların en aranan gösterilerinden olmuştur. O yılların popüler R&B gruplarına karşın Genesis daha fazla İngiliz etkisinde bulunmaktadır. Bluesdan çok klasik müzik etkisinde, sözler modern şiirin deneyselliğini sergiler.

“Trespass” albümünün kuşkusuz en etkileyici parçası “The Knife” idi. Bir şeytanı andıran çılgın Hammond org ritmi, Gabriel`in özgürlük için savaşanlara çığlığı, “Bazılarınız ölecek” diye seslenmesiyle başlar. Flütü fırtına öncesi sessizlik, Phillips’in gitarı ise adeta çarpışmaları canlandırmaktadır. Ancak sahnede soluksuz izleyen hayranların aksine albüm listelerde pek bir başarısı olmadı ve albümün hemen ardından grup olarak çalışmanın stresinden rahatsız olan Anthony Phillips ve daha iyi bir davulcu aramaları sebebiyle John Mayhew gruptan ayrıldılar. Bu şirketleri ile aralarında büyük bir tartışmaya sebep olabilecekken Chrisma firmasının sahibi John Anthony ve Tony Stratton-Smith’in sakin ve anlayışlı tavırları sayesinde Genesis’in devam edebileceğine inanıldı. Melody Maker’e verilen davulcu ilanına Phil Collins isminde çocukluğunda TV dizilerinde ve ünlü müzikal “Oliver”`de rol almış biri geldi.

31 Ocak 1951 Chiswick Londra doğumlu Collins beş yaşından beri davul çalıyordu. Tony Stratton-Smith ilana cevap veren Phil’i zaten tanıyordu. Deneme günü Gabriel’in evlerinde yüzme havuzu olduğunu görünce çok şaşırdı ve diğer adaylar denenirken o havuza girmeyi tercih etti. Sıra kendisine geldiğinde ise son derece rahat ve kendinden emin haliyle dinleyenlerden tam not alarak işi aldı. Phillips’in ayrılması nedeniyle oluşan gerilim, Collins`in esprileri ve getirdiği hareketlilikle dağıldı. Kendinden emin, uyumlu, çabuk ve aktif davulu ile kendisinden öncekilerin çok ilerisinde uyum gösterdi. Bu canlanma ile yapılan Kasım 1970 tarihli “Nursery Cryme” albümü Phil`in aynı zamanda çok başarılı geri vokali ile renklendi. Ancak bu albümdeki tek yenilik Phil Collins`in gruba dahil edilişi değildi. 1970 yılı Aralık ayında en az onun kadar önemli yeni bir müzisyen daha katılmıştı; Steve Hackett (12 Şubat 1950). Bir farklılık olarak Hackett`de Melody Maker dergisine grup arayan müzisyen olarak ilan vermişti. Dolayısı ile bu dergi Genesis’in kuruluşunda çok önemli bir pay sahibidir. Günümüzde prograssive rock camiasının en saygıdeğer gitaristlerinden biri olan Hackett`in gruba dahil edilmesiyle bilinen ideal Genesis da kadrosu oluşturulmuş oldu. 

“Nursery Cryme” albümünde, grubun bugüne kadar yaptığı en başarılı çalışmalardan “The Musical Box” daki müthiş stili ile kendini gösteren Hackett, ilk zamanlarda alışkın olmadığı yoğun canlı konser atmosferine alışmakta oldukça sıkıntı çekti. Peter`in masumiyet, korku ve kara mizahla örülü öyküsü etrafında Genesis müziğinin tüm elementlerini içeriyordu. İlk kez Phil Collins`in tek başına vokalini üstlendiği “For Absent Friends” ile sonraları solo kariyerinde çok geniş kitlelere sevdireceği şarkı söyleme tarzını bu parçada gösterme fırsatı bulmuştu.
Albüm müthiş ve bugün klasik sayılabilecek güçlü orkestrasyonlu “Watcher Of The Skies”, “The Return Of The Giant Hogweed”, “Get`em Out By Friday” ve “Supper`s Ready” adlı yogun ve özgün anlatımlı parçalara sahip olmasına rağmen satışları yine beklenen düzeyde gerçekleşmemişti. “Watcher Of The Skies”, albümün kaydından bile önce tüm konserlerde daimi çalınan bir parça haline gelmişti.

Bir sonraki albümleri Ekim 1972 yılında “Foxtrott” adı altında yayınlandı. “Watcher Of The Skies” ile Tony Banks`in farkedilen melletron girişi, sahne arkasında beyaz tül perdeler, sahne boyunca yerde duman bulutları ile başladıkları konserler onların kendine özgü sahne dizaynını olmuştu. Parçada insan ırkı tarafından çölleştirilen dünyayı bulmaya çalışan uzaylı hakkında hayali düşünceler yer alıyor. “Get `em Out By Friday” adı parça da ise gerçek hayattaki arazi sahiplerine ve sermaye gruplarına kızgın, ironik fakat eğlenceli göndermeler, evinden kovulan bir kadınla olan ilişkilerine indirgenerek anlatılıyor. Artık sahne şovları, Gabriel’in marjinal kostüm, makyaj ve maskeri, akıllıca kullanılan ışıklar, patlamalar ve efektler ile bir rock konserinden çıkıp daha önce benzeri görülmemiş teatral bir gösteri halini aldı.

Gabriel sahnede giydiği tilki kafası, yarasa kanatları, çiçek kostümleri ile topladığı ilgi star konumuna yükseldikçe, herkez onun Genesis olduğunu, müzik ve fikirlerin ana yaratıcısı olduğunu düşünmeye başladı. Oysa gerçekte bunların hepsi bir takım çalışması sayesinde yaratılmıştı. Bu konserler sonucunda görüntü kayıtları son derece az olmasına karşın müzik kayıtları 1973 Ağustosunda yayınlanan “Genesis Live” albümünde yer aldı. Aynı tarihlerde yeni albümün kayıtlarına da başladılar. Bir ay sonra Genesis diskografisinin belkide en değerli albümü “ Selling England By The Pound” yayınlandı.

Daha kısa parçaların da yer aldığı albüm Phil Collins`in tek başına seslendirdiği bir parçayı daha içeriyordu. “More Fool Me”. Ancak albümde yer alan “I Like What I Know (In Your Wardrobe)” isimli parçaları onların çok geniş dinleyici kitlesine ulaşmalarını sağladı. Genesis son konserlerine kadar bu parçayı çalmayı sürdürmüştür. Parça İngiltere listelerine 17 numaradan girdi. Albüm ise 3 numaraya kadar ulaşmayı başaran ilk albümleri olmuştur. Yine bu albüm Amerika listelerine girmeyi başararak 70 numaraya kadar yükseldi.

Albüm tüm zamanların belkide en iyi prograsif rock parçalarından “Firth of Fifth”ì içeriyordu. Sol elle çalınan muhteşem akorlara ve sağ el ile çalınan melodi eklenerek başlayan şarkı, sözlerdeki ölümü anlatan dizelerle devam eder ve flüt ile düet yapan klavyeyi duyarız. Adeta birbirlerine dolanan Banks`in klavye ve Hackett`in gitar soloları insanın içini ürperten bölümler halinde birbirini kovalar. Albümdeki birbirinden başarılı “ The Battle of The Epping Forest”, “The Cinema Show”, ve ünlü “Musical Box” uzun yıllar konserlerinde en çok istek alan şarkılardır.

Başarıyla sonuçlanan bu uzun yolculuklarına rağmen sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Collins müzikal ufkunu genişletmek istedi. Bu amaçla jazz rock grubu Brand X ile birlikte çalmaya da başladı. Gabriel de Genesis müziğinin ötesinde çalışmalar yapmak istedi. Ünlü film yönetmeni William Friedkin tarafından kendisine filmlerinden biri için senaryo yazma teklifi geldi. Bu ona Genesis ile çalışmaktan daha fazla heyecan vermeye başladı. Grup o olmadan stüdyoya girip albüm çalışmalarına başladı. Gabriel bir yandan Friedkin`den film hakkında haber beklerken, ilk karısı Jill problemli bir doğum yaptı. Bu sebeple eşine ve kızına daha fazla zaman ayırmasından dolayı bir sonraki albüm için enstrumental çalışmalar yapan grup ile olan ilişkileri kötüleşmeye başladı. Ancak müzikal anlamda doğacak yapıt ise rock müzik tarihinin konsept albüm başyapıtlarından biri olan “The Lamb Lies Down On Broadway” olacaktı. Gabriel`in stüdyoya dönmesiyle Kasım 1974 yılında double albüm piyasaya sürüldü. Albümde transandantal deneyim yaşadığı tasvir edilen Porto Ricolu karakter Rael`i Gabriel canlandırır. Albüm anlaşılması zor bir hikayenin etrafında bir çok tuhaf karakter ve garip anlatımlar içerir.

Albümün konser performanslarında sahneye üç adet projeksiyon cihazından yansıyan görüntülerle anlatımı zenginleştirici özel efektler kullanıldı. Diğerleri arka plan müzisyeni olarak kalırken Gabriel artık tamamen bir star profili çizmeye başlar. Başlangıçta olmayan bu niyet, yansıttıkları görüntü nedeniyle kaçınılmaz olur ve hepsi için bu rahatsızlık veren bir hava yaratır. 1974 Aralık ayında “The Lamb Lies …” turnesi başlayalı iki hafta olmuşken Gabriel menejer Tony Smith ile konuşup gruptan ayrılmaya karar verdiğini bildirir. Ancak bomba etkisi yaratacak bu haber ikisinin arasında konserlerin bitimine kadar sır olarak turnenin son gününe kadar kalır ve Gabriel 1975 Mayıs ayına kadar grupla turneye devam eder. Birçokları için Gabriel’in gruptan ayrılması Genesis`in tamamen bitmesi demektir. Menejer Tony Smith bugün o günleri anarken grubun beyninin sanıldığı gibi Gabriel değil Tony Banks olduğunu itiraf eder. Böylelikle Genesis için yeni bir dönem başlamış olur.

PHIL COLLINS YILLARI 1975 – 1993

Peter Gabriel ayrıldıktan sonra kendi grubunu oluşturarak turneye çıkmaya başladı. Genesis ise 1976 yılında “A Trick Of The Tail” albümünü yayınladı. Gabriel`in gruptan ayrılışının resmen duyurulmasından çok daha önce kayıtlarına başlanan bu albümde ana vokali Phil Collins üstlenmişti. Sonuçta grup üzerlerindeki baskının kalkmasından, Gabriel ise özgür denemelere ve farklı müzisyenlerle çalışma rahatlığına kavuşmaktan çok memnun oldular.

 

Yazan: Okan DOĞU

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

19 Mayıs 2008 tarihinde Prog Grupları, Rock & Prog içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: