Eloy Tarihçesi

Eloy grubu müzik hayatına 70’lerin başında başlayan ve günümüze kadar 16 stüdyo albümü gerçekleştirdi. Son albümleri 1998 tarihli Ocean 2 oldu. Adını H.G.Wells`in “Zaman Makinası” kitabındaki barış-aşk temalı kurgusal yarış bölümünden alan grubun müzik trazı senfonik, space rock ile jazz etkileşimli sert rocktır. Müzikleri senfonik, space rock ile jazz etkileşimli sert rock müziğidir. Tarzlarına o yıllar en yakın gruplar olarak Pink Floyd, Yes, Peter Gabriel’li dönemlerindeki Genesis, Kansas ve Alan Parsons gösterilebilir.

Eloy’un asıl dinleyici kitlesi kendi ülkeleri almanya olmasına rağmenbaşta İngiltere ve İsviçre olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin müzik gruplarını ve dinleyicilerini etkisi altına almıştır. Amerikalı yapımcılar yabancı bir grubun kıtada ilgi görmeyeceğini düşündükleri için olsa gerek Amerika`da grubun tanıtımı hiç yapılmadı. Grubun solisti, gitaristi ve itici gücü Frank Bornemann`ın belirgin bir Almanca aksanı vardı. Bu da grubu diğer gruplardan ayıran bir etkendi. Bir diğer etkense parçaların en az beş altı dakika uzunluğunda olmasıydı ki çoğunluğu sekiz dokuz dakika sürer. Grubun kuruluştan 1972ye kadar süren tam kadrosu

Frank Bornemann – gitar
Erich Schriever – vokal, klavye
Manfred Wieczorke – gitar, bas, vokal
Helmuth Draht – davul
Wolfgang Stöcker – bas

İlk albümleri 1971 yılında Eloy adıyla piyasaya sürüldü. Politik söylemleri olan rocknroll formatında grubun saha sonra denemediği bir tarzdaydı. Phillips tarafından kısıtlı sayıda yeniden basıldıysa da şimdilerde bulunması ok zor ve pahallı olan sadece fanların ve koleksiyoncuların ilgilendiği bir albüm olarak biliniyor. Kişisel olarak yinede ben bu albümü çok başarılı bulduğumu söylemeliyim.

1973 yılında piyasaya çıkan ikinci albümleri Inside bir çok kişi tarafından Eloy`un gerçek ilk albümü olarak kabul edilir. İlk parça “Land Of Nobody” yumuşak ve yavaş başlar ve ardından 70’lerin progresif rock soundunda melodi ağırlıklı çalan gitar, hammond orgla kuvvetli ve cazibeli bas hatları ile devam eder. Bu albüm özellikle albüme adını veren parçada ve “Future City” parçasında kendini belli ettiği gibi flütsüz ilk dönem Jethro Tull ı adırmaktadır. Bazı parçalar Nursery Cryme dönemi Genesis i andırır. Genel olarak iyi bir albümdür. Bu dönem kadrosu şöyle;

Frank Bornemann – gitar, vokal
Manfred Wieczorke – org, gitar, vokal
Wolfgang Stöcker – bas
Fritz Randow – davul

Floating 1974 yılında çıkan dördüncü albüm olur ve yapısı itibariyle Inside albümünü adınırır, fakat çok yeni birşeyler sunmaz ve çok ilginç değildir. “Castle in the Air” daha sonra Eloy`un sıkça kullandığı şiirsel konuşma tarzına ilk olarak burada rastlarız ve albümdeki en iyi parça olarak yer alır. Bu albümde bas da Stöcker`in yerine Luitjen Janssen gelir.

1975 tarihli Power and the Passion teması babası “zaman yolculuğu” ilacı üzerine deneyler yapan bir bilim adamı olan genç bir adamın hikayesini anlatmaktadır. Genç adam birşekilde bu ilacı içer ve 1358 yılıına gider. Müzikten çok hikaye ağırlıklı bir albümdür. Bazı bölümleri konuşmalıdır ve sıkıcı olabilir. Gitarist Frank Bornemann ve davulcu bu albümde artan teknik kapasitelerini gösterirler. Grup gittikçe daha fazla karöaşık ve senfonik ses örgüleri kullanmaktadır. Başarılı bir albüm olduğunu söyleyebiliriz. Bu albümde gruba gitarda Detlef “Pitter” Schwaar ilave olur.

Dawn 1976 yılında piyasaya çıkar ve grubun kadrosunun değişip Frank Bornemann`ın tek orjinal üye olarak kaldığı bir forma girmiştir. Bu bugün dahi herkesce kabul edilen klasik, en yaratıcı ve yetenekleri en üst düzeydeki Eloy formatının oluşmasına yolaçmıştır. Bu kadro bu haliyle bir kaç albüm yapar. Bu yeni kadro şu isimlerden oluşmaktadır.

Frank Bornemann – gitar, vokal
Klaus-Peter Matziol – bas
Detlev Schmidtchen – klavyeler
Jürgen Rosenthal – davul
Müzikal olarak bu dönem albümlerinde büyük değişiklik vardır. Sound yenilendi, prodükiyon kalitesi yükseldi. Daha çok enstruman, yaylılar veya onların eşdeğer synthesizerleri kullanıldı. Bu çok sanatsal bir konsept albümdür ve dinleyiciden dikkat ister. Çok geniş, zengin bir altyapı ve süprizleri olan bazen yoğun, bazen boşluklu atmosferlere sahip bir çalışma olur. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Ardından gelen 1977 tarihli Ocean progresif rock tarihinin en başarılı konsept albümlerinden biridir. Kayıp kıta Atlantis`in meydana gelişi ve yıkılışını anlatan mükemmel müziikal atmosfere sahip yapısı özellikle “Poseidon’s Creation” bölümü rock dinleyici herkesi vuracak yapıya sahiptir. Benzersiz fretless bas hattı ardından takip eden slide gitar ile benzersiz bir deneyim yaşatır. Bu albüm sadece prograsif rock dinleyicisinin değil tüm rock müzik severlerin arşivlerinde bulundurmaları gereken bir başyapıttır.

1978 yılında başarılı bir Live albüm yayınladılar. Ocean`ın farklı, “The Sun Song”un da Almanca hikaye eklenerek uzatılmış bir versiyonu yer aldı.

1979 Silent Cries and Mighty Echoes albümleri yayınlandı. Kanımca bugüne değin bir Pink Floyd albümüne en yakın ve en başarılı albümlerden biridir. Frank Bornemann gitar sitilini David Gilmour`a olabildiğince yaklaştırdı. Ancak bütün bu benzerliklere rağmen Eloy kendi stilini, temalarını ve soundunu da korudu. Tüm benzerliğine karşın kendi farklılığı ile rock dünyasında yıllar geçse de asla eskimeyecek havası bulunmakta. Eğer progresif rock dinliyorsanız bu albümü mutlaka edinmelisiniz.

1980 yılı Eloy bir başka albümle, Colours ile dinleyicilerinin karşısına çıktı. Yine bu albümde de yetkin ve başarılı müzikal çizgisini sürdürdü. Birçoklarına göre yine en iyi ve kesinlikle dinlenmesi gereken albümlerinden biridir. Alan Parsons ve Genesis in 70lerdeki çizgisinde olan albüm lezzetli ve kaliteli vokal, gitar ve klavye sololarıyla oldukça zengin bir yelpazeye sahip havası vardır. Bu albüm aynı zamanda klasikleşen Pink Floyd tarzından daha ağır, daha vurmalı ağırlıklı, ve daha orjinal bir havaya geçiş yapmıştır. O yılki kadro;

Frank Bornemann – gitar, vokal
Klaus-Peter Matziol – bas
Hannes Arkona – gitar
Hannes Folberth – klavyeler
Jim McGillivray – davul

Ne yazık ki 1981 yılıyla birlikte Eloy başladığı değişimde ucu kaçmış belirsiz formlara başlamıştır. İlk olarak gerçekleştirdikleri Planets ve daha sonra 1982 yılında çıkan Time to Turn albümleri ile hayranlarının gözünde hayal kırıklıkları yaratmıştır. Her nekadar iki albüm aslında birbirine bağlı konsept albüm olarak hazırlanarak bu konudaki başarılarını sürdürseler de beklentilerin uzağında kalmışlardır. Planets albümünden “Point of No Return” ve “Sphinx” bildik kendine özgü synthesizer ağırlıklı Eloy soundları taşır. “Through a Somber Galaxy” (from Time to Turn) is OK but musically based on a theme that was thoroughly explored on the Colours album. Time To Turn albümüne adını veren başarılı çalışma dahi albümü kırtarmaya yeterli değildir. Elektro gitar artık kaybolmuş soloları yok olmuştur. Davulda bu iki albümde de McGillivray`ın yerine Fritz Randow geldi.

1983 yılı Performance önceki ikisiyle kıyaslandığında daha iyi bir albümdür. İlk dönemlerdeki kadar olmasa da son iki albümden daha senfonik ve canlı performans ve düzenlemelere sahiptir. Grubun soundunun halen synth ağırlıklı olmasına karşın yine de son dönemdeki kişilik krizini atlattığı hissini uyandırır.

1984 yılında çıkan Metromania, yine synth ağırlıklı olmasına karşın sert metal yapısı ve başarılı gitar ağırlığıyla grupta bir dönüşümü işaret eder. Sert, ağır solistin bağırması, konuşma ve şarkı söyleyişiyle kesinlikle yoğun bir Roger Waters/The Wall sounduna sahiptir. “All Life is One” samimi, kozmik vocoderli vokaller The Wall“dan Dont Leave Me Now havası hemen sezilir. Ancak bu albüm Eloy`un grup performansıyla kaydettiği son albümdür.

Kuruluşundan itibaren hemen her yıl albüm yapan Eloy 1984 -1988 yıllarında dört yıl müziğe ara verdi. 88 yılında RA albümüyle dönüş yaptı. Ancak hiç dönmeselerdi daha iyi olurdu diyebileceğimiz bu dönem albümde Eloy artık sadece Frank Bornemann ve klavyede Michael Gerlach den oluşuyordu. Birçok stüdyo müzisyeni konuk olarak yer almasına rağmen sayfadaki diğer görüşlerini çevirdiğim yazara bu konuda hiç katılmayarak kesinlikle kötü bir albüm olduğunu söyleyebilirim.

Rarities albümü grubun singlelarında yer alan veya yayınlanmayan ilk dönem parçalarından oluşuyordu. Özellikle “Wings of Vision” klasik (Collins/Banks) Genesis havasındadır. Yine bu albümdeki “Let the Sun Rise in Your Brain” oldukça başarılı bir çalışmadır. Ancak yine de çoğunlukla koleksiyoncular için bir albümdür.

1992 yılı albümü Destination bir başka Bornemann/Gerlach çalışmasıdır. Bütünüyle heavy rock temalar içerir hatta zaman zaman metale uzanan pasajları vardır. Grubun orjinal kadrosunda yer alan basçı Klaus Peter Matziol iki parçada albüme katkı yapar. Vokallerde Bornemann`ın stili bu kez çok yoğun olarak Jon Anderson/Yes etkisindedir.

Eloy`un genel olarak incelemesini yapacak olursak ilk döneminin ağırlıklı olarak gitar, hammond org, bas ve davullu saf bir Floydian prog-rock formatında olduğunu söyleyebiliriz. Frank Bornemann’ın vokalleri kulaklarda Alman aksanıyla Jethro Tull`un Ian Anderson`unu andırır. Bu özellikle Inside albümündeki uzay müziği formatında bir albüm yüzü boyunca süren “Land Of No Body” aldı parçada kendini gösterir. Floating kuru bir girişin aldından synthesizerlar ilave olur ve müziklerine yeni boyutlar eklenir. The Power And The Passion uzun synth soundlarıyla dolu trippy konsept albüm serisinin ilk başlangıcı oldu. Gilmourvari gitar ve evrenin gelişimi hakkında çok daha iddialı sözler söylüyordu. Bir sonraki albümleri Dawn, yaylıların da katılımıyla teknik olarak çok başarılı mikslenen bir albüm oldu. Ancak Silent Cries ile herne kadar özellikle “The Vision–Burning” adlı parçadaki kadın vokalinin Pink Floyd’s “The Great Gig In The Sky.” anımsatması yapmasına rağmen kesinlikle kendine özgün bir stili olduğu söylenmelidir. 80li yıllardaki albümleri ya iki klavye, ya iki gitar yada bir gitar bir klavye ile gerçekleştirilmiş alternatifli çalışmalardır. Sonuç olarak zengin bir sounda sahip Planets albümü bu kombinasyonlardan oluşmuştur. İlahi synth motiflerine yine orkestra katkısıyla, Bornemann etkileyici sololar atar.
1992 yılında Ocean II yoğun istek ve beklenti üzerine piyasaya çıkar. Aradan geçen onca zamana karşın öz Eloy müziğinin kaybolmadığının bir göstergesidir sanki. Yine Frank Bornemann arkadaşları Klaus Peter Matziol, klavyeci Michael Gerlach ve yeni davulcu Bodo Schopf`u bir araya toplayarak ne yazık ki uzun soluklu olmayacak bir reunion gerçekleştirir. Bornemann ve Klaus Peter Matziol son derece başarılıdırlar. Gerlach’ın klasik ARP ve Moog synth çalış stili yine bizi 70li yıllara götürür. Hernekadar Bodo Schopf`un davul stili Jurgen Rosenthal`in yanına yaklaşamasa da son derece yeterlidir. Yine uzun formatta örneğin 13 dakikalık “Reflections from the Spheres Beyond” gibi parçalar vardır. Okan DOĞU & Daniel Briggs Teşekkürler Nazan Demir

Eloy hakkında Türkçe bir yazı da Anatolian Rock sitelerinde Cem Metin tarafından yazılmış.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

22 Ekim 2007 tarihinde Prog Grupları içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: