Pink Floyd İle Tanışma

Nasıl Başladı?

Pink Floyd Pulse konseri resimlerim

Londra Earls Court konserlerinin girişindeki kafa heykellerinin önünde

Pink Floyd ile tanışmam 1979 yılına uzanır. Yurt dışında yaşayan abim o yaz Ankaraya geldiğinde aynı albümü sık sık çalıyordu. Salondan geçerken o sürede sıkça duyduğum bir hayvan sesi beni ürkütmüş ancak bir okadar da merak uyandırmıştı.

Abime hiç sormadım kim bunu söyleyenler diye. Ve abimin tatili bitti Viyanaya döndü. İçimde hep o sesi birkez daha duyma arzusu kalmıştı. O yıllarda akranlarım gibi Abba, Bee Gees ve en çok da Boney M dinleyen biri olduğum için (ilkokulda en sevdiğim parça “Yes – America” idi. Ancak o ayrı bir yazının konusu.) müzik ile ilgilenmiyordum o günlerde. Ve abimin müzik dolabının yanında bırakarak gittiği plaklar arasında o plağı buldum. Animals.işte tüm Pink Floyd ve hatta ciddi müzik maceram bundan sonra başladı. Bu albümün çıkışı ile iligili anılara yaşım maalesef el vermiyor zira o zamanlar ilkokulda bencileyin bir hayat yaşıyordum.
Albümlerin Çıkış Anıları

The Wall

Daha o albümün etkisini üzerimden atmamıştım ki, abimin evde bırakarak gittiği plak koleksiyonunu incelerken bir kara kapaklı albümün içerisinde daha Pink Floyd yazısını gördüm ve onu da dinlemeye koyuldum. İşte o albüm “Dark Side Of The Moon” idi. Tam olarak hatırlamadığım bir furyaya tutulmuştum aylar sürecek.

Her albümü keşfimde plak koleksiyonunda bir başka Pink Floyd albümüne daha rastlıyordum.
Bir diğer albüm 1972 de “La Valley” filmine yaptıkları “Obscured By Clouds” ve ardından ” Wish You Were Here” albümlerini keşfi ile ilk keşif dönemini kapattım. Oysa ki yıl 1979 idi ve bir baş yapıt daha beni bekliyordu. O yıllarda pek sık dinlemediğim TRT-3 radyosunda bir cumartesi Pink Floyd’un yeni albümü The Walldan bir parça çalacaklarını söylediklerinde anladım yeni albümün çıktığını.
İlk iş abime yazacağım bir mektupla albümü kendisinden istemek olmalıydı. Öyle de yaptım. Fakat o ilk olarak albümü en samimi arkadaşı için göndermişti. Bizim evde çok az kalacaktı. O gün dinledim tamamını. Sanırım bir tür şok geçiriyordum albüm bittiğinde. Daha sonra bir şekilde albümün bir kopyasını daha gönderdi abim. Ve işte tam olarak hatırlayamadığım kadar bir süre ( ~2 ay) kesintisiz sabah ve akşam 4 yüzden oluşan bu Long Play’i hatim etmek oldu en büyük işim.
Okul hayatımda sanki kendime bir destek bulmuştum. Hey dergisinde çıkan yazılarını toplamaya başladım. Daha sonra diğer dinlemediğim albümlerini edindim. Ummagumma ve Meddle en etkileyicileriydi o keşifler arasında.

Albümün çıkış noktasını bilmeyenler için tekrar edeyim. 1977 yılında Pink Floyd Animals turnesinin bir ayağı olan Montreal Kanada konserini vermek için 1976 olimpiyatlarına ev sahipliği yapan ünlü Montreal Stadyumundaydılar. Ne varki hem Pink Floyd, hem stadyum, hem de seyirciler böylesi büyük bir olaya hazır değillerdi.
Güvenlik göçleri böyle bir konserde ne yapacağını tam olarak bilmiyorlardı. Konser halka açık olarak yapılıyordu ve seyirciler çok erken saatlerde stadyuma alınmaya başladılar. Yaklaşık olarak grubun sahneye çıkmasına 8 saat kala içeri alınan kalabalık, 30 bin kişiye ulaştığında yaz’ın, alkolün ve konser vermek için kötü bir gün olan Çarşamba gününün etkisiyle büyük taşkınlıklar yapmaya konserden önce başladılar. Hatta grup konser sırasında seyircileri sakinleştirebilmek için repertuarlarında olmayan bir Blues parçası dahi çalmalarına rağmen seyirci taşkınlığı artarak devam etti.
Waters “Pigs On The Wing” parçasını söylerken seyirciler çok büyük bir havayi fişek ve ses bombaları patlatmaya başlayınca, Waters’ parçayı yarım keserek hakla gürültüyü kesmeleri uyarısında bulundu. Hatta Waters çılgınca histerik bir halde bağıran bir seyirciye tükürdü. Hatıralarına göre Waters’ı The Wall’u yazmaya zorlayan olay bu konser idi ve seyirciyle kendisi arasına bir duvar örerek bunu hicvetmek istiyordu. Kendi düşüncelerine göre, konserde seyirciler ile arasına bir duvar örecek ve albüm bittiğinde duvar da bitecekti.

The Final Cut

Yıllar geçti…Daha büyümüş daha bilinçli ve fanatik bir Floyd fan’ı haline gelmiştim. 1983 yılına geldik. En büyük haber kaynağımız o yıllarda FM bandında tek kanal olan, TRT-3 teki Stüdyo FM idi.
The Final CutBir cumartesi günü programı kayıtta bırakıp bir yandan da dinlerken bir rüzgar efekti başladı. Sanki Wish You Were Hereçalacaktı ama popüler parçalar yeni çıkan albümler çalarken neden böyle bir tercih yaptığını anlayamamıştım. O gün o dakikalar bugün gibi hatırımdadır. Çünkü ilk kez ergin yetişmiş biri olarak bir Pink Floyd albümü beklentisindeydim.
Programın yapımcısı Yavuz Aydar abi “birazdan haberimizi vereceğiz” dediğinde, önemli birşeylerin gelmekte olduğunu sezinlemiştim. Keşke o programın bir kaydını bulabilsem. Aslında kaydını yapmıştım ama o makara bantları bulabilmem neredeyse imkansız artık.

O yıllarda herhangi bir sanatçı ve albümü hakkında bilgi almak mucize olduğundan haberin ne olduğu tahmin etmek pek kolay değildi. Ve sonunda Yavuz abi parçanın sonuna doğru açıklamasını yaptı.

Pink Floyd’un yeni albümü “The Final Cut”‘ın çıktığını ve ertesi gün ( Pazar idi) albümün tamamını çalacağını söyledi. Kulaklarıma inanamadım. Hemen yapmakta olduğum kayıdı defalarca dinlemeye başladım. Parçanın ismi “Gunner’s Dream” idi. Hemen en yakın arkadaşlarıma haber verdim. Çünkü kendileriyle tanışalı beri okadar benden Pink Floyd’u duymalarına rağmen (duymak değil ezberletmek ve onunla yaşamak zorunda bırakmak da denebilir buna) herhangi bir albümünün çıkışlarına şahit olmamışlardı o güne kadar. Öyle mutluydum ki o gün. Hayatımın en güzel anlarından biri gibiydi sanki benim için. Pink Floyd’un albüm çıkışına toplam olarak tüm yaşantım boyunca 3 kere yaşadığımı düşünürseniz belki değerini anlayabilirsiniz benim için.

Öğlenden sonra grup olarak buluştuğumuz tüm arkadaşlarıma birşeyler ısmarladığımı hatırlıyorum. “Bugün Pink Floyd’un albümü çıktı hepinize benden çay dediğimde karşımda 10 kişi kadar vardı. Ertesi gün için o yıllardaki en yakın arkadaşım Fahri ve Ersin bana geldiler. Evde bulunan iki makara teybe ilaveten bir de komşumuzdan bir kaset teyp temin ettim. Programın saatinde herşey hazırdı. Hepimiz bir aletin kayıt düğmesine basarak programı olduğu gibi kaydetmeye başladık. Yavuz Aydar tüm albümü kesmeden olduğu gibi yayınladı. Bittiğinde “The Wall” sonrası bir hayal kırıklığı yaşadığımı hissettim. Zira “The Final Cut” grup üyelerinin de söylediği ve tepki gösterdiği gibi çok şahsi bir albümdü ve belki de sadece Pink Floyd ismi fazla yazılmıştı. Mükemmel bir Roger Waters solo albümü diyebilirdik aslında. Yine de kendime bile pek belli etmeden yaptığım kayıtları defalarca dinleyerek albümü ezberledim. Bugün “The Final Cut” albümünün Floyd’un en önemli albümlerinden biri olmasa da iyi bir albümü olduğunu düşünüyorum. Zira David Gilmour, Waters ile son derece kavgalı olsa da attığı sololar ve yaptığı katkı ile albümün kalitesini çok yükseltmiştir. Ancak albümün kayıtlarında önceleri Waters ile birlikte albümün prodüktörü olarak gözükmesine rağmen daha sonra aralarında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle Gilmour adını sildirmiştir.

Momentary Lapse Of Reason 

Bir Pink Floyd albümü olarak en ilgisiz kaldığım albüm olmuştur. Roger Waters’in gruptan ayrılmış olması dolayısı ile (ki Radio Momentary Lapse Of ReasonK.A.O.S. bence çok daha önemlidir her zaman) albümün çıktığını sanırım bir müzik dergisi vasıtasıyla öğrenmiştim. 1987 yılıydı ve hala internet bizim için daha on yıl sonrası bir konu demekti. Albümün çıktığını öğrendikten sonra İngiltere’deki bir arkadaşıma kasetini getirttim. (Bu arada gelen diğer iki kaset Yes – Big Genarator ve Jethro Tull – Crest Of A Knave idi ve o üç kaseti alabilmek için havaalanına kadar gitmem gerekmişti. Üç albümün tarihi kesişmeleri enteresan gelmişti). Albümü dinlediğimde Waters lirizmini ve konsept yaklaşımını bulamamış parçalarda aceleye gelmiş hissi uyandırmıştı. Bu albümü hala daha tam bir Pink Floyd albümü olarak benimsemiş değilim. Ancak ezelden beri albüm kapaklarını düzenleyen Storm Thorgeson bu albüm için benim The Wall dan sonra en başarılı bulduğum kapak dizaynını gerçekleştirmişti.

Delicate Sound Of Thunder
Benim kuşkusuz en unutamayacağım olay ayrı bir sayfada değinmeyi düşündüğüm Momentary Lapse Of Reason konserlerinin turnesini 1988 yılında Viyanada izleyebilmiş olmamdı. Bu müthiş konserin hemen ardından ilk kez tümüyle bir Pink Floyd konser albümünün çıkış tarihi bu turnenin bitimine rastlıyordu. Pek beklenmedik bir gelişme olan bu haber üzerinde pek durmadım. Zira benim için o tarihten sonra önemli olan konserin videosuna sahip olmaktı. Onu da ertesi yıl 1989 da Viyanada edinerek gerçekleştirdim.
The Division Bell

İşte öncesi ve sonrasıyla tamamen tarihsel olarak takip edebilmem, bu albümün çıkışının İngiltere de yaşadığım yıllara denk gelmesi ve bundan doğan fırsatları yakalamış olmamdan kaynaklanıyor.
The Division BellAlbümün çıkışından ve konser turnesinin başlayacağını aylar öncesinden öğrenmiş olduğum için hazırlıklıydım. Üstelik nedense bir başka Momentary Lapse Of Reason hayal kırıklığı yaşayacağımı düşündüğüm için o gün pek de acele etmedim.
Saat öğlen 11’e doğru gittim en yakın HMV’ye. Belki de beynim ancak bir Pink Floyd albümünü o saatten sonra kavrayabilir diye o saatte gitmek gelmiştir içimden. Aldım ve geri döndüm. Hem dinlemeye, hem de hatırladığım kadarıyla aynı anda aldığım Q dergisinden albümün eleştirisini okumaya başladım.
İlk dinleyişimde içindeki “Wish You Were Here” havasını sezdim. Bu his beni daha sonraları albümü defalarca dinleme itti. Bence başarılı bir albümdü. Üzerinde uğraşıldığı belli melodi ve konsept eksikliği olmayan bir albümdü. Piccadilly Circus’daki Tower Records’un vitrinlerindeki kocaman karton reklam panolarının resimlerini çektim. (Yine bir tesadüf bir diğer panoda Yes – Talk vardı). Ve bir mucize daha oldu ve albümün eleştirilerini okuduğum Q dergisinde Pink Floyd`un o efsanevi PULSE konserlerinin benim İngilterede yaşadığım zamana denk geleceğini öğrendim. Bunu okuduğumda duyduğum heyecan ve inanamama hissini anlatmam mümkün değildir. Ve işte belki de en muhteşem konseri hayatımda o yıl, o albümün turnesinde seyrettim. Eylül ayında Earl’s Court da 2 gece Pink Floyd dinleme şansım oldu. Konserden fotoğrafları PULSE / Division Bell turnesi Londra konser fotoğrafları linkinden görebilirsiniz.

P.U.L.S.E.

Bu albümün çıkışı da diğer konser albümü Delicate Sound Of Thunder gibi pek ilgi uyandırmadı bende. Ancak albümün CD dizaynı son derece çekici idi. Yine videosuna duyduğum ilgi vardı ancak bu kez bunu konserlerin bitişinden bir kaç gün sonra BBCde konserin tümünün TVdeki yayınını kaydettiğim için merakım pek kalmamıştı.

pftn hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi.

20 Ekim 2007 tarihinde PFTN, Pink Floyd Klasörü içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: