1979 – The Wall

30 Kasım 1979’da piyasaya sürüldü, İngiltere Listelerinde: 3 Numara; ABD Listelerinde: 1 Numara
oldu.30 Kasım 1979’da piyasaya sürüldü, İngiltere Listelerinde: 3 Numara; ABD Listelerinde: 1 Numara oldu. “Animals” için yapılan turnenin son gününde, ön sıradaki hayranlarından birinin kaba davranışları Roger Waters’ı öyle öfkelendirdi ki, adamı öne çağırıp suratına tükürdü. Kendi saldırganlığı yüzünden dehşete düşen Waters, seyircisiyle arasındaki soyutlanmışlık duygusuyla ve hepimizin arasında zaten var olan sınırlarla ilgili bir düşünce albümü yapmayı düşünmeye başladı. Sonuçta ortaya çıkan “The Wall” oldu. Waters, projesinin üzerinde çalışmaya turnenin bitiminden iki ay sonra, 1977’nin Eylül ayında başladı. Başlangıcından beri bunu yalnızca bir albüm olarak değil, tiyatrovari bir konser ve film olarak da tasarladı. 1978’in Temmuz ayı geldiğinde grup arkadaşlarına, henüz işlenmemiş iki demo kaydı getirdi ve bunlardan birisini seçmelerini istedi. Bunlardan biri “The Wall”du. Öteki de grup üyelerinin çok kişiselolduğunu düşündükleri, daha sonra Waters’ın ilk solo albümü olacak olan “The Pros And Cons Of Hitch Hiking”di.

Albümün kaydına 1979’un Nisan ayında başlandı. Kayıtlar çoğunlukla Fransa’daki Superbear stüdyolarında (Gilmour ve Wright bir önceki yıl solo albümlerini bu stüdyoda yapmışlardı), New York’ta CBS’te ve Los Angeles’taki The Producers Workshop’ta yapıldı. Çalışmaların bazıları Londra’da Pink Floyd’un Britannia Row’daki stüdyolarında (daha sonra Nick Mason’ın olacaktır) yapıldı. Ama bu durum şirketin vergiyle ilgili sorunları nedeniyle açıklanmadı. Çünkü grup, birlikte büyük miktarda para yatırdıkları Norton Warburg adlı yatırımcılarının iflasından sonra, maddi açıdan dar boğaza girmişti.
Albümün yapımcılığını Bob Ezrin, David Gilmour ve Roger Waters üstlendi. Yardımcı yapımcı ise James Guthrie’ydi. Ne kapakta ne de albümün ilk kopyalarının etiketlerinde Wright’ın ya da Mason’ın adı geçiyordu. Gözden kaçırılan bu durum ilerki baskılarda çabucak düzeltildi. Adı belirtilmeyen pek çok stüdyo müzisyeni de albüme katkıda bulundu. Ezrin ve Gilmour Rick Wright’ın yerine çaldılar. Bunun ilk nedeni Wright’ın çok az gayret göstermesi ve bunun gitgide daha da azalmasıydı. Kayıtların sona ermesine yakın Waters ötekilere bir ültimatom verdi, ya Wright gruptan ayrılacaktı ya da Waters projeyi ıskartaya çıkaracaktı. Bu da hiç birisinin NortonWarburg kayıplarını telafi edemeyeceği anlamına geliyordu. Wright istemeye istemeye bu duruma razı oldu. Yalnızca canlı dünya prömiyerinde yapılan şovlarda ücret karşılığı çalmasına izin verildi. Galanın 14 Temmuz 1982’deki görülmeyen tek grup üyesi Wright’tı.

Hipgnosis geleneğinden vazgeçilerek yerine politik bir karikatürist olan Gerald Scarfe seçildi. Scarfe aynı zamanda “Wish You Were Here”daki canlandırma projeksiyon gösterilerinin tasarımını da yapmıştı. Yalnızca albüm kapağının tasarımını yapmakla kalmadı, sahne şovları için kuklalar ve tanıtım videoları, film ve konserler için de canlandırma filmleri yaptı. Kapakta hiçbir şekilde yazıyer almamasına karşın; şeffaf, çıkartılabilen. plastik bir etikete plakla ilgili bilgiler eklendi. 1994’te yeniden piyasaya sürülen albümdeki çıkartmada iddia edildiğinin aksine. kitapçıkta bırakın ‘ek’ fotoğrafları tek bir fotoğraf bile yoktu. Ama şarkı sözleri daha büyük ve daha okunaklı bir biçimde basılmıştl. Daha da garip olanı, parçaların ilk CD’dekinden farklı bir biçimde başlayıp bitmesiydi. Bunun nedeni, şarkı aralarında temiz boşluklar olmasından çok. her şarkının kendine ait “niusique concrete”li geçişlerinin olmasıydı. Bu albümün çalındığı konserler, bir rock grubu tarafından sahneye konulan en görkemli gösteriler oldu. Sahnede çalarken etraflarına karton tuğlalardan bir duvar örülüyordu ve konserin geri kalanını gözlerden uzak bir biçim de çalıyorlardı. Bir sinema perdesi işlevini gören duvara; projeksiyondan, aralarında Scarfe’ın canlandırmalarının da bulunduğu görüntüler yansıtılıyordu. Sahneye bir alev topu içersinde çarpan uçak, tıpkı uçan domuz gibi yeniden ortaya çıktı. Grup sahneyi aynı zamanda yaklaşık 12 metre yüksekliğindeki kuklalarla paylaşıyordu. Sahne şovlarının güçlüğü ve maliyeti nedeniyle “The Wall” yalnızca dört şehir de çalındı: 1980’in Şubat’ında New York ve Los Angeles’ta, 1980’in Ağustos’unda Londra’da ve 1981’in Şubat’ın da Dortmund’da. 1981 yılının Haziran ‘ında Londrada filme alınmasına izin verilen başka konserler de bunları takip etti. Sonuçta ortaya çıkan filmler hiçbir zaman kamuya sunulmadı (en azından yasal olarak gösterilmediler). Senaryosunu Roger Waters’ın yazdığı ve Alan Parker’ın yönettiği filme bu görüntülerden bazı sahnelerin alınması amaçlanıyordu. Waters, Scarfe ve Parker senaryonun yorumlanmasında anlaşmazlığa düştükleri için filmin yapımı gerçekten de çok güç oldu. Üçünün de filmi bir uzlaşma olarak nitelendirmelerine karşın, yönetmen olduğu için son sözü Parker söyledi.
1990 yılında Waters. “The Wall”u Berlin’de ünlü oyuncuların yer aldığı bir kadroyla, Memorial Fund for Disaster Relief adına yardım toplamak amacıyla bir kez daha çaldı. 1994 yılının yazında ‘The Wall’u bir sahne müzikali olarak tekrar yazdığını açıkladı.
The Wall’ her insanın, kendisine yöneltilen eleştirileri duymaktan ve hatalarıyla yüzleşmekten kaçındığı için etrafına ördüğü sınırları sorgular zaten öykünün kahramanı da hem Pink hem de Mr. Floyd diye sözü edilen bir rock yıldızıdır. Film bir Amerika turnesisıra sında. otel odasında otururken Pink’in geçirdiği buhranı ve o gece verdiği konseri anlatır. Film kısmen otobiyografik. kısmen Barrett’ın düşüşüyle ilgili, kısmen de kurmacadır. Şüphesiz rock’n’roll tarihindeki bazı olaylardan da yaralanlımıştır. Bu nedenle de filmin sonunda görülen “Gerçek kişilerle olan benzerlikler tamamen rastlantısaldır” söz lerine pek güvenilmemelidir.

WHEN THE TIGERS BROKE FREE (Waters)

Anzio Beachhead, 1944 yılının Ocak ayında, İtalya’da müttefik harekatının pek çok ölüme neden olduğu yerlerden birisidir. Waters’ın babasının Anzio Beachhead’de ölümünü anlatan bu şarkı, albüm için yazılmış olmasına karşın, ilk kez, birinci kıtası filmin başlangıcında kullanıldığında duyuldu. Şarkının ikinci ve üçüncü kıtaları “Another Brick In The Wall”un I. Bölümü’nden sonra kullanıldı. “The Final Cut”ın, “Wall”dan çıkarılan kısımlardan ve film müziğinden oluşan bir derleme olması düşünülüyordu ve bu sırada parça bir 45’lik olarak (üstünde filmden görüntülerin bulunduğu muhteşem bir kapağı vardı, Harvest HAR 5222) piyasaya sürüldü.

EMPTY SPACES (Waters)
Canlı çalınan gösterilerde ve fılmde bu enstrümental parçanın yerine, temelde melodisi aynı olan “What Shall We Do Now” çalındı. Albümün “geriye doğru” mesajıyla ünlü parçası budur. CD çalarIarı saat yönünün aksine işleyebilen okurlar için mesaj şöyledir: “Tebrikler, gizli mesajı sonunda buldunuz. Cevabınızı Chalfont’taki Funny Çiftliği’nde oturan Yaşlı Pink’e gönderiniz”. Piyasaya sürülen ilk CD’de bu parça ve “Young Lust” yanlışlıkla tek parça olarak belirtilmişti.

WHAT SHALL WE DO NOW (Waters)
Dikkatli okurlar Waters’ın liste halinde şarkı sözleri olan şarkılarından birisi olan bu parçanın albümde duyulmadığını hemen farkedeceklerdir. Şarkı son dakikada çıkartıldı. Çünkü parçalar, üçlü albümü ikili bir albüme indirebilmek için kısaltılıyordu. Ama çoktan matbaaya gönderilmiş şarkı sözlerini kapaktan çıkarmak için geç kalınmıştı (şarkı sözleri bütün CD versiyonlarından çıkarıldı).

YOUNG LUST (Waters/Gilmour)
Waters, Gilmour’dan “The Nile Song”da gösterdiği performansı, “turneye çıkmış herhangi bir rock grubunun işi” olabilecek bu parça için tekrarlamasını istedi.
Pink’in karısının aşığının telefona cevap verişi ve sonra da telefonu kapatışı temsili sahnelerdi ama telefon operatörü gerçekti ve durumdan habersizdi. Söylediği her şeyi telefon konuşmasını gerçek sandığı için söylemişti.

ONE OF MY TURNS (Waters)
Kadın hayranlarından birisine karşı davranışiarından nefret eden ve aynı zamanda da karısının ihanetine ve evliliğinin sona ermesine üzülen Pink, otel odasının altını üstüne getirir. Filmde bu sırada televizyonda “The Dambusters” vardır. Dambusters’ın asıl pilotlarından birisi Leonard Cheshire’dı. Cheshire, 1990’da Berlin’de Waters’ın yardım toplamak için “The Wall”u çaldığı yardım derneğinin kurucusuydu.
Adından söz edilmemesine karşın, bu şarkıda ritim gitarı Lee Ritenour çalar. Çünkü Gilmour’ın söylediğine göre “çalacak iyi bir bölüm bulamamıştı”. Kadın hayranın çıkardığı ses Roger’a aittir.

DON’T LEAVE ME NOW (Waters)
Çoğu zayıf ve bencil insan gibi Pink de karısının onu neden terk ettiğini anlaya maz. Karısına kötü davrandığı zamanları hatırlamaktadır da aslında.
Fim etkileyici görüntüleri ve canlandır maları öylesine birleştirmiştir ki bunları görseydi Freud’a gün doğardı herhalde.

ANOTHER BRICK IN THE WALL, PART 3 (Waters)
Kendini bir kenara atılmış hisseden Pink, artık insanların ona vereceği hiç bir şeye ihtiyacı olmadığını söyler.

GOODBYE CRUEL WORLD (Waters)
Pink’in etrafındaki duvar artık tamamlanmıştır, kendini arkadaşlarından ve sevdiği herkesten tamamen soyutlar. Bu şarkı albümün ve konserin ilk yarısını sona erdirir. Grubu seyirciler den ayıran gerçek duvara son tuğlanın yerleştirilmesi için de işareti verir.
Basla çalınan ve “Careful With That Axe, Eugene”i hatırlatan oktav Waters’ın en sevdiği oktavdır.

HEY YOU (Waters)
Asıl albüm kapağında bu şarkının sözlerinin yanlış yerde olması, parçaların sırasının son dakikada değiştirildiğinin bir başka göstergesidir. Bütün bunlar, Bob Ezrin albümü plağın dört tarafına sığdırmaya çabalarken ortaya çıktı. David Gilmour’ın perdesiz basla çaldığı parça filmden tamamen çıkarıldı. Ama filmin gösterime hazırlanmadan önceki halinde, kargaşa ve yağma görüntülerine eşlik ediyordu. Bu sahnelerden bazı görüntüler, filmle birlikte piyasaya sürülen bir fotoğraf albümünde yer almaktadır Pink FloydThe Wall (Avon, 1982).
“The Wall”un canlı olarak çalındığı zamanlarda “Hey You”, konser aralarının sonunda, hiçbir uyarı yapılmadan çalınırdı.
Waters “Hey You”yu 1984/88’deki konserlerinde çaldı ve parça 1994’teki Pink Floyd Turnesinde bis parçası oldu.

IS THERE ANYBODY OUT THERE?
(Waters)
Geç de olsa Pink içinde bulunduğu durumun farkına varır.
David Gilmour bu parça da çalamayacağını kabullendi ve ispanyol gitarını çalması için yerine bir stüdyo müzisyenini getirdi. Gilmour’a göre, parçaya yaptığı katkıdan dolayı Ezrin’in adı, bestecilerden birisi olarak Waters’la birlikte yazılmalıydı. Parçadaki “martı” sesleri “Echoes”un içinden çıkıp gelmiş gibidir. Konuşmalar ise, Amerika’da yayınlanan bir Western olan Gunsmoke’un Fandango adlı bölümünden alınmadır.

NOBODY HOME (Waters)
Hala otel odasında olan Pink durumunu gözden geçirmektedir. “Lastikli bantlar tutuyor ayakkabılarımı ayağımda” sözleri, Syd Barrett’ın Pink Floyd’la geçirdiği son haftalardaki davranışlarına yapılan bir göndermedir. Aynı şekilde “ölümlü kalıntılarımı ayakta tutacak kuyruklu bir piyano” sözleri de Rick Wright’a bir dokundurmadır.
Roger Waters parçayı canlı olarak çalarken (Pros & Cons ve ‘KAOS’ turnelerinde de çaldı), duvardaki bir boşluktan görülebiliyordu. Bu sırada bir “otel odasılında oluyordu. Odada bir masa, bir sandalye, otel odalarında bulunabilecek türden bir lamba ve bir de televizyon bulunuyordu. Televizyonun kanallarını değiştirirken çıkan sesler de hoparlörlerden açıkça duyulabiliyordu.

VERA (Waters)
Savaşın sonuna bir geri dönüş yapılarak babasının dönmeyişi üzerine, Pink’in kendisini kandırılmış gibi hissettiği gö rülür. Halbuki “ordudaki askerlerin gözdesi” Vera Lynn “Güneşli bir günde yeniden buluşacağız” (We’lI meet again, some sunny day) diye söz vermiştir. Fil. min başında, Lynn’in “The Little Boy That Santa Claus Forgot” adlı şarkısı duyulur.

BRING THE BOYS BACK HOME (Waters)

Trampeti Joe Porearo Oeffin çalar.
Bu parçanın, Pontarddulais Male Voice Choir eşliğinde söylenen bir yorumu film için yeniden kaydedildi. Bu yorum “When The Tigers Broke Free”nin B yüzünde de kullanıldı.

COMFORTABLY NUMB (Waters/Gilmour)
Pink’in menajeri (fılmde çok az bir rolü olan Bob Hoskins tarafından canlandırılan ve söylediği birazcık sözle çok fazla şey anlatan, parlak bir tipleme) ona konsere kadar eşlik etmek üzere gelir ama Pink konsere çıkacak halde değildir. Yalnızca para için endişelenen menajer hemen bir doktor getirir. Doktor Pink’e, onun bir süre “idare etmesini sağlayacak” bir iğne yapar. Buna benzer bir olay gerçekte de olmuştur.
Waters’ın şarkı sözleri Gilmour’ın bulduğu melodinin üzerine söylendi. GiImour bu melodiyi, i 978’deki solo albümünün stüdyo çalışmalarının sonunda yazmıştı. 1992’nin Temmuz ayında Gilmour, Nicky Horne’un radyo programına katıldığında, kendi yaptığı asıl demo kaydından kısa bir bölümün yayınıanmasına izin verdi. Piyasaya sürülen versiyon grubun kaydettiği iki farklı yorumun bir karışımıdır: Gilmour’ın tercih ettiği sert yorumla, Waters ve Ezrin’in tercih ettikleri daha yumuşak olan yorumun.
Gilmour’ın en parlak gitar sololarından birisine sahne olan “Come On Big Bum” (Gilmour bu parçaya bu adı takmıştl) o günden sonra, canlı çalınan parçalarınen çok sevilenlerinden biri oldu.

THE SHOW MUST GO ON (Waters)
Waters bu parçanın “Beach Boysvari” olmasını istiyordu. Pink Floyd’dan beklenen (bir şeyi yapacaksan en iyi şekilde yap) Beach Boys’dan vokalleri yapmalarını istemeleriydi. Bunu da hemen yaptılar. Ama Beach Boys, albümün temalarının özenle yarattıkları, (ama tamamen hatalı) sağlam imajlarına uymadığını söyleyip kendi turnelerine çıkınca, bu plan geri tepti. Parçada istenilen etki Bruce Johnston (1965’te Beach Boys’daki Brian Wilson’ın yerini almıştı), Joe Chemay (Beach Boys’la birlikte stüdyoda çalışan bir şarkıcı), Stan Farber, Jim Haas ve John Joyce sayesin de yaratıldı. Bu insanların hepsi, Waters’ın Berlin’deki gösterisi de dahil bütün “The Wall” konserlerine katıldılar. Chemay, Haas ve Joyce, Waters’ın 1987’deki konserlerinden birisine de misafir olarak katıldılar.
Aslında otuz beş saniye süren parça (‘Shine On’daki yorumu otuz bir saniyedir) 1994’te piyasaya sürülen CDde otuz saniyedir. Bu parça grubun kaydettiği en kısa parçadır.
Parçanın canlı olarak çalınan yorumlarında fazladan şarkı sözleri vardır. Bu sözler, asıl albümün kapağında yer almalarına karşın; yine albümün süresini kısaltmak için, albümün kendisine alınmadılar. Ama parça filmden de çıkartıldı.

IN THE FLESH (Waters)
Pink konsere gelir ama kendisini bir mitingde konuşma yapan faşist bir lider olarak görmektedir. Bu şarkıyla, albümün başlangıcındaki anlatıda da yer alan, aynı noktaya gelinir ve şarkı albümün açılış şarkısını tekrar eder (kaybolan soru işaretine dikkat edin). Film için şarkıyı yine Bob Geldof söylerken, Hammond orgunu Freddie Mandeli çalar.
Açıkça kurmaca olmalarına karşın, bunun ve bundan sonraki şarkının sözleri gerçek hayatta da bu türden düşüncelere sahip olan, zavallı insanlar tarafından benimsendi. Bu durum öyle bir noktaya geldi ki, 1987 yılında ırkçıların graffıtilerine, filmde kullanılan çapraz çekiçli !ogo da eşlik etmeye başladı. Hatta filmde rol alan pek çok (gerçek) skinhead figüran Geldof’un rol yaptıgına inanmadı.
Yine de Roger Waters solo turneleri sırasında parçayı büyük bir keyifle çaldı.

RUN LlKE HELL (Waters/Gilmour)
İlk dinlendiginde, dağınık bas partisyonu ve gitar girişi, sabit, diskovari, askeri müzik tarzındaki 2/4’Iük ritmi, şarkının çok basit bir şarkıymış izlenimini uyandırmasına neden olur. Ama Waters şarkının bu hızının, tehditkar şarkı sözlerine çok uygun oldugundan emindi.
Asıl Wall konserlerinde bu şarkı, uçan domuzun yeniden ortaya çıkması için uygun ortamı hazırlıyordu. O anda da Waters bu şarkıyı “seyirciler arasındaki bütün paranoyaklara” adayıp, şarkıyı ‘Run Like Fuck’ olarak tanıtmaktan büyük bir zevk alıyordu.
Müzigini, yine 1978 yılındaki solo albümü üzerinde çalışırken yaptıgı bu şarkı; Gilmour’ın çok sevdigi şarkılar arasındadır. Parçayı ’84’teki solo turnesinde ve Columbia Volcano Konseri’nin video filminde çaldı. Pink Floyd da 1987/ 89 turnelerinde ve ’90’da Knebworth’de çaldı. ’87’nin Kasım ayında, Atlanta’da yaptıkları kaydı ‘On The Turning Away’in B yüzü için kullandılar. Roger Waters da buna parçanın ‘Potsdamer’ miksini yaparak karşılık ver di. Bu miks Berlin’de canlı olarak kaydettigi ‘Another Brick In The Wall’ 45Iiginin B yüzünde yer aldı. Parça, sonuna alkışların eklendigi berbat bir dans parçasına dönüşmüştü.

WAITING FOR THE WORM’S (Waters)
Faşistler caddelere dagılmış bir haldeyken Pink (yani stüdyodaki Waters), bir megafondan sagcı grupların bu yürüyüşün yönünü tayin eder. Londra’da farklı ırklardan insanların oturdugu bölgelerden geçip Hyde Park’a dogru ilerlemelerini söyler. Parçanın 2 dakika 124’üncü saniyesinde sagdaki kanaldan duyulan tuhaf kahkahaya dikkat edin.

STOP (Waters)
Sonunda Pink ne hale geldiğini sorgulamaya başlar. Filmde Pink kendi yazdıgı bir şiir kitabından yalnızlık dolu’ satırlar okur. Başka şiirler de okur. Bunlardan bazıları “The Final Cut”taki “Your Possible Pasts”da ve Waters’ın “The Pros And Cons Of Hitch Hiking” albümündeki “5.11 AM (The Moment Of Clarity)” adlı parçada yeniden su yüzüne çıkarlar.

THE TRIAL (Waters)
Pink kendini kurtarabilmek için, kendine karşı dava açar. Artık kendi kendisinin savcısı, yargıci ve jürisidir. Olası tek ceza ve tek kurtuluş yolu duvarı yıkmak, durumuyla yüzleşmek ve toplumla ilişkilerini eski haline getirmektir. Filmde duvar parçalanırken duyulan çıgIık, bunu yapmanın Pink için hiç de kolay bir şey olmadıgını açıkça gösterir.

Waters, Ezrin’le birlikte yazdıgı şarkıyı abartılı bir tarzda söyleyerek, bir Gilbert ve Sullivan operetine benzetir. Yargıcın “dışkı boşaltmak istegiyle” dolu olduğunu söylemesinden sonra, “Devam et yargıç, kararını söyle!” diye bagıran bir ses duyulur.

OUTSIDE THE WALL (Waters)
Albümün son şarkısını en iyi Waters’ın kendi sözleri anlatır: “Bu son şarkı şunları anlatmaktadır: ‘Işte hepsi buydu, artık her şeyi gördünüz. Elimizden gelen gerçekten de bu kadar. Ve bütün bunlar biz degildik. Asıl bizi şimdi göreceksiniz. Bizi, ilgili oldugu şeyler üzerine ufak bir tiyatro gösterisi yaparken izlediniz. Sizleri gerçekten de çok seviyoruz’.”
Parça canlı olarak çalındıgında her gece degişiklikler yapıldı. Bir keresinde Nick Mason akustik gitar, David Gilmour da mandolin çaldı.
Kendi saldırganlığı yüzünden dehşete düşen Waters, seyircisiyle arasındaki soyutlanmışlık duygusuyla ve hepimizin arasında zaten var olan sınırlarla ilgili bir düşünce albümü yapmayı düşünmeye başladı. Sonuçta ortaya çıkan “The Wall” oldu. Waters, projesinin üzerinde çalışmaya turnenin bitiminden iki ay sonra, 1977’nin Eylül ayında başladı. Başlangıcından beri bunu yalnızca bir albüm olarak değil, tiyatrovari bir konser ve film olarak da tasarladı. 1978’in Temmuz ayı geldiğinde grup arkadaşlarına, henüz işlenmemiş iki demo kaydı getirdi ve bunlardan birisini seçmelerini istedi. Bunlardan biri “The Wall”du. Öteki de grup üyelerinin çok kişiselolduğunu düşündükleri, daha sonra Waters’ın ilk solo albümü olacak olan “The Pros And Cons Of Hitch Hiking”di.

Albümün kaydına 1979’un Nisan ayında başlandı. Kayıtlar çoğunlukla Fransa’daki Superbear stüdyolarında (Gilmour ve Wright bir önceki yıl solo albümlerini bu stüdyoda yapmışlardı), New York’ta CBS’te ve Los Angeles’taki The Producers Workshop’ta yapıldı. Çalışmaların bazıları Londra’da Pink Floyd’un Britannia Row’daki stüdyolarında (daha sonra Nick Mason’ın olacaktır) yapıldı. Ama bu durum şirketin vergiyle ilgili sorunları nedeniyle açıklanmadı. Çünkü grup, birlikte büyük miktarda para yatırdıkları Norton Warburg adlı yatırımcılarının iflasından sonra, maddi açıdan dar boğaza girmişti.
Albümün yapımcılığını Bob Ezrin, David Gilmour ve Roger Waters üstlendi. Yardımcı yapımcı ise James Guthrie’ydi. Ne kapakta ne de albümün ilk kopyalarının etiketlerinde Wright’ın ya da Mason’ın adı geçiyordu. Gözden kaçırılan bu durum ilerki baskılarda çabucak düzeltildi. Adı belirtilmeyen pek çok stüdyo müzisyeni de albüme katkıda bulundu. Ezrin ve Gilmour Rick Wright’ın yerine çaldılar. Bunun ilk nedeni Wright’ın çok az gayret göstermesi ve bunun gitgide daha da azalmasıydı. Kayıtların sona ermesine yakın Waters ötekilere bir ültimatom verdi, ya Wright gruptan ayrılacaktı ya da Waters projeyi ıskartaya çıkaracaktı. Bu da hiç birisinin NortonWarburg kayıplarını telafi edemeyeceği anlamına geliyordu. Wright istemeye istemeye bu duruma razı oldu. Yalnızca canlı dünya prömiyerinde yapılan şovlarda ücret karşılığı çalmasına izin verildi. Galanın 14 Temmuz 1982’deki görülmeyen tek grup üyesi Wright’tı.

Hipgnosis geleneğinden vazgeçilerek yerine politik bir karikatürist olan Gerald Scarfe seçildi. Scarfe aynı zamanda “Wish You Were Here”daki canlandırma projeksiyon gösterilerinin tasarımını da yapmıştı. Yalnızca albüm kapağının tasarımını yapmakla kalmadı, sahne şovları için kuklalar ve tanıtım videoları, film ve konserler için de canlandırma filmleri yaptı. Kapakta hiçbir şekilde yazıyer almamasına karşın; şeffaf, çıkartılabilen. plastik bir etikete plakla ilgili bilgiler eklendi. 1994’te yeniden piyasaya sürülen albümdeki çıkartmada iddia edildiğinin aksine. kitapçıkta bırakın ‘ek’ fotoğrafları tek bir fotoğraf bile yoktu. Ama şarkı sözleri daha büyük ve daha okunaklı bir biçimde basılmıştl. Daha da garip olanı, parçaların ilk CD’dekinden farklı bir biçimde başlayıp bitmesiydi. Bunun nedeni, şarkı aralarında temiz boşluklar olmasından çok. her şarkının kendine ait “niusique concrete”li geçişlerinin olmasıydı. Bu albümün çalındığı konserler, bir rock grubu tarafından sahneye konulan en görkemli gösteriler oldu. Sahnede çalarken etraflarına karton tuğlalardan bir duvar örülüyordu ve konserin geri kalanını gözlerden uzak bir biçim de çalıyorlardı. Bir sinema perdesi işlevini gören duvara; projeksiyondan, aralarında Scarfe’ın canlandırmalarının da bulunduğu görüntüler yansıtılıyordu. Sahneye bir alev topu içersinde çarpan uçak, tıpkı uçan domuz gibi yeniden ortaya çıktı. Grup sahneyi aynı zamanda yaklaşık 12 metre yüksekliğindeki kuklalarla paylaşıyordu. Sahne şovlarının güçlüğü ve maliyeti nedeniyle “The Wall” yalnızca dört şehir de çalındı: 1980’in Şubat’ında New York ve Los Angeles’ta, 1980’in Ağustos’unda Londra’da ve 1981’in Şubat’ın da Dortmund’da. 1981 yılının Haziran ‘ında Londrada filme alınmasına izin verilen başka konserler de bunları takip etti. Sonuçta ortaya çıkan filmler hiçbir zaman kamuya sunulmadı (en azından yasal olarak gösterilmediler). Senaryosunu Roger Waters’ın yazdığı ve Alan Parker’ın yönettiği filme bu görüntülerden bazı sahnelerin alınması amaçlanıyordu. Waters, Scarfe ve Parker senaryonun yorumlanmasında anlaşmazlığa düştükleri için filmin yapımı gerçekten de çok güç oldu. Üçünün de filmi bir uzlaşma olarak nitelendirmelerine karşın, yönetmen olduğu için son sözü Parker söyledi.
1990 yılında Waters. “The Wall”u Berlin’de ünlü oyuncuların yer aldığı bir kadroyla, Memorial Fund for Disaster Relief adına yardım toplamak amacıyla bir kez daha çaldı. 1994 yılının yazında ‘The Wall’u bir sahne müzikali olarak tekrar yazdığını açıkladı.
The Wall’ her insanın, kendisine yöneltilen eleştirileri duymaktan ve hatalarıyla yüzleşmekten kaçındığı için etrafına ördüğü sınırları sorgular zaten öykünün kahramanı da hem Pink hem de Mr. Floyd diye sözü edilen bir rock yıldızıdır. Film bir Amerika turnesisıra sında. otel odasında otururken Pink’in geçirdiği buhranı ve o gece verdiği konseri anlatır. Film kısmen otobiyografik. kısmen Barrett’ın düşüşüyle ilgili, kısmen de kurmacadır. Şüphesiz rock’n’roll tarihindeki bazı olaylardan da yaralanlımıştır. Bu nedenle de filmin sonunda görülen “Gerçek kişilerle olan benzerlikler tamamen rastlantısaldır” söz lerine pek güvenilmemelidir.

WHEN THE TIGERS BROKE FREE (Waters)

Anzio Beachhead, 1944 yılının Ocak ayında, İtalya’da müttefik harekatının pek çok ölüme neden olduğu yerlerden birisidir. Waters’ın babasının Anzio Beachhead’de ölümünü anlatan bu şarkı, albüm için yazılmış olmasına karşın, ilk kez, birinci kıtası filmin başlangıcında kullanıldığında duyuldu. Şarkının ikinci ve üçüncü kıtaları “Another Brick In The Wall”un I. Bölümü’nden sonra kullanıldı. “The Final Cut”ın, “Wall”dan çıkarılan kısımlardan ve film müziğinden oluşan bir derleme olması düşünülüyordu ve bu sırada parça bir 45’lik olarak (üstünde filmden görüntülerin bulunduğu muhteşem bir kapağı vardı, Harvest HAR 5222) piyasaya sürüldü.

EMPTY SPACES (Waters)
Canlı çalınan gösterilerde ve fılmde bu enstrümental parçanın yerine, temelde melodisi aynı olan “What Shall We Do Now” çalındı. Albümün “geriye doğru” mesajıyla ünlü parçası budur. CD çalarIarı saat yönünün aksine işleyebilen okurlar için mesaj şöyledir: “Tebrikler, gizli mesajı sonunda buldunuz. Cevabınızı Chalfont’taki Funny Çiftliği’nde oturan Yaşlı Pink’e gönderiniz”. Piyasaya sürülen ilk CD’de bu parça ve “Young Lust” yanlışlıkla tek parça olarak belirtilmişti.

WHAT SHALL WE DO NOW (Waters)
Dikkatli okurlar Waters’ın liste halinde şarkı sözleri olan şarkılarından birisi olan bu parçanın albümde duyulmadığını hemen farkedeceklerdir. Şarkı son dakikada çıkartıldı. Çünkü parçalar, üçlü albümü ikili bir albüme indirebilmek için kısaltılıyordu. Ama çoktan matbaaya gönderilmiş şarkı sözlerini kapaktan çıkarmak için geç kalınmıştı (şarkı sözleri bütün CD versiyonlarından çıkarıldı).

YOUNG LUST (Waters/Gilmour)
Waters, Gilmour’dan “The Nile Song”da gösterdiği performansı, “turneye çıkmış herhangi bir rock grubunun işi” olabilecek bu parça için tekrarlamasını istedi.
Pink’in karısının aşığının telefona cevap verişi ve sonra da telefonu kapatışı temsili sahnelerdi ama telefon operatörü gerçekti ve durumdan habersizdi. Söylediği her şeyi telefon konuşmasını gerçek sandığı için söylemişti.

ONE OF MY TURNS (Waters)
Kadın hayranlarından birisine karşı davranışiarından nefret eden ve aynı zamanda da karısının ihanetine ve evliliğinin sona ermesine üzülen Pink, otel odasının altını üstüne getirir. Filmde bu sırada televizyonda “The Dambusters” vardır. Dambusters’ın asıl pilotlarından birisi Leonard Cheshire’dı. Cheshire, 1990’da Berlin’de Waters’ın yardım toplamak için “The Wall”u çaldığı yardım derneğinin kurucusuydu.
Adından söz edilmemesine karşın, bu şarkıda ritim gitarı Lee Ritenour çalar. Çünkü Gilmour’ın söylediğine göre “çalacak iyi bir bölüm bulamamıştı”. Kadın hayranın çıkardığı ses Roger’a aittir.

DON’T LEAVE ME NOW (Waters)
Çoğu zayıf ve bencil insan gibi Pink de karısının onu neden terk ettiğini anlaya maz. Karısına kötü davrandığı zamanları hatırlamaktadır da aslında.
Fim etkileyici görüntüleri ve canlandır maları öylesine birleştirmiştir ki bunları görseydi Freud’a gün doğardı herhalde.

ANOTHER BRICK IN THE WALL, PART 3 (Waters)
Kendini bir kenara atılmış hisseden Pink, artık insanların ona vereceği hiç bir şeye ihtiyacı olmadığını söyler.

GOODBYE CRUEL WORLD (Waters)
Pink’in etrafındaki duvar artık tamamlanmıştır, kendini arkadaşlarından ve sevdiği herkesten tamamen soyutlar. Bu şarkı albümün ve konserin ilk yarısını sona erdirir. Grubu seyirciler den ayıran gerçek duvara son tuğlanın yerleştirilmesi için de işareti verir.
Basla çalınan ve “Careful With That Axe, Eugene”i hatırlatan oktav Waters’ın en sevdiği oktavdır.

HEY YOU (Waters)
Asıl albüm kapağında bu şarkının sözlerinin yanlış yerde olması, parçaların sırasının son dakikada değiştirildiğinin bir başka göstergesidir. Bütün bunlar, Bob Ezrin albümü plağın dört tarafına sığdırmaya çabalarken ortaya çıktı. David Gilmour’ın perdesiz basla çaldığı parça filmden tamamen çıkarıldı. Ama filmin gösterime hazırlanmadan önceki halinde, kargaşa ve yağma görüntülerine eşlik ediyordu. Bu sahnelerden bazı görüntüler, filmle birlikte piyasaya sürülen bir fotoğraf albümünde yer almaktadır Pink FloydThe Wall (Avon, 1982).
“The Wall”un canlı olarak çalındığı zamanlarda “Hey You”, konser aralarının sonunda, hiçbir uyarı yapılmadan çalınırdı.
Waters “Hey You”yu 1984/88’deki konserlerinde çaldı ve parça 1994’teki Pink Floyd Turnesinde bis parçası oldu.

IS THERE ANYBODY OUT THERE?
(Waters)
Geç de olsa Pink içinde bulunduğu durumun farkına varır.
David Gilmour bu parça da çalamayacağını kabullendi ve ispanyol gitarını çalması için yerine bir stüdyo müzisyenini getirdi. Gilmour’a göre, parçaya yaptığı katkıdan dolayı Ezrin’in adı, bestecilerden birisi olarak Waters’la birlikte yazılmalıydı. Parçadaki “martı” sesleri “Echoes”un içinden çıkıp gelmiş gibidir. Konuşmalar ise, Amerika’da yayınlanan bir Western olan Gunsmoke’un Fandango adlı bölümünden alınmadır.

NOBODY HOME (Waters)
Hala otel odasında olan Pink durumunu gözden geçirmektedir. “Lastikli bantlar tutuyor ayakkabılarımı ayağımda” sözleri, Syd Barrett’ın Pink Floyd’la geçirdiği son haftalardaki davranışlarına yapılan bir göndermedir. Aynı şekilde “ölümlü kalıntılarımı ayakta tutacak kuyruklu bir piyano” sözleri de Rick Wright’a bir dokundurmadır.
Roger Waters parçayı canlı olarak çalarken (Pros & Cons ve ‘KAOS’ turnelerinde de çaldı), duvardaki bir boşluktan görülebiliyordu. Bu sırada bir “otel odasılında oluyordu. Odada bir masa, bir sandalye, otel odalarında bulunabilecek türden bir lamba ve bir de televizyon bulunuyordu. Televizyonun kanallarını değiştirirken çıkan sesler de hoparlörlerden açıkça duyulabiliyordu.

VERA (Waters)
Savaşın sonuna bir geri dönüş yapılarak babasının dönmeyişi üzerine, Pink’in kendisini kandırılmış gibi hissettiği gö rülür. Halbuki “ordudaki askerlerin gözdesi” Vera Lynn “Güneşli bir günde yeniden buluşacağız” (We’lI meet again, some sunny day) diye söz vermiştir. Fil. min başında, Lynn’in “The Little Boy That Santa Claus Forgot” adlı şarkısı duyulur.

BRING THE BOYS BACK HOME (Waters)

Trampeti Joe Porearo Oeffin çalar.
Bu parçanın, Pontarddulais Male Voice Choir eşliğinde söylenen bir yorumu film için yeniden kaydedildi. Bu yorum “When The Tigers Broke Free”nin B yüzünde de kullanıldı.

COMFORTABLY NUMB (Waters/Gilmour)
Pink’in menajeri (fılmde çok az bir rolü olan Bob Hoskins tarafından canlandırılan ve söylediği birazcık sözle çok fazla şey anlatan, parlak bir tipleme) ona konsere kadar eşlik etmek üzere gelir ama Pink konsere çıkacak halde değildir. Yalnızca para için endişelenen menajer hemen bir doktor getirir. Doktor Pink’e, onun bir süre “idare etmesini sağlayacak” bir iğne yapar. Buna benzer bir olay gerçekte de olmuştur.
Waters’ın şarkı sözleri Gilmour’ın bulduğu melodinin üzerine söylendi. GiImour bu melodiyi, i 978’deki solo albümünün stüdyo çalışmalarının sonunda yazmıştı. 1992’nin Temmuz ayında Gilmour, Nicky Horne’un radyo programına katıldığında, kendi yaptığı asıl demo kaydından kısa bir bölümün yayınıanmasına izin verdi. Piyasaya sürülen versiyon grubun kaydettiği iki farklı yorumun bir karışımıdır: Gilmour’ın tercih ettiği sert yorumla, Waters ve Ezrin’in tercih ettikleri daha yumuşak olan yorumun.
Gilmour’ın en parlak gitar sololarından birisine sahne olan “Come On Big Bum” (Gilmour bu parçaya bu adı takmıştl) o günden sonra, canlı çalınan parçalarınen çok sevilenlerinden biri oldu.

THE SHOW MUST GO ON (Waters)
Waters bu parçanın “Beach Boysvari” olmasını istiyordu. Pink Floyd’dan beklenen (bir şeyi yapacaksan en iyi şekilde yap) Beach Boys’dan vokalleri yapmalarını istemeleriydi. Bunu da hemen yaptılar. Ama Beach Boys, albümün temalarının özenle yarattıkları, (ama tamamen hatalı) sağlam imajlarına uymadığını söyleyip kendi turnelerine çıkınca, bu plan geri tepti. Parçada istenilen etki Bruce Johnston (1965’te Beach Boys’daki Brian Wilson’ın yerini almıştı), Joe Chemay (Beach Boys’la birlikte stüdyoda çalışan bir şarkıcı), Stan Farber, Jim Haas ve John Joyce sayesin de yaratıldı. Bu insanların hepsi, Waters’ın Berlin’deki gösterisi de dahil bütün “The Wall” konserlerine katıldılar. Chemay, Haas ve Joyce, Waters’ın 1987’deki konserlerinden birisine de misafir olarak katıldılar.
Aslında otuz beş saniye süren parça (‘Shine On’daki yorumu otuz bir saniyedir) 1994’te piyasaya sürülen CDde otuz saniyedir. Bu parça grubun kaydettiği en kısa parçadır.
Parçanın canlı olarak çalınan yorumlarında fazladan şarkı sözleri vardır. Bu sözler, asıl albümün kapağında yer almalarına karşın; yine albümün süresini kısaltmak için, albümün kendisine alınmadılar. Ama parça filmden de çıkartıldı.

IN THE FLESH (Waters)
Pink konsere gelir ama kendisini bir mitingde konuşma yapan faşist bir lider olarak görmektedir. Bu şarkıyla, albümün başlangıcındaki anlatıda da yer alan, aynı noktaya gelinir ve şarkı albümün açılış şarkısını tekrar eder (kaybolan soru işaretine dikkat edin). Film için şarkıyı yine Bob Geldof söylerken, Hammond orgunu Freddie Mandeli çalar.
Açıkça kurmaca olmalarına karşın, bunun ve bundan sonraki şarkının sözleri gerçek hayatta da bu türden düşüncelere sahip olan, zavallı insanlar tarafından benimsendi. Bu durum öyle bir noktaya geldi ki, 1987 yılında ırkçıların graffıtilerine, filmde kullanılan çapraz çekiçli !ogo da eşlik etmeye başladı. Hatta filmde rol alan pek çok (gerçek) skinhead figüran Geldof’un rol yaptıgına inanmadı.
Yine de Roger Waters solo turneleri sırasında parçayı büyük bir keyifle çaldı.

RUN LlKE HELL (Waters/Gilmour)
İlk dinlendiginde, dağınık bas partisyonu ve gitar girişi, sabit, diskovari, askeri müzik tarzındaki 2/4’Iük ritmi, şarkının çok basit bir şarkıymış izlenimini uyandırmasına neden olur. Ama Waters şarkının bu hızının, tehditkar şarkı sözlerine çok uygun oldugundan emindi.
Asıl Wall konserlerinde bu şarkı, uçan domuzun yeniden ortaya çıkması için uygun ortamı hazırlıyordu. O anda da Waters bu şarkıyı “seyirciler arasındaki bütün paranoyaklara” adayıp, şarkıyı ‘Run Like Fuck’ olarak tanıtmaktan büyük bir zevk alıyordu.
Müzigini, yine 1978 yılındaki solo albümü üzerinde çalışırken yaptıgı bu şarkı; Gilmour’ın çok sevdigi şarkılar arasındadır. Parçayı ’84’teki solo turnesinde ve Columbia Volcano Konseri’nin video filminde çaldı. Pink Floyd da 1987/ 89 turnelerinde ve ’90’da Knebworth’de çaldı. ’87’nin Kasım ayında, Atlanta’da yaptıkları kaydı ‘On The Turning Away’in B yüzü için kullandılar. Roger Waters da buna parçanın ‘Potsdamer’ miksini yaparak karşılık ver di. Bu miks Berlin’de canlı olarak kaydettigi ‘Another Brick In The Wall’ 45Iiginin B yüzünde yer aldı. Parça, sonuna alkışların eklendigi berbat bir dans parçasına dönüşmüştü.

WAITING FOR THE WORM’S (Waters)
Faşistler caddelere dagılmış bir haldeyken Pink (yani stüdyodaki Waters), bir megafondan sagcı grupların bu yürüyüşün yönünü tayin eder. Londra’da farklı ırklardan insanların oturdugu bölgelerden geçip Hyde Park’a dogru ilerlemelerini söyler. Parçanın 2 dakika 124’üncü saniyesinde sagdaki kanaldan duyulan tuhaf kahkahaya dikkat edin.

STOP (Waters)
Sonunda Pink ne hale geldiğini sorgulamaya başlar. Filmde Pink kendi yazdıgı bir şiir kitabından yalnızlık dolu’ satırlar okur. Başka şiirler de okur. Bunlardan bazıları “The Final Cut”taki “Your Possible Pasts”da ve Waters’ın “The Pros And Cons Of Hitch Hiking” albümündeki “5.11 AM (The Moment Of Clarity)” adlı parçada yeniden su yüzüne çıkarlar.

THE TRIAL (Waters)
Pink kendini kurtarabilmek için, kendine karşı dava açar. Artık kendi kendisinin savcısı, yargıci ve jürisidir. Olası tek ceza ve tek kurtuluş yolu duvarı yıkmak, durumuyla yüzleşmek ve toplumla ilişkilerini eski haline getirmektir. Filmde duvar parçalanırken duyulan çıgIık, bunu yapmanın Pink için hiç de kolay bir şey olmadıgını açıkça gösterir.

Waters, Ezrin’le birlikte yazdıgı şarkıyı abartılı bir tarzda söyleyerek, bir Gilbert ve Sullivan operetine benzetir. Yargıcın “dışkı boşaltmak istegiyle” dolu olduğunu söylemesinden sonra, “Devam et yargıç, kararını söyle!” diye bagıran bir ses duyulur.

OUTSIDE THE WALL (Waters)
Albümün son şarkısını en iyi Waters’ın kendi sözleri anlatır: “Bu son şarkı şunları anlatmaktadır: ‘Işte hepsi buydu, artık her şeyi gördünüz. Elimizden gelen gerçekten de bu kadar. Ve bütün bunlar biz degildik. Asıl bizi şimdi göreceksiniz. Bizi, ilgili oldugu şeyler üzerine ufak bir tiyatro gösterisi yaparken izlediniz. Sizleri gerçekten de çok seviyoruz’.”
Parça canlı olarak çalındıgında her gece degişiklikler yapıldı. Bir keresinde Nick Mason akustik gitar, David Gilmour da mandolin çaldı.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

1 Kasım 2007 tarihinde Albümleri, Roger Waters Dönemi, Stüdyo Albümleri içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: